İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

İsrail Silikon Vadisi’ndeki teknoloji şirketlerinin çalışanlarının çoğu orduya çağrıldı

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock
TT

İsrail'in “Silikon Vadisi” çöküşün eşiğinde

Fotoğraf: Shutterstock
Fotoğraf: Shutterstock

Kevser Zentur

İsrailli yetkililer, Hamas Hareketi’nin Aksa Tufanı Operasyonu’nu düzenlemesinden birkaç gün sonra 360 bin yedek askerin göreve çağrıldığını duyurdu. İsrail basınında çıkan haberlere göre göreve çağrılan yedek askerlerim çoğunluğunu İsrail ve ABD’de faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin çalışanları oluşturuyordu. Aslında yedek askerlerin göreve çağrılması, bu durumun ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki ünlü Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın en büyük ikinci sırada yer alan ve Tel Aviv'in ekonomisi için gurur kaynağı olduğunu söylediği teknoloji sektörü üzerindeki olası yansımalarına dair görüş ayrılıklarını ve uyarıları da beraberinde getirdi.

İsrail’de iki hafta önce başlayan tartışmalı zorunlu askerlikle ilgili değerlendirmeler ve haberler iki konuya işaret ediyor. Öncelikle zorunlu askerliğin hem büyük hem de küçük şirketlerin çalışmalarının kesintiye uğramasından dolayı İsrail’den ayrılmalarına ya da iflas etmelerine yol açabileceği şeklindeki yansımalarına dikkat çekildi. İkinci olarak ise teknoloji sektöründe çalışan bu kişilerin, örneğin Hamas'ın kripto para kaynakların kurutulmasında rol üstlenmeleri gibi savaş sahasına ne ölçüde katkıda bulunacağı tartışılıyor.

Reuters, İsrail'in dev teknoloji şirketlerindeki yetkililerin açıklamalarını aktardığı haberde, teknoloji sektörünün Hamas ile savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana savaş halinde olduğunu ortaya koydu. İsrail'deki teknoloji yatırımcıları, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne geniş çaplı bir işgale girişmesi halinde huzursuzlukların baş göstermesi ihtimalinden dolayı Tel Aviv'in burada faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin güvenliğini artırması gerektiğini düşünüyorlar.

İsrail'de faaliyet gösteren yüzlerce çokuluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdüreceklerine dair bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Söz konusu şirketler faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı  habere göre birçok teknoloji şirketinde çalışan personelin yedek asker olarak kaydedilmeleri süreci de başladı. İsrailli yetkililer, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir yedek asker sayısı açıklarken çoğunluğu ABD merkezli teknoloji şirketlerinden olan 360 bin yedek askerin üzerinde bir rakam olabilir.

İsrail, uzun vadeli bir savaş senaryosunun olası yansımalarına ilişkin korkulara karşı teknoloji sektörünün güçlendirildiğini yanıtını verse de özellikle mevcut gelişmeler nedeniyle topraklarında faaliyet gösteren önde gelen teknoloji şirketlerinin ülkeden ayrılmasıyla birlikte ekonomisiyle ilgili ortaya atılan ‘dehşet’ senaryolarıyla mücadele etmek zorunda kalacak. Mumbai merkezli gazete Economic Times’ın haberine göre yüzlerce çok uluslu teknoloji şirketi, faaliyetlerini nasıl sürdürecekler, üretim ve kalkınmaya yönelik stratejik çıkarlarını ve yatırımlarını taviz vermeden nasıl koruyacaklarıyla ilgili bir acil durum planı üzerinde çalışıyor. Bilindiği üzere, teknolojik cihazların geliştirilmesine yönelik planlamalar yıllar öncesinden ayrıntılı olarak belirlenen bir takvime göre yapılıyor. Geliştirmede yaşanacak en ufak bir gecikmenin, yoğun rekabet ortamında dev şirketlerin kabul edemeyeceği kadar büyük kayıplar anlamına gelebileceği biliniyor. Şirketler, acil durum planı çerçevesinde faaliyetlerini Hindistan'a, Ortadoğu'daki diğer destinasyonlara ya da Doğu Avrupa ülkelerine kaydırabilir ve İsrail’den göç edebilirler.

sdfe
Fotoğraf: Shutterstock

Bilişim teknolojileri (BT/IT) şirketleri Everest Group’un CEO'su Peter Bettour-Samuel, İsrail’deki teknoloji hizmetlerinin son krizden kısa ve orta vadede etkileneceğini söyledi.

