Eski uygarlıklarda kadınlar nasıl süsleniyordu?

Takı, parfüm ve kozmetik, kadınların parlaması için öncelik

Kadının başında çiçeklerden veya metal ve taşlardan yapılmış çelenkler veya kurdeleler şeklinde özel süslemeler vardı (Mısırlı Kadınlar Web Sitesi)
Kadının başında çiçeklerden veya metal ve taşlardan yapılmış çelenkler veya kurdeleler şeklinde özel süslemeler vardı (Mısırlı Kadınlar Web Sitesi)
TT

Eski uygarlıklarda kadınlar nasıl süsleniyordu?

Kadının başında çiçeklerden veya metal ve taşlardan yapılmış çelenkler veya kurdeleler şeklinde özel süslemeler vardı (Mısırlı Kadınlar Web Sitesi)
Kadının başında çiçeklerden veya metal ve taşlardan yapılmış çelenkler veya kurdeleler şeklinde özel süslemeler vardı (Mısırlı Kadınlar Web Sitesi)

Sena eş-Şami 

Parfümler ve süs eşyaları eski çağlarda bilindiğinden beri, aile kadınının, eşlerinin, kraliçelerinin ve prenseslerinin güzelliğinin simgesi olarak çoğunlukla kadınlarla ilişkilendirildi.

Antik uygarlıklarda kadınların parlaması için süs eşyaları, parfümler ve kozmetikler öncelikliydi.

Mezopotamya uygarlıklarındaki ve Arap Yarımadası'nın güneyindeki, Yemen ve Umman ülkelerinin de bulunduğu eski Arap uygarlıklarındaki birçok eski tarihi kaynakta da bundan bahsedilir.

Yine Mısır topraklarındaki Firavun medeniyeti, Arap Yarımadası'nın ortasından Levant dahil olmak üzere kuzey bölgelerinin medeniyetleri ve Tunus'taki Kartaca medeniyetlerindeki kaynaklarda da bundan bahsediyor.

Kültürel çevre takı, süs eşyaları ve kozmetik sanatının kullanımını büyük ölçüde etkiledi.

Süs eşyaları çoğu medeniyette ufak farklılıklarla da olsa birbirine benzerdi ve dikkat çeken husus çağa göre değişen formlarda olmasına rağmen bunların günümüzde de devam etmesi.

Eski Irak

Süsleme, çeşitli biçim ve kullanımlarıyla Mezopotamya uygarlığında büyük ilgi gördü.

Hanedanların başlangıcından bu yana yaygın olarak kutsallık ve ibadet törenleriyle ilişkilendirildi.

Kadın, eski Irak düşüncesinde doğurganlığı ve büyümeyi simgeliyordu.

Ayrıca anne ve hayat veren olarak kutsallığı temsil ediyordu. Kadınlarla olan ilişkisi ona daha büyük bir güzellik kazandırıyordu.

Sonuçta kolye ve bileziklerin yapımında yaratıcı olmaya başlayan birtakım insanlar türedi ve buradan kuyumculuk mesleği ve takı yapımında ustalar ortaya çıktı.

Gustave Le Bon, Mezopotamya'da takıların yaygın olarak kullanıldığını, erkeklerin de kadınlar gibi kulaklarını küpelerle süslediklerini, boyunlarına kolye taktıklarını, bileklerini bileziklerle, parmaklarını ise yüzüklerle süslediklerini belirtiyor.

Takılarını demirden yapıyorlardı, daha sonra nadir bulunduğu için bronzla değiştirdiler. Altın ve gümüşten yapılan takılar ise çok nadirdi ama iyi yapılmıştı.

Antik Irak'ta kullanılan kadın takıları arasında kilden veya çömlekçilikten yapılan takılar da vardı.

Yazı öncesi dönemlerde birçok arkeolojik alanda, özellikle Mezopotamya'nın bilinen en eski yerleşim topluluklarından biri olan Gram köyünde, taş ve kil boncuklardan veya kabuklu deniz hayvanlarından yapılmış kolyeler, bilezikler ve yüzükler bulunmuştu.

Mezopotamya sakinlerinin kozmetik ve dekorasyon kullanımı sayesinde lüks ve sofistike bir şekilde yaşamaları dikkat çekici.

