Güney Lübnan'daki askeri operasyonlar yoğunlaştı

Hizbullah İsrail gözlem noktasını hedef aldı

İsrail askerleri Lübnan sınırındaki Merkava tankının yakınında (AFP)
İsrail askerleri Lübnan sınırındaki Merkava tankının yakınında (AFP)
TT

Güney Lübnan'daki askeri operasyonlar yoğunlaştı

İsrail askerleri Lübnan sınırındaki Merkava tankının yakınında (AFP)
İsrail askerleri Lübnan sınırındaki Merkava tankının yakınında (AFP)

İsrail ile Hizbullah arasındaki karşılıklı askeri operasyonlar dün (Cumartesi) öğleden sonra yoğunlaştı. Hizbullah bir İsrail gözlem noktasını ve El-Manara yerleşimini hedef aldı. Bu saldırı UNIFIL Sözcüsü Andrea Tenenti’nin güney sınırındaki saldırıların tırmanmasını önleme çabalarını yenilediği bir zamanda yapıldı.

UNIFIL Sözcüsü Andrea Tenenti, “Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) Komutanı Aroldo Lazaro, mevcut durumu değerlendirmek, barış güçleriyle konuşmak ve endişelerini öğrenmek için UNIFIL operasyon alanını ziyaret ediyor. UNIFIL güney Lübnan'da istikrarı yeniden tesis etme misyonuna tam olarak bağlı kalmaya devam ediyor ve saldırıların artmasını önlemek için her türlü çabayı gösteriyor.” diye konuştu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı, dün Hizbullah'ın Lübnan’ın sınır kasabası Mays el-Cebel'deki Ed-Debaka bölgesinin karşısındaki bir İsrail gözlem noktasını hedef aldığını bildirdi. Hula kasabasının karşısındaki El-Abad askeri bölgesi ve Mays el-Cebel'in karşısındaki El-Menara yerleşim yeri de güdümlü füzelerle hedef alındı. Öte yandan İsrail ordusunun Merciiyyun'a bağlı Burc el-Muluk kasabasının eteklerini top atışlarıyla hedef alması, çok sayıda zeytin ağacının yanmasına neden oldu. El-Kalia merkezinden sivil savunma ekipleri yangını söndürmek için seferber oldu. Ajans, İsrail top mermilerinin Hula kasabasına isabet ettiğini ve evlerin yakınlarına düştüğünü kaydetti. Top mermilerinden birinin bir araca isabet ettiği belirtildi.

Batı kesimdeki Ed-Dahira ve Alma eş-Şab kasabalarının dış mahalleleri de yoğun topçu ateşine maruz kaldı.

İsrail Yayın Kurumu, "Lübnan topraklarındaki birçok Hizbullah askeri noktasının vurulduğunu" duyurdu. İsrail gazetesi Jerusalem Post ise "Lübnan Hizbullahı’nın Cebel Dov bölgesine çok sayıda füze ateşlediğini, İsrail ordusunun ise saldırının kaynaklarına yanıt verdiğini” aktardı. Gazetenin aktardığına göre İsrail ordusu, dün İsrail uçaklarının ve İsrail askerlerinin Lübnan sınırı yakınında roket ve tanksavar mermisi atan militanları hedef aldığını ve gerçekleştirilen iki saldırıda hedeflerin vurulduğunu duyurdu. İsrailli askerler üçüncü tur roket atışına da karşılık verdi.

İsrail ordusu, dün sabah Lübnan sınırından yapılan tanksavar ateşi sonucu bir İsrail askerinin öldüğünü, 3 askerin de yaralandığını duyurdu. Böylece 7 Ekim'den bu yana İsrail ordusunda ölenlerin sayısı 306'a yükseldi.

Dünkü çatışmalar, batı kesimdeki köylerin sıcak ve gergin bir gece yaşamasının ardından meydana geldi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre gece yarısından hemen öncesine kadar Alma eş-Şab, Ramiye, Beyt Liv, Ed-Dahira ve El- Lebune köylerinin çevresini hedef alan şiddetli İsrail bombardımanı gerçekleşti. Söz konusu köylerin semalarına sabahın erken saatlerine kadar çok sayıda işaret fişeği atıldı.

