‘Yakılmış topraklar’: İsrail’in kara operasyonuna hazırlık stratejisi

Bu hafta Gazze Şeridi’ne yönelik hava bombardımanıyla geçti

AFP
AFP
TT

‘Yakılmış topraklar’: İsrail’in kara operasyonuna hazırlık stratejisi

AFP
AFP

Salim Al-Rayes

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçtiğimiz cumartesi günü Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplara, özellikle de Hamas hareketinin askerî kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na savaş ilan ettiğinden beri İsrail ordusunun saldırıları durmadı. Aksine evlerinde güvende olan siviller hedef alınmaya devam etti ve aralarındaki çocuklar, kadınlar ve yaşlılar katledildi. Gazzeli yüzlerce kişi de yerinden edilerek, yerleşim bölgeleri tümüyle yok edilmeden önce göçe zorlandı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonu Gazze Şeridi sınırları dışından bir hava, kara ve deniz bombardımanıyla sınırlıydı. Eşzamanlı olarak sınırın diğer tarafında Filistinli grupların savaşçıları ile İsrail ordusu askerleri arasında çatışmalar da yaşandı. İsrail ordusu, 7 Ekim sabahı İsrailliler arasında bin 200’den fazla kişinin ölmesine, 3 bin 190’dan fazla kişinin yaralanmasına, büyük bir kısmının ve muhtemelen 150 kadar kişinin esir edilmesine sebep olan saldırının üzerine ‘temizlik’ operasyonu yaptığını iddia etti.

Netanyahu’nun savaş hali ilan etmesinden bu yana, “Sahada savaş görmedik. Yani Netanyahu’nun tarif ettiği gibi bir dehşet ve hız görmedik” diyen İsrail işleri uzmanı Ehab Jabareen’e göre “olan bitenler, İsrail’in 2008’den bu yana tekrar eden saldırılarında yaşananların bir tekrarı. Yani işgalci ordu ile direniş güçleri arasında ve silahsız sivillere karşı eşitsiz bir savaştan ibaret. Hatta bu bir savaş bile değil; ordu tarafından sivillere yönelik saldırı. Dolayısıyla iki saikin olduğu çok açık.” Al Majalla’ya konuşan Jabareen, halkı ve dünya karşısındaki imajı sarsılan İsrail’in bu aşamada Gazze’den intikam almaya ve kurbanların sayısında bir denge oluşturmaya odaklandığını belirtti. Buna göre İsrail tarafındaki bin 300 can kaybının Filistinliler arasındaki iki kat değil, birkaç kat fazla can kaybıyla denkleşmesi gerekiyor.

Jabareen’e göre Netanyahu’nun üzerinde düşündüğü ikinci aşama ya da denklem ise ‘İsrail’in esirlerini kurtarması’ ki bunu da sivillere karşı eşi benzeri görülmemiş saldırılar yoluyla bir tablo çizip askerî gücünü abartılı sergileyerek yapıyor. Amacı Hamas’ı, özellikle içeriden bir halk baskısı hissederse, müzakere sürecine olabildiğince az şartla boyun eğdirmek.

“İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonu Gazze Şeridi sınırları dışından bir hava, kara ve deniz bombardımanıyla sınırlıydı. Eşzamanlı olarak sınırın öbür tarafında Filistinli grupların savaşçıları ile İsrail ordusu askerleri arasında çatışmalar da yaşandı”

Cumartesi sabahı İsrail saldırılarının başlamasından bu yana Gazze Şeridi’ndeki ölülerin sayısı bin 55’e yükselirken yaralıların sayısı da 5 bin 180’in üzerine çıktı. İsrail ordusu ise Gazze’ye komşu yerleşimlerde çıkan çatışmalar arasında İsrail askerleri tarafından öldürülen ve Hamas savaşçılarına ait binden fazla cesedin varlığını bildirdi.