Bu bölgelere ait içinde bakır aynalar, bakır ve altın takı takımları, saç maşası, kürdan, halkaya asılmış ve küçük bir konik çantada taşınan kulak temizleyicisi, yuvarlak başlı bakır ve gümüş iğneler bulundu.

Ur şehrinde milattan önce 2680-2400 yıllarında kadın mezarlarının yanı sıra erkek mezarlarında da dekoratif aletler bulundu.

Mutlu Yemen

Mezopotamya'da altın ve gümüşten yapılmış takı ve süs eşyaları özellikle Yemen bölgelerinden ithal ediliyordu.

Yemen'de genel olarak eski Arapların, özel olarak da Yemen halkının takı ve kozmetik kullanımına dair birçok tarihi kanıt bulundu.

Yunan ve Roma kaynakları, Sebelilerin altın, gümüş ve değerli taşlara bunları tarihin dışına, fantezi ve mitoloji dünyasına taşıyacak kadar çok sahip olduklarından bahsettiler.

Yemenli kadınlar, altın, gümüş, bakır, cam gibi farklı malzemelerden ve akik, bazalt, kalsit, kristal, kuvars, talk ve deniz kabuğu gibi değerli taşlardan yapılan birçok takı türünü biliyorlardı.

Hepsi kulakları süsleyen küpeler, boyunları süsleyen kolyeler, göğüsleri süsleyen gerdanlıklar, bilekler için bilezikler, parmakları süsleyen yüzükler ve ayaklara halhallar yapıyorlardı.

Bu süslemelerin çoğu, milattan önce 4'üncü yüzyıl ile milattan sonra 1'inci yüzyıl arasına tarihlenen kaya mezarlarında bulundu.

Fethi el-Haddad, "Eski Yemenli Kadın" adlı kitabında şöyle diyor:

Yemenli kadının sevgisi, kadın mezarlarında bulunan mücevherlerin çokluğunda açıkça görülüyor. Ayrıca kadınların heykellerinde süslendikleri takıların temsili ve bereketlerinin ifadesi de karşımıza çıkıyor.

Hadramut'taki bazı mezarlarda yarı değerli taşlardan, deniz kabuklarından ve altın boncuklardan yapılmış bir kolye, kırmızı akikten yapılmış bir bilezik, kemik, boya ve kozmetik yağlardan yapılmış bir yüzükten oluşan bazı dekoratif aletler bulundu.

Amerika Beşeri Araştırmalar Kurumu’nun deposu olan Arthur Scaler Salonu’nda, 1951'de Mana'daki Haid bin Akil mezarlığında bulunan ve MS 1. yüzyılın başlarına kadar uzanan bir altın kolye bulunuyor.

Kolye, kuyumculukta usta Yemenlilerin ustalaştığı yüksek teknolojiyle yapılmış.

Buhur, hurma ve diğer baharat türlerinin yanı sıra, eski Yemenlilerin ticaret kervanları aracılığıyla kuzey Arabistan'a, Yunanistan'a ve Romalılara dekoratif amaçlı ihraç ettiği en önemli malzemeler arasında parfüm ve tütsü de vardı.

Çünkü bunlarda vücudu parfümlemek ve hem kadınları hem de erkekleri güzelleştirmek için kullanılan aromatik kokular vardı.

Kartaca Medeniyeti

Kartaca'nın başkentinde mücevherlerin çoğunun mezarların içinde bulunması, o dönemde merhumun, sevdiği eşyalarını öbür dünyada da elde etmek isteyeceğini düşünerek mücevherlerini takmasının bir gelenek olduğunu gösteriyor.

Bu takılar arasında küpeler, bilezikler, yüzükler, kolyeler, madalyalar, yüzükler, muskalar, çeşitli boncuklar ve değerli taşlar vardı.

Bu süslemeler çeşitli biçimlerdeydi; bunlardan en önemlisi, kın kanatlılar böceği biçiminde olan süslemelerdi.

Takı türleri kehribar, altın, gümüş, altın kaplamalı bronz, kırmızı kaya kristali, turkuaz ve bazen fildişi arasında değişiyordu.

Antik uygarlıklarda kadının rolü üzerine yapılan araştırmaya göre, antik Kartaca'nın mezarlarında bu tasarıma sahip çok sayıda küpenin bulunduğu belirtildi.