Öte yandan Hizbullah güney sınırındaki bazı İsrail bölgelerini hedef aldı. Mavi Hat yakınındaki İsrail yerleşimlerinde sirenler birden fazla kez duyuldu. İsrail medyasına göre burası artık sakinlerden yoksun durumda.

Ulusal Haber Ajansı'da yer alan habere göre Tire ve Bint Jbeil kasabalarında patlama sesleri duyuldu. Bu sesler İsrail Demir Kubbe füzelerinin patlamasından kaynaklandı. Gerilimin tırmanması, Mavi Hat'a komşu köylerdeki nüfusun daha güvenli bölgelere doğru yer değiştirmesinde bir artışa yol açıyor.

Tire şehrinde, devlet okullarındaki çeşitli barınma merkezlerinde kalan bin 500'den fazla Lübnanlı ve Suriyeli aile bulunuyor. Tire Belediyeler Birliği Afet Yönetim Birimi tarafından hazırlanan özel raporda, yerinden edilenlerin ihtiyaçlarını karşılama imkanlarının zayıf olduğu defalarca dile getirildi. Öte yandan Eş-Şuf, El-Cebel, El-Metn ve Beyrut'taki diğer Lübnan bölgelerine göç eden yerlerinden edilmiş yüzlerce Lübnanlı aile var.



İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.


Etiyopya, Afrika Boynuzu’ndaki kritik sorunlarla mücadelede İsrail’in desteğine güveniyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya, Afrika Boynuzu’ndaki kritik sorunlarla mücadelede İsrail’in desteğine güveniyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile yaptığı telefon görüşmesinde, Tigray bölgesinde yaşanan ve bölgeye yayılabileceği endişesine yol açan silahlı çatışmaların görece yatışmasının ardından ikili iş birliğini güçlendirme yollarını ele aldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Etiyopya’nın Afrika Boynuzu’nda artan bölgesel baskılarla başa çıkmak ve hareket alanını genişletmek için İsrail’in desteğine bel bağladığını değerlendiriyor.

Etiyopya Haber Ajansında dün yer alan habere göre Abiy Ahmed ile Netanyahu arasındaki telefon görüşmesinde ikili ilişkiler ve başlıca bölgesel gelişmeler ele alındı. Ajans, görüşmeyi “verimli ve yapıcı” olarak nitelendirdi.

Abiy Ahmed, X hesabından yaptığı açıklamada, iki tarafın ortak ilgi alanlarını görüştüğünü ve iş birliğini güçlendirme konusundaki kararlılıklarını yinelediğini belirtti.

İki başbakan arasındaki görüşme, Etiyopya Parlamentosunun, partisinin geçen haziran ayında yapılan seçimlerde ezici bir zafer kazanmasının ardından Abiy Ahmed’i yeniden başbakan olarak atamasından iki haftadan kısa süre sonra gerçekleşti.

gbhyju
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Eylül 2019’da Kudüs’te Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’i kabul ederken (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya’nın iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirme açıklamaları, 23 Eylül’de muhalif Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile çatışmaların yeniden başlamasından yaklaşık iki hafta sonra Etiyopya güçlerinin Tigray bölgesindeki kontrolünü genişletmesiyle eş zamanlı olarak geldi.

Bu gelişmelere, bir yanda Mısır ve Eritre, diğer yanda Etiyopya arasında yaşanan gerilimler eşlik etti. Addis Ababa ile Asmara karşılıklı olarak diplomatik ilişkileri keserken, Kahire ile de diplomatik düzeyde karşılıklı sınır dışı etme olayları yaşandı. Etiyopya, Eritre askerlerinin kendi topraklarına girdiğini öne sürerken, Asmara bu iddiayı reddetti.

