Washington, Sudan ordusuna ve Hızlı Destek Kuvvetleri’ne çatışmayı "derhal" durdurma çağrısında bulundu

“Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri” insani yardım mekanizması oluşturuyor.

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Güçleri arasında Darfur'da çıkan çatışmaların yol açtığı yıkımdan  (Arşiv - AFP)
Sudan ordusu ile Hızlı Destek Güçleri arasında Darfur'da çıkan çatışmaların yol açtığı yıkımdan  (Arşiv - AFP)
TT

Washington, Sudan ordusuna ve Hızlı Destek Kuvvetleri’ne çatışmayı "derhal" durdurma çağrısında bulundu

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Güçleri arasında Darfur'da çıkan çatışmaların yol açtığı yıkımdan  (Arşiv - AFP)
Sudan ordusu ile Hızlı Destek Güçleri arasında Darfur'da çıkan çatışmaların yol açtığı yıkımdan  (Arşiv - AFP)

ABD, 'Hamideti' lakaplı Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalo liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) Sudan'ın çeşitli yerlerindeki “sivil mahalleleri bombalamayı derhal durdurmaları ve sivilleri korumaları” çağrısında bulundu.

ABD’nin Hartum'daki büyükelçiliğinin Facebook sayfasında dün (Perşembe) yayınlanan açıklamada, Sudan ordusuna ve HDK’ya, "çatışmaların derhal durdurulması ve bu çatışmadan müzakere yoluyla çıkmak için görüşmelere geri dönülmesi" çağrısı yapıldı.

Büyükelçiliğin açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Bu çatışmaya ve Sudan halkının acılarına son vermenin zamanı geldi. Bu çatışmanın kabul edilebilir bir askeri çözümü yok. Her iki tarafın da kazanacağı zafer, ülkeye ve Sudan halkına dayanılmaz kayıplar yaşatacaktır.”

ABD, HDK’nın Nyala, Güney Darfur, Omdurman'ın Karari banliyösü ve çevredeki bölgelerde Sudan halkının acısını daha da şiddetlendiren bombalama seviyesini artırdığına dair gelen güvenilir raporlardan derin endişe duyduğunu şu sözlerle ifade etti: “Bu pervasız savaş 6 aydan daha uzun bir süre önce başladı ve sivil kayıplara, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve Sudanlı nesilleri etkileyecek muazzam acılara neden oldu. Bu çatışmanın hayal edilemeyecek yükünü çocuklar ve kadınlar çekiyor. Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında Nyala şehrindeki çatışmalara ve HDK’nın vatandaşları tehdit eden ve güvenli bir yere kaçmalarını engelleyen ve saldırı başlatmaya hazırlık amacıyla şehri kuşatmış olma olasılığına ilişkin raporlar mevcut.”

ABD, çatışmanın her iki tarafına da geçen mayıs ayında imzalanan Sivillerin Korunmasına İlişkin “Cidde Prensipleri Bildirgesi'ne” uyma çağrısında bulundu. ABD, “Engelsiz insani erişime izin verilmesi, sivillerin ve insan haklarının korunması ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmesi” çağrısı yaptı.

ABD Hazine Bakanlığı, geçtiğimiz eylül ayında Hızlı Destek Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Abdurrahim Dagalo ve ona bağlı kuruluşlara yaptırımlar uyguladı. Kendisinin ve ona bağlı milislerin Darfur bölgesindeki sivillere yönelik ihlallere karıştığına dair iddialar, bu yaptırım için gerekçe gösterildi. İslami Direniş Hareketi'ni (Hamas) finanse etmek ve bu hareketin fonlarına erişimini kolaylaştırmakla ve Sudan'da bulunan Er-Ruvvad Gayrimenkul Geliştirme Şirketi aracılığıyla kendi yararına bir kara para aklama ağına dahil olmakla suçlanan İslamcı iş adamı Abdulbasıt Hamza'ya da önceki gün yaptırımlar uygulandı. Hamza’nın başkalarıyla birlikte "uzun süredir terörü finanse ettiği ve El Kaide lideri Usame bin Ladin'in şirketleriyle bağlantısı" olduğu da ifade edildi.

ABD, kalıcı ateşkes sağlanması ve siyasi çözüm görüşmelerinin başlatılması için savaşın iki tarafı arasındaki müzakereleri “Cidde” platformu aracılığıyla kolaylaştırma konusunda Suudi Arabistan Krallığı ile birlikte çalışıyor. 

