Malezya Başbakanı Enver’den Şarku’l Avsat’a: Acilen Gazze’deki savaşın durdurulması gerekiyor

KİK-ASEAN zirvesinin, bölgedeki en önemli iki oluşum arasında ekonomik entegrasyonu artırdığını vurguladı

 Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)
Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)
TT

Malezya Başbakanı Enver’den Şarku’l Avsat’a: Acilen Gazze’deki savaşın durdurulması gerekiyor

 Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)
Malezya Başbakanı Enver İbrahim Şarku’l Avsat’la röportaj verirken (Fotoğraf: Abdulaziz ez-Zuman)

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Asya’nın en önemli iki bölgesel bileşeninden biri ile ekonomik iş birliğini geliştirmek amacıyla geçtiğimiz iki gün içinde Riyad’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) zirvesinin sonuçlarına ilişkin büyük umutlar besliyor.

Enver İbrahim, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, İsrail ordusu ile Filistinli gruplar arasında devam eden savaşı durdurmak için Suudi Arabistan’ın önderliğindeki Arap ve İslam dünyasının rolünün önemini vurguladı ve bu savaşın derhal durdurulması gerektiğini söyledi.

Malezya Başbakanı, Gazze Şeridi’nde ihtiyaç sahiplerine insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak için İslam ve Arap dünyasının yanı sıra bölgesel ve uluslararası düzeyde de çabaların seferber edilmesi çağrısında bulundu. Ülkesinin Filistin meselesine yönelik tutumunun değişmez olduğunu vurgulayan Başbakan, ABD’nin başını çektiği bazı Batılı ülkelerin Gazze Şeridi’ndeki sivillerin haklarının ihlal edilmesine göz yumup İsrail’i desteklemelerinin ikiyüzlülük olduğunu belirterek bu durumu kınadığını ifade etti.

ascd
Cuma günü KİK ile ASEAN arasındaki Riyad zirvesine katılan Malezya Başbakanı Enver İbrahim (SPA)

İsrail’in yeni bir kriz yaratırken dünyayı kendisini destekleyecek yeni bir saflaşmaya sürüklediği şu günlerde yaşanan olaylarla ilgili olarak İbrahim “Kardeşlerimizle, dostlarımızla, müttefiklerimizle ve komşularımızla olduğu gibi birlikte çok güçlü bir duruş sergiledik. İsrail’in Filistin’de, özellikle de Gazze Şeridi’nde yaptığı katliamlara ve dahası hastanelerde ve halka açık yerlerde masum insanların canlarına kast etmeye devam etme çılgınlığını durdurmak için hep birlikte çalışmamız gerektiğine inanıyoruz. Bu menfur eylemin sona ermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. İbrahim “Uluslararası toplum barışın sağlanması için elinden geleni yapmalıdır. Burada kastım herkes için barıştır (...) Ancak Gazze şu anda kuşatma altında ve insanlar yaşam mücadelesi veriyor. Su yok, elektrik yok, yiyecek yok, ilaç yok. Gerçekten trajik bir durum” şeklinde sözlerini sürdürdü. Buna ilaveten İbrahim “Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın bu konuda çok net bir duruş sergilediğini açılış konuşmasında duydum. Biz de acil insani yardım ulaştırılması ve bombalamalara, katliamlara, özellikle de Gazze Şeridi’ndeki halka açık yerlerde, hastanelerde ve okullarda kadın ve çocukların yaşadığı trajik koşullara son verilmesi için bu tutumu destekledik” dedi.

Suudi Arabistan liderliğinde Arap ve İslam dünyasının çabaları

Arap dünyasının ve Arap Birliği’nin Gazze’deki savaşa bakış açısıyla ilgili olarak İbrahim, şu ana kadar Suudi Arabistan liderliğinde Arap Barış Girişimi ile ilgili koordineli güvenlik ve iş birliği konferansları düzenlendiğine dikkat çekti. Arap ülkelerinin dışişleri bakanları, özellikle insani yardım ve ateşkes olmak üzere uygulanması gereken net kriterleri vererek uluslararası toplumun savaşın durdurulmasından sorumlu olduğunu vurguladılar.

