Gazze savaşta: Hizbullah, savaşa girecek mi?

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın davetine verdiği yanıtla ilgili sorular

Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
TT

Gazze savaşta: Hizbullah, savaşa girecek mi?

Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)
Hizbullah mensupları, üyelerinden birinin 1 Haziran 2017'deki cenaze töreninde (Shutterstock)

Elie el-Kusayfi

Hizbullah'ın, Hamas'ın 7 Ekim Cumartesi günü İsrail'e yönelik Aksa Tufanı operasyonunu başlatmasının ardından yaptığı açıklama önemli hususlar içeriyor. Açıklamada öncelikle, Aksa Tufanı operasyonunun “Arap ve İslam dünyasına ve bir bütün olarak uluslararası topluma, özellikle de Siyonist düşmanla normalleşme arayışında olanlara, Filistin davasının zafere kadar devam edeceğine dair bir mesaj” olduğu belirtildi. Her ne kadar Hamas bunu hiçbir zaman saldırısını başlatma nedenlerinden biri olarak belirtmemiş olsa da, söz konusu anlatı savaşın siyasi gerekçelerini akla getiriyor. Aksa Tufanı operasyonu, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf'ın belirttiği gibi, “İsrail'in Filistin halkına karşı devam eden suçlarına ve işgalin ABD ile Batı desteği ve uluslararası sessizlik ortasında uluslararası yasaları hiçe saymasına” bir yanıt olarak geldi. Ed-Dayf ayrıca Aksa Tufanı'na destek için intifada çağrısında bulundu.

Dolayısıyla Hizbullah'ın açıklamasını zamanlaması ve genel bağlamıyla okumak, savaşın genel bölgesel siyasi çerçevesini çizerek sadece Hizbullah’ın savaşa ilişkin konumunu değil, aynı zamanda İran'ın da savaşa ilişkin konumunu ifade ettiğini söylemeye yol açıyor. Yani bu açıklama, İran'ın Aksa Tufanı"na ilişkin ilk tutumu sayılabilir.

İç içe geçen noktalar

İsrail'in kuzeyinde dün (Pazar) Lübnan'daki Hizbullah ile yapılan kısa süreli çatışmalar, Filistin’deki çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşebileceği yönündeki korkuları artırdı. Hizbullah, dün sınır boyunca İsrail mevzilerine roket ve top mermisi attı. İsrail ise silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) karşılık verdi. İsrail ordusu, karşılıklı çatışmalardan sonra durumun sakinleştiğini bildirdi.

Ancak belki de savaşın nedeninden daha önemli olan, Hizbullah'ın doğrudan mı yoksa dolaylı olarak mı operasyonlara katılarak savaşa gireceğidir. Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, “Arap ve İslam ulusunun halklarına ve dünyanın dört bir yanındaki özgür insanlara, Filistin halkına ve direniş hareketlerine desteklerini beyan etmeleri, söz ve eylemde birliklerini teyit etmeleri” çağrısında bulunuluyor. Açıklamanın devamında Lübnan'daki İslami direniş liderliğinin Filistin'deki kritik gelişmeleri ve saha koşullarını büyük bir ilgiyle yakından takip ettiği vurgulandı. Ayrıca Hizbullah’ın hem yurt içinde hem de yurt dışında Filistin direnişinin liderleriyle doğrudan temas halinde olduğu, olayları ve operasyonların ilerleyişini sürekli değerlendirdiği belirtildi. Açıklama, Siyonist düşmanın hükümetine, Filistin direnişinin savaş alanında ve çatışma alanlarında verdiği önemli dersleri dikkate alması çağrısıyla sona erdi.

“Hizbullah'ın savaştaki potansiyel rolüne odaklanmak, onun İsrail’e karşı Lübnan sınırında operasyonlar düzenleyerek veya savaş yürüterek doğrudan savaş hattına girme ihtimali göz önüne alındığında artık büyük önem kazanıyor.”

Hizbullah, Dayf'ın çağrısına doğrudan yanıt vermekten kaçındı ve Lübnan, İran, Yemen, Irak ve Suriye'deki kardeşlerini Filistin'deki direnişe katılmaya çağırdı. Bu, yakın zamanda İran'ın temel ilkesi olan ‘direniş ekseni’ doktrini ile uyumludur. Hamas ile İran arasındaki ilk kritik uzlaşma sınavı, Hamas'ın 2011'deki Suriye ayaklanmasından sonra, rejimin protestoculara yönelik baskısını desteklemediği dönemde yaşanmıştı ve o süreçte bağlar neredeyse kopmuştu. Zira Hamas'ın tutumu İran’ın direniş ekseni doktrininden önemli bir kopuşa işaret ediyordu.

