Abrams tankları Ukrayna’da savaşın seyrini değiştirebilir mi?

Ukrayna ordu komutası, Rus savunma hatlarını geçmenin zorluğunu kabul etti.

Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)
Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)
TT

Abrams tankları Ukrayna’da savaşın seyrini değiştirebilir mi?

Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)
Polonyalı askerler, 16 Eylül 2023’te tank eğitimi veriyor (Reuters)

Halid Hamada

Ruya’nın geniş çaplı işgalinin ilk 10 ayında Ukrayna’nın uluslararası ortakları modern muharebe tanklarını teslim etme konusunda ihtiyatlıydı. Bunun yerine, aralarında Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nin de bulunduğu bir grup ülke, çok sayıda yenilenmiş Sovyet dönemi tankı sağladı. O zamanlar, Ukrayna kuvvetlerinin işletim sistemlerine aşinalığı ve yedek parçaların bulunabilirliği nedeniyle bu tankların saha durumu için uygun olduğu düşünülüyordu.

2023’ün başlarında Ukrayna’nın modern muharebe tankları edinme yönündeki tekrarlanan taleplerine yanıt verildi. İngiltere, Ocak ortasında Challenger-2 tanklarının Ukrayna’ya gönderilmesine onay verdiğini açıklayarak yanıt veren ilk ülke oldu. Berlin ise katılımının Washington’un Abrams tanklarını gönderme onayına bağlı olduğunu duyurdu. Öyle ki Almanya, Washington’la anlaşmaya vardıktan sonra Leopard tanklarını teslim ederek İngiltere örneğini takip etti ve diğer ülkelerin de aynısını yapmasına izin verdi.

Üç model, Ukrayna ordusunun kullanabileceği zırhın niteliksel gelişimini temsil ediyor. Bunlar daha iyi koruma, daha fazla hareket kabiliyeti ve gece görüş yetenekleri ve yüksek hassasiyetli ateş gücü için daha geniş menzil gibi bir dizi pratik avantaj sunuyor.

Değişen savaş sisteminde tankların rolü

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ocak 2023’te açıkladığı karar doğrultusunda Ukrayna’nın alacağı toplam 31 adet Abrams tankından ilk kısım yerine ulaştı. Abrams, yaygın olarak şu anda kullanımda olan en güçlü tanklar arasında sayılıyor. Rus ordusunda kullanılan tanklardan önemli ölçüde daha gelişmiş ve bu nedenle Ukrayna’nın büyüyen Batı tankları cephaneliğine önemli bir katkı oluşturacak. Öte yandan çok az gözlemci, bunun savaş alanında önemli bir etki yaratmasını veya savaşın gidişatını değiştirmesini bekliyor.

“Abrams, yaygın olarak şu anda kullanımda olan en güçlü tanklar arasında sayılıyor. Rus ordusunda kullanılan tanklardan önemli ölçüde daha gelişmiş ve bu nedenle Ukrayna’nın büyüyen Batı tankları cephaneliğine önemli bir katkı oluşturacak.”

Ukrayna’nın modern muharebe tanklarının teslimini memnuniyetle karşılamasına paralel olarak, askeri liderler arasında bu tankların birleşik silah sistemine nasıl entegre edileceği konusunda büyük bir soru dolaşıyor; Yeteneklerini hangi savaş sistemine göre kullanacaklar? Bu soru, Ukrayna’nın hava üstünlüğünün olmayışı, Rusya’nın çok sayıda tank toplama stratejisi, son 19 ayda yaşanan büyük çaplı Rus işgali sırasında yaşanan ağır tank kayıpları ve modern savaş alanında tankların rolünü ortadan kaldıracak füze ve drone teknolojisindeki ilerlemelerin boşa çıkmasıyla tutarlı.