Mısır Afrika İşleri Konseyi Başkan Yardımcısı Salah Halime, Netanyahu ile Abiy Ahmed arasındaki görüşmenin Etiyopya’nın attığı adımlara destek verilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor. Halime’ye göre bu destek, Kahire’nin karşı çıktığı Rönesans Barajı ve olası yeni barajlar dâhil su kaynakları konusunun yanı sıra denize erişim anlaşmazlığını ve Eritre ile artan gerilimi de kapsıyor.

Halime, Etiyopya’nın Mısır ve Eritre’ye yönelik kararlarının İsrail ile koordinasyon içinde alınmış olabileceği ihtimalini dışlamıyor. Söz konusu iş birliğinin büyük olasılıkla güvenlik, istihbarat ve askerî alanlarda yoğunlaşacağını öngörüyor.

Afrika Boynuzu uzmanı Ali Mahmud Kılni ise görüşmenin, Addis Ababa’nın iç güvenlik sorunlarıyla ve Eritre ile artan gerilimle karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çekti. Etiyopya’nın Mısır’ın karşı çıkmasına rağmen doğrudan denize erişim hedefinden vazgeçmediğini belirten Kılni, bu durumun ciddi soru işaretlerine yol açacağını ifade etti.

Kılni’ye göre Etiyopya, bölgedeki kritik sorunlarla mücadele etmek, hareket alanını genişletmek ve artan bölgesel baskıları dengelemek amacıyla İsrail’in desteğine güveniyor.

İsrail’in Etiyopya Büyükelçisi Avraham Neguise, geçen temmuz ayında Etiyopya Haber Ajansına yaptığı açıklamada, Etiyopya’nın “doğru yolda ilerlediğini” söylemişti. Neguise, Rönesans (Hedasi) Barajı projesinin ülkenin enerji sektörünü genişletmesi ve uzun vadeli sanayi kalkınmasını desteklemesi açısından büyük önem taşıdığını vurgulamıştı.

Büyükelçi, eylül ayında yaptığı başka bir açıklamada da İsrail’in Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim sağlayacak bir deniz kapısı edinme çabalarını güçlü biçimde desteklediğini belirtmişti.

Etiyopya, Eritre’nin 30 yıl süren savaşın ardından 1993’te bağımsızlığını kazanmasından bu yana denize kıyısı olmayan bir ülke konumunda bulunuyor. Ülke, özellikle Cibuti Limanı olmak üzere komşu ülkelerin limanlarına bağımlı durumda.


Hürmüz Boğazı’nda bir konteyner gemisi vuruldu

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
TT

Hürmüz Boğazı’nda bir konteyner gemisi vuruldu

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), Hürmüz Boğazı’nda bir olay yaşandığına ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Kurum, güvenilir bir kaynağın konteyner gemisinin kimliği belirsiz bir mühimmatla vurulduğunu bildirdiğini aktardı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Deniz Kuvvetleri ise resmi medyada yayımlanan açıklamasında, bir konteyner gemisinin deniz mayınına çarpması ve gemide yangın çıkmasının ardından Hürmüz Boğazı’nın güneyindeki sularda battığını duyurdu.

Açıklamada, 2 bin 500’den fazla konteyner taşıyan geminin, DMO tarafından ‘izinsiz ve tehlikeli’ olarak nitelendirilen bir güzergâhtan geçmeye çalıştığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre açıklamada ayrıca, İran gemileri ve balıkçılar dikkatli olmaya çağrıldı.

İki üst düzey İranlı yetkili daha önce Reuters’a yaptıkları açıklamada, İran’ın petrol fiyatlarını yüksek tutmak ve ABD’deki ara seçimleri etkilemek amacıyla Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri hedef almak için yeni yöntemler kullandığını söylemişti.

İran, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta kendisine yönelik saldırılar başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol kurmaya çalışıyor. Tahran yönetimi, savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği su yolundaki gemi trafiğini kısıtlayarak Washington’a karşı bir baskı unsuru elde etmeyi hedefliyor.

İran’ın tehditleri ve saldırıları, boğazdaki deniz trafiğinin ciddi ölçüde azalmasına ve petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Buna rağmen bazı petrol sevkiyatları boğazdan geçmeye devam ediyor.