(foto altı) Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, eski Genel Sekreter Abbas el-Musavi'nin öldürülmesinin yıldönümünde bir konuşma yapıyor. (Getty Images)
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, eski Genel Sekreter Abbas el-Musavi'nin öldürülmesinin yıldönümünde bir konuşma yapıyor. (Getty Images)

Hizbullah, Dayf'ın savaşa katılma davetini doğrudan kabul etmemekle birlikte, müdahil olma olasılığını da tamamen reddetmedi. Hizbullah’ın Hamas'ı ‘söz ve eylemle’ desteklediği, grubun Lübnan'daki olayları izlediği ve hem yurt içinde hem de yurt dışında Filistin direnişiyle doğrudan temas kurduğu iddiası da bunu gösteriyor. Bu tutum, Hizbullah'ın 2021'de Hamas ile İsrail arasındaki Kudüs Kılıcı savaşında olduğu gibi, Hizbullah ile silahlı Filistinli gruplar arasında ortak operasyonlar kontrol odasının varlığına işaret eden önceki destek beyanlarıyla uyumludur. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 25 Temmuz 2022'de İzzeddin el-Kassam Tugayları liderlerinden Muhammed es-Sinvar'ın 22 Mayıs 2022'de Hizbullah ile ortak bir güvenlik odası kurulduğunu duyurmasının ardından bunu doğrulamıştı.

Doğru hesaplamalar

Bu nedenle Hizbullah’ın açıklaması, Hizbullah'ın savaşa aktif olarak katılıp katılmamasına bakılmaksızın, mevcut çatışmalarda Hizbullah ile Hamas arasında doğrudan koordinasyonu doğruluyor. Hizbullah'ın savaşa herhangi bir doğrudan katılımı, hem Hizbullah hem de İran tarafından titizlikle hesaplanacak ve değerlendirilecektir. Kuşkusuz bu, mevcut bölgesel ve uluslararası ortamda İsrail'le savaşa girmeye hazır olup olmamalarına bağlı. Lübnan'daki ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı boşluğu, Hizbullah'ın seçeneklerini dikkatlice düşünmesini ve kâr-zarar dengesine göre karar vermesini gerektiriyor.

“Lübnan'daki ekonomik kriz ve Cumhurbaşkanlığı boşluğu, Hizbullah'ın seçeneklerini dikkatlice düşünmesini ve kâr-zarar dengesine göre karar vermesini gerektiriyor.”

Bu bağlamda Hizbullah'ın “Siyonist düşman hükümetine, Filistin direnişinin savaş alanında verdiği önemli dersleri kavraması” çağrısı, İsrail'e, Hamas'a karşı misillemede dikkatli olması gerektiği yönünde bir uyarı olarak yorumlanabilir.

Aslında Hizbullah’ın İsrail'e mesajı, özellikle İsrail'in operasyonlarının kapsamını kuzey cephesini de kapsayacak şekilde genişletmesi durumunda, zorlanmadıkça kendisiyle büyük ve kapsamlı bir savaşa girmek istemediğine dair bir beyanı içeriyor. Bu şu ana kadar pek olası değil. Ancak buradaki mesele yalnızca İsrail-Lübnan sınırındaki olası gelişmelerle sınırlı değil. Zira burada ortaya çıkan temel soru, İsrail'in Aksa Tufanı’na vereceği tepkinin beklenenden daha büyük ve daha şiddetli olması durumunda Hizbullah'ın ve İran’ın nasıl davranacağıdır. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İsrail'in “bir operasyon veya bir savaş durumunda” olduğu yönündeki iddiası dikkate alındığında bu husus özellikle önemlidir.

Gerçek sınav

Dolayısıyla, İsrail'in tepkisinin sadece Gazze Şeridi'nde bile yayılması ve Hamas'ın sivil kayıplarının yanı sıra önemli kayıplar verme ihtimali, ‘arenaların birliği’ teorisi çerçevesinde hakiki ve ölümcül bir sınava tabi olacaktır. Bu anlamda teorinin son sınavı da olabilir. Cumartesi günü Hamas tarafından Gazze Şeridi civarındaki İsrail bölgelerine gerçekleştirilen özel operasyonun ardından yaşanan büyük gelişme ve İsrail'in de buna karşı özel bir karşılık verme olasılığı karşısında bu ‘arenalar’ birleşmeyeceklerse ne zaman birleşecekler?