Bu bağlamda çarşamba akşamı İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (Makan), geçici bir İsrail olağanüstü hâl hükümeti kurulduğunu duyurdu. Açıklamaya göre Netanyahu, Beni Gantz ve Yoav Galant’tan oluşan hükümet, Gazze’de Hamas hareketine yönelik savaşı yönetmeye odaklanıyor. Başbakan bu hükümeti kurarak, başarısızlığın ve Filistin direnişinin planlama ve zamanlamaya dair bir ön istihbarat bilgisi olmaksızın geçtiğimiz cumartesi günü düzenlediği işgal altındaki toprakları bombalama ve ayrım duvarına saldırma operasyonunun sorumluluğundan kaçmayı hedefliyor.

Foto: 12 Ekim 2023’te İsrail’in güneyindeki Gazze sınırı yakınlarında bir İsrail topçusu top mermileri atıyor (AFP)
12 Ekim 2023’te İsrail’in güneyindeki Gazze sınırı yakınlarında bir İsrail topçusu top mermileri atıyor (AFP)

Jabareen, Netanyahu’nun geçici hükümeti oluşturarak elde etmeye çalıştığı iki temel faktöre işaret ediyor. Bunlardan birincisi, son dokuz aydır yüzleştiği sorun. Netanyahu, hükümetinin zayıflığı ve sağcı bakanların uyguladığı baskı nedeniyle girdiği sarmaldan acilen çıkmak istiyor. Söz konusu bakanların başında gelen Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, İsrail’in bir liderlik krizi yaşamasına neden oldu. Olağanüstü hâl hükümeti ise Netanyahu’ya ‘ağaçtan inme’ imkânı verecek.

Gantz, şu an İsrail sokaklarında partiler arası ‘birliğe’ duyulan acil ihtiyaca bakarak, mevcut olağanüstü hâl hükümetine katılmanın bir liderlik konumu ifade ettiğini düşünüyor. İsrail işleri uzmanının da belirttiği üzere Gantz, halk karşısında bu liderlik konumundan faydalandı.

Sorumluluk dağıtımı

İkinci ve en önemli faktör ise sorumluluğu paylaştırmaktır. “Yani savaştan sonraki ilk gün İsrail halkı, suçlama parmağını yöneltmeye başlayacak. Netanyahu bu parmakların sadece 7 Ekim için değil, sonrası için de yöneltilmesini istiyor ve sorumluluk ve hesap verme konusunda ortaklar arıyor.”

Tüm bunlara ek olarak savaşın yönetilmesi için askerî deneyime sahip profesyonellere ihtiyaç olduğunu ve bu konuda Ben-Gvir ile Smotrich’in popülaritesinin bir faydası olmayacağını söyleyen uzman, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bu ana kadar mini hükümet masasında (kabine) Netanyahu ile oturanlar birçok yeterlikten yoksun kimseler. Dolayısıyla Netanyahu’nun bu hükümet içinde savaşı yönetecek profesyonel kişilere ihtiyacı var.”

Jabareen’e göre kuzey cephesi, Hizbullah’a karşı herhangi bir intikam operasyonuna ev sahipliği yapmadığı için İsrail’in önceliği değil. Evet, işgal güçlerine karşı güçlü ve derin mesajlar vermek amacıyla, Gazze’ye herhangi bir kara saldırısı olması halinde Hizbullah’ın savaşa müdahil olacağına dair mesajlar veriliyor.

“Bölge tümüyle ‘şeytanın elinde’. Yani yanlışlıkla da olsa çıkan tek bir kıvılcım, meseleyi büyük bir askerî vücut gösterisinin yapıldığı savaştan, kelimenin tam anlamıyla bölgesel bir savaşa dönüştürebilir. Çünkü sahada olup bitenlere dair uzlaşmacı çözümler söz konusu değil”

Ancak İsrail’in kuzey cephesine yönelik tutumları ve niyetleri konusunda daha önce açıklananlara rağmen Jabareen’in ifadesiyle “Bölge tümüyle ‘şeytanın elinde’. Yani yanlışlıkla da olsa çıkan tek bir kıvılcım, meseleyi büyük bir askerî vücut gösterisinin yapıldığı savaştan, kelimenin tam anlamıyla bölgesel bir savaşa dönüştürebilir. Çünkü sahada olup bitenlere dair uzlaşmacı çözümler söz konusu değil.”

İsrail’in Gazze’de ‘insanları ve taşları’ yıkan saldırıları devam ederken İsrailli liderler Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı bir kara savaşı hazırlığı yapıldığına dair tehditler savuruyor ki İsrailli bazı isimler bu savaşı, ‘bir ölüm tuzağı’ olarak niteledi.

