Netanyahu’ya İsrailli esirlerin ailelerinin hareketini bölmeye çalıştığı yönünde suçlamalar yöneltiliyor

“Sorulan soruların hepsinin yanıtı yok. Ancak kesin olan bir şey var: Netanyahu hükümeti ulusal bir felakettir.”

Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)
Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)
TT

Netanyahu’ya İsrailli esirlerin ailelerinin hareketini bölmeye çalıştığı yönünde suçlamalar yöneltiliyor

Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)
Binyamin Netanyahu, pazar günü Hamas’ın elinde bulunan esirlerin aileleriyle yaptığı görüşme sırasında (DPA)

10 gündür devam eden savaşla birlikte İsrailliler, savaş zamanlarında hükümeti eleştirmeyen ve başbakanı hedef almayan tarihi geleneklerini bozdu. Eleştiri halkası, sol ve muhalefetteki güçlerin ötesine geçti. Birçok eski askeri lider, kamp liderlerinden biri olan Benny Gantz’ın hükümet saflarına katılmasından sonra bile hükümetin performansını hedef almaya başladı. Başbakan Binyamin Netanyahu, yaptığı hataları tekrarlayarak, kendisini eleştirenlere bizzat bol bol malzeme vermiş oldu.

İşler öyle bir noktaya ulaştı ki, Yedioth Ahronoth gazetesi, bu eleştirileri gerekçelendiren bir başyazı yayınlayarak, Netanyahu’nun kibrinin, bu hataların sorumluluğunu üstlenmemesinin ve bu hatalara yol açan politikayı sürdürmesinin, yetkili herkesin onu eleştirmesine neden olduğunu ifade etti. Haaretz gazetesi de başyazısında hükümetin performansının, hizmet sisteminin çöküşünün sinyallerini verdiğini belirtti. Gazete bu konuda örnekler vererek şu ifadeleri kullandı:

“Başbakanlık Ofisi görevini yerine getirmiyor. Bunun sonucunda da tüm bakanlıklar görevlerini yerine getirmekte zorlanıyor. Genel müdürün istifa ettiği olağanüstü dönem için gerekli beş bakanlık da (ulusal güvenlik, eğitim, medya, istihbarat ve kültür) dahil olmak üzere bugün, hükümetteki en az altı bakanlık, bir genel müdür olmadan faaliyet gösteriyor. İstihbarat Bakanlığı’nda bir genel müdür atama zahmetine bile girmediler. Diğer bakanlıklarda genel müdürler var. Ancak Başbakanlık Ofisi Müdürü gibi onlar da vasıflı oldukları için değil, sorumlu bakanın siyasi yardımcıları oldukları için seçildiler.”

Gazete yazısını şöyle devam ettirdi:

“Aşırı sağ hükümet ilk gününden beri üst düzey mesleki pozisyonlarda bulunanlara, hukukun üstünlüğüne ve sağlıklı yönetime karşı verdiği savaşla meşgul. Değerli profesyoneller, yalnızca resmiyetlerini ve profesyonel konumlarını korumaya cesaret ettikleri için düşman ilan edildiler. Birçoğu yenik düştü ve ayrılmaya zorlandı. Sonuç; özellikle bu büyüklükteki bir felaketin ışığında hükümetin, halka sağlaması gereken temel hizmetleri sunmasına izin vermeyen araç eksikliği ve performans eksikliği oldu.”

Fotoğraf altı: Netanyahu’nun pazar günü Hamas tarafından esir alınan İsrailli vatandaşların aileleriyle yaptığı toplantıdan bir kare (DPA)
Netanyahu’nun pazar günü Hamas tarafından esir alınan İsrailli vatandaşların aileleriyle yaptığı toplantıdan bir kare (DPA)

Gazete başyazısını sonlandırırken “Devam eden başarısızlıklarla ilgili sorulan soruların hepsinin yanıtı yok. Ancak kesin olan bir şey var: Netanyahu hükümeti ulusal bir felakettir” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, dokuz gün süren tereddüt ve ertelemenin ardından, Hamas’ın elinde bulunan İsrailli esirlerin aileleriyle görüşmeyi kabul etmişti. Gözlemciler toplantıyı özetlerken, “Netanyahu onlara bir tuzak kurdu ancak içine kendi düştü” ifadelerini kullandı. Netanyahu muhaliflerinin söylediklerine göre toplantı, savaşın ortasında medya manşetlerine yansıyan bir skandala dönüştü.

