Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Tartışmalar, Lübnanlı gruplar arasındaki birikmiş düşmanlığı gözler önüne seriyor.

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku
TT

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Lübnan açısından Gazze savaşı: Coşku, yok sayma ve geleceğe dair korku

Şadi Alaaddin

Lübnan’da yaşananlara dair sosyal medyada günlük olarak paylaşılan mesajlar, Gazze olayı; silahı kutsayanlar ve silahlı kişiye onu her türlü tartışmanın dışında bırakan, yaptığı şeyin sonuçlarının ve etkisinin değerlendirilmesini engelleyen ve konumunu, görevlerini ve projesini incelemeyi yasaklayan bir statü verenler ile Lübnan’ın ulusal vazifesinin Hizbullah üzerinden savaşa sürüklenmeyi önlemek olduğunu düşünenler arasında bir tartışmaya dönüştü.

Bu dönemde varılan tek fikir birliği, Reuters muhabiri İsam el-Abdullah’ın sınırda çalıştıkları esnada bir grup meslektaşıyla İsrail güçleri tarafından hedef alınmasının ardından ölmesinin sebep olduğu büyük acı dalgasında görüldü. Genç gazetecinin fotoğrafları, matem dolu görüntülerle Facebook’ta yer aldı. İsam, pek çok arkadaşının ve seveninin paylaştığı tüm fotoğraflarda daima gülümser haldeydi. Suikast hadisesine önce şaşkınlık, inanamama ve şiddetli bir üzüntü duygusuyla yaklaşıldı. Merhumun çalıştığı Reuters haber ajansının haberi, suikastı kimliği belirlenemeyen birine atfedip, bilinen İsrailli faile işaret etmekten kaçınarak sunmasıyla bu yaklaşım büyük bir öfke yaklaşımına dönüştü. Gazetecinin İsrail tarafından açılan bir ateş sonucu öldürüldüğü söylenerek, böylece failin bilmezden gelinmesi formülü daha kötü niyetli bir şekilde yeniden üretildi. Haberin sunulma biçiminde daha sonra yapılan bu sahtekârlık öfke duygularını daha da artırdı.

Uluslararası haber ajanslarının, genç gazetecinin meslektaşlarıyla hedef alınmasında İsrail’in doğrudan sorumlu olduğuna dair aktardıkları ile birlikte bu öfke Lübnanlı internet sayfalarında yayıldı. Bu hareket, durumun birliğinin bir ifadesi olarak İsrail’in Gazze’de Filistinli gazetecileri hedef almasıyla bağlantılı bir çerçeveye yerleştirildi.

“Hizbullah’ı ve onun taraftarlarını hedef alan ve Kudüs’e yürüyüş, Filistin’in kurtuluşu ve kutsalların savunulması konusunda her zaman dile getirilen büyük ve gösterişli sloganlarla alay eden yoğun kampanyalar düzenlenirken, Lübnan’ı bu olaydan ve sonuçlarından tamamen ayrı tutacak tutumlar benimsenmesi için çağrı yapıldı.”

Gazze’de patlak veren Filistin olayı ayrıca, Lübnanlı grupların birbirleriyle ilişkilerine hâkim olan tüm düşmanlık ve çatışma birikimlerini yeniden gözler önüne seren tartışmaların başlangıç noktası oldu. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre mesela Lübnan iç savaşının hatırası ve çıktıları yeniden ön plana çıktı ve genel olarak Filistinlinin katı bir şekilde şeytanlaştırılmasının işaretleri belirginleşti. Ekranlarda doğrudan izlenen soykırım sahnesi bu düşmanlığı ne bitirebildi ne de ahlaki ve insani bir başlıkla ilişkilendirebildi.

Çeşitli başlıklar ve isimler altında Filistin’e ait her şeye düşmanlığını mutlak bir şekilde ifade etme konusunda daha radikal görünen eğilimlere bakılınca bakışları kaçırmak, bu konuda en nazik ifade biçimi gibi görünüyordu. Ayrıca Hizbullah’ı ve onun taraftarlarını hedef alan ve Kudüs’e yürüyüşe, Filistin’in kurtuluşuna ve kutsalların müdafaasına dair her zamanki büyük ve gösterişli sloganlarla alay eden yoğun kampanyalar düzenlenirken, Lübnan’ı bu olaydan ve sonuçlarından tamamen ayrı tutacak tutumlar benimsenmesi için de çağrı yapıldı.