Foto: 12 Ekim 2023’te İsrail-Gazze Şeridi sınırı yakınlarında bir tankın üzerinde oturan İsrailli bir asker (Reuters)
12 Ekim 2023’te İsrail-Gazze Şeridi sınırı yakınlarında bir tankın üzerinde oturan İsrailli bir asker (Reuters)

Siyasi analist şöyle diyor:

“İsrail’in Gazze konusunda herhangi bir stratejisi yok. Bu yüzden bence havadan stratejik saldırıların en önemli hedeflerinden biri, bir şehir olarak Gazze’nin özelliklerini, dolayısıyla her iki taraf için de kolay ve olabildiğince az hasarlı olabilecek bir toprak parçasıyla uğraşıldığını gizlemeye çalışmaktır.”

Şarku'l Avsat'ın çevirdiği Majalla kaynaklı habere göre Jabareen, kara askerî operasyonunun ya da saldırısının en az 150 hedefi olduğunu belirterek, İsrail'in bu hedeflerden emin değilse, bu hedeflere ulaşma ve esirlerini kurtarma konusunda açık göstergeler olmadan kendisini bu tuzağa düşürmeyeceğini belirtti.

Beş gün önce Gazze ayrım duvarının diğer tarafına yönelik saldırı esnasında 150 İsraillinin Filistinliler tarafından esir alındığı tahmin ediliyor. Bu esirler büyük ihtimalle tek bir mekânda tutulmayacaklar, ki bunu İsrail de teyit etti. “İsrail’in bu esirlerin tutulduğu yerlere nasıl ulaşılabileceği gibi bir sorunu var” diyen Jabareen, değerlendirmesini şu sözlerle bitiriyor:

“Bence İsrail’in, hedeflerine ulaşma çabasına gelene kadar bir çıkmazın içinde olduğu açık. Bundan dolayı şu aşamada, bir sonraki aşamanın uygulanmasına stratejik olarak hizmet edecek yakılmış topraklar politikasına daha fazla dayanmaya çalışıyor.”

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
TT

Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)

Hayed Hayed

Suriye geçiş hükümetinin göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçti; bu aşamada genellikle hükümetlerin performansı, verdikleri sözlerle değil, başardıkları ve belirledikleri yönle ölçülür. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yakın zamanda kapsamlı bir değerlendirme yapma niyetinde olduğunu belirtti. Fakat hükümetin yalnızca sınırlı sayıda şeffaf veri açıklaması, yeterince açık planlar sunmaması ve performansının güvenle ölçülebileceği genel kriterleri neredeyse hiç belirlememesi nedeniyle, dış gözlemciler için adil bir değerlendirme yapmak daha zor olmaya devam ediyor.

Bununla birlikte, iktidarda geçen bir yıl, hükümetin insanların yaşamları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine, yönetim modellerinin belirlenmesine, yapısal zayıflıkların ortaya çıkarılmasına ve Suriye'nin daha verimli ve hesap sorulabilir devlete doğru ilerleyip ilerlemediğinin değerlendirilmesine olanak tanıdığı için önemli bir göstergedir. Bu bağlamda, tablo karışık görünüyor. Kamuoyuna açık kanıtlar, hizmetlerde, geçim kaynaklarında ve güvenlikte kısmi kazanımlar olduğunu gösterse de bu kazanımlar eşit olarak dağıtılmamış ve toplumun tüm kesimlerini aynı derecede etkilememiştir.

Sorun sadece düşük performansla sınırlı kalmayıp, hükümetin tutarlı bir yönetim modeline sahip olmamasına kadar uzanıyor. Kayıtları sadece kaynak kıtlığı ve acil ihtiyaçlardan değil, aynı zamanda zayıf yönetimden, yetersiz koordinasyondan, sınırlı şeffaflıktan ve stratejik olmaktan çok reaktif bir yönetim tarzından da etkilenmiştir. Kabine değişikliği ile ilgili artan konuşmalarla birlikte, bu yapısal kusurlar daha da belirgin hale geliyor. Bakanların değiştirilmesi performansta hafif bir iyileşmeye yol açabilir, ancak hükümetin çalışmalarını engelleyen köklü zayıflıkları gidermeyecektir.

