Abrams tankları Ukrayna’da savaşın seyrini değiştirebilir mi?

Ukrayna ordu komutası, Rus savunma hatlarını geçmenin zorluğunu kabul etti.

Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)
Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)
TT

Abrams tankları Ukrayna’da savaşın seyrini değiştirebilir mi?

Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)
Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)

Halid Hamada

Ruya’nın geniş çaplı işgalinin ilk 10 ayında Ukrayna’nın uluslararası ortakları modern muharebe tanklarını teslim etme konusunda ihtiyatlıydı. Bunun yerine, aralarında Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nin de bulunduğu bir grup ülke, çok sayıda yenilenmiş Sovyet dönemi tankı sağladı. O zamanlar, Ukrayna kuvvetlerinin işletim sistemlerine aşinalığı ve yedek parçaların bulunabilirliği nedeniyle bu tankların saha durumu için uygun olduğu düşünülüyordu.

2023’ün başlarında Ukrayna’nın modern muharebe tankları edinme yönündeki tekrarlanan taleplerine yanıt verildi. İngiltere, Ocak ortasında Challenger-2 tanklarının Ukrayna’ya gönderilmesine onay verdiğini açıklayarak yanıt veren ilk ülke oldu. Berlin ise katılımının Washington’un Abrams tanklarını gönderme onayına bağlı olduğunu duyurdu. Öyle ki Almanya, Washington’la anlaşmaya vardıktan sonra Leopard tanklarını teslim ederek İngiltere örneğini takip etti ve diğer ülkelerin de aynısını yapmasına izin verdi.

Üç model, Ukrayna ordusunun kullanabileceği zırhın niteliksel gelişimini temsil ediyor. Bunlar daha iyi koruma, daha fazla hareket kabiliyeti ve gece görüş yetenekleri ve yüksek hassasiyetli ateş gücü için daha geniş menzil gibi bir dizi pratik avantaj sunuyor.

Değişen savaş sisteminde tankların rolü

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ocak 2023’te açıkladığı karar doğrultusunda Ukrayna’nın alacağı toplam 31 adet Abrams tankından ilk kısım yerine ulaştı. Abrams, yaygın olarak şu anda kullanımda olan en güçlü tanklar arasında sayılıyor. Rus ordusunda kullanılan tanklardan önemli ölçüde daha gelişmiş ve bu nedenle Ukrayna’nın büyüyen Batı tankları cephaneliğine önemli bir katkı oluşturacak. Öte yandan çok az gözlemci, bunun savaş alanında önemli bir etki yaratmasını veya savaşın gidişatını değiştirmesini bekliyor.

“Abrams, yaygın olarak şu anda kullanımda olan en güçlü tanklar arasında sayılıyor. Rus ordusunda kullanılan tanklardan önemli ölçüde daha gelişmiş ve bu nedenle Ukrayna’nın büyüyen Batı tankları cephaneliğine önemli bir katkı oluşturacak.”

Ukrayna’nın modern muharebe tanklarının teslimini memnuniyetle karşılamasına paralel olarak, askeri liderler arasında bu tankların birleşik silah sistemine nasıl entegre edileceği konusunda büyük bir soru dolaşıyor; Yeteneklerini hangi savaş sistemine göre kullanacaklar? Bu soru, Ukrayna’nın hava üstünlüğünün olmayışı, Rusya’nın çok sayıda tank toplama stratejisi, son 19 ayda yaşanan büyük çaplı Rus işgali sırasında yaşanan ağır tank kayıpları ve modern savaş alanında tankların rolünü ortadan kaldıracak füze ve drone teknolojisindeki ilerlemelerin boşa çıkmasıyla tutarlı.

