Lübnan Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: İsrail savaşın kapsamını genişletmemeli... Hizbullah'tan İsrail'e saldırmama konusunda söz aldık

Lübnan’ın Arap ülkelerinin ‘cesurca’ tutumlarıyla uyumlu bir tutum içerisinde olduğunu vurgulayan Lübnanlı Bakan, İsrail’le sınırlar konusunda 1949 tarihli Ateşkes Anlaşması’nın altını çizdi

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Dışişleri Bakanı Şarku'l Avsat'a konuştu: İsrail savaşın kapsamını genişletmemeli... Hizbullah'tan İsrail'e saldırmama konusunda söz aldık

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, Washington'dan Şarku’l Avsat’ın sorularını yanıtladı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib, İsrail'in Gazze Şeridi ve çevresinde Hamas Hareketi ile arasındaki savaşın kapmasını genişletmemesi gerektiğini söyledi. Gazze Şeridi'nde patlak veren son olayları ‘tehlikeli’ olarak nitelendiren Lübnanlı Bakan, bu durumun İsrail'in ‘kibrinden ve Filistin halkına yönelik aralıksız devam eden düşmanlığından’ kaynaklandığını belirtti.

Hizbullah'ın pazar sabahı Suriye ve İsrail sınırlarının birleştiği Golan Tepeleri’nin dibinde bulunan Şebaa Çiftlikleri’ndeki İsrail mevzilerine saldırdığını duyurmasından önce Washington'da Şarku'l Avsat'ın sorularını yanıtlayan Bakan Buhabib, Lübnan hükümetinin İsrail Lübnan'ı ‘taciz etmedikçe’ Hizbullah'tan Gazze savaşına müdahale etmeyeceği yönünde söz aldığını söyledi.

Gazze Şeridi'nde patlak veren son olayları ‘tehlikeli’ olarak nitelendiren Lübnanlı Bakan, bu durumun İsrail'in ‘kibri ve Filistin halkına yönelik aralıksız devam eden düşmanlığından’ kaynaklandığını belirtti. Lübnan’ın gelişmeler karşısında Arap ülkelerinin ‘cesurca’ tutumlarıyla uyumlu bir tutum içerisinde olduğunu vurgulayan Buhabib, Hizbullah'ın Lübnan hükümetinin çözebileceği Lübnan’a ait bir sorun olmaktan ziyade bölgesel bir sorun olduğunu kabul ettiğini kaydetti.

Lübnan-İsrail kara sınırlarının çizilmesi meselesine değinen Buhabib, bu sınırların 1923 yılında çizildiğini ve 1949 Ateşkes Anlaşması'nda da yer aldığını hatırlatarak Lübnan hükümetinin ‘Mavi Hat’tı sınır olarak görmediğini’ sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Joe Biden'ın Enerji ve Altyapıdan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein'ın iki ülke arasındaki deniz sınırlarıyla ilgili anlaşmaya varılmasından sonra kara sınırları üzerinde anlaşma sağlama çabalarının şu an devam eden savaş sona erene kadar ‘askıya alındığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan ülkesinde cumhurbaşkanlığına aday olmayı düşünmediğini belirten Buhabib, ‘er ya da geç’ cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağını kaydetti. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ni (UNHCR) ‘imparatorluk’ olarak nitelendiren Buhabibi UNHCR’nin Suriyeli mültecilerin Lübnan'a akınıyla ilgili tutumunu şiddetle eleştirdi. Lübnan’daki Suriyeli mülteci sayısının yaklaşık iki milyona, yani Lübnanlıların sayısının yüzde 50'sine ulaştığını ifade eden Buhabibi, Lübnan'ın aynı zamanda yaklaşık yarım milyon Filistinli mülteciye de ev sahipliği yaptığını hatırlatarak, Batı’nın, Arap ülkelerinin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetimindeki Suriye hükümetine yönelik açılımını durdurmak amacıyla ‘yoğun baskı uyguladığına’ işaret etti.