İbrahim, görüldüğü kadarıyla Batılı ülkelerin, özellikle de ABD’nin, bölgeye barış getirmenin önemini göz ardı ettiğini söyledi. Barış getirmek yerine ülkeleri müdahaleye kışkırttığını ve bunun tehlikeli olduğuna dikkat çekerek “Bu, savaşın diğer ülkelere yayılmasına yol açabilir. Meselenin esas can alıcı noktası da budur. Uluslararası toplumun bunu ne pahasına olursa olsun durdurması gerek. Bunu durdurmanın tek yolu da ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılmasından geçmektedir” dedi.

Zirvenin meyveler

Riyad’ın ev sahipliğinde düzenlenen ASEAN-KİK Zirvesi’ne katılımı ve zirve gündemindeki konulara ilişkin İbrahim şunları söyledi:

Bu ilgi çekici bir olay. Çünkü ekonomik açıdan en canlı iki bölgesel grup işin içinde var; KİK ve ASEAN. Yeni şekliyle bu ekonomik miladı araştırdık. Uzun zaman ticari yatırımları teşvik etmek için birlikte çalıştık. Öyle ki, Veliaht Prens Muhammed bin Selman bu zirveye ev sahipliği yapmayı kabul etti (...) Bunun son derece tarihi bir toplantı olduğuna inanıyorum. Tabii toplantı, bu iki bölgesel oluşumdaki ülkelerin yeşil enerji sektörü ve yeni teknoloji gibi çeşitli alanlarda nasıl iş birliği yapabileceğine odaklanıyor.

Suudi Arabistan ile ortaklığın ufku

Suudi Arabistan-Malezya ilişkileri ve iki ülke arasındaki iş birliği alanlarının geleceği ve ufku konusunda İbrahim “Suudi Arabistan Krallığı ve Malezya’nın tarih boyunca uzun yıllara dayanan kadim ve yakın bir dostluğu vardır. Öyle ki, İslam Konferansı Örgütü’nü kurduğumuzda o dönemde Kral Faysal, eski Malezya Başbakanı’ndan bu büyük İslami oluşumun ilk Genel Sekreteri olmasını istemişti. Bu da Krallığa büyük bir güven duymamızı sağladı” dedi. İbrahim “Tabiki Krallık, şu anda Kral Selman bin Abdulaziz ve Suudi Arabistan Başbakanı Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde kalkınma yatırımları basamaklarını şaşırtıcı bir şekilde yukarılara çekti. Dolayısıyla bildiğiniz gibi Malezya’nın ikili iş birliğini sürdürmeye ihtiyacı var” ifadelerini kullandı. Yorumlarının devamında İbrahim, “Uzun vadeli ticari ve yatırım ilişkileri yürüttük ve yürütmeye de devam ediyoruz. Ancak Krallık’ın bu arzusunu geniş çaplı bir şekilde ifade ettiğine katılıyorum. Tabi şimdi daha fazla iş birliği yapabileceğimiz alanları öğrenmek ve kültür dışı ticari yatırımları ilerletmek için Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşme fırsatım oldu” şeklinde sözlerini sürdürdü. İbrahim “Sonuç olarak ikili ilişkilerin ve iş birliğinin çok ama çok iyi bir şekilde geliştirilmesine yönelik geniş bir alan oluştu. Şirketlerimizin çoğu şu anda burada, Riyad’da, NEOM’da ve farklı alanlardaki bazı büyük projelere katılmaktadır. İkimizin, yani Prens Muhammed bin Selman ile birlikte getirdiğimiz bu yeni odak noktasıyla bu tür iş birliğini daha da artırabileceğimizi düşünüyorum” dedi. İbrahim şöyle devam etti:

Geleceğe süreklilik içinde bakıyoruz ve Malezya’da elbette çok önemli ve çok aktif yeni ortaklıklara imza atmayı kolluyoruz. Bu konuda araştırmalar yapıyoruz ve bunu Suudi Arabistan ile paylaşıyoruz. Bununla birlikte, Aramco gibi büyük şirketleri de kapsayacak şekilde genişlemeye ilgi var. Suudi Arabistan’ın en önemli güçlerinden biri olan yeşil teknoloji konusunun yanı sıra Malezya’nın gerekli uzmanlığı sağlayabileceği alanlara da dikkat kesiliyoruz.