Kökeni Shor şehrine kadar uzanan ve Akdeniz'in batı havzasında bolca bulunduğu anlaşılan Latin T şeklinde küpeler ve alabastro şeklinde küpeler olmak üzere iki çeşit küpe bulunuyor.

Küpelerin ait olduğu dönem milattan önce 9'uncu ve 7'nci yüzyıllar arasında değişiyor.

Kartaca'nın mezarlarından birinde iskeleti mücevherleriyle birlikte bulunan Kartacalı bir kadının sol kulağından sarkan T harfi şeklindeki altın küpe gibi bu küpeler bazen tek kulakta da kullanılıyordu.

Kartaca'da yüzük ve bileziklerin yanı sıra altın bilezikler de çiçek şeklinde boncuklarla süslenmiş ve bir kısmı burna tutturulmuştu.

Bunlar arasında sanatsal formlar ve dini semboller taşıyan kolyeler de yer alıyor.

Kartaca'ya ait, daire şeklinde, biri kanatlı güneş kursunu gösteren, incilerle süslenmiş altın kolyeler var.

Halkalara gelince, üzerlerinde mineyle süslenmiş kın kanatlılar böceği şekli var.

Ayrıca Kartaca'dan gelen iki altın muska gibi, birincisi silindirik ve asma halkalı, ikincisi ise iki koç başı şeklinde ve asma halkalı muskalar da var.

Firavunların ülkesi

Sonuncu fakat bir o kadar da önemlisi, Mısır mezarlarında merhem ve göz kalemi şişeleri ve kapları dahil pek çok dekoratif alet bulundu ve çok sayıda ayna ve tarak da bulundu.

Yüz ve vücut için kullanılan merhemler aromatikti ve bazıları kokusunu günümüze kadar korumuştu.

Merhemleri kaymaktaşı, cam, fildişi veya taş kaplara koyarlar, ayrıca parfümlerini yağ veya merhem şeklinde hazırlarlardı.

Yanakları kırmızıya boyamak için kullanılan bir tür demir tuzu ve bunların kalıntılarının çoğu mezarlardaki tahtalarda bulundu.

Mısırlı kadınların yanaklarını ve dudaklarını bu tuzla renklendirdikleri düşünülüyor.

Muhammed Feyyad, "Eski Mısırlı Kadın" adlı kitabında "Vücudu yağlar ve parfümlerle süslemek, kadınların ve genel olarak Mısır halkının yaşamının bir parçasıydı. Bu yeme içme gibi vazgeçilemez bir şeydi ve bunda zengin ve fakir eşitti. Dolayısıyla işçinin ücretinde gıdanın yanı sıra bir miktar yağ ve güzel koku da vardı. III. Ramesses yönetimi altında işçiler greve gittiğinde talepleri arasında ücretler, yağ ve yiyecek de vardı" diyor.

Bir başka kaynaktan şöyle bir açıklama yapıldı:

Mısırlılar, zengin olsun fakir olsun, kadın olsun erkek olsun, dekorasyon amacıyla mücevher almaya bağımlıydı. Ayrıca birçok mücevher ve takı, kendilerini kötü ruhlardan ve zararlardan koruyan bir muska olarak kabul edildi ve bu nedenle birçok mücevher, muska şeklini aldı.

Mısırlı kadınlar eski çağlardan beri takılara bayılırlardı. Eski çağlarda insanlar bağdaş kurmuş halde gömülürdü.

Kemik veya yarı değerli taşlardan yapılmış boncuklu kolyeler, bilezikler ve halhallarla süslenmiş kadın cesetleri bulunurken, en ünlü takı türleri ise kolye, küpe ve yüzüklerdi.

Kadının başında ayrıca canlı çiçeklerden veya metal ve yarı değerli taşlardan yapılmış çelenk veya kurdeleler şeklinde özel süslemeler vardı.

Mısırlı kadınların sevdiği süslemeler arasında bilezikler de yer alıyordu.

Mısırlı kadınlar bileziği özellikle kolun üst kısmına ve bilek çevresine takmayı tercih ediyordu, ayrıca topuklarının üst kısmını çevreleyen halhalları da çok seviyordu.

Önceki uygarlıklardaki tüm kadınlar gibi Mısırlı kadınlar için de göz boyama, kozmetik sürecinde önemli bir unsurdu.

