Birleşik Krallık’ın İsrail ve Filistin ikilemi

Filistinlilere yardımlarının yanı sıra Londra, son yıllarda İsrail’e de yakınlaştı

Reuters
Reuters
TT

Birleşik Krallık’ın İsrail ve Filistin ikilemi

Reuters
Reuters

Christopher Phillips

Birleşik Krallık’ın, İsrailli askerlerin ve sivillerin Hamas eliyle katledilmesine ve kaçırılmasına yönelik hızlı tepkisi, korku hissi ve hızlı destek sağlama telaşı ile şekillendi. Başbakan Rishi Sunak da “terörün kazanamayacağını” ve “İsrail’in kendini savunma ve daha fazla saldırıyı caydırma konusunda tartışmasız bir hakka sahip olduğunu” vurguladı.

Öte yandan İşçi Partisi (LP) lideri Keir Starmer ise “İsrail’de yaşanan hadiseler karşısında dehşete ve korkuya kapıldığını, Hamas’ın sergilediği bu davranışların Filistin halkına bir fayda sağlamadığını ve İsrail’in halkını savunma hakkını her zaman kullanması gerektiğini” ifade etti. Kamuoyu yoklamalarında büyük bir farkla öne çıktığı için Starmer’ın bir sonraki Birleşik Krallık başbakanı olacağı kanaati yaygın.

Ancak bu doğrudan destek sunumunun yanı sıra mevcut çatışma, Birleşik Krallık siyasetçileri için bir zorluk da oluşturuyor. Mesela uluslararası düzeyde Birleşik Krallık hükümeti, son yıllarda İsrail’e yakınlaştı. Bununla birlikte Birleşik Krallık’ın müttefikini etkileme ve Filistinlilerle daha geniş çatışmada gücü büyük oranda azaldı. Birleşik Krallık’ın yurt dışındaki seçeneklerinin sınırlılığıyla birlikte çatışma, yurt içinde daha etkili hale geldi. Ortadoğu’da yaşanan hadiselerle ilgili olarak Yahudi karşıtlığı (antisemitizm) yükselişe geçiyor. Nitekim yetkililer ile Filistin destekçisi büyük gruplar arasında çatışmalar yaşanıyor ve bu eylemciler, İsrail’in Gazze’deki intikam eylemlerini protesto ediyor. Hem iktidardaki Muhafazakârlar hem de muhalefetteki İşçi Partisi, çatışmada bir ölçüde uluslararası önem kazanma umuduyla birlikte İsrail’e verilen içgüdüsel desteğin ve muhtemel iç gerilimlerin nasıl yönetileceği ikilemiyle karşı karşıya.

İsrail’e ve barış sürecine destek

Birleşik Krallık’ın hem İsrail hem de Filistin’le uzun bir ilişkisi var. Bilindiği üzere Londra, 1917 yılında meşhur Balfour Deklarasyonu’nu yayınlayarak Filistin mandasını üstlendi. Bu da İsrail’in gelişiminin yolunu açtı. Soğuk Savaş döneminde Birleşik Krallık, İsrail’e karşı, Birleşik Krallık’ın 1948 yılında Filistin’den çekilmesine yol açan terör hamlesinden kaynaklanan eski düşmanlığını bir kenara bıraktı ve iki devlet sadık müttefikler haline geldi. Diğer Batılı ülkeler gibi Birleşik Krallık da 1990’lı yıllarda Oslo Barış Anlaşması’nın önerdiği ve sürekli desteklediği ‘iki devletli çözümü’ benimsedi.

Birleşik Krallık’ın katılımı, Tony Blair’in başbakanlığı döneminde Blair, ABD Başkanı George W. Bush’u, sekteye uğrayan barış sürecini canlandırmaya ikna etmeyi başardığında doruk noktasına ulaştı. Bununla birlikte Bush’un önerdiği ‘barış için yol haritası’ Oslo Anlaşması’nda karşılaşılanlara benzer engellerle karşı karşıya kaldı. Blair daha sonra (ABD’den, Birleşmiş Milletler’den, Avrupa Birliği’nden (AB) ve Rusya’dan oluşan) Ortadoğu Dörtlüsü’nün özel elçisi görevini üstlense de Birleşik Krallık’ın bu süreçte oynadığı doğrudan rol nispeten sınırlı kaldı.