Ancak İsrail'in bölgedeki, özellikle Suriye'deki mevzilerini hedef aldığında ‘direniş ekseninin’ her zaman kullandığı ‘uygun zaman ve yerde karşılık’ teorisinin mantığının, İsrail için de geçerli olması muhtemeldir. Bu eksene bağlı ülke ve kuruluşlarla yapacağı her türlü hareket, öncelikle İran'ın stratejik hesaplarına tabi olduğu için ‘arenaların birliği’ teorisi ortaya çıkmaktadır. Yani bu eksendeki her hareket, İran'ın bölgedeki ve dünyadaki öncelikler listesiyle bağlantılıdır. Buna rağmen, Aksa Tufanı operasyonu gibi büyük bir olay, bu öncelikleri yeniden düzenleyebilir. Bu ise doğaçlama, rastgele veya acele bir şekilde değil, dikkatli seçimlerin bir parçası olarak gerçekleşebilir.

“İsrail'in tepkisinin sadece Gazze Şeridi'nde bile yayılması ve Hamas'ın sivil kayıplarının yanı sıra önemli kayıplar verme ihtimali, ‘arenaların birliği’ teorisi çerçevesinde hakiki ve ölümcül bir sınava tabi olacaktır.”

Bu önceliklerden biri, Hizbullah'ın son yıllarda Lübnan'daki nüfuzunu en üst düzeye çıkararak Lübnan'ı İran için Batı Akdeniz'de önemli bir nüfuz alanı haline getirmiş olmasıdır. Bu etki sadece siyasi boyutla sınırlı değil, aynı zamanda güvenlik ve askeri boyutları da içeriyor. Özellikle de Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nin başını çektiği İran yanlısı Filistinli gruplar için Lübnan, siyasi ve askeri-güvenlik varlığı açısından büyük ölçüde Suriye'ye bir alternatif haline geldiğinden beri durum bundan ibaret. Kısa bir süre önce Beyrut'taki Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ne (FHKC) ek olarak bu iki hareketin kapsamlı direnişi artırma çağrısı da bunu ifade etmektedir. Bu üçlü arasında gerçekleşen toplantıda hem Hamas hem de İslami Cihad Hareketi’nin temsil düzeyi oldukça dikkat çekiciydi. Hamas, Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri, İslami Cihad Hareketi ise Genel Sekreter Ziyad en-Nahale tarafından temsil edildi. Ayrıca bu iki isim sık sık Beyrut'ta bulunuyor.

Savaş envanteri

Hizbullah ve İran, İsrail ile doğrudan bir savaşa hazır değil ya da bundan kaçınıyor. İki taraf aralarındaki sözde ‘caydırıcılık dengesinin’ olduğu gibi kalmasını tercih ediyor. Böylece iki taraf arasındaki herhangi bir açık çatışma Hizbullah'ın Lübnan'daki popüler ve siyasi konumunu etkilemeyecek. Şu an böyle bir yorum daha makul gözüküyor. Çünkü günümüzde Temmuz 2006 savaşında olduğu gibi yeniden inşa çabalarını karşılayabilecek uluslararası ve Arap kuruluşlarının varlığından söz edemiyoruz. Bu nedenle bu tür bir savaşın sebep olabileceği büyük yıkımın yanı sıra mevcut ekonomik koşullar ışığında bu yol tercih ediliyor. İsrail ile deniz sınırlarının çizilmesinde Lübnan adına hamleler yapan Hizbullah'ın, ekonomik krizin yükünü hafifletmek ve kendisini Lübnan'ın kurtarıcısı ve zenginliğinin koruyucusu olarak göstermek umuduyla Lübnan karasularından petrol çıkarmayı hedeflediğinden bahsetmiyorum bile.

(foto altı) Hizbullah ile İsrail arasında yaşanacak herhangi bir yeni savaş, Lübnan'daki ekonomik krizi daha da ağırlaştıracaktır. (Getty Images)
Hizbullah ile İsrail arasında yaşanacak herhangi bir yeni savaş, Lübnan'daki ekonomik krizi daha da ağırlaştıracaktır. (Getty Images)

Sonuç olarak, şu ana kadar Hamas ve İsrail arasındaki savaşın koşullarını çevreleyen veriler bizlere şunu göstermektedir: Direniş ekseni doktrini çerçevesinde İsrail ile kapsamlı bir çatışma yürütülürse ve bölge genelinde angajman kurallarını değiştirme konusunda bir gecikme yaşanırsa bunun sonucunda askeri operasyonların İsrail - Gazze Şeridi ile sınırlı kalması gerekebilir. Nihayetinde mesele, askeri operasyonların yürütülmesine, İsrail'in vereceği yanıtın boyutuna ve stratejik etkilerine bağlıdır. Kesin olan şu ki Hizbullah ve Hamas'ın daha önce bahsettiğimiz bir ortak operasyon odası bulunuyor. Bu oda şu an da aktif durumda ve Beyrut ana karargâh olarak kullanılıyor. Hizbullah’ın savaşa doğrudan katılmaması bu ortak operasyon odası içinde Hamas’ı desteklemediği anlamına gelmiyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.