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ülkenin en büyük siyasi koalisyonu) yaptığı açıklamada, “çatışma bölgelerinde insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için ülke ve kuruluşların şeffaf ve adil bir şekilde çalışmalarını kolaylaştırmak” üzere bir insani yardım mekanizması kurulduğunu duyurdu. 

ÖDGB açıklamasında, "devlet otoritesinin yokluğu ve savaşın patlak vermesinin ardından oluşan idari boşluk nedeniyle, mevcut kurumların ve diğer kuruluşların artık gerektiği gibi etkili bir şekilde yardım sağlama becerisine ve verimliliğine sahip olmadığı" belirtildi.

Mekanizmanın temel görevlerinden biri gıda, sağlık ve nakit yardımına gerçekten ihtiyacı olanların tespit edilmesi ve sapma veya hata durumunda gerekli çözümlerin geliştirilmesidir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre mekanizma ayrıca, ülke içinde yerinden edilmiş kişilere ve bölgedeki komşu ülkelere geçen mültecilere de insani yardım sağlamayı da amaçlıyor. Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin açıklamasına göre, devam eden çatışmalar nedeniyle 5,5 milyonu yerinden edilmiş kişi olmak üzere, 20 milyondan fazla Sudanlı gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıya.



İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü
TT

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran, ABD ile bir anlaşma imzalamak için Lübnan’da ateşkes şartını öne sürdü

İran Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’da ateşkes sağlanmasının ABD ile anlaşmaya varılmasının temel şartlarından biri olmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Açıklama, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını genişletmeye devam ettiği bir dönemde geldi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, orduya Beyrut’un güney banliyölerindeki hedeflere yönelik saldırılar düzenleme talimatı verdiğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce kendi sosyal medya platformu olan Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, İran’ın ABD ile bir anlaşma yapmayı gerçekten istediğini belirterek, böyle bir anlaşmanın Washington ve müttefikleri açısından olumlu sonuçlar doğuracağını ifade etmişti.

Sahada ise ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), hafta başında İran’a ait askeri noktaları vurduğunu duyurdu. CENTCOM, saldırının, uluslararası sularda uçuş yapan MQ-1 tipi bir ABD insansız hava aracının (İHA) düşürülmesini de içeren ‘İran kaynaklı düşmanca eylemlere’ karşılık olarak gerçekleştirildiğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise buna yanıt olarak bir ABD üssünü hedef aldığını duyurdu. Söz konusu gelişmeler, üç ay önce başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakereler sürerken taraflar arasında yaşanan karşılıklı saldırıların son halkasını oluşturdu.


Pezeşkiyan, savaş sonrası zorluklara hazırlıklı olunması çağrısında bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı
TT

Pezeşkiyan, savaş sonrası zorluklara hazırlıklı olunması çağrısında bulundu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın pazar günü bir dizi yetkiliyle yaptığı görüşme sırasında çekilmiş fotoğrafı

Tahran ile Washington’ın, üç aydır süren savaşı sona erdirebilecek bir mutabakat çerçevesine ilişkin önerileri karşılıklı olarak değerlendirdiği bir dönemde, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ülke kamuoyuna dikkat çekici bir mesaj verdi. Pezeşkiyan, İran’ın uzun süreli baskılar ve maliyetlerle karşı karşıya kalacağı bir döneme hazırlanması gerektiğini belirterek, müzakere sürecinde sağlanabilecek olası bir ilerlemenin Tahran’ın karşı karşıya olduğu zorlukların sona erdiği anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Ekonomik durumu değerlendirmek üzere düzenlenen hükümet toplantısında konuşan Pezeşkiyan, hükümetin savaş koşullarında ve sonrasında ülkeyi yönetmeye yönelik planını ortaya koydu. İran halkını ‘direnişin maliyetlerine’ katlanmaya hazırlıklı olmaya çağıran Pezeşkiyan, ülkenin karşı karşıya bulunduğu şartların ‘normal yahut basit’ olmadığını söyledi.

Hükümetin yalnızca mevcut durumu yönetmekle yetinmediğini ifade eden Pezeşkiyan, yeni politika ve tedbirleri zorunlu kılabilecek ‘beklenmedik gelişmelere’ karşı da hazırlık yapıldığını belirtti.

Savaş sonrası maliyet

Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran ile ABD arasında yürütülen dolaylı müzakerelerin kritik bir aşamaya yaklaştığı bir dönemde geldi. ABD basınında yer alan haberlerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’a, nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin daha sert şartlar içeren yeni öneriler gönderdiği öne sürülmüştü.

Pezeşkiyan, iç kamuoyundaki tartışmaları yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı beklentisinden uzak tutmaya çalışırken, ekonomik krizin bir bölümünün dış baskılar ile İran’ın ekonomik kaynaklara ve kapasitelere erişimini sınırlayan kısıtlamalardan kaynaklandığını ifade etti.

Hükümetin, ülkenin bu süreci mümkün olan en düşük maliyetle atlatmasını sağlamaya çalıştığını belirten Pezeşkiyan, önümüzdeki aylarda olağanüstü hazırlıklar gerektirecek yeni zorlukların ortaya çıkabileceğini de kabul etti.

Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran karar alma mekanizmalarında savaşın siyasi bir uzlaşıyla sona ermesi durumunda bile ekonomik alanda uzun vadeli etkiler bırakabileceğine yönelik kaygıların bulunduğunu ortaya koydu.

İran Cumhurbaşkanı, hükümetin tüm senaryolara hazırlıklı olduğunu belirterek, ister ‘direniş’ politikasının sürdürülmesi ve zorluklara katlanılması, isterse ulusal çıkarları savunmak adına ‘en yüksek bedellerin’ ödenmesi söz konusu olsun, gerekli adımların atılacağını söyledi.

Pezeşkiyan ayrıca, savaş ve müzakere süreci konusunda ülkede yaşanan tartışmaların gölgesinde, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in iç çekişmelerden kaçınılması yönündeki mesajına da dolaylı şekilde atıfta bulundu.

Bu çerçevede Pezeşkiyan, toplumsal ve siyasi kutuplaşmadan uzak durulması çağrısı yaparak, son haftalarda iç birliğin korunmasının önemini vurgulayan Hamaney’in mesajlarıyla uyumlu şekilde ulusal dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İç cephenin güçlendirilmesine yönelik mesajlar veren Pezeşkiyan, hükümetin ekonomik ve sosyal dosyaları yönetmenin yanı sıra sendikalar, ticaret odaları, üniversiteler, camiler, mahalle örgütlenmeleri, uzmanlık dernekleri ve halk inisiyatiflerinin kapasitesini harekete geçirmeyi hedeflediğini söyledi. Pezeşkiyan, söz konusu yapıların kriz yönetimi ve savaşın sonuçlarıyla mücadele sürecinin önemli unsurları olduğunu vurguladı.

Toplumsal güven ve sosyal sermayenin, ülkenin mevcut dönemi aşabilmesinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Pezeşkiyan, yetkililere vatandaşlarla gerçekleri açık şekilde paylaşmaları ve onları karar alma ile sorun çözme süreçlerine dahil etmeleri çağrısında bulundu. Pezeşkiyan, geleneksel seferberlik söylemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirtti.

Bu kapsamda dürüstlük, şeffaflık ve halkın karar alma mekanizmalarına katılımının sosyal sermayeyi güçlendireceğini ve krizin aşılması ihtimalini artıracağını söyledi.

Pezeşkiyan’ın bu açıklamaları, İranlı yetkililerin savaşın yeniden başlayabileceği yönündeki uyarılarını sürdürdüğü ve Washington ile müzakerelerin devam ettiği bir dönemde geldi. ABD kaynaklı haberlerde bazı başlıklarda ilerleme kaydedildiği belirtilirken, Tahran yönetimi stratejisini müzakerelerin başarıya ulaşacağı ya da ekonomik baskıların kısa sürede kaldırılacağı varsayımı üzerine kurmadığı mesajını vermeye çalışıyor.

Ekonomi cephesinde özellikle enerji dosyasına dikkat çeken Pezeşkiyan, elektrik, doğal gaz ve diğer enerji kaynaklarında mevcut tüketim alışkanlıklarının sürmesi halinde ülkenin üretim kapasitesinin gerileyebileceği uyarısında bulundu. Bunun da gelirlerde düşüşe, enflasyonist baskıların artmasına ve yaşam koşullarının daha da zorlaşmasına yol açabileceğini söyledi.

Pezeşkiyan, planlamaların yalnızca mevcut yaz dönemini değil, gelecek kışı da kapsaması gerektiğini belirterek, resmi makamların altyapı ve ekonomi üzerindeki baskıların beklenenden daha uzun sürebileceğinden endişe duyduğuna işaret etti.

Hükümetin her koşulda hizmet sunmayı ve ülke işlerini ‘güç ve kararlılıkla’ yürütmeyi sürdüreceğini ifade eden Pezeşkiyan, yöneticilerin vatandaşların yanında ve ‘sorunların tam merkezinde’ bulunması gerektiğini vurguladı. Mevcut dönemin yönetiminin sahada aktif varlık göstermeyi ve sorumluluk üstlenmeyi zorunlu kıldığını kaydetti.

Pezeşkiyan konuşmasında daha önce de vurguladığı bir noktayı yineleyerek, savaş döneminde ve sonrasında İran’ın geleceğinin yalnızca müzakere masasında ya da askeri çatışma alanlarında şekillenmeyeceğini söyledi. İran Cumhurbaşkanı, sürecin sonucunun aynı zamanda devletin iç bütünlüğünü koruma kapasitesine ve İran halkını uzun ve maliyetli olabilecek bir dönemin yüklerini paylaşmaya ikna edip edemeyeceğine bağlı olacağını ifade etti.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani ise Tahran’ın ABD ile yürütülen müzakereler ile Hürmüz Boğazı’nın yönetimini, askeri ve stratejik mücadelenin bir uzantısı olarak gördüğünü söyledi. Muhacerani, müzakere heyetinin de askeri cephede geçerli olan hesaplar doğrultusunda hareket ettiğini belirtti.

Muhacerani, “Savaşın gölgesi hâlâ ortadan kalkmış değil” ifadesini kullanarak, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘tetikte olmaya devam ettiğini’ ve diplomasi ekibinin Washington ile görüşmeleri bu anlayış çerçevesinde sürdürdüğünü vurguladı.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya konuşan Muhacerani, müzakere sürecinde görev alan tüm yetkililerin ‘sahayı iyi bildiğini’ söyledi. Bu kapsamda İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye işaret etti.

Muhacerani, “Kalibaf sahada komutanlık yaptı, Arakçi ise savaş döneminde cephede görev aldı” diyerek, her iki ismin askeri ve siyasi tecrübelerinin mevcut müzakere sürecinin yönetimine yansıdığını savundu.

Hürmüz Boğazı konusuna da değinen Muhacerani, boğazın yönetimi ile müzakere sürecinin ‘sahanın devamı niteliğinde’ olduğunu belirtti. İran’ın bu dosyayı yönetme kapasitesinin, kamuoyu desteği ve savaş sürecinde devlet kurumları arasında sağlanan birlikten kaynaklandığını ifade etti.

Ekonomi alanında ise ABD’yi, İran limanlarına yönelen gemilerin hareketlerini engelleyerek ‘deniz korsanlığı’ yapmakla suçlayan Muhacerani, söz konusu uygulamaların ülkeye mal akışını olumsuz etkilediğini ve iç piyasalardaki baskıları artırdığını söyledi.

Hükümetin bu baskıların etkilerini sınırlamak ve piyasa istikrarını korumak için çalıştığını belirten Muhacerani, son aylarda piyasaları denetlemek ve ticari ihlallerle mücadele etmek amacıyla 2 milyondan fazla teftiş gerçekleştirildiğini açıkladı.

Muhacerani ayrıca, savaşın yol açtığı zararlarla bağlantılı olarak bugüne kadar yaklaşık 66 trilyon tümen tutarında tazminat ödendiğini belirtti. Savaşın sona ermesi ve bir anlaşmaya varılmasının ekonomik baskıları hafifleteceğini ifade eden Muhacerani, buna karşın çatışmaların ve yaptırımların sürmesinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlayan bazı çevrelerin bulunduğu uyarısında bulundu.

Muhafazakarların baskısı

Pezeşkiyan ve hükümeti, ateşkes ile müzakere sürecine karşı çıkan muhafazakâr ve sertlik yanlısı çevrelerin iç baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Söz konusu kesimler, savaşın henüz sona ermediğini savunarak hükümeti taviz vermekle suçluyor.

Bu çerçevede muhafazakâr siyasetçi Muhammed Muhaciri, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve hatta İran Dini Lideri çevresine yönelik eleştirilerin, münferit milletvekilleri ya da siyasi aktivistlerin tutumlarından ibaret olmadığını, iktidar ve ekonomik çıkar ağları içinde daha geniş bir hareketliliği yansıttığını söyledi.

Muhaciri, hükümete yakın reformist çizgideki ILNA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın ateşkesi kabul etmek veya liderlikle koordinasyon olmaksızın müzakere sürecini ilerletmekle suçlanmasının, ‘savaş ve yaptırımlardan çıkar sağlayan çevreler’ tarafından yürütülen bir kampanyanın parçası olduğunu öne sürdü. Bu kesimlerin savaşın sona ermesi ya da müzakerelerin başarıya ulaşması halinde ekonomik ve siyasi nüfuzlarını kaybetmekten endişe duyduklarını ifade etti.