ABD'den Lübnan'a dönmek üzereyken Washington’daki bir kafede Şarku’l Avsat’a alelacele röportaj veren Lübnan Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları sık sık bazı üst düzey yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri nedeniyle kesintiye uğradı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Dışişleri ve Göçmenler Bakanı Abdallah Buhabib ile yaptığı röportajın tamamı:

- Artık herkes Gazze'de olup bitenleri izliyor. Bir savaş ilan edildi. Lübnan’ın yanı sıra tüm bölgede, 50 yıl önce olduğu gibi geniş çaplı bir savaşa sürüklenme endişesi hakim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Tüm bu olanlar son derece tehlikeli. Olaylar İsrail'in kibrinin bir sonucu. Çünkü İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta 2002'de düzenlenen Arap Birliği Zirvesi’nde kabul edilen ‘1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması, Filistinli mültecilerin sorununa adil çözüm bulunması, İsrail'in, Suriye'de Golan Tepeleri ile Lübnan'ın güneyinde işgal ettiği topraklardan çekilmesi, karşılığında da Arap ülkelerinin İsrail'i tanıması ve ilişkilerini normalleştirmesini’ öngören iki devletli barış planını reddediyor. Şu an İsrail ve özellikle mevcut hükümeti, uzlaşmazlık, kibir, küçük görme ve Filistin halkına ve hem Hıristiyanların hem de Müslümanların Kudüs'teki kutsal mekanlarına karşı hız kesmeden sürdürdüğü saldırılarıyla öne çıkıyor. Tüm bunların sonucu şu an tanık olduklarımız dışında olamazdı. Elbette hiçbirimiz Gazze Şeridi’nden böyle bir tepkinin gelmesini beklemiyorduk ama gözlemciler bir noktada olayların patlak vermesinden korkuyordu ve korkulan oldu.

- Lübnan'ın ve özellikle Hizbullah'ın bu savaşa sürüklenmesinden korkmuyor musunuz?

- Bugün yurt dışında olsam da Hizbullah'ın olan bitene müdahale etmeyeceğine dair söz verdiği  Başbakan ile iletişim halindeyim. Hizbullah, İsrail bizi taciz etmediği sürece olaylara müdahale etmeyecek. Bugün İsrail, kendini savunuyor, ancak savaşın kapsamını büyütmemeli ve genişletmemeli. Eğer savaşın kapsamı genişlerse o zaman ne olacağını ancak Allah bilir.

- Bu durum, halihazırda oldukça kırılgan bir halde olan Lübnan için tehlike oluşturmuyor mu?

Bakın, Lübnan’ın resmî kurumlarının zayıfladığına şüphe yok fakat güvenlik istikrarlı, ordumuz görevinin başında, iç ve dış politika devam ediyor. Hükümet çalışmalarını sürdürüyor ve görevlerini yerine getiriyor. Elbette birtakım sorunlarımız var ama Lübnan hükümetinin tutumları tüm Lübnan'ı temsil ediyor.

Arap ülkelerinin cesurca tutumu

- Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğer Arap ülkeleri, bir an önce ateşkes yapılması ve Filistinlilerin haklarını garanti eden barış anlaşması görüşmelerine dönüş çağrısında bulunmaya başladılar. Lübnan Arap ülkelerinin çağrıda bulundukları talepleri açıkça destekliyor mu?

Lübnan'ın ve diğer Arap ülkelerinin taleplerinin aynı olduğuna şüphe yok, ancak bunlar en başta Lübnan'ın talepleridir. Çünkü kendi varlığına ve kendi gücüne sahip, bağımsız bir Filistin devletinin kurulması bizim de çıkarımızadır. Bölgedeki her barış Lübnan’ın yararınadır. Bu yüzden Arapların bu cesurca tutumunu destekliyoruz. Ayrıca BM’yi barış sürecini yeniden başlatmaya ve iki devletli çözümün yeniden masaya yatırılması konusunda cesur bir karar almaya çağırıyoruz.

- Lübnan, deniz sınırlarının çizilmesiyle ilgili İsrail'le bir anlaşma yaptı. Kara sınırıyla ilgili başka bir anlaşmaya varılması konusunda da hareketlik başladı. Ancak Gazze'deki son gelişmeler bu hareketliliği etkiledi. Sizce bundan sonra ne olur?