Fotoğraf Altı: Beyrut’taki ESCWA  genel merkezi önünde, 13 Ekim 2023’te Lübnan’ın Gazze’deki Filistinliler ile dayanışmasını ortaya koyan bir konvoy oluşturuldu. (EPA)
Beyrut’taki ESCWA genel merkezi önünde, 13 Ekim 2023’te Lübnan’ın Gazze’deki Filistinliler ile dayanışmasını ortaya koyan bir konvoy oluşturuldu. (EPA)

Bazı çevreler Batı medyasının Filistin’le ilgili her konuda sergilediği önyargıyı ve çarpıtmayı gözler önüne sermekle meşgul olurken, bazıları da Gazzeli yoldaşlarının ve arkadaşlarının çığlıklarını iletmek ve sempati gösterilmesi için Filistin’de olup bitenleri yeniden yayımlamak için çalıştı.

En az şahit olunan ifadelerse şu düşünceleri dile getirenlerdi: Kimse Filistinliler adına karar veremez. Olup bitenlere dair bir okuma, yaşananları kaçınılmaz kılan koşullara ve öncüllere bakmayı gerektirir. Hamas’ın operasyonunun; İsrail’in tekrarlanan saldırıları, geçim yollarının kapatılması ve Arap ve uluslararası düzeyde ihmal gösterilmesi karşısında hayatları tüm seçeneklerin eşitlendiği kilitli bir cehenneme dönüştükten sonra, kimsenin akla mantığa aykırılığından ötürü Gazzelileri sorgulama hakkına sahip olmadığı derin bir Gazze ve Filistin eğilimine bir cevap olduğu inkâr edilemez.  

Kutlama ve korku arasında

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunun başlatıldığını ilan etmesiyle Lübnan’da iki karşıt söylem hâkim oldu. Bu söylemlerden ilki, operasyonun gidişatını ve hızlı sunumunu coşku ve gururla takip eden ve ilgili görüntüleri ve haberleri Mahmud Derviş’in şiirlerinden kesitler veya zafer sloganları, Feyruz’un Kudüs’e ve dönüşe dair şarkıları ve bunu İsrail’in karşı koyamayacağı ve felaket etkisini sınırlayamayacağı artçı tepkiler oluşturacak bir deprem olarak gören analizler gibi hamasi şeyler eşliğinde yeniden yayınlayan duygusal, romantik ve ideolojik bir kitleyi ifade ediyor.

Fotoğraf Altı: Gazze şehrindeki Şucaiye mahallesi büyük bir yıkıma sahne oldu.
Gazze şehrindeki Şucaiye mahallesi büyük bir yıkıma sahne oldu.

Bu tür bir eğilimi karakterize eden boyut, solu ve İslamcı hareketleri bir araya getiren silahlı mücadelenin kutsanması olgusuyla bağlantılı. Bu kişiler, Gazze’den başlatılan bu sahnede, İsrail tarafındaki ölü ve esir sayılarına ilişkin tek kaynak olarak İsrail medyasının peş peşe yayınladığı haberlere ve bu operasyonun onun üzerinde bıraktığı devasa ve benzersiz etkinin boyutuna bakarak kendi görüşlerinin ve düşünce biçimlerinin isabetliliğini teyit edecek bir alan buldular. Bu operasyonun etkisi, İsrail devleti tarihindeki başka herhangi bir olayla kıyaslanamaz. O kadar ki 50’nci yıl dönümünde olduğumuz Ekim 1973 Savaşı dahi şu anki olayın ciddiyetine kıyasla küçük bir olay sayılır.  

“Operasyonla ilgili İsrail içeriğinin yeniden yayımlanması ve bunun bir belge olarak ele alınması dikkat çekiciydi. Bu, İsrail’in İsrailli siviller arasındaki büyük ölüm oranlarına ilişkin anlatısına ve kadınlarla çocukların kafalarının kesilmesi ve korkunç işkencelerin yapılması hakkındaki uydurmalara körü körüne hizmet etti.”

Operasyona dair İsrail içeriğinin yeniden yayımlanması ve bunun bir belge olarak ele alınması dikkat çekiciydi. Bu, İsrail’in İsrailli siviller arasındaki büyük ölüm oranlarına ilişkin anlatısına ve kadınlarla çocukların kafalarının kesilmesi ve korkunç işkencelerin yapılması hakkındaki uydurmalara körü körüne hizmet etti. İsrail medyası bu iddiaları tekrarlamaktan vazgeçmedi ve bu iddiaların doğruluğunu ispatlayan görüntüler veya belgeler olmamasına rağmen ABD’ye, Avrupa’ya ve uluslararası birçok haber sitesine bu iddiaları benimsetmeyi başardı. Bu medya, Batı’nın tüm enerjisini İsrail’i koruyup savunmak için seferber ettiği bir varoluşsal tehdit ortaya koyup, tartışmasız bir mağduriyet algısı oluşturmak için bu anlatıya dayandı. Ardından ABD, en büyük uçak gemisini bölgeye göndererek İsrail’e, kendisini savunması için açık silah desteği verdiğini duyurduktan sonra onu Birleşik Krallık ve birçok Batı ülkesi izledi.

