Tahran ile Washington’ın, üç aydır süren savaşı sona erdirebilecek bir mutabakat çerçevesine ilişkin önerileri karşılıklı olarak değerlendirdiği bir dönemde, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ülke kamuoyuna dikkat çekici bir mesaj verdi. Pezeşkiyan, İran’ın uzun süreli baskılar ve maliyetlerle karşı karşıya kalacağı bir döneme hazırlanması gerektiğini belirterek, müzakere sürecinde sağlanabilecek olası bir ilerlemenin Tahran’ın karşı karşıya olduğu zorlukların sona erdiği anlamına gelmeyeceğini vurguladı.
Ekonomik durumu değerlendirmek üzere düzenlenen hükümet toplantısında konuşan Pezeşkiyan, hükümetin savaş koşullarında ve sonrasında ülkeyi yönetmeye yönelik planını ortaya koydu. İran halkını ‘direnişin maliyetlerine’ katlanmaya hazırlıklı olmaya çağıran Pezeşkiyan, ülkenin karşı karşıya bulunduğu şartların ‘normal yahut basit’ olmadığını söyledi.
Hükümetin yalnızca mevcut durumu yönetmekle yetinmediğini ifade eden Pezeşkiyan, yeni politika ve tedbirleri zorunlu kılabilecek ‘beklenmedik gelişmelere’ karşı da hazırlık yapıldığını belirtti.
Savaş sonrası maliyet
Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran ile ABD arasında yürütülen dolaylı müzakerelerin kritik bir aşamaya yaklaştığı bir dönemde geldi. ABD basınında yer alan haberlerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’a, nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin daha sert şartlar içeren yeni öneriler gönderdiği öne sürülmüştü.
Pezeşkiyan, iç kamuoyundaki tartışmaları yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı beklentisinden uzak tutmaya çalışırken, ekonomik krizin bir bölümünün dış baskılar ile İran’ın ekonomik kaynaklara ve kapasitelere erişimini sınırlayan kısıtlamalardan kaynaklandığını ifade etti.
Hükümetin, ülkenin bu süreci mümkün olan en düşük maliyetle atlatmasını sağlamaya çalıştığını belirten Pezeşkiyan, önümüzdeki aylarda olağanüstü hazırlıklar gerektirecek yeni zorlukların ortaya çıkabileceğini de kabul etti.
Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran karar alma mekanizmalarında savaşın siyasi bir uzlaşıyla sona ermesi durumunda bile ekonomik alanda uzun vadeli etkiler bırakabileceğine yönelik kaygıların bulunduğunu ortaya koydu.
İran Cumhurbaşkanı, hükümetin tüm senaryolara hazırlıklı olduğunu belirterek, ister ‘direniş’ politikasının sürdürülmesi ve zorluklara katlanılması, isterse ulusal çıkarları savunmak adına ‘en yüksek bedellerin’ ödenmesi söz konusu olsun, gerekli adımların atılacağını söyledi.
Pezeşkiyan ayrıca, savaş ve müzakere süreci konusunda ülkede yaşanan tartışmaların gölgesinde, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in iç çekişmelerden kaçınılması yönündeki mesajına da dolaylı şekilde atıfta bulundu.
Bu çerçevede Pezeşkiyan, toplumsal ve siyasi kutuplaşmadan uzak durulması çağrısı yaparak, son haftalarda iç birliğin korunmasının önemini vurgulayan Hamaney’in mesajlarıyla uyumlu şekilde ulusal dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
İç cephenin güçlendirilmesine yönelik mesajlar veren Pezeşkiyan, hükümetin ekonomik ve sosyal dosyaları yönetmenin yanı sıra sendikalar, ticaret odaları, üniversiteler, camiler, mahalle örgütlenmeleri, uzmanlık dernekleri ve halk inisiyatiflerinin kapasitesini harekete geçirmeyi hedeflediğini söyledi. Pezeşkiyan, söz konusu yapıların kriz yönetimi ve savaşın sonuçlarıyla mücadele sürecinin önemli unsurları olduğunu vurguladı.