Öte yandan pek çok analist, Rusya’nın işgalin ilk aşamasındaki yıkıcı tank kayıplarının, modern savaşlarda tankların rolüyle ilgili temel sorunlara dayandırılamayacağını, daha ziyade tankların nasıl kullanıldığıyla ilgili olduğunu belirtiyor. Bu alanda Rus liderler zayıf planlama ve zayıf lojistik hazırlıkla suçlanıyor. Zira tank sütunları, onları tanksavar silahlarından veya artan insansız hava aracı saldırılarından korumak için yeterli piyade desteğinin olmadığı hassas noktalara rutin olarak konuşlandırıldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, 9 Ekim 2023’te NATO Parlamenterler Asamblesi’nde video teknolojisi aracılığıyla konuşuyor (AP)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, 9 Ekim 2023’te NATO Parlamenterler Asamblesi’nde video teknolojisi aracılığıyla konuşuyor (AP)

Savaş alanında zırhın rolünü savunanlar, zayıf bir stratejinin, ağır zırhın hatlara nüfuz etme veya serbest bırakıldıktan sonra bölgeyi kontrol etme ihtiyacını engellememesi gerektiğini söylüyor. Doğru stratejiler ve uygun hava savunma araçlarıyla tanklar, savaş alanında belirleyici bir rol oynamaya devam edebilir. Aynı şekilde tankları tamamen terk etmek, sahada konuşlanmış kuvvetler için korkunç sonuçlar doğurabilir. Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacı Rob Lee’ye göre tanklar olmasaydı, geniş çaplı bir kara savaşına girişen bir ordu, aynı rolü yerine getirmek için zırhlı personel taşıyıcılara ve piyade savaş araçlarına güvenmek zorunda kalacaktı, bu da daha büyük oranda felaketle sonuçlanan kayıplara yol açabilirdi. Rob Lee ayrıca, “Tankın rolünü silmek için henüz çok erken. Dersleri henüz net olmayan bir çatışmaya dayanarak savaşın geleceği hakkında diğer kapsamlı çıkarımlara atlamaktan kaçınmalıyız” dedi.

Ukrayna şu ana kadar edindiği modern muharebe tanklarının yalnızca küçük bir kısmını konuşlandırdı. Ağustos sonundaki raporlara göre Ukrayna, karşı saldırının başlamasını takip eden on üç hafta içinde 71 Leopart 2 tankından yalnızca beşini kaybetti. Bu nedenle Ukraynalı komutanlar, güçlendirilmiş zırhlı kuvvetlerini konuşlandırmak için açıkça doğru zamanlamayı bekliyor. Rusya’nın Ukrayna’nın güneyindeki iyi hazırlanmış savunma pozisyonları zorlu bir engel olmaya devam ederken, Ukrayna kuvvetleri Rus hatlarına nüfuz edebilirse düz ve açık arazi tanklar için ideal olabilir.

Şu ana kadar kaydedilen ilerleme yavaş ve maliyetli görünüyor. Ancak oldukça istikrarlı. Çünkü asker taşıyıcıların ve tankların hareket edebilmesi için her aşamada derin mayın tarlalarının temizlenmesi gerekiyor. Sınırlı darbeler vuruldu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’nın daha fazla ilerleyişini önlemek için önemli takviyeler getirmesiyle bu konu hâlâ sıcak bir şekilde tartışılıyor. Rusya’nın ilk savunma hatları yakınındaki mayın tarlalarının yoğunluğu, Abrams tanklarının ve diğer modern Batı zırhlılarının şu anda saldırı operasyonlarında önemli bir rol oynayamayacağı anlamına geliyor. Ukrayna tankları Rusya’nın ilk savunma hattının ötesinde konumlarını güçlendirmeyi başaramadığı ve daha az güçlendirilmiş bölgelere doğru ilerlemediği sürece bu durum değişmeyecek.

Abrams ve ortak silah operasyonlarında başarılı olmak için gerekenler

Bazılarının ‘Sadece Abrams tanklarının varlığı güçlü bir caydırıcılık oluşturacaktır’ şeklindeki sözlerini veya bazı eleştirmenlerin ‘31 Abrams tankının Ukrayna’ya tesliminin, sembolik bir jestten başka bir şey olmadığı’ yönündeki inancını kabul etmek mümkün değil. Bütün bunlara rağmen bu gelişmiş zırhlı muharebe aracı, Ukrayna’nın saldırı yeteneklerine niteliksel bir katkıyı temsil ediyor. Ancak bu, Ukraynalı liderlerin bu ABD yapımı araçları mevcut birimlere entegre etme ve bunları karmaşık birleşik silah operasyonlarında etkili bir şekilde kullanma ve insansız hava aracı saldırıları ile hava kontrolü eksikliğinden kaynaklanan riskleri takdir etme becerisine bağlı. Bu anlamda Ukrayna askeri istihbaratının başkanı Kirilo Budanov, tankların çok spesifik ve iyi tasarlanmış operasyonlar için kullanılması gerektiğini söyledi. Budanov, “Çünkü sadece ön cephede ve birleşik silahlı muharebede kullanılırlarsa muharebe sahasında uzun süre dayanamazlar. Sızma operasyonlarında kullanılmalılar, ama iyi hazırlanmış olmalılar” dedi.