Facebook ve diğer sosyal medya platformlarının algoritmalarının doğrudan bir destek ve kutlama hali ifade etmekle birlikte Hamas’ın operasyonunun sebep olduğu ölümlerin ve yıkımların boyutuyla ilgili haberlerin yayımlanmasını engellemedi. Hamas’a ve operasyonlarına işaret etmese bile Filistinlilerin hakkından bahseden ya da genel olarak Filistin’le dayanışma gösteren içeriği doğrudan engellemeyi amaçlaması garip görünüyordu. Bu, görünürde İsrail’in anlatısına bir destek mahiyetindeydi; Lübnan’ın bu konudaki törensel içeriği de genel olarak tehdit altındaki İsrail söylemini destekleyen ve sürdüren bir model olarak alındı.  

Fotoğraf Altı: Beyrut’taki Hizbullah destekçileri 13 Ekim 2023’te, Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için yürüyüş düzenledi. (Reuters)
 Beyrut’taki Hizbullah destekçileri 13 Ekim 2023’te, Gazze’deki Filistinlileri desteklemek için yürüyüş düzenledi. (Reuters)

Olaylar geliştikçe ve İsrail Gazze’yi yıkmaya başladıkça kutlama odağı kararlı durdu. Bu odağa aynı bağlama ait olan ve direnme, meydan okuma, savaşa sonuna kadar devam etme ve Hamas’ın İsrail yerleşimlerine ve şehirlerine attığı füzeleri övme çağrısı yaparak bu bağlamı tekrarlayan bir tür de dahil oldu.

Kutlama eğilimine karşılık Hizbullah’ın bu savaşa katılması ihtimaline dair bir korku eğilimi de egemendi. Ardından Lübnan’ı topyekûn yıkımdan uzak tutmak ve tarafsızlığını vurgulamak için çaba gösterilmesi gerektiğini dillendiren sesler ortaya çıktı. Bu tutumları ortaya koyan arka planlar aynı değildi. Bu arka planlar; Lübnan vatanseverliği, onun özel durumları ve Filistinliler ile İsrailliler arasındaki savaşla alakası olmadığı yönündeki vurgudan, Hamas’ı bir Arap ürünü değil de İran’ın bölgeye sızma projesinin bir parçası olarak gören bakış açısından hareketle İran’ın siyasi istismarından duyulan korkuya kadar uzanıyordu.

Görünürde birleşik olan bu bakış açıları, Lübnan’ın Lübnan vatanseverliğinin tanımlanmasına ve onu oluşturan unsurların belirlenmesine dair keskin ayrışmasını yeniden gözler önüne seriyor. Hizbullah’ın savaşa katılmasına ilişkin tutum, farklı referanslara sahip boyutlar kazanıyor. Bu boyutlar, kıvrımlarında çelişkili aidiyetleri ve kimlikleri gizliyor ki bunlardan bazıları, İsrail’in olası tepkisinin sebep olabileceği büyük can kayıplarına hiç değinmeden, sadece öngörülen ekonomik zarara dayanıyor.

Bu eğilimin gizlediği şey, İsrail’in Lübnan’da bir savaş başlatmaya karar vermesi halinde bunu belirli bir tarafa karşı başlatacağı kanaatiyle ilgili. Dolayısıyla savaştan kaçınmayı gerektiren zarar, Hizbullah’ın dahil olmasının yol açabileceği iç içe geçmiş ve karmaşık boyutlar ağını dikkate almıyor. Bu durum, öngörülen büyük yıkımın ve kurbanların ötesine geçerek, ülkenin Direniş Ekseni’nin kucağına nihai olarak düşmesine sebep olabilir. Bu da ülkenin, geleceği olmayan ve kenara atılmış bir ülke haline gelmesi demek.

Karşı tarafın argümanlarının temelinde Hamas’ın bir İran projesinin parçası olması yatıyor. İran’a bağlılık ve onun projesine hizmet çatısı altında iki taraf arasındaki yakın ilişkiye dair çok sayıda delil var. Nitekim Hizbullah’ın savaşa dahil olması, gerilimden İran’ın bölgedeki konumunu güçlendirmek ve Filistin kartını ona devretmek için fayda devşirmek üzere meydanları birleştirme rolü oynar.  