“Hamas’ın saldırıları sırasında ve sonrasında 17 Birleşik Krallık vatandaşı öldürüldü ya da kayboldu. Bu sayının artmasından endişe duyuluyor, çünkü halihazırda İsrail’de ya da Gazze Şeridi’nde 60 binden fazla Birleşik Krallık vatandaşının bulunduğu tahmin ediliyor”

O zamandan bu yana Birleşik Krallık’ın katılım düzeyi düştü. Bununla birlikte halen Filistin Yönetimi’ne ve Gazze Şeridi’ne yardım sunuyor. Örneğin Birleşik Krallık, 2018’den 2023’e kadarki dönemde Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’ndeki ekonomik faaliyeti desteklemek amacıyla 38 milyon sterlin yardım sunma sözü verdi. Ayrıca sağlık ve eğitim çalışanlarının ücretlerini ödemesine yardımcı olmak için de Filistin Yönetimi’ne ek olarak 20 milyon sterlin gönderdi. ABD Başkanı Donald Trump, Washington’ın, işgal altındaki topraklarda hayati hizmetlerin masraflarını karşılayan UNRWA’ya katkısını durdurduğunda Birleşik Krallık, açığın kapatılmasına yardımcı olmak için 7 milyon sterlin değerinde ek fon sağlamak suretiyle müdahale edecek kadar ileri gitti.

Ancak Filistinlilere yardımlarının yanı sıra Londra, son yıllarda İsrail’e de yakınlaştı. Özellikle teknoloji alanında ticaretleri arttı. Nitekim halihazırda İsrail, Birleşik Krallık’ın mal ve hizmet ihracatı için Ortadoğu’da en büyük beşinci noktayı temsil ediyor. İktidardaki Muhafazakâr Parti’nin, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkması (Brexit) için yapılan referandumdan sonra sağa doğru kaymasıyla partinin önde gelen pek çok ismi, İsrail’e daha fazla destek çağrısında bulundu.

2019 ila 2022 yıllarında İçişleri Bakanı olarak görev yapan Priti Patel, İsrail’e yaptığı gizli bir yolculuğun ardından eski bakanlık görevinden istifa etmek zorunda kaldıktan sonra tanınmış bir destekçi oldu. Aynı şekilde 2022 yılında kısa başbakanlık görevi sırasında Liz Truss da adım adım Donald Trump’ı taklit ederek Birleşik Krallık büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını istedi. Ki bu, Birleşik Krallık’ın İsrail’in Doğu Kudüs’ü yasa dışı olarak ilhakına verdiği desteği etkili bir şekilde gösterecekti. 2019 yılında Birleşik Krallık, Hizbullah’ı bir terör örgütü olarak sınıflandırdı. Zaten İsrail bunun için uzun bir süredir baskı uyguluyordu.

Foto: 18 Ekim 2023’te Filistin’e destek mesajı veren pankartlar taşıyan göstericiler, 18 Ekim 2023’te Londra’daki Başbakanlık konutu önünde düzenlenen protestoya katıldı (AFP)
18 Ekim 2023’te Filistin’e destek mesajı veren pankartlar taşıyan göstericiler, 18 Ekim 2023’te Londra’daki Başbakanlık konutu önünde düzenlenen protestoya katıldı (AFP)

“Filistin’i destekleyen aktivistlerin çoğu kendisini Yahudi karşıtı olarak görmezken Birleşik Krallık’taki Yahudi cemaatinin üyeleri onların bazı eylemlerini Yahudiler için bir tehdit olarak görüyor”

İsrail’in dostu olan Muhafazakârlar, aynı zamanda onu eleştirmekten de geri durmadı. Mesela Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Trump’ın 2019 yılında İsrail’in Suriye’deki Golan Tepeleri’ni yasa dışı olarak ilhakını tanımasını kınadı. Birleşik Krallık da İsrail’in Gazze’ye yönelik önceki saldırılarında sivillerin korunması çağrısında bulundu. Tarihî açıdan Birleşik Krallık, uzun bir süredir İsrail’in destekçisi. Ancak bugünkü çatışma, İsrail’i öncekilerden daha çok destekleyen bir hükümetin başta olduğu bir dönemde patlak verdi.