Eleştirmenlerin söylediklerine göre Netanyahu, esirler meselesini gündeminin merkezine koymadı. Eleştirmenler, ABD Başkanı Joe Biden’ın, ABD’li esirlerin aileleriyle Zoom uygulaması üzerinden uzun bir toplantı yapmamış olsaydı, İsrail Başbakanı’nın onlarla görüşmeyi düşünmeyeceğini söyledi. Netanyahu, savaşın bu aşamasında, özellikle medyada bedeli çok sayıda Filistinli tutuklunun veya tüm Filistinli tutukluların serbest bırakılması olsa bile, Hamas’la anlaşılması yönünde çağrılar varken, kendisine baskı yapılmasını engellemek için ailelerle görüşmekten kaçındı.

Fotoğraf altı: İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim’de Gazze Şeridi sınırında başlattığı sürpriz saldırı sonrasında 199 kişiyi esir aldığını açıkladı (DPA)
İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim’de Gazze Şeridi sınırında başlattığı sürpriz saldırı sonrasında 199 kişiyi esir aldığını açıkladı (DPA)

Bu arada esir aileleri güçlü bir şekilde örgütlendi. Bir dernek kurarak ailelere yardım için bağış ve gönüllülük kampanyası başlattılar. Esirlerin yaşlarını, ihtiyaçlarını, hangi ilaçları kullandıklarını ve gıda alerjilerini öğrenmek için bilgi topladılar. Yabancı esirlerin ülkeleriyle temas kurdular ve esirlerle iletişime geçmeye yardımcı olması için Kızılhaç ile iletişime geçtiler. Ayrıca bir sekreterlik oluşturup sözcü seçtiler. Tel Aviv’in kalbindeki Şalom gökdeleninde ofis kiraladılar. Netanyahu’nun uzun süre kendileriyle görüşmekten kaçınması üzerine, pazar sabahı ofisini arayarak, kendisiyle hemen görüşmek istediklerini, aksi takdirde kamuoyuna başvuracaklarını bildirdiler. Kamuoyuna başvurmak, savaşın başından beri Netanyahu’ya, hükümetine ve yardımcılarına karşı büyük bir kampanya yürüten, onu başarısızlıkların sorumluluğundan kaçmak ve başarısızlıklarla ilgili bir soruşturma komitesi kurulursa, suçlamalardan paçasını sıyırma derdinde olmakla suçlayan basına olayın taşınması demekti.

Bu nedenle Netanyahu, hızla ailelerden yedi kişilik bir grupla görüştü. Basından kaçmak için toplantıyı Ramle kentindeki askeri üste, gözlerden uzakta gerçekleştirdi. Toplantı sırasında onlara güçlü bir empati yaklaşımı göstermeye çalıştı ve onları tek tek kucaklayarak şaşırttı. Onlara bir saat ayıracağını söylese de toplantı iki saat sürdü. Netanyahu, her birinin Hamas tarafından esir alınan çocuklarının hikayesini anlatmasına müsaade etti. Onlara, savaşın amaçlarından birinin esirlerin serbest bırakılması olduğunu söyledi. Netanyahu “Hepsinin serbest kalmasını istiyorum. Ancak bir kısmının serbest bırakılmasını sağlayabilecek olursak tereddüt etmeyiz” dedi. Onlara, Hamas’ın hükümete baskı yapmak için bir halk ayaklanması çıkarmasına yardım etmemeleri çağrısında bulunarak “Esirlerin durumunu önceliklerimizin en üstüne koyduk” dedi. Toplantıdakiler, Netanyahu’nun gösterdiği yakınlıktan etkilendiler. Öyle ki, bazıları daha sonra onun sıcak tavrına şaşırdıklarını söyledi. Bununla birlikte görüşme sırasında Netanyahu’nun ofisine giren bir yetkili, yüksek sesle bazı esir ailelerinin dışarıda olduğunu ve kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Netanyahu “Sıkıntı yok, içeri gelsinler” dedi. İçeriye biri dindar olmak üzere dört kişi girdi. İçlerinden ikisi Netanyahu ve hükümetini övdü. Ondan “zafer elde edene ve Hamas ortadan kaldırılana” kadar savaşı sakin ve dikkatli bir şekilde yürütmesini istediler. Her biri, esir olarak alınan bir yakınının olduğunu, zafer için gerekirse onları feda etmeye hazır olduklarını ifade ederek, “Önemli olan Hamas’taki bu DEAŞ teröristlerine boyun eğmemektir” dediler.