Öte yandan pek çok analist, Rusya’nın işgalin ilk aşamasındaki yıkıcı tank kayıplarının, modern savaşlarda tankların rolüyle ilgili temel sorunlara dayandırılamayacağını, daha ziyade tankların nasıl kullanıldığıyla ilgili olduğunu belirtiyor. Bu alanda Rus liderler zayıf planlama ve zayıf lojistik hazırlıkla suçlanıyor. Zira tank sütunları, onları tanksavar silahlarından veya artan insansız hava aracı saldırılarından korumak için yeterli piyade desteğinin olmadığı hassas noktalara rutin olarak konuşlandırıldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, 9 Ekim 2023’te NATO Parlamenterler Asamblesi’nde video teknolojisi aracılığıyla konuşuyor (AP)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, 9 Ekim 2023’te NATO Parlamenterler Asamblesi’nde video teknolojisi aracılığıyla konuşuyor (AP)

Savaş alanında zırhın rolünü savunanlar, zayıf bir stratejinin, ağır zırhın hatlara nüfuz etme veya serbest bırakıldıktan sonra bölgeyi kontrol etme ihtiyacını engellememesi gerektiğini söylüyor. Doğru stratejiler ve uygun hava savunma araçlarıyla tanklar, savaş alanında belirleyici bir rol oynamaya devam edebilir. Aynı şekilde tankları tamamen terk etmek, sahada konuşlanmış kuvvetler için korkunç sonuçlar doğurabilir. Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacı Rob Lee’ye göre tanklar olmasaydı, geniş çaplı bir kara savaşına girişen bir ordu, aynı rolü yerine getirmek için zırhlı personel taşıyıcılara ve piyade savaş araçlarına güvenmek zorunda kalacaktı, bu da daha büyük oranda felaketle sonuçlanan kayıplara yol açabilirdi. Rob Lee ayrıca, “Tankın rolünü silmek için henüz çok erken. Dersleri henüz net olmayan bir çatışmaya dayanarak savaşın geleceği hakkında diğer kapsamlı çıkarımlara atlamaktan kaçınmalıyız” dedi.

Ukrayna şu ana kadar edindiği modern muharebe tanklarının yalnızca küçük bir kısmını konuşlandırdı. Ağustos sonundaki raporlara göre Ukrayna, karşı saldırının başlamasını takip eden on üç hafta içinde 71 Leopart 2 tankından yalnızca beşini kaybetti. Bu nedenle Ukraynalı komutanlar, güçlendirilmiş zırhlı kuvvetlerini konuşlandırmak için açıkça doğru zamanlamayı bekliyor. Rusya’nın Ukrayna’nın güneyindeki iyi hazırlanmış savunma pozisyonları zorlu bir engel olmaya devam ederken, Ukrayna kuvvetleri Rus hatlarına nüfuz edebilirse düz ve açık arazi tanklar için ideal olabilir.

Şu ana kadar kaydedilen ilerleme yavaş ve maliyetli görünüyor. Ancak oldukça istikrarlı. Çünkü asker taşıyıcıların ve tankların hareket edebilmesi için her aşamada derin mayın tarlalarının temizlenmesi gerekiyor. Sınırlı darbeler vuruldu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’nın daha fazla ilerleyişini önlemek için önemli takviyeler getirmesiyle bu konu hâlâ sıcak bir şekilde tartışılıyor. Rusya’nın ilk savunma hatları yakınındaki mayın tarlalarının yoğunluğu, Abrams tanklarının ve diğer modern Batı zırhlılarının şu anda saldırı operasyonlarında önemli bir rol oynayamayacağı anlamına geliyor. Ukrayna tankları Rusya’nın ilk savunma hattının ötesinde konumlarını güçlendirmeyi başaramadığı ve daha az güçlendirilmiş bölgelere doğru ilerlemediği sürece bu durum değişmeyecek.

Abrams ve ortak silah operasyonlarında başarılı olmak için gerekenler

Bazılarının ‘Sadece Abrams tanklarının varlığı güçlü bir caydırıcılık oluşturacaktır’ şeklindeki sözlerini veya bazı eleştirmenlerin ‘31 Abrams tankının Ukrayna’ya tesliminin, sembolik bir jestten başka bir şey olmadığı’ yönündeki inancını kabul etmek mümkün değil. Bütün bunlara rağmen bu gelişmiş zırhlı muharebe aracı, Ukrayna’nın saldırı yeteneklerine niteliksel bir katkıyı temsil ediyor. Ancak bu, Ukraynalı liderlerin bu ABD yapımı araçları mevcut birimlere entegre etme ve bunları karmaşık birleşik silah operasyonlarında etkili bir şekilde kullanma ve insansız hava aracı saldırıları ile hava kontrolü eksikliğinden kaynaklanan riskleri takdir etme becerisine bağlı. Bu anlamda Ukrayna askeri istihbaratının başkanı Kirilo Budanov, tankların çok spesifik ve iyi tasarlanmış operasyonlar için kullanılması gerektiğini söyledi. Budanov, “Çünkü sadece ön cephede ve birleşik silahlı muharebede kullanılırlarsa muharebe sahasında uzun süre dayanamazlar. Sızma operasyonlarında kullanılmalılar, ama iyi hazırlanmış olmalılar” dedi.