Economic Times gazetesine konuşan Bettour-Samuel, bunun nedenlerinin, ‘çatışmanın şirketlerin genel merkezlerinin ve ekipmanlarının güvenliğiyle ilgili yarattığı korkuların yanı sıra çalışanların çoğunun yedek orduya çağrılması’ olduğunu söyledi.

CEO’lar şirketlerine veda ettiler

Aksa Tufanı Operasyonu, yatırımcılar ve girişimciler arasında zaten var olan ‘belirsizlik’ durumundan şikâyet eden İsrail'in teknoloji sektörünün sorunlarına bir yenisini daha ekledi. Son zamanlarda Tel Aviv’de yargı reformuna karşı düzenlenen protestolara güçlü bir şekilde destek veren teknoloji sektöründen birçok şirket geçtiğimiz ay çalışanlarının gösterilere katılması için ulaşım masraflarını da ödedi. Ancak teknoloji sektöründe istisnasız tüm çalışanlar yedek orduya çağrılabilirler.

İsrail gazetesi Haaretz’in ekonomi üzerine çıkardığı The Marker gazetesi, 17 Ekim'de ‘CEO'lar şirketlerinin sonu olacağını bilerek orduya katıldılar’ başlıklı makalede gelişmekte olan şirketlerdeki çalışanlar da dahil olmak üzere orduya katılımların bu şirketlerin iflasına ve bunun sonucunda İsrail ekonomisi için çok büyük kayıplara yol açacağına işaret edildi.

Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı.

Yüksek teknoloji sektörü savaşın başladığı ilk günlerden beri zarara uğruyor. Gazeteye göre özellikle daha önce finansman bulmakta zorluk çeken küçük start-up şirketleri bu durumdan etkilendi. Çünkü çalışanlarını ve yöneticilerini işe aldıktan sonra faaliyetlerini tamamen durdurması muhtemelen şirketin kapanmasına yol açacak. Örnek olarak yeni kurulan ‘Mata’ adlı tarım teknolojileri şirketinin kurucularından ikisinin orduya katıldığını ve çalışanlarının tamamının yedek asker olduğunu aktaran gazeteye konuşan şirketin CEO'su, bundan iki ay sonra döndüğünde çalışacak bir şirket bulamayacağını düşünüyor.

Teknoloji sektöründen binlerce kişi orduya çağrıldı

İsrail merkezli haber sitesi Ynet, ‘Binlerce kişi işe alındı: Savaş teknoloji şirketlerini sarsıyor’ başlıklı bir makalede teknoloji şirketlerinden yedek asker olarak çağrılanların sayısının binleri bulduğunu yazdı. Çoğunu genç erkeklerin oluşturduğu bu şirketlerin çalışanlarının yüzde 10 ila 15'i (yaklaşık 400 bin kişi) yedek orduya alındı, diğerleri ise evde kalmaya zorlandı.

Yapay zeka ve bilgisayar grafik teknolojileri ve sistemlerinde kullanılan çiplerin üreticisi Nvidia tarafından yapılan açıklamada, 3 bin 300 çalışanından yüzlercesinin İsrail'de orduya alındığını duyurdu.

Şirketin CEO'su Jensen Huang, şirketinden bir çalışanın rehin alınan İsrail askerleri arasında yer aldığını, ölenlerden birinin eski bir şirket çalışanı olduğunu ve eski bir Nvidia çalışanı olan Mellanox'un kurucusunun kızının da öldüğünü söyledi. Şirket, bu ayın ortalarında Tel Aviv'de ya da diğer adıyla ‘Start-up'lar Şehri'nde düzenlenmesi planlanan ve 2 bin 500'den fazla katılımcının davet edildiği ‘Yapay Zeka Zirvesi’nin ertelendiğini de duyurdu.

scdf
Ağ güvenliği de dahil olmak üzere BT güvenliği için yazılım, gömülü donanım ve program geliştiren çok uluslu Check Point şirketinin logosu (Shutterstock)

Bu yüzden teknoloji şirketleri ve teknoloji geliştirme merkezleri, askere alımlardan kaynaklanan işgücü kıtlığı kriziyle başa çıkmak amacıyla kriz yönetimi ihtiyacı doğuran gerçek bir zorlukla karşı karşıya. Burada herhangi bir iş alanındaki istihdamdan değil, yazılımcılar, mühendisler, programcılar ve yazılım bilimi ve geliştirme, yapay zeka teknikleri, veri, robotik ve siber güvenlik sistemleri konularında yüksek niteliklere sahip kişilere duyulan ihtiyaçtan bahsediyoruz. Bu yüzden yerlerini doldurmak hiç kolay değil.