Çatışmanın patlak vermesinin ardından Rishi Sunak’ın aldığı ilk tedbirlerden birinin İsrail’e asker, istihbarat ve güvenlik desteği sunmak olması dikkat çekici. Bu, İsrail’in bu unsurlardan herhangi birinden yoksun olmadığı ve herkesin imkânlarından çok daha büyük ABD kaynaklarına dayanma imkânına sahip olduğu göz önünde bulundurulunca garip bir teklif gibi görünebilir. Ancak Brexit sonrası bir dünyada güvenlik ve askerî kaynaklar, Birleşik Krallık’ın sunabileceği az sayıda araçlar arasında yer alıyor. Zira AB’den çıktıktan sonra Birleşik Krallık, büyük ekonomik ve diplomatik ağırlığı kaybetti.

İsrail, başka herhangi bir yerden gideremeyeceği bir eksikliğin veya ihtiyacın işareti olarak değil de Birleşik Krallık’la dostluğunun bir işareti olarak bu teklifi kabul edebilir. O zamandan sonra Sunak ayrıca, Gazze Şeridi’nin bombalanmasının ardından Refah sınır kapısının insani yardımlar için açık tutulmasına yardımcı olmak üzere Mısır’a da askeri bir destek sağlamayı teklif etti ve başka seçeneği olmadığı için yine güvenlik tekliflerine dayandı.

İsrail karşıtı gösteriler ve Yahudi karşıtlığı konusunda uzun süredir bir gerilim söz konusu. Bazıları, İsrail dünyadaki tek Yahudi devlet olduğu için İsrail’e yönelik protestonun Yahudi karşıtlığı olduğunda ısrar ediyor. Bu görüşün muhalifleri ise İsrail devletini eleştirmek ile genel olarak Yahudileri hedef almak arasında bir fark olduğunu savunuyor. Bununla birlikte Filistinlileri destekleyen eylemcilerin birçoğu kendilerini Yahudi karşıtı olarak görmezken, Birleşik Krallık’taki Yahudi toplumunun üyeleri, onların bazı eylemlerini Yahudiler için bir tehdit olarak görüyor. Londra’da Yahudi nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerin duvarlarına ‘Filistin özgürdür’ sloganının yazılması buna bir örnek. Toplum Güvenliği Vakfı (Community Security Trust/CST) da bazılarının ‘Yahudi halkı tehdit ve rahatsız etmek için Filistin yanlısı siyasetin sembollerini ve dilini söylem silahı olarak kullandığına’ işaret etti.

Muhafazakâr İçişleri Bakanı Suella Braverman, Yahudi karşıtlığına dair endişelerini dile getirerek, Birleşik Krallık polisine daha sert önlemleri almayı düşünmesini tavsiye etti. Ayrıca Filistin bayrağı dalgalandırmak gibi, bazı koşullarda meşru olabilecek bazı davranışların, maksat terör eylemlerini yüceltmek olduğunda yasaklanmasından bahsetti. Braverman, araba sürerek Yahudi mahallelerinden geçmenin, Yahudi halkını düşmanca tezahüratlarla hedef almanın ya da Filistinlileri destekleyen semboller kullanmanın kabul edilemez olduğunu da vurguladı.

Foto: 18 Ekim 2023’te Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, Londra’daki Avam Kamarası’nda Başbakana Sorular oturumunda konuşuyor (AFP)
18 Ekim 2023’te Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, Londra’daki Avam Kamarası’nda Başbakana Sorular oturumunda konuşuyor (AFP)

Bu açıklamalar, Filistin destekçileri ve ifade özgürlüğü eylemcileri arasında endişelere yol açtı. Şöyle ki bazıları İsrail’e güçlü desteğiyle tanınan Braverman’ın Filistin bayrağına yasak getirilmesi için etkili bir çağrıda bulunduğundan çekiniyor. Buna cevaben polis teşkilâtı, Filistin davasını desteklemeyi otomatik olarak Hamas’ı desteklemekle eşit görmeyeceğini açıkladı ve ‘dinî güdülerle yapılan herhangi bir tacize veya korkutmaya müsamaha gösterilmeyeceğini’ de belirterek memurların gerektiğinde harekete geçeceğinin sözünü verdi.