“Tanklar savaş alanında önemli bir rol oynamaya devam edebilir ve tankların tamamen terk edilmesi, sahada konuşlanmış kuvvetler için korkunç sonuçlar doğurabilir.”

Hiç şüphe yok ki Abrams tanklarının gelişi Kiev’e yönelik hoş bir sinyaldir ve bazı kazanımların pekiştirilmesine katkıda bulunabilir. Ancak sahanın manzarasını önemli ölçüde değiştiremez. Peki bu tank, Alman yapımı Leopard-2 ve İngiliz yapımı Challenger-2 de dahil olmak üzere halihazırda savaşta olan diğer ana muharebe tanklarının performansına ne gibi niteliksel katkılar sağlayabilir? Ayrıca Rus hatlarında bir ilerleme sağlanana kadar Rus uzun menzilli füzelerin etkilerini sınırlayacak mı, yoksa hava savunmasında dengeyi yeniden mi değiştirecek?

Bu çerçevede İngiliz Kraliyet Tank Alayı'nın eski komutanı Hamish de Bretton-Gordon, Abrams’ın Ukrayna’ya teslimatlarının ‘karada olduğundan çok psikolojik olarak daha önemli’ olduğunu söyledi. “Rusya’nın Kırım’daki konumu, gün geçtikçe daha az savunulabilir hale gelirken, tanklar gerçekten önemli bir ana ulaştı” diyen eski komutan, Rus Karadeniz filosunun denizaltı ve gemi kayıplarına uğraması da dahil olmak üzere, Sivastopol’da yaşanan olaylara dikkati çekti.

Batılı tanklar üstün hareket kabiliyetine, ateş gücüne ve korumaya sahip. Bu durum, Ukrayna kuvvetleri Rusya’nın ilk savunma hattını geçtikten sonra uzun menzilli füzelerle desteklendiği sürece kazanımların pekiştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde savunma araştırmaları ve askeri analist Johann Michel’e göre bu kolay değil. Michel, “Ukrayna, şu anda pek çok zorlukla karşı karşıya. Çünkü hava üstünlüğü yok ve hava üstünlüğü olmadan yoğun şekilde güçlendirilmiş bir mevziyi geçmeye veya yenmeye çalıştığınızda bu acı verici ve maliyetlidir” dedi.

Kremlin Batı’nın Ukrayna’ya takviye yapması konusunda ne diyor?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısından 18 ayı aşkın bir süre sonra Biden yönetimi, uzun müzakerelerin ardından Kremlin’de gerilimin tırmanmasına yol açabilecek tüm açık tabuları yıktı. Öyle ki önce toplar geldi, ardından çok sayıda roket sistemi ve birçok Demokratın muhalefetine rağmen gönderilen misket bombaları. Ayrıca müttefiklerine de derinlere inmeleri ve Sovyet döneminden kalma mühimmat ve hava savunma sistemlerini aramaları çağrısı yaptı. Daha sonra Ukraynalı pilotları, F-16 savaş uçakları için eğitmeyi kabul etti ve şimdi de en gelişmiş tanklar geldi. Aynı şekilde Washington’un Kiev’in bir yılı aşkın bir süredir istediği uzun menzilli taktik füze sistemini göndermesi konusu da hala büyük soru işareti olmaya devam ediyor.

“Bazılarının ‘Sadece Abrams tanklarının varlığı güçlü bir caydırıcılık oluşturacaktır’ şeklindeki sözlerini veya bazı eleştirmenlerin ‘31 Abrams tankının Ukrayna’ya tesliminin, sembolik bir jestten başka bir şey olmadığı’ yönündeki inancını kabul etmek mümkün değil. Bütün bunlara rağmen bu gelişmiş zırhlı muharebe aracı, Ukrayna’nın saldırı yeteneklerine niteliksel bir katkıyı temsil ediyor.”