Değerlendirmek zor ancak hissetmek kolay

30 Mart'ta göreve gelmesinden bu yana hükümet medyada yüksek bir varlık gösterdi, ancak somut şeffaflık konusunda sınırlı kaldı. Medyada varlık göstermek, sorumlu yönetişim anlamına gelmez ve temel değerlendirme araçlarının yokluğunda ciddi bir değerlendirme yapmak zorlaşır.

Net bir genel strateji, ulusal önceliklere bağlı bakanlık çerçevesi, performansı değerlendirmek için bir dizi temel göstergenin yokluğu devam ediyor. Ayrıca, bütçe verileri, politika gerekçeleri ve uygulama kriterleri büyük ölçüde şeffaf değil.

Ancak Suriyeliler, hükümeti planlama belgelerine veya kurumsal yapılara göre değil, yapısal kısıtlamalar ve sınırlı kaynaklara rağmen devlet politikalarının günlük yaşamları üzerindeki etkisine göre değerlendiriyorlar. Yaşam koşulları, hizmetler ve güvenlik, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilme gücünü, sürekli elektrik tedarikini, serbestçe hareket edebilmeyi, geçimini sağlayabilmeyi, evde ve toplum içinde güvende hissedebilmeyi belirlediği için son derece önemlidir.

Bu nedenle, bu göstergeler hükümetin performansını yansıtmada en acil ve politik olarak en önemli olanlardır. Bunlar aynı zamanda hükümetin performansının değişken göründüğü alanlardır. Bu üç sektörde kayda değer iyileşmeler görülmüş olsa da bunlar genellikle daha yüksek maliyetler, düzensiz uygulama veya insanların yaşamları üzerindeki etkilerini sınırlayan kısıtlamalarla birlikte gelmiştir.

Hizmetler daha erişilebilir hale geldi ancak genellikle aşırı pahalı

Yaşam standartlarını iyileştirme konusunda hükümetin aldığı en önemli önlem, kamu sektöründe maaşları artırmaktı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Haziran 2025'te yüzde 200'lük bir zam ve ardından Mart 2026'da yüzde 50'lik bir zam daha sağlayan kararnameler yayınladı. Bu önlemler, asgari ücreti 250 bin Suriye lirasından 1.256 bin Suriye lirasına yükselterek toplamda yüzde 400'ün üzerinde bir artış sağladı. Devletin sınırlı gelirleri ve sayısız ihtiyacı göz önüne alındığında, bu zamların hem hızı hem de büyüklüğü dikkat çekici görünüyordu.

Ancak etkileri sınırlı kaldı. Hatta bu zamlar, kendisinden faydalananların bile temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yetmedi, enflasyon ve artan yaşam maliyeti karşısında hızla eridi. Bu kısıtlamalar, Suriyelilerin çoğunun tamamen dışında kaldığı ve zamlardan faydalanamadığı kamu sektörü dışında daha da belirgindi. İş fırsatları yaratma, üretici sektörleri destekleme ve piyasayı istikrara kavuşturma yönünde daha geniş önlemler alınmadığı takdirde, bu politika sadece bazılarına sınırlı bir rahatlama sağlarken, iyileşme sürecine çok az katkıda bulunacaktır.

sdv
Şam'ın merkezindeki döviz bürosunun önünde yeni Suriye para birimi banknotlarını tutan bir Suriyeli, 4 Ocak 2026 (Reuters)

Aynı durum hizmetler için de geçerli. Hükümet ekmek ve yakıt konusunda yaşanan sıkıntıları hafifletti ve en önemlisi elektrik tedarikini iyileştirdi. Ancak bu kazanımların etkisi sınırlı kaldı, çünkü sübvansiyonların kaldırılmasının ardından keskin fiyat artışları yaşandı. Eskiden rejimin kontrolünde olan bölgelerde ekmek fiyatları neredeyse on kat artarken, elektrik faturaları tüketim seviyelerine bağlı olarak 60 ila 190 kat arasında dramatik bir şekilde yükseldi.