Toplumsal güven ve sosyal sermayenin, ülkenin mevcut dönemi aşabilmesinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Pezeşkiyan, yetkililere vatandaşlarla gerçekleri açık şekilde paylaşmaları ve onları karar alma ile sorun çözme süreçlerine dahil etmeleri çağrısında bulundu. Pezeşkiyan, geleneksel seferberlik söylemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirtti.
Bu kapsamda dürüstlük, şeffaflık ve halkın karar alma mekanizmalarına katılımının sosyal sermayeyi güçlendireceğini ve krizin aşılması ihtimalini artıracağını söyledi.
Pezeşkiyan’ın bu açıklamaları, İranlı yetkililerin savaşın yeniden başlayabileceği yönündeki uyarılarını sürdürdüğü ve Washington ile müzakerelerin devam ettiği bir dönemde geldi. ABD kaynaklı haberlerde bazı başlıklarda ilerleme kaydedildiği belirtilirken, Tahran yönetimi stratejisini müzakerelerin başarıya ulaşacağı ya da ekonomik baskıların kısa sürede kaldırılacağı varsayımı üzerine kurmadığı mesajını vermeye çalışıyor.
Ekonomi cephesinde özellikle enerji dosyasına dikkat çeken Pezeşkiyan, elektrik, doğal gaz ve diğer enerji kaynaklarında mevcut tüketim alışkanlıklarının sürmesi halinde ülkenin üretim kapasitesinin gerileyebileceği uyarısında bulundu. Bunun da gelirlerde düşüşe, enflasyonist baskıların artmasına ve yaşam koşullarının daha da zorlaşmasına yol açabileceğini söyledi.
Pezeşkiyan, planlamaların yalnızca mevcut yaz dönemini değil, gelecek kışı da kapsaması gerektiğini belirterek, resmi makamların altyapı ve ekonomi üzerindeki baskıların beklenenden daha uzun sürebileceğinden endişe duyduğuna işaret etti.
Hükümetin her koşulda hizmet sunmayı ve ülke işlerini ‘güç ve kararlılıkla’ yürütmeyi sürdüreceğini ifade eden Pezeşkiyan, yöneticilerin vatandaşların yanında ve ‘sorunların tam merkezinde’ bulunması gerektiğini vurguladı. Mevcut dönemin yönetiminin sahada aktif varlık göstermeyi ve sorumluluk üstlenmeyi zorunlu kıldığını kaydetti.
Pezeşkiyan konuşmasında daha önce de vurguladığı bir noktayı yineleyerek, savaş döneminde ve sonrasında İran’ın geleceğinin yalnızca müzakere masasında ya da askeri çatışma alanlarında şekillenmeyeceğini söyledi. İran Cumhurbaşkanı, sürecin sonucunun aynı zamanda devletin iç bütünlüğünü koruma kapasitesine ve İran halkını uzun ve maliyetli olabilecek bir dönemin yüklerini paylaşmaya ikna edip edemeyeceğine bağlı olacağını ifade etti.
İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani ise Tahran’ın ABD ile yürütülen müzakereler ile Hürmüz Boğazı’nın yönetimini, askeri ve stratejik mücadelenin bir uzantısı olarak gördüğünü söyledi. Muhacerani, müzakere heyetinin de askeri cephede geçerli olan hesaplar doğrultusunda hareket ettiğini belirtti.
Muhacerani, “Savaşın gölgesi hâlâ ortadan kalkmış değil” ifadesini kullanarak, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘tetikte olmaya devam ettiğini’ ve diplomasi ekibinin Washington ile görüşmeleri bu anlayış çerçevesinde sürdürdüğünü vurguladı.
İran resmi haber ajansı IRNA’ya konuşan Muhacerani, müzakere sürecinde görev alan tüm yetkililerin ‘sahayı iyi bildiğini’ söyledi. Bu kapsamda İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye işaret etti.
Muhacerani, “Kalibaf sahada komutanlık yaptı, Arakçi ise savaş döneminde cephede görev aldı” diyerek, her iki ismin askeri ve siyasi tecrübelerinin mevcut müzakere sürecinin yönetimine yansıdığını savundu.