Göz boyamak için o dönemde yaygın olarak kullanılan iki renk vardı: Kullanımı milattan önce 4 bin yılına kadar uzanan siyah ve yeşil.

Bu boyalar mezarlarda hammadde, pul, toz veya macun halinde bulunmuştu.

Mısır'da kadınlar için yaygın göz modası, rengin kaştan burun tabanına kadar serbestçe uzandığı açık kahverengi göz veya badem şeklindeki gözdü.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Stonehenge'i inşa edenlerin yerini alan göçmenlerin kökeni ortaya çıktı

Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
TT

Stonehenge'i inşa edenlerin yerini alan göçmenlerin kökeni ortaya çıktı

Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)
Yaz gündönümü kutlamaları sırasında Stonehenge'de güneş batıyor (Reuters)

Arkeologlar, Britanya'ya göç ederek Neolitik Stonehenge'i inşa edenlerin yerini 100 yıl içinde alan, çan biçimli çömlek kültürüne (Bell Beaker) sahip halkın kökenlerini ortaya çıkardı.

DNA çalışmaları, çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı topluluğun Britanya'ya göç etmesinin ardından, MÖ 2400 civarında Britanya'da büyük bir demografik değişim yaşandığını göstermişti. 

İsimlerini, yaptıkları son derece özgün çömleklerden alan bu göçmenler, bu dönemde Avrupa'ya hızla yayılmıştı ancak tam olarak nereden geldikleri ve nüfuslarının nasıl şekillendiği bugüne kadar bilinmiyordu.

Araştırmacılar yeni çalışmada MÖ 8500 ila MÖ 1700'de Hollanda, Belçika ve Almanya'nın batısında yaşamış 112 bireyin DNA'sını analiz ederek çan biçimli çömlek nüfusunun kökenlerini gözler önüne serdi.

Bilim insanları Ren-Maas sulak alanlarında yaşayan, büyük ölçüde avcı-toplayıcı soyundan gelen, kendine özgü niteliklere sahip bir topluluğun, çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı insanlarla karıştığını saptadı.

Hakemli dergi Nature'da yayımlanan yeni araştırmaya göre, MÖ 2500 civarında gerçekleşen bu olay sonucu ortaya çıkan nüfus daha sonra Avrupa'nın kuzeybatısına yayıldı.

Önceki araştırmalar, çan biçimli çömlek kültürünün tek bir yerden ve çoğunlukla da günümüzün İspanya ve Portekizi'ni içeren İberya'dan çıkarak her yere yayıldığını ima ediyordu.

Ancak son DNA analizleri, yerel avcı-toplayıcıların torunlarıyla Avrupa'ya yeni gelen, bozkırlarla bağlantılı atalara sahip grupların karışımı sonucu çan biçimli çömlek kültürü nüfusunun ortaya çıktığını gösteriyor.

Çoğunlukla modern Hollanda, Belçika ve Batı Almanya'yı içeren Ren-Maas'ın aşağısındaki bölgede, birden fazla atadan gelen grupların karışımından oluşmuşlar.

Araştırmacılar, bozkır göçmenlerinin de MÖ 3000 civarında bu grup karışımına katıldığını söylüyor.

Çan biçimli çömlek kültürüyle ilişkili bu gruplar Britanya'ya geldiklerinde, bölgede Stonehenge'i inşa eden mevcut Neolitik çiftçilerin yerini neredeyse tamamen aldılar; bu, arkeolojik zaman ölçeğinde çarpıcı bir değişimdi.

Bilim insanları araştırmada şöyle yazıyor:

Daha sonra bölgeye yayılmaları, Avrupa'nın kuzeybatısının çok daha geniş bir kısmında, özellikle de yerel Neolitik ataların yüzde 90-100'ünün yerine geçtikleri Büyük Britanya'da, yıkıcı bir etki yarattı.

Bilim insanları, bu dönüşümün muhtemelen veba gibi bir hastalık tarafından tetiklendiğini ve Avrupa kıtasındaki insanlar bu hastalığa karşı bağışıklık gösterirken, Britanya'dakilerin gösterememiş olabileceğini düşünüyor.