Malezya ve yakın reform

Ülkesindeki iç durumlara ilişkin bir soruya Malezya Başbakanı şöyle yanıt verdi:

Ülkemiz birden fazla etnik ve din yapısına sahip bir ülke. Bu nedenle ulusal felsefemiz tüm bunları dikkate alan bir yurttaşlık anlayışını teşvik etmektedir. Bu da ekonomik olarak çalışmaları yukarıya doğru taşıyacağımız anlamına geliyor. Yatırımların çekilmesi için çalışacağız. Eğitim, araştırma ve Suudilerin nispeten iyi yaptığını düşündüğüm yapay zeka da dahil olmak üzere yeni teknolojilere odaklanacağız. Aynı zamanda insani etik ve değerler meselesine de dikkat kesileceğiz.

Başbakan sözlerinin devamında “Bu zorlu mücadeleye cesur bir şekilde karşılık verdiğimizi düşünüyorum. Bağımsızlıktan 60 yıldan fazla bir süre sonra Malezyalıların yalnızca yeni, canlı ve hoşgörülü bir ulus olarak değil, aynı zamanda tüm etnik topluluklar arasında birlikte çalışmayı teşvik edecek birlik ruhuna sahip güçlü bir ulus olarak olgunlaşma vazifeleri olduğunu savunuyorum” dedi. İbrahim reform planının sonuçlarını açıklayarak “10 aydır iktidardayız. Ancak tabiki bir sistemimiz vardı ve bu eleştirilecek kadar kötü değildi. Bununla birlikte ülkede kalkınma yönünde bazı büyüme işaretleri gördük. Dolayısıyla yapmamız gereken, bu neslin karşısındaki mücadeleyi ilerletmek, yani yeteneklerimizi geliştirmeye çalışmaktır. Bu yüzden şimdilik en azından güçlü ve istikrarlı bir hükümete ve birleşik bir ülkeye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Açık politikalarımız, bir ekonomi politikamız ve esaslı bir endüstriyel planımız var. Aynı zamanda enerji geçişi ülkenin ve yatırımcıların öncelikleri belirleme yolları konusunda karar vermesine de yardımcı olacaktır” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı: Çifte standart

Rusya savaşı konusunda İbrahim “Ukrayna ile Rusya’nın uzun bir süredir kesintisiz bir savaş halinde olduğu doğru. Çözüm bir kez daha barışta yatıyor; önce ateşkes, sonra müzakere. Ancak ilginçtir ki, Ukrayna ve Rusya’dan bahsettiğiniz anda bu çelişkiyi görebiliyorsunuz (...) Mesela Batılılara ‘Neden Ruslara karşı savaşıyorsunuz?’ diye sorduğunuzda ‘Rusların Ukrayna’daki sözde Rus topraklarına girmiş olmaları’ cevabını verirler. Bu yüzden hukuka aykırı olsa da buna karşı çıkılması gerekiyor. Bu bir insanlık suçudur ancak bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir: İsrail’in Filistin topraklarına girme hakkı neden var? Neden iki yasa grubuna çifte standartlı bir yaklaşımınız var?” diye sordu.

Sudan’daki kriz üzücü

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında yaşanan savaşın yol açtığı krize ilişkin İbrahim, “Sudan, kadim bir tarihe, köklü bir medeniyete ve kültüre sahip bir ülke olup, eğitim açısından da büyük bir geleneğe sahiptir. Deneyimlerimden öğrendiğim en güzel şeylerden biri böyle bir gerçekliğin nasıl yaratılacağıdır. Sudan’da entelektüel ve bilimsel farkındalık düzeyi göze çarpıyor. Dolayısıyla bu ülkenin bu kadar uzun süren bir çatışmaya tanık olması talihsiz bir durumdur. Sudan liderlerinin mevcut büyük siyasi ve ekonomik sıkıntılara karşı çözümler bulmak için çalışmasını umuyorum” dedi.



İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
TT

İran Yargı Erki Başkanı: Washington’la müzakerelere güven yok

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, ülkenin orta kesimindeki Arak kentinde Merkezi (Markazi) Eyaleti yargıçlarına hitap ederken (IRNA)

İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD’nin müzakereleri “aldatma, hile ve zaman kazanma aracı” olarak kullanmayı hedeflemesi halinde bunun bir “yanılsama” olacağını söyledi. Ejei, “Müzakerelere dair hiçbir umut ve güven yoktur” dedi.