Meselenin Lübnan ile İsrail arasındaki sınırların tanınması ya da netleştirilmesiyle ilgili olduğuna şüphe yok. Zira sınırlar 1923 yılında çizildi. Ancak uluslararası toplumun zamanı olmayacağı için sınır meselesiyle ilgili görüşmeler ertelenecektir. Şu an bunun sırası değil, çünkü önemli olan ateşkesin sağlanması ve barış sürecinin başlaması.

- Amos Hochstein’ın (görüşmelerle ilgili) son icraatı ne oldu?

Sınırların çizilmesine ilişkin görüşmeler bir süre önce başladı. Bu görüşmelere İsrail katılmadı. Biz de onlarca yıldır sıkıntı içinde olan Güney Lübnan'daki sorunların hafifletilmesiyle ilgileniyoruz. Bu sebeple BM’den ve ABD'den 1923 yılında Filistin ile Lübnan arasında çizilen ve 1949 yılında BM himayesinde Yunanistan'ın Rodos adasında imzalanan Ateşkes Anlaşması'nda yer alan sınırların netleştirilmesi konusunda bize ve İsrail'e yardım etmelerini istedik.

Lübnan’ın sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor?

Lübnan, bu sınırlar üzerinde ısrarcı mı? Zira bazı noktalarda net görüş ayrılıkları var.

Biz Mavi Hat'tı bir sınır olarak görmüyoruz, daha ziyade İsrail’in 2000 yılında geri çekildiği çizgi olarak görüyoruz. Bu nedenle ateşkes anlaşmasıyla çizilen sınır üzerinde ısrar ediyoruz. BM’nin arabuluculuğunda İsrail’le bazı noktalarda anlaştık. Bu yüzden Güney Lübnan’a biraz olsun huzur getirmek için çalışmaları tamamlamaya çabalıyoruz.

- Peki, ABD, Lübnan'ın bu görüşü ya da yaklaşımına karşı anlayışlı mı?

Amos Hochstein bunu dile getirdi ama sonuçta karar verecek olan İsrail'dir. Eğer İsrail istemezse onu buna zorlayamayacaklarını söylüyorlar. Artık Gazze'de ve çevresindeki çatışmalar duruncaya kadar her şey ertelenmiş durumda.

- ABD de dahil olmak üzere Lübnan devletinin Hizbullah’ın elinde olduğunu, dolayısıyla kararın Lübnan devleti tarafından değil, Hizbullah tarafından alındığını söyleyenler var. Bu konuda söyleyeceksiniz?

Bu söylemin temel bir dayanağı yok. Çünkü deniz sınırlarının çizilmesine ilişkin anlaşma mevcut Lübnan hükümetiyle yapıldı. O dönem cumhurbaşkanımız vardı. Şu an bir cumhurbaşkanımız yok ama er ya da geç bir cumhurbaşkanı seçeceğiz.

- Ne zaman?

Bilmiyorum. Bununla ilgili bir fikrim de yok. Ben milletvekili değilim ve bu konuyla ilgilenmiyorum.

“Cumhurbaşkanlığına aday değilim”

- Lübnan'daki her Maruni Hıristiyan, doğuştan cumhurbaşkanlığına adaydır. Siz de aday mısınız?

Asla. Ben aday değilim. Emekli olmayı ve son günlerimin tadını çıkarmak için cumhurbaşkanının seçilmesini ve hükümetin kurulmasını bekliyorum.

- Lübnan, yalnızca güney sınırı nedeniyle değil, aynı zamanda Suriye savaşı nedeniyle de kırılgan bir durumda. Son dönemde on binlerce, belki de yüzbinlerce Suriyeli mülteci Lübnan'a akın etti. Bu yoğun mülteci akışı ülkede büyük bir gerginliğe neden oldu. Bu akım neden birden yaşandı?