Birleşik Krallık ve Fransa, Storm Shadow ve Scalp füzelerinin konuşlandırılmasıyla uzun menzilli silahları sahaya sürdü. Bunlar, savaş cephesinin dışına ve Rusya’nın içine saldırabileceği için sorunlu kabul ediliyor. Ancak ABD’li yetkililer, bu konuda sessiz.

Kremlin, ABD’nin Ukrayna’ya uzun menzilli ATACMS ve Abrams tankları tedarikinin savaş alanındaki durumu değiştirmeyeceğini söylüyor. Olağan basın toplantısında bu konuyla ilgili bir soruya yanıt olarak, Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, “Rus Silahlı Kuvvetleri, Moskova’nın Ukrayna’da kendi askeri operasyonu olarak adlandırdığı operasyonda sürekli olarak yeni silah türlerinin kullanımına uyum sağlıyor” dedi. Peskov, “Tüm bunlar, hiçbir şekilde sürecin özünü ve sonuçlarını etkileyemez. Savaş alanındaki güç dengesini değiştirebilecek sihirli bir tedavi ya da tek bir silah türü yok. Abrams da yanacak” ifadelerini kullandı.

Rus savunma hatlarına ilişkin sorular

ABD, Rus siperlerinin eteklerinde karşı saldırıları durdurulan ülkeye uzun zamandır beklenen ağır askeri yardımını ikiye katladı. Ancak Rusya’nın gerginliği daha da artırmasına yönelik korkular, Washington’un ‘Rus işgali altındaki topraklardaki ikmal hatlarını, hava üslerini ve demiryolu ağlarını hedef almak ve bozmak için’ orduya taktik füze sistemleri sağlama kararını kısıtlamaya devam ediyor.

Ukrayna ordusu, uzun menzilli silahlar sayesinde, ciddi bir tepki vermeden, savaşı Kırım Yarımadası gibi Rus işgali altındaki bölgelere taşımayı başardı. Tankları, tanksavar siperleri ağına ve topçu ateşinin yoğunluğuna rağmen batı Zaporijya’daki Rus savunma hattını geçmeyi de başardı.

“Batılı tanklar üstün hareket kabiliyetine, ateş gücüne ve korumaya sahip. Bu durum, Ukrayna kuvvetleri Rusya’nın ilk savunma hattını geçtikten sonra uzun menzilli füzelerle desteklendiği sürece kazanımların pekiştirilmesine katkı sağlayabilir.”

Abrams muharebe tankı, ölümcül ateş gücü, benzersiz şekilde hareket etme ve çevik manevra kabiliyeti, termal görüşlerden elde edilen diğer teknolojiler ve dost ve düşman hedefleri arasında ayrım yapabilen dijital savaş alanı yönetim sistemi gibi özelliklere sahip. Bu da onu, İngiltere’den Challenger-2 ve Alman Leopard-2’nin yanında şok ve imha gücü oluşturma kapasitesine sahip kılıyor. Ancak Ukrayna kuvvetlerinin bu avantajlardan yararlanmadaki başarısı üç faktöre bağlı:

Birinci faktör; Ukraynalı komutanların bu araçları mevcut birimlere entegre edebilmesi ve karmaşık birleşik silah operasyonlarında etkin bir şekilde konuşlandırabilmesi… Bir başka ifadeyle bir yandan savunma hatlarını delmeye hazırlık amacıyla onları yok edecek ateş gücüne sahip olarak başarı koşullarını güvence altına almak, diğer yandan da karşı saldırıyı engelleyebilecek Rus İHA’larının ve füzelerinin etkinliğini sınırlama yeteneği. Rusya’nın güney Ukrayna’daki iyi hazırlanmış savunma mevzileri tank ilerlemeleri önünde zorlu bir engel oluştururken, eğer Ukrayna kuvvetleri Rus hatlarını geçebilirse bölgenin düz ve açık arazisi tanklar için ideal olabilir.

İkinci faktör; Sonbahar yağmurları savaş alanını etkilemeye, kuru zemini çamura çevirmeye ve Abrams tankları ile Bradley ve Stryker savaş araçlarının ilerlemesini zorlaştırmaya başlamadan önce, savaşa elverişli kalan birkaç haftaya yatırım yapma. Bazı ABD’li yetkililer, Kiev’in hafif mobil saldırılarla ilerleme kaydetmeye devam edebileceğine inanıyor ve kapsamlı bir karşı saldırı konusunda büyük umutlar beslemiyor.