Washington ile Tahran arasında ilk tur görüşmeler cuma günü Umman’da yapılmış, taraflar görüşmeleri “olumlu” olarak nitelemiş ve yakın zamanda sürdürme niyetlerini açıklamıştı.

Söz konusu görüşmeler, İran’da rejim karşıtı geniş çaplı protesto dalgasının zirveye ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra gerçekleşti. Protestolar sırasında yürütülen ve insan hakları örgütlerinin “benzeri görülmemiş” olarak nitelediği güvenlik operasyonlarında binlerce kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başlangıçta protestoların bastırılması nedeniyle Tahran’a karşı askeri seçenekleri gündeme getirmiş, hatta göstericilere “yardım yolda” mesajı vermişti. Ancak Trump’ın son günlerdeki söylemi, İran’ın nükleer programını dizginlemeye odaklandı. Bu çerçevede ABD, başını “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. İran yönetimi ise Trump’ın İran’a saldırı tehditlerini hayata geçirme ihtimalinden ciddi endişe duyuyor. Tahran, olası bir saldırı halinde bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısında bulundu.

Yargı Erki Başkanı, müzakere çağrısı yapan taraflara dair “ne umut ne de güven” olduğunu vurgulayarak, ABD’ye bu yolda güvenilemeyeceğini söyledi. Mevcut diyalog çağrılarının, “şiddeti kışkırtan ve sabotajcıları silahlandıran aynı taraflardan” geldiğini ifade etti.

dfwfde
Gösterici kalabalıkları, geçen 8 Ocak’ta başkent Tahran’ın batısındaki bazı yolları kapattı (AP)

Yargı erkinin resmi ajansı Mizan’ın aktardığına göre Ejei, pazar günü yaptığı konuşmada İran’ın hiçbir zaman savaş isteyen taraf olmadığını, ancak her türlü saldırgana karşı tüm gücüyle duracağını belirtti. Bazı ülkelerin geçmişte İran’ın yanında yer alırken, “İslam Cumhuriyeti’nin sonunun geldiğini düşündüklerini” de sözlerine ekledi.

Ejei, geçen yıl haziran ayında yaşanan ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunarak, müzakereler sürerken savaşı başlatan tarafların, İran’ın “direncini” gördükten sonra ateşkes talep etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

“İsyan eylemlerini kim başlattı? Provokatörleri kim silahlandırdı?” diye soran Ejei, “Onları silahlandıranlar bugün ‘gelin müzakere edelim’ diyenlerin ta kendileridir” ifadelerini kullandı.

Orta İran’daki Arak kentinde yargı yetkililerine hitap eden Ejei, “aldatılmış bireyler” ile “asıl unsurların” hesabının ayrı olduğunu belirterek, davaların “yargı usullerine uygun ve her vakanın niteliğine göre” ele alınacağını söyledi.

Son protestolardaki şiddetin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını savunan Ejei, “sokaklarda ve geçiş noktalarında en vahşi suçları işleyenlerin sıradan vatandaşlar değil; ABD ve Siyonist rejim unsurları tarafından eğitilmiş, kalpsiz teröristler olduğunu” ileri sürdü.

Buna karşılık “aldatılmış unsurların” varlığını kabul eden Ejei, bunların “teröristler ve ayaklanmaların ana unsurlarından ayrı değerlendirileceğini” ve suçlamalarının “her birinin koşullarına göre” inceleneceğini söyledi.

ABD merkezli insan hakları örgütü Hrana, protestolar sırasında çoğu gösterici olmak üzere 6 bin 971 kişinin öldüğünü ve 51 binden fazla kişinin gözaltına alındığını belgelediğini açıkladı.

Ejei ayrıca, protestolar sırasında reform çağrısı yapan ve baskıların araştırılması için ulusal bir gerçekleri araştırma komisyonu kurulmasını isteyen bazı iç aktörleri ve kişileri de eleştirdi.

Velayet-i Fakih’in yanında durmamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınanların ve bugün suçlu Siyonistlere yaslananların akıbetiyle sonuçlanacağını savunan Ejei, “Bir zamanlar devrimle birlikte olan, bugün ise bildiri yayımlayan bu kişiler acınacak ve sefil insanlardır” dedi.


İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe