Gazze savaşta: Hizbullah, savaşa girecek mi?

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın davetine verdiği yanıtla ilgili sorular

Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
TT

Gazze savaşta: Hizbullah, savaşa girecek mi?

Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)

Elie el-Kusayfi

Hizbullah'ın, Hamas'ın 7 Ekim Cumartesi günü İsrail'e yönelik Aksa Tufanı operasyonunu başlatmasının ardından yaptığı açıklama önemli hususlar içeriyor. Açıklamada öncelikle, Aksa Tufanı operasyonunun “Arap ve İslam dünyasına ve bir bütün olarak uluslararası topluma, özellikle de Siyonist düşmanla normalleşme arayışında olanlara, Filistin davasının zafere kadar devam edeceğine dair bir mesaj” olduğu belirtildi. Her ne kadar Hamas bunu hiçbir zaman saldırısını başlatma nedenlerinden biri olarak belirtmemiş olsa da, söz konusu anlatı savaşın siyasi gerekçelerini akla getiriyor. Aksa Tufanı operasyonu, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın belirttiği gibi, “İsrail'in Filistin halkına karşı devam eden suçlarına ve işgalin ABD ile Batı desteği ve uluslararası sessizlik ortasında uluslararası yasaları hiçe saymasına” bir yanıt olarak geldi. Ed-Dayf ayrıca Aksa Tufanı'na destek için intifada çağrısında bulundu.

Dolayısıyla Hizbullah'ın açıklamasını zamanlaması ve genel bağlamıyla okumak, savaşın genel bölgesel siyasi çerçevesini çizerek sadece Hizbullah’ın savaşa ilişkin konumunu değil, aynı zamanda İran'ın da savaşa ilişkin konumunu ifade ettiğini söylemeye yol açıyor. Yani bu açıklama, İran'ın Aksa Tufanı"na ilişkin ilk tutumu sayılabilir.

İç içe geçen noktalar

İsrail'in kuzeyinde dün (Pazar) Lübnan'daki Hizbullah ile yapılan kısa süreli çatışmalar, Filistin’deki çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşebileceği yönündeki korkuları artırdı. Hizbullah, dün sınır boyunca İsrail mevzilerine roket ve top mermisi attı. İsrail ise silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) karşılık verdi. İsrail ordusu, karşılıklı çatışmalardan sonra durumun sakinleştiğini bildirdi.

Ancak belki de savaşın nedeninden daha önemli olan, Hizbullah'ın doğrudan mı yoksa dolaylı olarak mı operasyonlara katılarak savaşa gireceğidir. Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, “Arap ve İslam ulusunun halklarına ve dünyanın dört bir yanındaki özgür insanlara, Filistin halkına ve direniş hareketlerine desteklerini beyan etmeleri, söz ve eylemde birliklerini teyit etmeleri” çağrısında bulunuluyor. Açıklamanın devamında Lübnan'daki İslami direniş liderliğinin Filistin'deki kritik gelişmeleri ve saha koşullarını büyük bir ilgiyle yakından takip ettiği vurgulandı. Ayrıca Hizbullah’ın hem yurt içinde hem de yurt dışında Filistin direnişinin liderleriyle doğrudan temas halinde olduğu, olayları ve operasyonların ilerleyişini sürekli değerlendirdiği belirtildi. Açıklama, Siyonist düşmanın hükümetine, Filistin direnişinin savaş alanında ve çatışma alanlarında verdiği önemli dersleri dikkate alması çağrısıyla sona erdi.

“Hizbullah'ın savaştaki potansiyel rolüne odaklanmak, onun İsrail’e karşı Lübnan sınırında operasyonlar düzenleyerek veya savaş yürüterek doğrudan savaş hattına girme ihtimali göz önüne alındığında artık büyük önem kazanıyor.”

Hizbullah, Dayf'ın çağrısına doğrudan yanıt vermekten kaçındı ve Lübnan, İran, Yemen, Irak ve Suriye'deki kardeşlerini Filistin'deki direnişe katılmaya çağırdı. Bu, yakın zamanda İran'ın temel ilkesi olan ‘direniş ekseni’ doktrini ile uyumludur. Hamas ile İran arasındaki ilk kritik uzlaşma sınavı, Hamas'ın 2011'deki Suriye ayaklanmasından sonra, rejimin protestoculara yönelik baskısını desteklemediği dönemde yaşanmıştı ve o süreçte bağlar neredeyse kopmuştu. Zira Hamas'ın tutumu İran’ın direniş ekseni doktrininden önemli bir kopuşa işaret ediyordu.

(foto altı) Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, eski Genel Sekreter Abbas el-Musavi'nin öldürülmesinin yıldönümünde bir konuşma yapıyor. (Getty Images)
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, eski Genel Sekreter Abbas el-Musavi'nin öldürülmesinin yıldönümünde bir konuşma yapıyor. (Getty Images)

Hizbullah, Dayf'ın savaşa katılma davetini doğrudan kabul etmemekle birlikte, müdahil olma olasılığını da tamamen reddetmedi. Hizbullah’ın Hamas'ı ‘söz ve eylemle’ desteklediği, grubun Lübnan'daki olayları izlediği ve hem yurt içinde hem de yurt dışında Filistin direnişiyle doğrudan temas kurduğu iddiası da bunu gösteriyor. Bu tutum, Hizbullah'ın 2021'de Hamas ile İsrail arasındaki Kudüs Kılıcı savaşında olduğu gibi, Hizbullah ile silahlı Filistinli gruplar arasında ortak operasyonlar kontrol odasının varlığına işaret eden önceki destek beyanlarıyla uyumludur. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 25 Temmuz 2022'de İzzeddin el-Kassam Tugayları liderlerinden Muhammed es-Sinvar'ın 22 Mayıs 2022'de Hizbullah ile ortak bir güvenlik odası kurulduğunu duyurmasının ardından bunu doğrulamıştı.

Doğru hesaplamalar

Bu nedenle Hizbullah’ın açıklaması, Hizbullah'ın savaşa aktif olarak katılıp katılmamasına bakılmaksızın, mevcut çatışmalarda Hizbullah ile Hamas arasında doğrudan koordinasyonu doğruluyor. Hizbullah'ın savaşa herhangi bir doğrudan katılımı, hem Hizbullah hem de İran tarafından titizlikle hesaplanacak ve değerlendirilecektir. Kuşkusuz bu, mevcut bölgesel ve uluslararası ortamda İsrail'le savaşa girmeye hazır olup olmamalarına bağlı. Lübnan'daki ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı boşluğu, Hizbullah'ın seçeneklerini dikkatlice düşünmesini ve kâr-zarar dengesine göre karar vermesini gerektiriyor.

“Lübnan'daki ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı boşluğu, Hizbullah'ın seçeneklerini dikkatlice düşünmesini ve kâr-zarar dengesine göre karar vermesini gerektiriyor.”

Bu bağlamda Hizbullah'ın “Siyonist düşman hükümetine, Filistin direnişinin savaş alanında verdiği önemli dersleri kavraması” çağrısı, İsrail'e, Hamas'a karşı misillemede dikkatli olması gerektiği yönünde bir uyarı olarak yorumlanabilir.

Aslında Hizbullah’ın İsrail'e mesajı, özellikle İsrail'in operasyonlarının kapsamını kuzey cephesini de kapsayacak şekilde genişletmesi durumunda, zorlanmadıkça kendisiyle büyük ve kapsamlı bir savaşa girmek istemediğine dair bir beyanı içeriyor. Bu şu ana kadar pek olası değil. Ancak buradaki mesele yalnızca İsrail-Lübnan sınırındaki olası gelişmelerle sınırlı değil. Zira burada ortaya çıkan temel soru, İsrail'in Aksa Tufanı’na vereceği tepkinin beklenenden daha büyük ve daha şiddetli olması durumunda Hizbullah'ın ve İran’ın nasıl davranacağıdır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İsrail'in “bir operasyon veya bir savaş durumunda” olduğu yönündeki iddiası dikkate alındığında bu husus özellikle önemlidir.

Gerçek sınav

Dolayısıyla, İsrail'in tepkisinin sadece Gazze Şeridi'nde bile yayılması ve Hamas'ın sivil kayıplarının yanı sıra önemli kayıplar verme ihtimali, ‘arenaların birliği’ teorisi çerçevesinde hakiki ve ölümcül bir sınava tabi olacaktır. Bu anlamda teorinin son sınavı da olabilir. Cumartesi günü Hamas tarafından Gazze Şeridi civarındaki İsrail bölgelerine gerçekleştirilen özel operasyonun ardından yaşanan büyük gelişme ve İsrail'in de buna karşı özel bir karşılık verme olasılığı karşısında bu ‘arenalar’ birleşmeyeceklerse ne zaman birleşecekler?