Üçüncü faktör; Batı desteğinin, özellikle de ABD’nin desteğinin devam etmesi, Ukrayna’nın, Rus füze çabalarının dikkatini dağıtmak ve Azak Denizi kıyılarına ulaşmayı başarmak için birden fazla eksende eşzamanlı karşı saldırılar başlatmasına olanak tanıyan bir dizi tank edinmesine yol açacak. Deniz saldırılarıyla eş zamanlı olarak Rus Karadeniz filosu denizaltı ve gemilerde kayıplara uğradı. Ayrıca destek, kontrolü savaşta belirleyici bir anı temsil edecek olan Kerç Köprüsü’ne (Kırım Köprüsü) giden yolu açıyor.

“Ukrayna ordusu, uzun menzilli silahlar sayesinde, ciddi bir tepki vermeden, savaşı Kırım Yarımadası gibi Rus işgali altındaki bölgelere taşımayı başardı. Tankları, tanksavar siperleri ağına ve topçu ateşinin yoğunluğuna rağmen batı Zaporijya’daki Rus savunma hattını geçmeyi de başardı.”

Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya Savunma Bakanı Sergey Lavrov’a ‘karşı saldırıyı durdurmak için dört haftası var’ demesi, Rusya’nın Batı’nın takviyelerine tepki aşamasından çıkıp çatışmayı yeni bir aşamaya yönelme arzusunun açık bir göstergesi olabilir.

Yeni savaş sistemine geçiş

Liderlik ve saha yetkinliğinin, iklim koşullarının, ABD ve Avrupa’nın maddi desteğinin bulunmasını gerektiren yukarıda belirtilen üç faktörün devamının garantileri nelerdir? Başarı için mevcut fırsatlar, rakibin beklenmedik tepkileri, sahadaki sürprizler veya hesaplanmamış koşullarla ilgili olarak liderlerin kontrolü dışında -ve planlamanın ötesinde- koşullar nelerdir?

Her biri için Ukrayna hükümetinin veya müttefik ülkelerden herhangi birinin iradesini aşan çoklu karar alma referansları göz önüne alındığında, tüm bu faktörlerin birleşimi ve sürdürülebilirliği olasılıklarının başarılması zor görünmektedir. Bu durum, ABD hükümetinin Ukrayna’ya destek sağlamayı bırakmasıyla ortaya çıktı. Ayrıca bu, Avrupa’nın ABD desteğini telafi edemeyeceğini ilan eden bir tutum gerektiriyor.

Ukraynalı bir asker, 8 Ekim 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine havan topu atıyor. (Reuters)
Ukraynalı bir asker, 8 Ekim 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine havan topu atıyor. (Reuters)

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü askeri harekatla ilgili Batı pozisyonları, ABD’nin Rusya’yı ekonomik ve askeri açıdan yenilgiye uğratma ve onu kayıtsız şartsız geri çekilmeye zorlama yönündeki tutumuna dayanıyor. Ancak ABD ve Batı’nın sahada bunu başarma konusundaki ısrarı, ilan edilen hedefe ulaşmayı sağlayacak güç dengesinde üstünlük sağlamaya dayanmıyor. Başka bir ifadeyle Batı’nın Ukrayna’ya destek sağlama çabası, gelişigüzel oldu. Öyle ki hazırlık, eğitim, savaş planlama ve uygulama aşamaları, tüm bu sorumlulukları üstlenen entegre bir komuta çerçevesi dışındaydı. Avrupa ve ABD, tutarsız silah sistemleri sağlama konusunda ortaktı ve Ukrayna, istenen hedeflerin mevcut araçlarla dengelenmesini sağlamadan savaşı planlama ve hedefleri, zamanlamayı ve savaş alanlarını seçme konusunda benzersizdi. Bu da savaşın en önemli ilkelerinden biri olarak sayılıyor. Tüm bunlardan çıkarılacak dersler üzerinde durmadan ve savaş sistemini gerçek güç dengesine uyacak şekilde değiştirmeden sahadaki sonuç ise daha fazla yıkım ve başarısızlık oldu.