“Lübnan sosyal medyasında gerek orada yaşayan Filistinliler tarafından paylaşım yapılması gerekse Gazze halkının yazdıkları ve yayınladıklarının paylaşılması suretiyle yayınlanan Filistin içeriklerine karşı bir suskunluk hâkim.”

Bu kişiler, İran Dışişleri Bakanı’nın bölgedeki hareketliliğine ve Lübnan’a gelişine dikkat çekiyor. Lübnan’da Hamas’tan, İslami Cihat’tan ve Hizbullah’tan oluşan bir heyetle karşılanan Bakanın görüşme programı, esas olarak kendi eksenine ve Hizbullah’ın halen gözlerden uzak liderine bağlı olan Hükümet Başkanı Necib Mikati ile yapılan göstermelik bir oturumla sınırlıydı. Gözlemciler ve yorumcular bu sahneyi, Lübnan’ın sadece bir operasyon sahası ya da bir posta kutusu olarak görüldüğü özel ve kapalı bir operasyon odasında yapılan bir toplantıya benzetti.

Filistin içeriği

Lübnan sosyal medyasında gerek orada yaşayan Filistinliler tarafından paylaşım yapılması gerekse Gazze halkının yazdıkları ve yayınladıklarının paylaşılması suretiyle yayınlanan Filistin içeriklerine karşı bir suskunluk hâkim. Ne bir değerlendirme ne bir mesaj ne de bir çatışma ve tartışma söz konusu. Filistin’de sözün bittiğine ve anlamın öldüğüne dair sağlam kanaati ve bir son beklemeyen açık bir acıyı ifade ederek farklı bir biçimde tekrarlanması dikkat çekici görünen kısa konuşmalardan bir suskunluk, kasvet ve üzüntü taşıyor.

Lübnan içeriğinin aksine ne siyasi bir okuma var ne de analiz. Korku da yok, coşku ve kaçınılmaz zafer söyleminin tekrarı da... Aksine siyah karelerle dolu alanlar var. Bu kareler, Gazze’de kuşatma altındaki dost ve akrabalardan gelen ve geçici olarak ölümden kurtulmakla birlikte kendilerini ölümden başka bir şeyin beklemediğini ifade eden güvence mesajlarına paralel olarak her şeyin yakıldığını söylüyor.

İfade dilinde trajedi yok. Bunun yerine Filistinlilere kendilerini yanılsama olmadan ifade etme imkânı veren son bir savunma hattı olarak bir tür sert ve acımasız ümitsizlik var.

Gazze’den gelen videolarda ve görüntülerde Gazze Şeridi halkı, başlarına gelen zulümlere karşı büyük bir kenetlenme hali sergiliyor. İçlerinden biri çocuğunun cesedini tutarken kayıt cihazına en yakın şekilde aile üyelerinin nasıl şehit edildiğini anlatıyor. Ama aynı zamanda sanki başka biri onun aracılığıyla konuşuyormuş gibi kendisi görünmüyor.

Başı ve yüzünün büyük bir kısmı yaralarla kaplı bir çocuk, yanında yatan yaralı babasına kendisinin iyi olduğuna dair güvence vermek için tarifsiz acılarla boğuşuyor. Bu sahneyi izlerken bu çocuğun babasının acısına katlanamadığını ve diğer tüm acıların geçici olduğuna inandığını biliyoruz.

Bir adam, evinin enkazı önünde konuşuyor ve o evi kırk yılda inşa ettiğini söylüyor. Bu esnada gözlerinden bir damla yaş ve göğsünden bir hıçkırık çıkıyor, ama bunu bastırıyor ve bu kaybı, herhangi bir partiye değil, Filistin’e armağan ediyor. Sınırsız ve ucu açık bir fikir olarak Filistin, sözün bittiği o anda adamın kalbine ve ruhuna yerleşmişti; onun yok olmasından sonra geriye kalan, onun ötesinde bir şey gibi…

Bazıları, ölen aile üyelerinin isimlerini sanki kendileri hayatta kaldıkları için utanç duyuyormuş gibi yorum yapmadan sıralıyor. Bazıları ise şehitlerinin isimlerini, radikal grupların söylemlerine hâkim olan hayatı küçümseme ve kahramanlık bağlamlarından uzak, şahsi ve özel açıklamalarla birlikte yayınlıyor; sanki kaybettikleri sevdiklerine dair bu yoğun ve kısa açıklamada sahip oldukları basit, sıradan ve tanıdık hayatlarıyla yeryüzünden silinmenin her türlü biçimine karşı savaşıyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.