Ancak İsrail'in bölgedeki, özellikle Suriye'deki mevzilerini hedef aldığında ‘direniş ekseninin’ her zaman kullandığı ‘uygun zaman ve yerde karşılık’ teorisinin mantığının, İsrail için de geçerli olması muhtemeldir. Bu eksene bağlı ülke ve kuruluşlarla yapacağı her türlü hareket, öncelikle İran'ın stratejik hesaplarına tabi olduğu için ‘arenaların birliği’ teorisi ortaya çıkmaktadır. Yani bu eksendeki her hareket, İran'ın bölgedeki ve dünyadaki öncelikler listesiyle bağlantılıdır. Buna rağmen, Aksa Tufanı operasyonu gibi büyük bir olay, bu öncelikleri yeniden düzenleyebilir. Bu ise doğaçlama, rastgele veya acele bir şekilde değil, dikkatli seçimlerin bir parçası olarak gerçekleşebilir.

“İsrail'in tepkisinin sadece Gazze Şeridi'nde bile yayılması ve Hamas'ın sivil kayıplarının yanı sıra önemli kayıplar verme ihtimali, ‘arenaların birliği’ teorisi çerçevesinde hakiki ve ölümcül bir sınava tabi olacaktır.”

Bu önceliklerden biri, Hizbullah'ın son yıllarda Lübnan'daki nüfuzunu en üst düzeye çıkararak Lübnan'ı İran için Batı Akdeniz'de önemli bir nüfuz alanı haline getirmiş olmasıdır. Bu etki sadece siyasi boyutla sınırlı değil, aynı zamanda güvenlik ve askeri boyutları da içeriyor. Özellikle de Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nin başını çektiği İran yanlısı Filistinli gruplar için Lübnan, siyasi ve askeri-güvenlik varlığı açısından büyük ölçüde Suriye'ye bir alternatif haline geldiğinden beri durum bundan ibaret. Kısa bir süre önce Beyrut'taki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) ek olarak bu iki hareketin kapsamlı direnişi artırma çağrısı da bunu ifade etmektedir. Bu üçlü arasında gerçekleşen toplantıda hem Hamas hem de İslami Cihad Hareketi’nin temsil düzeyi oldukça dikkat çekiciydi. Hamas, Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, İslami Cihad Hareketi ise Genel Sekreter Ziyad en-Nahale tarafından temsil edildi. Ayrıca bu iki isim sık sık Beyrut'ta bulunuyor.

Savaş envanteri

Hizbullah ve İran, İsrail ile doğrudan bir savaşa hazır değil ya da bundan kaçınıyor. İki taraf aralarındaki sözde ‘caydırıcılık dengesinin’ olduğu gibi kalmasını tercih ediyor. Böylece iki taraf arasındaki herhangi bir açık çatışma Hizbullah'ın Lübnan'daki popüler ve siyasi konumunu etkilemeyecek. Şu an böyle bir yorum daha makul gözüküyor. Çünkü günümüzde Temmuz 2006 savaşında olduğu gibi yeniden inşa çabalarını karşılayabilecek uluslararası ve Arap kuruluşlarının varlığından söz edemiyoruz. Bu nedenle bu tür bir savaşın sebep olabileceği büyük yıkımın yanı sıra mevcut ekonomik koşullar ışığında bu yol tercih ediliyor. İsrail ile deniz sınırlarının çizilmesinde Lübnan adına hamleler yapan Hizbullah'ın, ekonomik krizin yükünü hafifletmek ve kendisini Lübnan'ın kurtarıcısı ve zenginliğinin koruyucusu olarak göstermek umuduyla Lübnan karasularından petrol çıkarmayı hedeflediğinden bahsetmiyorum bile.

(foto altı) Hizbullah ile İsrail arasında yaşanacak herhangi bir yeni savaş, Lübnan'daki ekonomik krizi daha da ağırlaştıracaktır. (Getty Images)
Hizbullah ile İsrail arasında yaşanacak herhangi bir yeni savaş, Lübnan'daki ekonomik krizi daha da ağırlaştıracaktır. (Getty Images)

Sonuç olarak, şu ana kadar Hamas ve İsrail arasındaki savaşın koşullarını çevreleyen veriler bizlere şunu göstermektedir: Direniş ekseni doktrini çerçevesinde İsrail ile kapsamlı bir çatışma yürütülürse ve bölge genelinde angajman kurallarını değiştirme konusunda bir gecikme yaşanırsa bunun sonucunda askeri operasyonların İsrail - Gazze Şeridi ile sınırlı kalması gerekebilir. Nihayetinde mesele, askeri operasyonların yürütülmesine, İsrail'in vereceği yanıtın boyutuna ve stratejik etkilerine bağlıdır. Kesin olan şu ki Hizbullah ve Hamas'ın daha önce bahsettiğimiz bir ortak operasyon odası bulunuyor. Bu oda şu an da aktif durumda ve Beyrut ana karargâh olarak kullanılıyor. Hizbullah’ın savaşa doğrudan katılmaması bu ortak operasyon odası içinde Hamas’ı desteklemediği anlamına gelmiyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.