Fotoğraf altı: Hamas savaşçıları tarafından kaçırılan Shani Nicole Louk’un yakını, pazar günü Ramle şehrinde Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere konuşuyor (AFP)
Hamas savaşçıları tarafından kaçırılan Shani Nicole Louk’un yakını, pazar günü Ramle şehrinde Netanyahu ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere konuşuyor (AFP)

Daha sonra orada bulunanlardan tanınmış ve eski bir avukat, bu kişilerin kim olduğunu araştırmaya çalıştı. Esirlerin ailelerinden biri olarak kayıtlı değillerdi. Aralarında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Toplantının sonunda bu dört kişi, bir basın açıklaması yaparak, esirlerin serbest bırakılması için hükümetle omuz omuza verilerek bir hareket oluşturulduğunu duyurdu. Burada aileler, Netanyahu’nun bir tuzak kurduğunu anladı. Zira Netanyahu, esirlerin ailelerini, esirler meselesine bakılmaksızın savaşın devam etmesi konusunda kendisini destekliyorlarmış gibi göstermek istiyordu. Oysa ailelerin kendisinden ne pahasına olursa olsun yakınlarını güvenli bir şekilde geri getirmesini istediklerini biliyordu. Mevzu, Netanyahu’nun politikasıyla esir alanların yanında, esir alınanların da öldürülmesine yol açabileceği eleştirilerine maruz kalınca skandala dönüştü. İsrail, Hamas’ın sürpriz saldırısını başlattığı 7 Ekim’den bu yana İsrailliler, yabancılar ve çifte vatandaşlar da dahil olmak üzere 199 esiri tuttuğunu söylüyor.

İbrani medyası, Netanyahu ve yardımcılarının eylemlerine ilişkin birden fazla olayı gündeme getirdi. Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, pazar günü Netanyahu’yla görüşmek için ofisine geldiği ancak arabasının içeriye alınmasına izin verilmediği için geri dönmek zorunda kaldığı ortaya çıktı. Netanyahu’nun bunu, Gallant’ın Gazze Şeridi çevresindeki beldelerin onarım sürecini yönetecek bir kişiyi atama kararından memnun olmadığı için yaptığı ortaya çıktı. Gallant, askeri geçmişi olan ve hükümetin iktidar ve yargı sistemini devirme planına karşı düzenlenen protesto gösterilerinin liderlerinden biri olan Roni Numa’yı seçmişti. Bu yüzden Netanyahu, onarım sürecini yürütmek üzere, Başbakanlık Ofisi’nde kendisine yakın isimlerden biri olan Dimona Nükleer Reaktörü’nün Başkanı Moshe Adri’nin liderliğinde özel bir ekip kurdu.

Fotoğraf altı: Hamas’ın elindeki esirlerin Tel Aviv’deki bir duvara yapıştırılmış posterleri (DPA)
Hamas’ın elindeki esirlerin Tel Aviv’deki bir duvara yapıştırılmış posterleri (DPA)

Sızıntılara göre Numa’nın atanmasını reddetme kararı, ailesine düşman olduğu gerekçesiyle Netanyahu’nun eşi Sara’dan geldi. Sara’nın aldığı ve kocası Binyamin’in uyguladığı tek kararın bu olmadığı ortaya çıktı. Avigdor Liberman’ın savaşı yönetecek olağanüstü hal hükümetine dahil edilmesini engelleyen de Sara’ydı. İsrail İletişim Bakanı Shlomo Karhi’nin, savaşın getirdiği olağanüstü halden yararlanarak, medya ve yayın özgürlüğüne ilişkin kanunlarda değişiklik yapıp “savaş zamanında hükümete ve devlet simgelerine karşı kışkırtmayı yasaklayan” bir dizi tasarıyı geçirme teklifinin arkasında da Sara vardı. İsrail Başbakanı’nı eleştirenlere göre bu, Netanyahu ve ailesinin, hükümetin Hamas saldırısındaki başarısızlıklarına ve bu saldırıdaki kişisel sorumluluğuna yönelik geniş çaplı eleştirilere ne kadar kapalı olduklarını gösteriyor.



Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.


Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
TT

Sudan’da Minavi’den “devletin milislere desteği sürerse isyan ederiz” tehdidi

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin destekçileri, geçen cumartesi günü New York’tan dönüşünde Hartum Havalimanı’nda kendisini karşıladı (AFP)

Sudan’ın batısındaki Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, devletin ülkede daha fazla milis gücü oluşturmayı sürdürmesini protesto ederek, yeniden silahlı isyana başvurabilecekleri uyarısında bulundu. Minavi’nin açıklamaları, güçlerinin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı Sudan ordusuyla birlikte savaştığı bir dönemde, siyasi ve askerî açıdan ne anlama geldiğine ilişkin yoğun tartışmalara yol açtı.

Minavi, çarşamba günü başkent Hartum’da düzenlenen halk toplantısında, “Milisleri destekleyen bir devlet istemiyoruz. Cancavid milislerini veya hangi ad altında olursa olsun herhangi bir milisi destekleyen devlete karşı isyan edeceğiz” dedi. Minavi, “hangi ad altında olursa olsun” ifadesini birkaç defa tekrarladı.

Darfur Valisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sudanlı vergi mükelleflerinin parasıyla ya da bizim ve çocuklarımızın kanı pahasına herhangi bir Cancavid mensubunu veya milis üyesini getirip destekleyen bir devleti kabul etmeyeceğiz.”

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına katılımının ardından Hartum’a dönüşünde düzenlenen karşılama sırasında Hartum Uluslararası Havalimanı’nda askerler (AFP)

Buna karşılık Minavi, Darfur’daki Ortak Güç ile Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin, HDK’nin kontrolündeki son bölgeyi kurtarmak için karada ve havada omuz omuza mücadele ettiğini söyledi. Minavi, bu açıklamayla HDK’nin kontrolünü tamamen elinde tuttuğu Darfur bölgesine işaret etti.

Minavi, Darfur’daki Ortak Güç’ü oluşturan silahlı grupların en büyüğü olan Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi’ne liderlik ediyor. Söz konusu güç, HDK’ye karşı savaşta Sudan ordusunun yanında yer alıyor. Ortak Güç bünyesinde ayrıca Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi de bulunuyor.

Minavi, açıklamalarından yalnızca birkaç saat sonra X platformunda yayımladığı mesajla sözlerine açıklık getirdi. Milislere karşı çıktığı konuşmasının “Cancavid yanlısı bir medya mensubu tarafından çarpıtıldığını” öne sürdü. HDK mensuplarına atıfta bulunan Minavi, “Evet, sizin deneyiminizden ders çıkararak milislere karşı çıkıyorum. Siz ne kadar çarpıtır veya kışkırtırsanız kışkırtın, şu ana kadar sizden başka milis yok. İlk milis sizdiniz ve sonuncusu da siz olmalısınız” ifadelerini kullandı.

Minavi’nin tehdit olarak yorumlanan açıklamalarının, HDK’den ayrılarak Sudan ordusuna katılan bazı saha komutanlarını bir araya getirmesi beklenen ve “Batı Kalkanı” adıyla anılan yeni bir askerî ittifaka ilişkin kaygıları yansıttığı değerlendirmeleri yapıldı. Söz konusu komutanların çoğunun Darfur’daki Arap topluluklarından geldiği belirtiliyor.

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minavi, 26 Kasım 2025’te Sudan’ın kuzeyindeki bir yerinden edilmiş kişiler kampını ziyareti sırasında (AFP).

Öte yandan, HDK’ye karşı savaşta ordunun başlıca müttefiklerinden biri olan Minavi’nin açıklamaları, hükümet yanlıları arasında öfke ve sert tepkilere neden oldu. Hükümet yanlısı bazı isimler, sosyal medya üzerinden Minavi’yi hedef aldı. Bu kesimden bazıları, açıklamaları ordunun açıkça tehdit edilmesi olarak yorumladı. Söz konusu yorumlarda, ordunun HDK’den ayrılan grupları kendi bünyesinde toplamasının, müttefik silahlı gruplar arasındaki olası çatışmalara karşı bir önlem olduğu ileri sürüldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar, Sudan ordusu veya HDK saflarında savaşan silahlı grupların büyük bölümünün, aksini iddia etseler de aşiret ve bölgesel aidiyetler temelinde şekillendiğini belirtti. Kaynaklar, devletin ve ordunun denetimi dışında faaliyet gösteren çok sayıda milisin Sudan’ın geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı.