FOTO: Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib Washington'da röportaj verdiği sırada açıklamaları sık sık gelen telefon görüşmeleriyle bölündü (Ali Barada)
Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib Washington'da röportaj verdiği sırada açıklamaları sık sık gelen telefon görüşmeleriyle bölündü (Ali Barada)

Batılı ülkelerin uygulanan yaptırımlar nedeniyle Suriye ekonomisi çok kötü bir halde. Bundan dolayı köyünde işsiz yaşayan herkes göç etmek ister. Biz Lübnanlılar  bu durumu herkesten çok daha iyi biliriz. Çünkü siyasi ya da güvenlik nedenlerinden ziyade ekonomik nedenler yüzünden yurtdışına göç eden milyonlarca insanımız var. Neden geldiklerini anlıyoruz ama artık dayanamıyoruz. Lübnan’da iki milyon Suriyeli mülteci var. Bu sayı Lübnan'ın şu an beş milyon olan, ancak bir milyonu yurtdışında bulunan nüfusunun neredeyse yarısına denk geliyor. Şu an Lübnan’da 4 milyon Lübnanlı, 2 milyon Suriyeli ve yarım milyon da Filistinli var. Lübnan bunu kaldıramaz. Yaşanan sorunların aslında yaşanmaması gerekiyor. Çünkü uluslararası bir anlayış olmalı. BM, UNHCR'nin Lübnan'daki mültecilere para vermesi konusunda ısrar ettiği sürece, bu kişiler Lübnan'da kalacak ve ödemeler az da olsa geri dönmeyecekler. UNHCR ve Batılı ülkeler, bu kişileri siyasi mülteci olarak görüyor, ancak esasında öyle değiller.

“UNHCR imparatorluğu”

- Yani UNHCR’nin Lübnan için tehdit oluşturduğunu mu söylüyorsunuz?

Tehlike oluşturduğunu söylemiyorum ama çalışma şekli Lübnan'daki Suriyeli mültecilerin sayısını artırıyor. BM, kimin ekonomik mülteci, kimin siyasi mülteci olduğunu anlamak için Lübnan devleti ve hatta Suriyeli yetkililerle iş birliği yapsa UNHCR’ye fazla iş kalmayacak. UNHCR, bugün bir imparatorluk. Lübnan'daki durumu anlamalarını önemsiyoruz. Biz hükümet olarak, cumhurbaşkanından dışişleri ve içişleri bakanına kadar bu yıl ve geçtiğimiz yıl mültecilerle ilgili yaptığımız tüm toplantılarda BM’yi bu şekilde devam edemeyeceğimiz konusunda uyardık. Ancak Batı ülkeleri aynı tutumlarını sürdürmekte ısrarcılar.

Batı’nın baskısı

- Arap ülkeleri Lübnan'ın sorunlarının çözümüne nasıl katkıda bulunabilir? Lübnan'ın yaşadığı bu sorunların çözümü için önde gelen Arap ülkeleriyle iletişim halinde misiniz?

Suriye ile Arap İrtibat Komitesi, Arap Birliği (AL) ve AL Genel Sekreteri ile birlikte beş ülkeden oluşuyor. Lübnan da bu ülkelerden biri. Komite çalışmaları başlarda coşkuyla başladı ama Batı ülkeleri, Suriye rejimine hiçbir taviz verilmemesi ve Suriye’nin AL üyeliğine geri dönmesiyle yetinilmesi konusunda komiteye yoğun bir baskı uyguladı.

Hizbullah

- Lübnan hükümetinin Arap ülkeleriyle arasını düzeltmeye yönelik girişimleriniz var mı?

Arap ülkeleriyle ilişkilerimiz iyi. Aramızda kesintisiz bir iletişim ve kalıcı iş birliği var. Biz Hizbullah'ı, Lübnan hükümetinin çözebileceği sadece Lübnan’a ait bir sorun olarak değil, bölgesel bir sorun olarak görüyoruz. Dolayısıyla bu konuda daha iyi bir anlayış olduğunu söylemek istiyorum. Buna karşın birlikte nasıl yaşayacağımız konusunda da mutabakatın sağlanması amacıyla daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. Arap ülkeleri, özellikle de Körfez ülkeleri, Lübnan'ın eski haline dönmesini umuyorlar. Umarım bir cumhurbaşkanımız, bir hükümetimiz olur ve bir barış anlaşmamız olur ve hiçbir güvenlik sorunu yaşanmaz. Ama bugün Filistin'de yaşananlardan sonra başarılı bir barış süreci olursa, bunun Lübnan'a da faydası olacaktır.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”