Bugün birçok Suriyeli çarpıcı bir paradoksla karşı karşıya; hizmetler daha kolay erişilebilir hale gelirken, aynı zamanda aşırı pahalı hale de geldi. Hükümetin gelir kaynaklarının azlığı göz önüne alındığında, eski sübvansiyon modelini sona erdirmek mantıklı görünüyordu. Ancak, fiyatların yeniden yapılandırılması tek seçenek değildi; gelir artışına bağlı ve en savunmasız gruplara yönelik hedefli desteklerle birleştirilmiş kademeli bir yaklaşım, sosyal yükü hafifletebilirdi.

Güvenlik de benzer bir durumda. Hükümetin önemli kısmi kazanımlar elde ettiğini iddia edebileceği alan burası, ancak bu kazanımların sınırlarının en belirgin olduğu alan da burası. Büyük şehir merkezlerinde günlük istikrarın arttığına dair işaretler var ve bazı bölgelerde suç oranlarının azaldığı görülüyor. Ancak bununla ülke çapında güvenliğin sağlanması birbirine karıştırılmamalı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre güvenlik koşulları bölgeler arasında son derece dengesiz ve bazı bölgeler hâlâ tekrarlanan istikrarsızlık, yerel gerilimler ve mezhepsel şiddete karşı savunmasız.

Tüm bu yönelimler daha geniş bir sonuca işaret ediyor: Hükümetin sorunu, hiçbir ilerleme kaydetmemek değil, sınırlı kazanımların yönetim tarzı sebebiyle sürekli olarak aşınmasıdır.

Bu nedenle daha derin sorun, herhangi bir sektördeki eksikliklerde değil, yönetim modelinin kendisinde yatıyor. Hükümetin ilk yılında, çeşitli politika alanlarında yapısal zayıflıklar ortaya çıktı ve bu da gerçek kazanımların neden sınırlı kaldığını kısmen açıklıyor.

Kabine değişikliği performansı biraz iyileştirebilir, ancak yapısal kusurları gidermeyecektir

 Bunlardan ilki, zayıf koordinasyondur. Bakanlıklar genellikle birleşik bir stratejinin bileşenleri olarak değil, izole bir şekilde çalışıyor gibi görünüyorlar. Politikalar parçalı, kopuk ve yeterince tutarlı değil gibi. Sonuç yalnızca zayıf bürokratik verimlilik değil, aynı zamanda hükümetin tutarlı bir ulusal plan uygulamak yerine, olaylara tepki verdiğine dair daha geniş bir izlenimdir.

İkinci sorun ise şeffaflık eksikliğidir. Geçiş aşamasında şeffaflık sadece bir formalite değil, hükümetin zayıf kurumların gölgesinde güvenilirliğini inşa edebileceği birkaç yoldan biridir. Kararlar belirsiz olduğunda, bu sadece vatandaşları bilgiden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda gücün başka yerlerde, gayri resmi olarak veya hesap sorma olmadan kullanıldığına dair şüpheleri de besler.

dvfdv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Şam'da Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri arasında ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalıyor, 18 Ocak 2026 (SANA)

Nitekim bu algı, şeffaflıktan yoksun bir yönetim tarzına ilişkin daha geniş çaplı endişeleri körükledi. Zira fiili karar alma süreci dar bir çevrede yoğunlaşırken, resmi kurumlar sadece kapalı kapılar ardında alınan kararları uyguluyor. Bu tanımlama doğru olsun ya da olmasın, yaygınlığı ciddi bir meşruiyet sorununa işaret ediyor.

Üçüncü zayıflık noktası ise hem bakanlıklar içinde hem de hükümetin genelinde belirgin olan darboğazlar ile karakterize edilen yönetim tarzıdır. Birçok karar dar kanallardan geçiyor gibi görünüyor, bu da hem süreci hem de ilerlemeyi yavaşlatıyor.

Etkin bir kamu katılımı eksikliği var. Kritik kararlar, sınırlı kamusal istişare ve politikaları şekillendirmede topluma küçük bir alan bırakılarak, en tepede alınmaya devam ediyor. Kırılgan bir geçiş döneminde, bir dereceye kadar merkezileşme kaçınılmaz olabilir. Ancak merkezileşme kamu katılımının yerini aldığında, meşruiyete en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yöneten ve yönetilen arasındaki uçurumu genişletme riski taşır.