Hürmüz Boğazı konusuna da değinen Muhacerani, boğazın yönetimi ile müzakere sürecinin ‘sahanın devamı niteliğinde’ olduğunu belirtti. İran’ın bu dosyayı yönetme kapasitesinin, kamuoyu desteği ve savaş sürecinde devlet kurumları arasında sağlanan birlikten kaynaklandığını ifade etti.
Ekonomi alanında ise ABD’yi, İran limanlarına yönelen gemilerin hareketlerini engelleyerek ‘deniz korsanlığı’ yapmakla suçlayan Muhacerani, söz konusu uygulamaların ülkeye mal akışını olumsuz etkilediğini ve iç piyasalardaki baskıları artırdığını söyledi.
Hükümetin bu baskıların etkilerini sınırlamak ve piyasa istikrarını korumak için çalıştığını belirten Muhacerani, son aylarda piyasaları denetlemek ve ticari ihlallerle mücadele etmek amacıyla 2 milyondan fazla teftiş gerçekleştirildiğini açıkladı.
Muhacerani ayrıca, savaşın yol açtığı zararlarla bağlantılı olarak bugüne kadar yaklaşık 66 trilyon tümen tutarında tazminat ödendiğini belirtti. Savaşın sona ermesi ve bir anlaşmaya varılmasının ekonomik baskıları hafifleteceğini ifade eden Muhacerani, buna karşın çatışmaların ve yaptırımların sürmesinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlayan bazı çevrelerin bulunduğu uyarısında bulundu.
Muhafazakarların baskısı
Pezeşkiyan ve hükümeti, ateşkes ile müzakere sürecine karşı çıkan muhafazakâr ve sertlik yanlısı çevrelerin iç baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Söz konusu kesimler, savaşın henüz sona ermediğini savunarak hükümeti taviz vermekle suçluyor.
Bu çerçevede muhafazakâr siyasetçi Muhammed Muhaciri, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve hatta İran Dini Lideri çevresine yönelik eleştirilerin, münferit milletvekilleri ya da siyasi aktivistlerin tutumlarından ibaret olmadığını, iktidar ve ekonomik çıkar ağları içinde daha geniş bir hareketliliği yansıttığını söyledi.
Muhaciri, hükümete yakın reformist çizgideki ILNA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın ateşkesi kabul etmek veya liderlikle koordinasyon olmaksızın müzakere sürecini ilerletmekle suçlanmasının, ‘savaş ve yaptırımlardan çıkar sağlayan çevreler’ tarafından yürütülen bir kampanyanın parçası olduğunu öne sürdü. Bu kesimlerin savaşın sona ermesi ya da müzakerelerin başarıya ulaşması halinde ekonomik ve siyasi nüfuzlarını kaybetmekten endişe duyduklarını ifade etti.
Kalibaf’ın da benzer eleştirilerin hedefi olduğunu belirten Muhaciri, Meclis Başkanı’nın, kendi ifadesiyle, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin görevlendirmesi ve liderliğin onayı doğrultusunda hareket ettiğini söyledi. Kalibaf’ın ihanetle suçlanmasının geçmişi ve rejim içindeki konumuyla bağdaşmadığını dile getiren Muhaciri, ona ve Pezeşkiyan’a yönelik saldırıların aynı siyasi çevrelerden kaynaklandığını savundu.
Muhaciri, mevcut aşamada sorulması gereken temel sorunun şu olduğunu söyledi: “Savaşın sona ermesinden, müzakerelerden ve olası bir anlaşmadan kim zarar görüyor; gerilim, güvensizlik ve krizin devamından kim çıkar sağlıyor?” Bu sorunun cevabının ‘zor olmadığını’ belirten Muhaciri, söz konusu çevrelerin halk üzerindeki baskıları hafifletecek herhangi bir açılıma son ana kadar direneceğini ifade etti.
Bu olgunun yalnızca milletvekilleri veya kamuoyunda öne çıkan isimler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Muhaciri, asıl odaklanılması gereken tarafın bu aktörleri yönlendiren güç merkezleri olduğunu söyledi. İran yönetiminin er ya da geç gerilimi düşürmeye yönelik her türlü girişimi engelleyen bu tutumlar ve bunların arkasındaki çevreler konusunda net bir tavır almak zorunda kalacağını sözlerine ekledi.