“Mevcut çatışma, Birleşik Krallık siyasetçileri için bir zorluk oluşturuyor. Mesela uluslararası düzeyde Birleşik Krallık hükümeti son yıllarda İsrail’e yaklaştı. Bununla birlikte Birleşik Krallık’ın, müttefikini etkileme ve Filistinlilerle daha geniş çatışmada gücü büyük oranda azaldı”

İşçi Partisi’nin dengeli tavrı

İşçi Partisi, devam eden çatışmaya tepki verme konusunda zorlu bir dengeleme süreciyle karşı karşıya. Filistinlilerin güçlü bir destekçisi olan Jeremy Corbyn’in liderliğinde parti, Yahudi karşıtlığı suçlamalarına maruz kaldı. Bu da çok sayıda Yahudi üyenin ve pek çok milletvekilinin ayrılmasına yol açtı. Keir Starmer, partinin başına geçtiği andan itibaren partiyi eski konumuna getirmek, Yahudi karşıtlığı konusunda iç soruşturmalar başlatmak ve Jeremy Corbyn’in de aralarında bulunduğu bazı üyeleri ihraç etmek üzere ciddiyetle çalışmaya başladı.

Starmer’ın İşçi Partisi konferansındaki açılış konuşmasına İsrail’e desteğini ifade etmekle başlaması şaşırtıcı değildi. Zira bu, Corbyn geleneğinden açık bir şekilde uzaklaşmayı temsil etse de İşçi Partisi’nin, İsrail’deki sosyalist Siyonizm’in kurucularıyla ortak ideolojik bağlantılardan ötürü tarihî olarak İsrail’le yakın ilişkiyi sürdüren daha geniş geleneğiyle örtüşüyor.

Bununla birlikte Starmer, hassas bir dengeleme süreciyle karşı karşıya. Şöyle ki bir yandan İsrail’in kendini savunma hakkına yönelik açık desteğiyle Birleşik Krallık Yahudilerine, İsrail destekçilerine ve kamuoyuna, kendisinin Corbyn’den farklı bir lider olduğunu göstermeyi hedefliyor, kendisini Yahudi karşıtlığı ve Filistinlilere verilen içgüdüsel sol destek hakkındaki tartışmadan uzak tutuyor ve İşçi Partisi ile daha geniş seçmen kitlesi arasında İsrail destekçisi eylemcilerden oluşan özel bir grubun desteğinin korunmasına duyulan ihtiyacı da kabul ediyor.

Ancak Filistin destekçilerinden oluşan kararlı bir grup da var ve Starmer’ın iktidara gelmeyi umuyorsa bu kişileri de kaçırmaması gerekiyor. Örneğin Birleşik Krallık Müslüman İşçi Partisi üyelerinden oluşan İşçi Partisi Müslüman Ağı (Labour Muslim Network/LMN), Starmer’ın, İsrail’in Gazze’ye enerji ve su tedarikini kesme ‘hakkı’ olduğu yönündeki açıklamasını eleştirerek, bu tür eylemlerin ‘toplu bir cezalandırma’ teşkil ettiğini, bunun da uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Çatışma devam ederse Starmer, partisinin bazı üyeleri ve destekçileri tarafından daha fazla zorlukla karşılaşabilir. Hele de İsrail’in Gazze’de öngörülen misilleme eylemleri büyük kayıplara yol açarsa…

Birleşik Krallık’ın sınırlı uluslararası nüfuzuna bakıldığında hem Keir Starmer hem de Rishi Sunak, Birleşik Krallık’ın çatışmanın gidişatı üzerinde büyük bir etkiye sahip olmasının mümkün olmadığını görüyor. Muhtemelen katkıları; destek ifade etmeyi, kınama yayınlamayı ve daha geniş uluslararası toplum içinde gerilimi bitirme çağrısında bulunmayı kapsıyor. Ayrıca Birleşik Krallık, çatışmalarla ilgili mevcut yardımlara ve güvenlik operasyonlarına da destek veriyor.

Çatışmanın doğrudan ve somut sonuçları, Birleşik Krallık toplumunda da hissedilebilir. Bu bağlamda esas odak noktası, kendilerini çatışmanın ortasında bulabilecek Birleşik Krallık vatandaşlarının korunması ve tahliye edilmesi olacaktır. Ayrıca devam eden çatışmanın Birleşik Krallık toplumu üzerindeki olumsuz etkilerini veya yansımalarını azaltmak için de çaba gösterilecektir. Bu, Birleşik Krallık’ta güvenliğe, genel duyarlılığa ve toplumsal ilişkilere ilişkin endişelerin ele alınmasını da içine alabilir.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
TT

Amerikan ordusu için üretilen mermiler, Meksika’daki kartellerin eline geçiyor

Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)
Meksika hükümeti, Amerikan malı silahların ülkeye kaçak yollardan girişini engellemek isityor (Reuters)

Meksika'da kartellerin kullandığı mermilerin neredeyse yarısının, ABD ordusuna mühimmat üreten fabrikada yapıldığı tespit edildi.

Meksika Savunma Bakanı General Ricardo Trevilla Trejo, salı günkü açıklamasında, 2012'den bu yana yaklaşık 137 bin adet .50 kalibrelik merminin ele geçirildiğini söyledi. 

Uyuşturucu çeteleri tarafından kullanılan bu mermilerin yüzde 47'sinin, ABD'nin Missouri eyaletinde yer alan Lake City Ordu Mühimmat Fabrikası'nda üretildiğini bildirdi.

New York Times'ın haberine göre sözkonusu tesis, Amerikan ordusunda kullanılan tüfekler için mermi üreten en büyük fabrika.

Ayrıca General Trejo, Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum'un göreve başladığı Ekim 2024'ten bu yana polislerin ülkede ele geçirdiği 18 bin ateşli silahtan yaklaşık yüzde 80'inin de ABD menşeli olduğunu söyledi. 

Baskınlarda el konan silahlar arasında .50 kalibrelik Barrett tüfekleri, el bombası fırlatıcıları, roketatarlar ve çeşitli kalibredeki makineli tüfekler var.

Meksika'da silah ruhsatları sıkı denetimlere tabi. Silahlar yasal olarak yalnızca Meksika ordusunun işlettiği iki mağazadan satın alınabiliyor. Belirli kalibre ve özelliklere sahip tabancalar ise sadece ordu ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılabiliyor.

Bu önlemlere rağmen Meksika hükümetinin verilerine göre her yıl 200 bin ila 500 bin adet ateşli silah, ABD'den ülkeye kaçak olarak sokuluyor. 

ABD Yüksek Mahkemesi, Meksika hükümetinin Amerikan silah üreticilerine karşı açtığı davayı geçen yıl oybirliğiyle reddetmişti. Kararda, üreticilerin bağımsız perakendecilerin yasadışı satışlarını durdurmamalarının yardım ve yataklık koşullarını karşılamadığı bildirilmişti. 

Diğer yandan mahkemenin açıklamasında, Meksika devletinin şikayetinde savunduğu gibi "silah satışlarının gerçekleştiğine ve üreticilerin bunun farkında olduğuna dair hiçbir şüphe yok" denmişti. 

Meksika hükümeti, Arizona'daki mahkemeye ABD'li 5 silah şirketi hakkında 2022'de bir dava daha açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor. 

Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Uluslararası Organize Suçla Mücadele Küresel Girişimi (GI-TOC) Direktörü Cecilia Farfan Mendez, şunları söylüyor:  

İronik olan, Meksika ve ABD hükümetlerinin aynı şeyi istemesi: Kartellerin yol açtığı ölümleri azaltmak. Ancak suç örgütleri bu kalibredeki tabancalara kolayca erişebildiği sürece ABD, sanki bu şiddetin ortaya çıkmasını destekliyormuş gibi görünüyor.

 Independent Türkçe, New York Times, BBC


İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
TT

İsrail’de Hamas istihbaratı skandalı: Netanyahu hiçbir şey yapmadı

Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)
Netanyahu, iki devletli çözüme giden süreci tıkayarak ateşkes görüşmelerini de çıkmaza sokmuştu (Reuters)

İsrail istihbaratı, Hamas'ın büyük bir saldırı düzenleyeceğine dair bilgileri Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 2018'de doğrudan iletmiş.

İsrailli medya kuruluşları Ynet ve Yedioth Ahronoth'un aktardığına göre Hamas, 2018-2022'de İsrail'in güneyindeki askeri üsler ve sivil yerleşimlere karşı koordineli bir saldırı planlamış. 

İstihbarat yetkililerinin "Eriha Duvarı" adını verdiği kapsamlı harekat planının, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı saldırısını özetler nitelikte olduğu aktarılıyor. 

New York Times, "Eriha Duvarı" kod adlı 40 sayfalık belgenin, İsrailli yetkililerle paylaşıldığını 2023'teki haberinde bildirmişti. Askeri ve istihbarat yetkililerinin, 2022'de haberdar olduğu planı "hayal ürünü" diye niteleyip gerçekleşmesini çok zor bularak dikkate almadığı öne sürülmüştü. 

Ancak İsrail medyasındaki yeni haberlerde, Başbakan Netanyahu'nun 2018'de planla ilgili birden fazla kez doğrudan bilgilendirildiği ortaya kondu. 

Adlarının paylaşılmaması koşuluyla konuşan yetkililer, "Hamas'ın askeri kanadı, topraklarımızın derinliklerine yönelik geniş çaplı bir saldırı için güç mü topluyor?" alt başlıklı istihbarat raporunun, doğrudan Netanyahu'nun masasına bırakıldığını söylüyor. 

Diğer yandan İsrail Başbakanlık Ofisi, ordunun 7 Ekim'deki başarısızlığına ilişkin devam eden soruşturmada, Hamas'ın saldırı planladığına dair önceden bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti. Ofisin, İsrail Kamu Denetçisi Matanyahu Englman'a gönderdiği açıklamada, "Eriha Duvarı" belgesinin Netanyahu'ya hiç sunulmadığı öne sürülmüştü. 

İsrail İstihbarat Kolordusu'na bağlı Birim 8200'den bazı analistlerin de Hamas'ın saldırı hazırlıklarına dair bilgileri 2018'de orduyla paylaştığı 2023'te ortaya çıkmıştı.  

Kaynaklar, bu planların iç güvenlik teşkilatı Şin Bet tarafından incelendikten sonra doğrudan Netanyahu'ya iletildiğini de savunuyor. 

2022 ve 2023'te "Eriha Duvarı" dosyasının yeni istihbarat bilgileriyle güncellendiği fakat bunların doğrudan Netanyahu'ya ulaşmadığı belirtiliyor. İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, Gazze Savaşı'nın fitilini ateşleyen 7 Ekim saldırılarına tüm uyarılara rağmen hazırlıksız yakalandığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

Başbakan Netanyahu'ya sunulan istihbaratlarla ilgili bilgi sahibi kaynaklardan biri şunları söylüyor: 

Ordu komutanları parçaları birleştirmekte başarısız olsa bile başbakanın görevi, Hamas'ın hedefleri hakkında yanıt talep etmektir. Netanyahu ise hiçbir şey yapmadı.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, Ynet 


Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
TT

Trump, Netanyahu’ya İran’la müzakereleri sürdürme mesajı verdi

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi tarafından yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeye ait fotoğraf.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını, ancak İran’la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda ısrarcı olduğunu belirtti.

Trump, Beyaz Saray’da üç saati aşk süren görüşmeyi “son derece verimli” olarak nitelendirerek, ABD ile İsrail arasındaki mükemmel ilişkilerin devam ettiğini vurguladı.

Toplantıda, İran’la yeni bir nükleer anlaşmaya varma ihtimali ele alındı. Trump, müzakerelerin başarıya ulaşmasının tercih ettiği seçenek olduğunu ve bu tutumunu Netanyahu’ya ilettiğini söyledi. Anlaşma sağlanamaması halinde ise “işlerin nereye varacağını göreceğiz” dedi. Trump, İran’ın geçmişte bir anlaşmayı reddettiğini ve bunun “gece yarısı çekici” olarak nitelendirdiği bir darbeyle sonuçlandığını hatırlatarak, Tahran’ın bu kez “daha rasyonel ve sorumlu” davranmasını umduğunu ifade etti.

cd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resmi internet sitesinde yayımlanan, bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir fotoğraf.

Trump ayrıca Gazze ve genel olarak bölgede “büyük ilerleme” kaydedildiğini savunarak, “Ortadoğu’da barışın fiilen hüküm sürdüğünü” dile getirdi.

Görüşmeye ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner katıldı.