“Tanklar savaş alanında önemli bir rol oynamaya devam edebilir ve tankların tamamen terk edilmesi, sahada konuşlanmış kuvvetler için korkunç sonuçlar doğurabilir.”

Hiç şüphe yok ki Abrams tanklarının gelişi Kiev’e yönelik hoş bir sinyaldir ve bazı kazanımların pekiştirilmesine katkıda bulunabilir. Ancak sahanın manzarasını önemli ölçüde değiştiremez. Peki bu tank, Alman yapımı Leopard-2 ve İngiliz yapımı Challenger-2 de dahil olmak üzere halihazırda savaşta olan diğer ana muharebe tanklarının performansına ne gibi niteliksel katkılar sağlayabilir? Ayrıca Rus hatlarında bir ilerleme sağlanana kadar Rus uzun menzilli füzelerin etkilerini sınırlayacak mı, yoksa hava savunmasında dengeyi yeniden mi değiştirecek?

Bu çerçevede İngiliz Kraliyet Tank Alayı'nın eski komutanı Hamish de Bretton-Gordon, Abrams’ın Ukrayna’ya teslimatlarının ‘karada olduğundan çok psikolojik olarak daha önemli’ olduğunu söyledi. “Rusya’nın Kırım’daki konumu, gün geçtikçe daha az savunulabilir hale gelirken, tanklar gerçekten önemli bir ana ulaştı” diyen eski komutan, Rus Karadeniz filosunun denizaltı ve gemi kayıplarına uğraması da dahil olmak üzere, Sivastopol’da yaşanan olaylara dikkati çekti.

Batılı tanklar üstün hareket kabiliyetine, ateş gücüne ve korumaya sahip. Bu durum, Ukrayna kuvvetleri Rusya’nın ilk savunma hattını geçtikten sonra uzun menzilli füzelerle desteklendiği sürece kazanımların pekiştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde savunma araştırmaları ve askeri analist Johann Michel’e göre bu kolay değil. Michel, “Ukrayna, şu anda pek çok zorlukla karşı karşıya. Çünkü hava üstünlüğü yok ve hava üstünlüğü olmadan yoğun şekilde güçlendirilmiş bir mevziyi geçmeye veya yenmeye çalıştığınızda bu acı verici ve maliyetlidir” dedi.

Kremlin Batı’nın Ukrayna’ya takviye yapması konusunda ne diyor?

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısından 18 ayı aşkın bir süre sonra Biden yönetimi, uzun müzakerelerin ardından Kremlin’de gerilimin tırmanmasına yol açabilecek tüm açık tabuları yıktı. Öyle ki önce toplar geldi, ardından çok sayıda roket sistemi ve birçok Demokratın muhalefetine rağmen gönderilen misket bombaları. Ayrıca müttefiklerine de derinlere inmeleri ve Sovyet döneminden kalma mühimmat ve hava savunma sistemlerini aramaları çağrısı yaptı. Daha sonra Ukraynalı pilotları, F-16 savaş uçakları için eğitmeyi kabul etti ve şimdi de en gelişmiş tanklar geldi. Aynı şekilde Washington’un Kiev’in bir yılı aşkın bir süredir istediği uzun menzilli taktik füze sistemini göndermesi konusu da hala büyük soru işareti olmaya devam ediyor.

“Bazılarının ‘Sadece Abrams tanklarının varlığı güçlü bir caydırıcılık oluşturacaktır’ şeklindeki sözlerini veya bazı eleştirmenlerin ‘31 Abrams tankının Ukrayna’ya tesliminin, sembolik bir jestten başka bir şey olmadığı’ yönündeki inancını kabul etmek mümkün değil. Bütün bunlara rağmen bu gelişmiş zırhlı muharebe aracı, Ukrayna’nın saldırı yeteneklerine niteliksel bir katkıyı temsil ediyor.”