Nisan 2023’te savaşın başlamasından bu yana milis gruplarının sayısındaki artışın, ülkenin farklı bölgelerinde yeni savaş ve silahlı çatışmaların patlak vermesi ihtimaline ilişkin kaygıları artırdığı ifade edildi.

Minavi’ye yönelik yoğun eleştiriler, onun geçmişteki bir isyan girişimini de yeniden gündeme getirdi. Minavi, 2013 yılında devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde üst düzey yardımcılık görevini yürütürken ikinci kez isyan etmişti.

Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)
Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, 26 Mart 2025’te başkanlık sarayında (Reuters)

Minavi’nin destekçileri ise açıklamalarının, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın bütün silahlı grupların orduya entegre edilmesi yönündeki tutumuyla tamamen örtüştüğünü savundu.

Minavi’nin hareketinin yanı sıra Maliye Bakanı Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi ile Sudan İttifak Güçleri’ni de bünyesinde barındıran Ortak Güç, HDK’ye karşı sahada faaliyet gösteren önemli silahlı oluşumlar arasında yer alıyor. Bu güçlere bağlı birlikler, hâlihazırda Kurdufan ve Darfur bölgelerinde devam eden askerî operasyonlara katılıyor.


İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen Gazze'yi vuruyor: Ne savaş var ne barış

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yeniden başlamasından bir gün sonra, Beyt Hanun’dan Cibaliye’ye doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş Filistinliler (AP)

Gazze'de Tel Aviv yönetimiyle Hamas arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçerken, İsrail ordusu saldırılarını ve Filistinlileri yerinden etme politikasını sürdürüyor.

 31 yaşındaki beş çocuk annesi Fida el-Tutah, ailesiyle kaldığı çadırda kızının saçını tararken açılan ateş sonucu başından vurularak öldürüldü.

BBC'ye konuşan oğlu Eziz, küçük kardeşinin annesine sarıldığında ellerinin kana bulandığını gördüğünü söylüyor. Annesinin vurulduğunu o anda anlamış.

Fida'nın kardeşi İbrahim, İsrail güçlerinin çadıra ateş açtığını, havadan drone'la saldırı düzenlendiğini belirtiyor.

Aynı gün Gazze'nin güneyindeki el-Mevasi bölgesinde 14 yaşındaki İsmail el-Bardavil de vurularak öldürüldü.

Ailesi, İsmail'in kardeşleriyle kıyıdan yaklaşık 20 metre açıkta balık tutarken İsrail güçleri tarafından vurulduğunu söylüyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise BBC'nin her iki olayla ilgili yorum talebine gönderdiği yanıtta, sözkonusu saldırılar hakkında kayıt veya bilgi bulunmadığını öne sürdü.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na göre, ABD arabuluculuğuyla varılan ateşkesin başladığı 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail saldırılarında en az 300'ü çocuk 1400'den fazla kişi öldürüldü.

Fida ve İsmail'in vurulduğu bölgeler, IDF'nin kontrolündeki alanlarla Hamas'ın kontrolündeki bölgeleri ayıran "sarı hatta" yakın. Bu bölgeler, İsrail güçlerinin sık sık ateş açması nedeniyle Gazze'nin en tehlikeli kesimlerine dönüştü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan bir uluslararası yardım görevlisi de ortada gerçek bir ateşkes olmadığını söylüyor.

BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörlüğü (UNSCO) Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, Gazze'ye giren yardım miktarındaki artışa rağmen bölgede ciddi bir sağlık krizi yaşandığına dikkat çekiyor. Aşırı kalabalık kamplarda bulaşıcı hastalıkların yaygınlaştığını, yetersiz hijyen koşullarının sorunu ağırlaştırdığını ifade ediyor.

İsrail saldırılarında evi yıkılan 70 yaşındaki Salih Kilani, mevcut durumun sürdürülemeyeceğini söylüyor:

En büyük korkum bu durumun devam etmesi. Ne savaş ne de barış olarak tanımlanabilecek bir dönemden geçiyoruz.

Independent Türkçe, BBC, Guardian