Netanyahu’nun Washington ziyareti, İsrail basını tarafından İran’a karşı stratejik koordinasyon açısından kritik olarak değerlendirildi. Görüşmelerde İran’ın nükleer programının geleceği ve diplomatik sürecin başarısızlığa uğraması halinde İsrail’in askeri hareket serbestisine ilişkin güvenceler öne çıktı.

Netanyahu’nun, müzakerelerin yalnızca nükleer programla sınırlı kalmaması; İran’ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlere verdiği desteğin de kapsama alınması için Trump yönetimine baskı yaptığı aktarıldı. ABD’nin diplomatik sürece şans tanıma konusundaki ısrarına karşın Netanyahu’nun, olası bir anlaşma durumunda dahi İsrail’in İran’a karşı “hareket özgürlüğünü” koruması gerektiğini savunduğu belirtildi.

ghyju
Tahran’da devrimin 47. yıl dönümü kutlamaları kapsamında sergilenen bir füzenin yanında konuşan iki din adamı (New York Times)

Görüşmede Gazze dosyası da ele alındı. Taraflar, İsrail’in resmen katıldığı “Barış Konseyi” çerçevesinde Gazze’nin yeniden imarına yönelik planın ikinci aşamasındaki ilerlemeyi değerlendirdi.

Beyaz Saray yetkilileri, görüşmenin Trump ile Netanyahu arasında yakın bir uyum sergilediğini ve İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda ortak vizyon bulunduğunu belirtti. Ancak analistler, iki liderin önceliklerinde farklılıklar olabileceğine dikkat çekti. Trump’ın siyasi kazanım olarak sunabileceği hızlı bir diplomatik anlaşmaya eğilimli olduğu; Netanyahu’nun ise İran’a kısmi tavizler içeren bir mutabakata karşı daha katı şartlar talep ettiği ve askeri seçeneğin masada kalmasında ısrar ettiği ifade edildi.

Netanyahu, görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan ayrıldı. Sabah saatlerinde Dışişleri Bakanı Rubio ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile Blair House’ta bir araya gelen Netanyahu, ayrıca Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile de temaslarda bulundu. İsrail’in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, görüşmelerde “önemli jeostratejik gelişmelerin” ele alındığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, söz konusu temasların siyasi ve güvenlik koordinasyonu çerçevesinde gerçekleştirildiğini bildirdi.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada anlaşma sağlanmaması halinde İran’a karşı sert adımlar atılabileceğini söylemişti. Axios’a konuşan Trump, Tahran’ın “bir anlaşma yapmak için güçlü istek duyduğunu” savunarak, İran’ın nükleer silah ya da füze sahibi olmasına izin verilmeyeceğini ifade etti. İsrail’in müzakere sürecini sekteye uğratacak adımlar atmasını istemediğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de anlaşma sağlanamaması halinde “başka bir seçeneğin” masada olduğunu belirterek, Trump’ın tüm seçenekleri açık tuttuğunu söyledi. Vance, Washington’un önceliğinin İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu, rejim değişikliğinin ise İran halkının vereceği bir karar olduğunu kaydetti.

New York Times, ABD’nin İran’la yürüttüğü dolaylı müzakerelerde ilerleme sağlanmasının zor olduğuna işaret ederken; İsrail’in taleplerinin Washington’da yankı bulduğunu, ancak Tahran’ın balistik füze programı ve bölgesel vekil unsurlar konusunu müzakere kapsamına almaya yanaşmadığını yazdı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı analize göre ABD yönetiminin İran’a baskıyı artırmak amacıyla İran petrolü taşıyan tankerlerin müsaderesini değerlendiriyor. Ancak böyle bir adımın Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit edebileceği ve küresel enerji piyasalarında dalgalanmaya yol açabileceği uyarıları yapılıyor.

Gazete, ABD Hazine Bakanlığı’nın bu yıl 20’den fazla İran petrol tankerine yaptırım uyguladığını ve Beyaz Saray’ın olası müsadereler için hukuki zemin hazırlığı yaptığını aktardı. ABD’li bir yetkili, Trump’ın diplomatik yolu tercih ettiğini ancak görüşmelerin çökmesi halinde alternatif seçeneklerin hazır tutulduğunu söyledi.

ABD Ulaştırma Bakanlığı ise Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde ticari gemilere yönelik potansiyel tehditlere karşı uyarıda bulundu.