Bu uçurumlar işe alım sorunları sebebiyle daha da kötüleşiyor. Deneyimli memurların dışlanması, daha önce işten çıkarılan bazı çalışanların yetersiz bir şekilde yeniden entegrasyonu ve sadakate dayalı atamalar yapıldığına dair suçlamalar, devletin liyakate mi yoksa daha dar güven ağlarına dayalı temellere göre mi yeniden inşa edildiği konusunda soruları gündeme getirdi. Bu konu çok önemli çünkü etkili yönetim yalnızca otoriteye değil, aynı zamanda idari yetkinliğe de dayanır.

Kriz yönetiminin ötesinde

Bir yılın ardından Suriye hükümeti gerçekçi olmayan beklentilere veya ilerleme iddialarına göre değerlendirilmemelidir. Yıkılmış bir devlet, çökmüş bir ekonomi ve parçalanmış bir toplum devraldığı doğru ve hiçbir hükümet bu koşulları on iki ayda temelden değiştiremez. Ancak bu, yönetimdeki yapısal zayıflıklar için bir bahane olamaz.

İlk yıl, mevcut yaklaşımın potansiyelini ve sınırlarını ortaya koydu. Kısmi iyileştirmelerin mümkün olduğunu, ancak devletin işleyiş biçiminde daha derin reformlar olmadan sürdürülebilir olmalarının mümkün olmadığını gösterdi.

Şimdi asıl soru kabinede bir değişikliğin olup olmayacağı değil, gelecek yılın farklı bir yönetim tarzı; daha net öncelikler, daha güçlü koordinasyon, daha fazla şeffaflık ve daha etkili bir kurumsal karar alma süreci getirip getirmeyeceğidir.

Bu olmadan, Suriye kriz yönetimi döngüsünde sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece çöküşü önlemek için yeterli ilerleme kaydedecek, ancak güven inşa etmek için yeterli reformu gerçekleştiremeyecektir. Buna rağmen ikinci yıl, sadece hayatta kalma mücadelesinden ziyade, devlet inşası için gerçek bir sıçrama tahtası gibi görünebilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.


İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Reuters’a konuşan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, İsrail’in bugün düzenlediği saldırının Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü hedef aldığını ve köprünün onarılamayacak şekilde yıkıldığını söyledi.

Öte yandan, iki gün önce Washington’da Lübnan ve İsrail büyükelçilerinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek ateşkes ilanı ve müzakerelerin ne zaman başlayacağı konusunu, ABD arabuluculuğunda ele aldığı bildirildi.

Lübnan Cumhurbaşkanı, 9 Mart’ta tüm İsrail saldırılarının durdurulmasını içeren tam bir ateşkes, orduya destek sağlanması, güvenlik bölgelerinde ordunun kontrolü ele alması ve silahların toplanması ile İsrail’le müzakerelere başlanmasını öngören bir girişim başlatmıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise görüşmelerin, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve iki komşu ülke arasında barışçıl ilişkilerin kurulması konularına odaklanacağını belirtti.


Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
TT

Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)

Sudan Başbakanı Kamil İdris dün yaptığı açıklamada, hükümetinin Sudan'daki insani durumla ilgili uluslararası "Berlin Konferansı"nın sonuçlarıyla ilgilenmediğini ve konferansa katılmak için davet almadıklarını vurguladı.

Başkent Hartum'da düzenlediği basın toplantısında, Sudan hükümetinin konferanstan dışlanmasının organizatörler tarafından yapılan "ciddi bir hata" olduğunu belirten İdris, Avrupa başkentlerinde Sudanlı grupların konferansın tavsiyelerini ve hükümetin dışlanmasını reddettiklerini ifade eden protestolarına dikkat çekti.

"Sudan'daki durumla ilgili bütün gerçekleri açıklığa kavuşturmak için Berlin konferansına katılmaya davet edilmeyi umuyorduk" ifadesini kullandı.

Hükümetinin, Sudan'da adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası taraflarla her türlü girişime ve diyaloğa açık olduğunu teyit etti.