Birleşik Krallık ve Fransa, Storm Shadow ve Scalp füzelerinin konuşlandırılmasıyla uzun menzilli silahları sahaya sürdü. Bunlar, savaş cephesinin dışına ve Rusya’nın içine saldırabileceği için sorunlu kabul ediliyor. Ancak ABD’li yetkililer, bu konuda sessiz.

Kremlin, ABD’nin Ukrayna’ya uzun menzilli ATACMS ve Abrams tankları tedarikinin savaş alanındaki durumu değiştirmeyeceğini söylüyor. Olağan basın toplantısında bu konuyla ilgili bir soruya yanıt olarak, Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, “Rus Silahlı Kuvvetleri, Moskova’nın Ukrayna’da kendi askeri operasyonu olarak adlandırdığı operasyonda sürekli olarak yeni silah türlerinin kullanımına uyum sağlıyor” dedi. Peskov, “Tüm bunlar, hiçbir şekilde sürecin özünü ve sonuçlarını etkileyemez. Savaş alanındaki güç dengesini değiştirebilecek sihirli bir tedavi ya da tek bir silah türü yok. Abrams da yanacak” ifadelerini kullandı.

Rus savunma hatlarına ilişkin sorular

ABD, Rus siperlerinin eteklerinde karşı saldırıları durdurulan ülkeye uzun zamandır beklenen ağır askeri yardımını ikiye katladı. Ancak Rusya’nın gerginliği daha da artırmasına yönelik korkular, Washington’un ‘Rus işgali altındaki topraklardaki ikmal hatlarını, hava üslerini ve demiryolu ağlarını hedef almak ve bozmak için’ orduya taktik füze sistemleri sağlama kararını kısıtlamaya devam ediyor.

Ukrayna ordusu, uzun menzilli silahlar sayesinde, ciddi bir tepki vermeden, savaşı Kırım Yarımadası gibi Rus işgali altındaki bölgelere taşımayı başardı. Tankları, tanksavar siperleri ağına ve topçu ateşinin yoğunluğuna rağmen batı Zaporijya’daki Rus savunma hattını geçmeyi de başardı.

“Batılı tanklar üstün hareket kabiliyetine, ateş gücüne ve korumaya sahip. Bu durum, Ukrayna kuvvetleri Rusya’nın ilk savunma hattını geçtikten sonra uzun menzilli füzelerle desteklendiği sürece kazanımların pekiştirilmesine katkı sağlayabilir.”

Abrams muharebe tankı, ölümcül ateş gücü, benzersiz şekilde hareket etme ve çevik manevra kabiliyeti, termal görüşlerden elde edilen diğer teknolojiler ve dost ve düşman hedefleri arasında ayrım yapabilen dijital savaş alanı yönetim sistemi gibi özelliklere sahip. Bu da onu, İngiltere’den Challenger-2 ve Alman Leopard-2’nin yanında şok ve imha gücü oluşturma kapasitesine sahip kılıyor. Ancak Ukrayna kuvvetlerinin bu avantajlardan yararlanmadaki başarısı üç faktöre bağlı:

Birinci faktör; Ukraynalı komutanların bu araçları mevcut birimlere entegre edebilmesi ve karmaşık birleşik silah operasyonlarında etkin bir şekilde konuşlandırabilmesi… Bir başka ifadeyle bir yandan savunma hatlarını delmeye hazırlık amacıyla onları yok edecek ateş gücüne sahip olarak başarı koşullarını güvence altına almak, diğer yandan da karşı saldırıyı engelleyebilecek Rus İHA’larının ve füzelerinin etkinliğini sınırlama yeteneği. Rusya’nın güney Ukrayna’daki iyi hazırlanmış savunma mevzileri tank ilerlemeleri önünde zorlu bir engel oluştururken, eğer Ukrayna kuvvetleri Rus hatlarını geçebilirse bölgenin düz ve açık arazisi tanklar için ideal olabilir.

İkinci faktör; Sonbahar yağmurları savaş alanını etkilemeye, kuru zemini çamura çevirmeye ve Abrams tankları ile Bradley ve Stryker savaş araçlarının ilerlemesini zorlaştırmaya başlamadan önce, savaşa elverişli kalan birkaç haftaya yatırım yapma. Bazı ABD’li yetkililer, Kiev’in hafif mobil saldırılarla ilerleme kaydetmeye devam edebileceğine inanıyor ve kapsamlı bir karşı saldırı konusunda büyük umutlar beslemiyor.

Üçüncü faktör; Batı desteğinin, özellikle de ABD’nin desteğinin devam etmesi, Ukrayna’nın, Rus füze çabalarının dikkatini dağıtmak ve Azak Denizi kıyılarına ulaşmayı başarmak için birden fazla eksende eşzamanlı karşı saldırılar başlatmasına olanak tanıyan bir dizi tank edinmesine yol açacak. Deniz saldırılarıyla eş zamanlı olarak Rus Karadeniz filosu denizaltı ve gemilerde kayıplara uğradı. Ayrıca destek, kontrolü savaşta belirleyici bir anı temsil edecek olan Kerç Köprüsü’ne (Kırım Köprüsü) giden yolu açıyor.

“Ukrayna ordusu, uzun menzilli silahlar sayesinde, ciddi bir tepki vermeden, savaşı Kırım Yarımadası gibi Rus işgali altındaki bölgelere taşımayı başardı. Tankları, tanksavar siperleri ağına ve topçu ateşinin yoğunluğuna rağmen batı Zaporijya’daki Rus savunma hattını geçmeyi de başardı.”

Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya Savunma Bakanı Sergey Lavrov’a ‘karşı saldırıyı durdurmak için dört haftası var’ demesi, Rusya’nın Batı’nın takviyelerine tepki aşamasından çıkıp çatışmayı yeni bir aşamaya yönelme arzusunun açık bir göstergesi olabilir.

Yeni savaş sistemine geçiş

Liderlik ve saha yetkinliğinin, iklim koşullarının, ABD ve Avrupa’nın maddi desteğinin bulunmasını gerektiren yukarıda belirtilen üç faktörün devamının garantileri nelerdir? Başarı için mevcut fırsatlar, rakibin beklenmedik tepkileri, sahadaki sürprizler veya hesaplanmamış koşullarla ilgili olarak liderlerin kontrolü dışında -ve planlamanın ötesinde- koşullar nelerdir?

Her biri için Ukrayna hükümetinin veya müttefik ülkelerden herhangi birinin iradesini aşan çoklu karar alma referansları göz önüne alındığında, tüm bu faktörlerin birleşimi ve sürdürülebilirliği olasılıklarının başarılması zor görünmektedir. Bu durum, ABD hükümetinin Ukrayna’ya destek sağlamayı bırakmasıyla ortaya çıktı. Ayrıca bu, Avrupa’nın ABD desteğini telafi edemeyeceğini ilan eden bir tutum gerektiriyor.

Ukraynalı bir asker, 8 Ekim 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine havan topu atıyor. (Reuters)
Ukraynalı bir asker, 8 Ekim 2023’te Ukrayna’nın Donetsk bölgesindeki Rus kuvvetlerine havan topu atıyor. (Reuters)

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü askeri harekatla ilgili Batı pozisyonları, ABD’nin Rusya’yı ekonomik ve askeri açıdan yenilgiye uğratma ve onu kayıtsız şartsız geri çekilmeye zorlama yönündeki tutumuna dayanıyor. Ancak ABD ve Batı’nın sahada bunu başarma konusundaki ısrarı, ilan edilen hedefe ulaşmayı sağlayacak güç dengesinde üstünlük sağlamaya dayanmıyor. Başka bir ifadeyle Batı’nın Ukrayna’ya destek sağlama çabası, gelişigüzel oldu. Öyle ki hazırlık, eğitim, savaş planlama ve uygulama aşamaları, tüm bu sorumlulukları üstlenen entegre bir komuta çerçevesi dışındaydı. Avrupa ve ABD, tutarsız silah sistemleri sağlama konusunda ortaktı ve Ukrayna, istenen hedeflerin mevcut araçlarla dengelenmesini sağlamadan savaşı planlama ve hedefleri, zamanlamayı ve savaş alanlarını seçme konusunda benzersizdi. Bu da savaşın en önemli ilkelerinden biri olarak sayılıyor. Tüm bunlardan çıkarılacak dersler üzerinde durmadan ve savaş sistemini gerçek güç dengesine uyacak şekilde değiştirmeden sahadaki sonuç ise daha fazla yıkım ve başarısızlık oldu.