Herhangi bir saldırı operasyonunun veya saldırı niteliğindeki herhangi bir operasyonun başarısının altın kuralı, kara kuvvetleri dengesinde ve ateş destek araçlarında açık bir üstünlüğe hava kontrolünde eşitliğin sağlanmasına dayanıyor. Bu, durum, füzeler, anti-zırh silahları ve diğer mühimmat veya lojistik destek türleri de dahil olmak üzere her türlü desteğin sağlanmasında, savaş alanına rastgele gelen onlarca tank grubu baz alınarak gerçekleşemez.

Ukrayna’nın müttefikleri üstünlük kompleksinden kurtulmalı ve mevcut güç dengesinin başarılı saldırılara izin vermediğini kabul etmeli. Bu da şimdiye kadar benimsenen savaş sisteminin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Ukraynalı komutanlar, saldırı tanklarının imhasına yol açan Rus savunma hatlarını ve zırh karşıtı mayın tarlalarını geçmenin zorluğunu kabul ediyor. Bu durum ise geri adım atmayı ve yüzleşme tarzını değiştirmeyi gerekli kılıyor. Bu, savaşçıların kaynakları ve askeri kapasitelerinin eşit olmadığı ve taktiklerinin büyük ölçüde farklı olduğu durumlarda benimsenen bir model olarak, asimetrik savaş veya asimetrik angajman teknik ve yöntemlerinin benimsenmesinin gerekliliği anlamına gelir. Öyle ki zayıf taraf, başarıya ulaşmak için kendi yeteneklerinin veya kuvvetlerinin kalitesinin eksikliğini telafi etmek amacıyla diğer tarafın göreceli zayıflıklarından yararlanmaya başvurabiliyor.

“Savunma pozisyonları dışında Rus tanklarıyla mücadelede eşit fırsatlar nedeniyle Batı Amerika, İngiliz ve Alman tanklarının yeteneklerinden maksimum fayda sağlanabilecek.”

Rus işgal kuvvetlerinin güçlü noktalarını ortadan kaldırmak, onların konuşlandığı mevzilerinden çıkarılmasını gerektiriyor. Bu da iki birleşik seçeneğe başvurmak anlamına geliyor. Birincisi; Ukrayna’nın çabalarını, Rus kuvvetlerinin arka hatlarında, komuta merkezlerinde, lojistik üslerinde ve yedek bölgelerinde yoğun özel operasyonlar başlatmaya yönlendirmek ve bunların konuşlanma derinliğini tehdit etmek. Bu, Rusya’nın çabalarının dağılmasına, savunmasının zayıflamasına ve güçlerini korumak için savunma aygıtını değiştirmeye zorlanmasına yol açacak.

İkincisi; Hatlar boyunca Ukrayna saldırılarının durdurulması, Rus kuvvetlerini mevzilerini terk etmeye ve tekrar saldırıya geçerek Ukrayna’nın derinliklerine doğru ilerlemeye motive ediyor. Öyle ki düz coğrafyası, Rus tanklarının hazırlanmış pusuya ve mayın tarlalarına çekilmesine ve yenilgiye uğratılmasına olanak tanıyor. Bu manevrada savunma pozisyonları dışında Rus tanklarıyla mücadelede eşit fırsatlar nedeniyle Batı Amerika, İngiliz ve Alman tanklarının yeteneklerinden maksimum fayda sağlanabilecek.

Son olarak modern tarih, üstün bir ordu ile zafere ulaşmak için sınırlı kaynakları kullanmayı başaran zayıf bir ordu arasında birden fazla başarılı çatışma kaydediyor. Ayrıca Vietnam deneyiminden, özellikle de Dien Bien Phu Savaşı’ndaki Fransız yenilgisinden ve öncesinde Rusya’nın Leningrad’daki deneyiminden de yalnızca bir savaş modelinin benimsenmesiyle sınırlı olmayan, aynı zamanda bir yandan uzun vadeli çatışmalara ayak uydurabilecek bir siyasi ve ekonomik strateji geliştirmek, diğer yandan Ukrayna’nın dünyadaki dostları ve müttefikleri için küresel kamuoyuna ve uluslararası kurumlara yatırım yapabilecek dengeli bir diplomatik rol geliştirilebilecek, öğrenilmesi gereken birçok ders çıkarılabilir.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.