Ancak çan biçimli çömlek kültürüyle ilişkili topluluklar yayıldıkça, bu yapıları inşa eden gruplar gitmiş olsa da Stonehenge ve Avebury gibi mevcut anıtları kullanmaya başladılar.

Çan biçimli çömlek kültürüyle bağlantılı topluluk metal işçiliği, okçuluk ve kendilerine özgü çömlek tarzlarını da Britanya'ya götürdü.

Huddersfield Üniversitesi'nden çalışmanın yazarı Maria Pala, "Antik DNA çalışmaları genellikle geçmişimizin beklenmedik sayfalarını gün ışığına çıkarır... Bu tür bulguların bizi hâlâ şaşırtabilmesi, antik DNA çalışmalarının gücünü kanıtlıyor" diyor.

Independent Türkçe


Antik Roma'nın kayıp oyunu yapay zekayla ortaya çıkarıldı

Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
TT

Antik Roma'nın kayıp oyunu yapay zekayla ortaya çıkarıldı

Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)
Bilim insanları 1500 yıllık taş levhanın oyun tahtası olduğunu söylüyor (Antiquity)

Bilim insanları Antik Roma'dan kalma bir oyunun kurallarını yapay zeka yardımıyla çözdü. 

Hollanda'nın Heerlen kentindeki bir arkeolojik kazı alanında keşfedilen beyaz kireçtaşı levhanın ne amaçla kullanıldığı yıllardır merak konusuydu.

Bölge, İmparator Augustus'un (MÖ 27-MS 14) hükümdarlığı döneminde kurulan ve Batı Roma İmparatorluğu'nun MS 476'da yıkılmasına kadar varlığını sürdüren Coriovallum kasabasına ev sahipliği yapıyordu. Arkeologlar bu nedenle levhanın yaklaşık 1500 yıllık olduğunu tahmin ediyor.

Bazı uzmanlar kireçtaşı parçasının dekorasyon veya kaldırım taşı olarak kullanıldığını düşünürken, yeni çalışma daha keyifli bir işleve işaret ediyor.

Leiden Üniversitesi'nden Walter Crist ve ekibi, üç boyutlu görüntüleme tekniğinden yararlanarak levhaya oyulmuş çapraz ve düz çizgilerin bazılarının diğerlerinden daha derin olduğunu saptadı.

Araştırmacılar tahta üzerinde hareket ettirilen taşların buna yol açtığını düşünüyor.

Ekip daha sonra yapay zeka sistemi Ludii'ye binlerce olası kural setini test ettirerek levhadaki izlere en uygun versiyonu anlamaya çalıştı.

Ludii, iki sanal oyuncuyu karşı karşıya getirdiği binlerce senaryoda daha sonraki oyunlara dair bilgisinden yararlandı.

Crist, "Birçok farklı kombinasyon denedik: üç parçaya karşı iki parça, dört parçaya karşı iki parça veya iki parçaya karşı iki parça... Tahtadaki aşınmayı hangisinin ortaya çıkardığını test etmek istedik" diye açıklıyor.

Bulguları hakemli dergi Antiquity'te dün (11 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre biri iki, diğeri 4 taşa sahip iki oyuncu taşlarını tahta üzerinde hareket ettirerek karşı tarafın hareketini sınırlamaya çalışıyor ve bunu ilk başaran oyunu kazanıyordu.

Ludus Coriovalli (Coriovallum Oyunu) adlı oyun internetten oynanabiliyor.

Bilim insanları bu tür engelleme oyunlarına Avrupa'da Ortaçağ'a kadar rastlanmadığını söylüyor. Go ve Domino bu tür oyunların bugün bilinen örnekleri arasında sayılabilir; ancak Ludus Coriovalli doğrudan bunlara benzemiyor.

Öte yandan oyunun Antik Roma'da gerçekten bu şekilde oynandığı da kesin bir şekilde söylenemiyor.

Çalışmanın yazarlarından Dennis Soemers şu ifadeleri kullanıyor: 

Ludii'ye bu levha üzerindeki gibi bir çizgi deseni sunulunca, her zaman oyun kurallarını bulacaktır. Bu nedenle Romalıların bunu tam olarak bu şekilde oynadığından emin olamayız.

Yine de yeni çalışma özellikle yapay zekayı kullanma biçimiyle önemli bir adıma işaret ediyor. Araştırmacılar bu yöntemin başka alanlarda da uygulanabileceğini düşünüyor.