Herhangi bir saldırı operasyonunun veya saldırı niteliğindeki herhangi bir operasyonun başarısının altın kuralı, kara kuvvetleri dengesinde ve ateş destek araçlarında açık bir üstünlüğe hava kontrolünde eşitliğin sağlanmasına dayanıyor. Bu, durum, füzeler, anti-zırh silahları ve diğer mühimmat veya lojistik destek türleri de dahil olmak üzere her türlü desteğin sağlanmasında, savaş alanına rastgele gelen onlarca tank grubu baz alınarak gerçekleşemez.

Ukrayna’nın müttefikleri üstünlük kompleksinden kurtulmalı ve mevcut güç dengesinin başarılı saldırılara izin vermediğini kabul etmeli. Bu da şimdiye kadar benimsenen savaş sisteminin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Ukraynalı komutanlar, saldırı tanklarının imhasına yol açan Rus savunma hatlarını ve zırh karşıtı mayın tarlalarını geçmenin zorluğunu kabul ediyor. Bu durum ise geri adım atmayı ve yüzleşme tarzını değiştirmeyi gerekli kılıyor. Bu, savaşçıların kaynakları ve askeri kapasitelerinin eşit olmadığı ve taktiklerinin büyük ölçüde farklı olduğu durumlarda benimsenen bir model olarak, asimetrik savaş veya asimetrik angajman teknik ve yöntemlerinin benimsenmesinin gerekliliği anlamına gelir. Öyle ki zayıf taraf, başarıya ulaşmak için kendi yeteneklerinin veya kuvvetlerinin kalitesinin eksikliğini telafi etmek amacıyla diğer tarafın göreceli zayıflıklarından yararlanmaya başvurabiliyor.

“Savunma pozisyonları dışında Rus tanklarıyla mücadelede eşit fırsatlar nedeniyle Batı Amerika, İngiliz ve Alman tanklarının yeteneklerinden maksimum fayda sağlanabilecek.”

Rus işgal kuvvetlerinin güçlü noktalarını ortadan kaldırmak, onların konuşlandığı mevzilerinden çıkarılmasını gerektiriyor. Bu da iki birleşik seçeneğe başvurmak anlamına geliyor. Birincisi; Ukrayna’nın çabalarını, Rus kuvvetlerinin arka hatlarında, komuta merkezlerinde, lojistik üslerinde ve yedek bölgelerinde yoğun özel operasyonlar başlatmaya yönlendirmek ve bunların konuşlanma derinliğini tehdit etmek. Bu, Rusya’nın çabalarının dağılmasına, savunmasının zayıflamasına ve güçlerini korumak için savunma aygıtını değiştirmeye zorlanmasına yol açacak.

İkincisi; Hatlar boyunca Ukrayna saldırılarının durdurulması, Rus kuvvetlerini mevzilerini terk etmeye ve tekrar saldırıya geçerek Ukrayna’nın derinliklerine doğru ilerlemeye motive ediyor. Öyle ki düz coğrafyası, Rus tanklarının hazırlanmış pusuya ve mayın tarlalarına çekilmesine ve yenilgiye uğratılmasına olanak tanıyor. Bu manevrada savunma pozisyonları dışında Rus tanklarıyla mücadelede eşit fırsatlar nedeniyle Batı Amerika, İngiliz ve Alman tanklarının yeteneklerinden maksimum fayda sağlanabilecek.

Son olarak modern tarih, üstün bir ordu ile zafere ulaşmak için sınırlı kaynakları kullanmayı başaran zayıf bir ordu arasında birden fazla başarılı çatışma kaydediyor. Ayrıca Vietnam deneyiminden, özellikle de Dien Bien Phu Savaşı’ndaki Fransız yenilgisinden ve öncesinde Rusya’nın Leningrad’daki deneyiminden de yalnızca bir savaş modelinin benimsenmesiyle sınırlı olmayan, aynı zamanda bir yandan uzun vadeli çatışmalara ayak uydurabilecek bir siyasi ve ekonomik strateji geliştirmek, diğer yandan Ukrayna’nın dünyadaki dostları ve müttefikleri için küresel kamuoyuna ve uluslararası kurumlara yatırım yapabilecek dengeli bir diplomatik rol geliştirilebilecek, öğrenilmesi gereken birçok ders çıkarılabilir.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.