Kalibaf’ın da benzer eleştirilerin hedefi olduğunu belirten Muhaciri, Meclis Başkanı’nın, kendi ifadesiyle, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin görevlendirmesi ve liderliğin onayı doğrultusunda hareket ettiğini söyledi. Kalibaf’ın ihanetle suçlanmasının geçmişi ve rejim içindeki konumuyla bağdaşmadığını dile getiren Muhaciri, ona ve Pezeşkiyan’a yönelik saldırıların aynı siyasi çevrelerden kaynaklandığını savundu.

Muhaciri, mevcut aşamada sorulması gereken temel sorunun şu olduğunu söyledi: “Savaşın sona ermesinden, müzakerelerden ve olası bir anlaşmadan kim zarar görüyor; gerilim, güvensizlik ve krizin devamından kim çıkar sağlıyor?” Bu sorunun cevabının ‘zor olmadığını’ belirten Muhaciri, söz konusu çevrelerin halk üzerindeki baskıları hafifletecek herhangi bir açılıma son ana kadar direneceğini ifade etti.

Bu olgunun yalnızca milletvekilleri veya kamuoyunda öne çıkan isimler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Muhaciri, asıl odaklanılması gereken tarafın bu aktörleri yönlendiren güç merkezleri olduğunu söyledi. İran yönetiminin er ya da geç gerilimi düşürmeye yönelik her türlü girişimi engelleyen bu tutumlar ve bunların arkasındaki çevreler konusunda net bir tavır almak zorunda kalacağını sözlerine ekledi.


İran: Güven eksikliği ve ABD'nin çelişkili tutumları savaşın sona ermesini engelliyor

 İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
TT

İran: Güven eksikliği ve ABD'nin çelişkili tutumları savaşın sona ermesini engelliyor

 İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, (Arşiv- IRNA)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi bugün yaptığı açıklamada, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan diplomatik sürecin yavaş ilerlemesinin temel nedenlerinin Washington'a duyulan güvensizlik, ABD'nin çelişkili tutumu ve İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları olduğunu söyledi.

Bekayi, müzakerelerin başından itibaren ciddi şüpheler ve karşılıklı güvensizlik ortamında yürütüldüğünü belirterek, taraflar arasında mesaj alışverişinin de bu koşullar altında sürdüğünü ifade etti.

İranlı sözcü, ABD tarafının sık sık pozisyon değiştirdiğini, yeni veya birbiriyle çelişen talepler ortaya koyduğunu savunarak, bunun müzakere sürecinin uzamasına yol açtığını belirtti.

 ABD Başkanı Donald Trump (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump (Arşiv-AFP)

Tahran'ın, İsrail'in bölgedeki faaliyetlerini ABD'nin politikalarından bağımsız görmediğini belirten Bekayi, özellikle Lübnan'da kalıcı bir ateşkes sağlanmasının Washington ile anlaşmaya varılması için temel koşullardan biri olmaya devam ettiğini vurguladı.

Bekayi ayrıca, ABD'yi kırılgan durumdaki ateşkesi ihlal etmekle suçladı. İranlı yetkili, ABD'nin İran'daki bir limana düzenlediği saldırının ardından İran'ın misilleme operasyonları gerçekleştirdiğini belirterek, Washington'un ateşkesi ihlal etmeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İranlı bir kadın, Tahran'da bir sokakta ABD ve İsrail karşıtı bir duvar afişinin önünden geçiyor (EPA)İranlı bir kadın, Tahran'da bir sokakta ABD ve İsrail karşıtı bir duvar afişinin önünden geçiyor (EPA)

"İran'ın ulusal güvenliğini savunmak için gerekli gördüğümüz tüm adımları atmaktan çekinmeyeceğiz" diyen Bekayi, ülkesinin güvenlik çıkarlarını koruma konusunda kararlı olduğunu ifade etti.

Öte yandan sözcü, şu aşamada ABD ile İran'ın nükleer programı konusunda herhangi bir görüşme yürütülmediğini belirtti. Bekayi, Tahran'ın nükleer dosyayla ilgili ne zaman adım atılacağını bildiğini, ancak mevcut önceliğin savaşı sona erdirmek olduğunu kaydetti.

İran Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammad Bakır Kalibaf da sosyal medya platformu X'te yaptığı paylaşımda, ABD'nin deniz ablukası uygulaması ve İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını artırmasının, Washington'un ateşkese bağlı kalmadığının açık göstergeleri olduğunu savundu.