Crist, "Yapay zekayla simüle edilen oyunun, bir kutu oyununu tanımlamak için arkeolojik yöntemlerle birlikte kullanıldığı ilk örnek bu" diyerek ekliyor: 

Bu araştırma, eski kültürlerden kalma alışılmadık oyunları tanımlamak için gereken araçları sunuyor. Çünkü mevcut tanımlama yöntemlerinde oyun yüzeyini oluşturan geometrik desenler, metinlerdeki referanslara veya sanatsal temsillerine dayanarak günümüzde bilinen oyunlarla ilişkilendiriliyor.

Independent Türkçe, Science Alert, IFLScience, Science News, Antiquity


Amerika'nın eski uygarlığı, yükselişini kuş dışkısına borçluymuş

Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
TT

Amerika'nın eski uygarlığı, yükselişini kuş dışkısına borçluymuş

Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)
Chincha Krallığı, deniz kuşlarının dışkısını kullanarak daha çok ürün elde etmeyi başarmış (Unsplash)

Amerika kıtasındaki eski uygarlıklardan birinin, kuş dışkısı sayesinde güç kazandığı ortaya çıktı.

Bugünkü Peru'nun güneyinde MS 900 civarında kurulduğu düşünülen Chincha Krallığı, 1480'de İnka İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmişti.

Chincha bu tarihten önce İnkalarla mısır ticareti yaparak "chicha" adlı içkilerini ürettikleri hammaddeyi sağlıyordu.

Sidney Üniversitesi'nden Dr. Jacob Bongers ve ekibinin yeni çalışmasına göre Chincha halkı, ekonomilerini büyütmelerini sağlayan mısırı deniz kuşlarının dışkısı veya "guano" sayesinde yetiştiriyordu.

Bilim insanları, Chincha uygarlığı döneminde 100 bin kişinin yaşadığı düşünülen Chincha Vadisi'ndeki mezarlarda bulunan 35 mısır koçanı kalıntısını analiz etti.

Bulguları hakemli dergi PLOS One'da dün (11 Şubat) yayımlanan çalışmaya göre mısırlar son derece yüksek seviyede azot içeriyordu.

Deniz kuşlarının beslenme biçimi, dışkılarını azot bakımından zengin kılıyor; bu da Chincha'nın toprağı guanoyla verimlendirdiğine işaret ediyor.

Seramik, çömlek, duvar oymaları ve resimleri de inceleyen ekip,  deniz kuşlarıyla mısırın yan yana betimlendiğini ve Chincha toplumunda kültürel önem taşıdığını belirtiyor.

Kuş dışkısı, Chincha Krallığı'nın daha fazla mısır üretip ekonomilerini büyütmelerini, nüfuslarını artırmalarını ve Güney Amerika'da İnka öncesi refah düzeyi en yüksek toplumlardan biri haline gelmelerini sağlamıştı.

Dr. Bongers, "Deniz kuşu gübresi önemsiz görünebilir ancak çalışmamız bu güçlü kaynağın, And Dağları'nın Peru bölgesindeki sosyopolitik ve ekonomik değişimine önemli katkı sağladığına işaret ediyor" diyerek ekliyor: 

Eski And kültürlerinde gübre, güç demekti.

Araştırmacılar halkın kuş dışkılarını yakınlardaki Chincha Adaları'ndan topladığını tahmin ediyor.

Teksas A&M Üniversitesi'nden Dr. Jo Osborn, Chincha halkının bu kaynağa ulaşmasının ötesinde ekolojik bilgisinin, çalışmanın en ilginç kısmı olduğunu düşünüyor.

Makalenin ortak yazarı Dr. Osborn "Sahip oldukları geleneksel bilgi, deniz ve kara yaşamı arasındaki bağlantıyı görmelerini sağladı ve bu bilgiyi, krallıklarını kuran tarımsal üretim fazlasına dönüştürdüler" ifadelerini kullanıyor:

Sanatları bu bağlantıyı kutluyor ve bize güçlerinin sadece altın veya gümüşten değil, ekolojik bilgelikten kaynaklandığını gösteriyor.

Independent Türkçe, BBC Science Focus, Popular Science, PLOS One