Hamas'a kripto para akışının önü kesilerek intikam alındı

Bunun İsrail basınında yazılıp çizildiğine göre hızlı gelişmelere karşı ayak uydurmaya çalışan ve Demir Kılıç Harekatı'nda İsrail ordusunu desteklemek için teknolojilerini kullanan şirketlerin hisselerinde düşüş anlamına geleceğine şüphe yok. İsrail merkezli ekonomi gazetesi Globes tarafından yayınlanan ‘Yüksek Teknoloji Girişimcilerinin İntikamı’ başlıklı haberinde İsrail ordusu ve teknoloji şirketlerinin, Hamas'ın finansman kaynaklarını kurutmak için yürüttüğü ortak bir çalışmayla Hamas'a kripto para akışının teknolojik yollardan kesildiği belirtildi.

“The Marker: CEO'lar, şirketlerinin sonunun geldiğini bilerek orduya katıldılar

Hamas’ın finansmanın dijital finansal işlem platformları ve kripto para birimleri aracılığıyla sağlandığı belirtilen haberde Rapid ve PayPal platformlarının Hamas'ın finansman faaliyetlerini daha hızlı takip etmek ve önünü kesmek için İsrail, ABD ve diğer ülkelerde aktif olan özel bir ‘HML’ oluşturduğu aktarıldı. Hamas’a finansman akışı, Telegram, X (eski adıyla Twitter), Facebook ve TikTok gibi sosyal medya sitelerindeki bağış toplama kampanyaları aracılığıyla gerçekleştirilirken PayPal ve Wise platformları aracılığıyla da farklı para birimlerinde ve kripto para transferi yönlendiriliyordu.

Savaşta yapay zeka

Pratikte askere alınan girişimcilerin bir kısmı, Hamas Hareketi’nin finansman kaynaklarını kısıtlamak amacıyla yapay zekadan büyük ölçüde yararlandılar ve her ülkede yerel mevzuat çerçevesinde aktif olarak bir sosyal ağ araştırması yaptılar.

Habere göre İsrail'de yaklaşık 300 çalışanı bulunan PayPal, çalışmalarını özellikle Hamas'a para transferi ve özel bir CML aracılığıyla hesapların kapatılması için daha hızlı onay alınması üzerinde yoğunlaştırdı. Şirket ayrıca Hamas'a destekleyen tüm hesapları ve sayfaları da kapatıyor.

Globes, bir PayPal çalışanının şu açıklamasını aktardı:

Orduya çağrılan pek çok kişinin, savaşta orduya yardımcı olmanın en hızlı yolunu arıyordu. Bu da birkaç saat içinde ulaşılan yöntemlerden biriydi. Sonuç olarak bu çalışanlar (askerlere alınanlar), hesapları bizzat öğrenen ya da vatandaşlardan bilgi alan kişiler.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve Any.do CEO'su Omer Perchik’in rolüne dikkat çekilen haberde, Perchik’in ABD’deki büyük sosyal medya kuruluşlarıyla doğrudan iletişim kanalları açmak olduğu ve askere alınan İsrailli teknoloji öncüleri arasında yer aldığı vurgulandı. Perchik, söz konusu sosyal medya devlerine Hamas'a bağış için paylaşılan bağlantıların gönderildiği sayfaların engellenmesi yönünde talepte bulunuyor.

Habere göre askere alınan girişimciler, yenilikçiler ve startup yöneticileri, başta Binance ve Paybit olmak üzere kripto para platformlarının taranması ve izlenmesi çalışmalarına katıldılar ve Hamas Hareketi’ne para akışı yapılan işlemleri tespit edip bunları engellediler.

Şirketler için psikiyatristler görevlendirildi

Habere göre kripto para akışının izlenmesi faaliyetlerine yeni üyelerden oluşan bir ekiple katılan CryptoJungle'ın kurucusu Ben Smocha, ekibiyle Gazze'ye bağış kampanyası olarak duyurusu çerçevesinde yapılan 600 işlemin takip ettiklerini ve bunun Hamas'ın bağış toplamak için kullandığı bir kripto cüzdana aktarıldığını ortaya çıkardıklarını söyledi.

Globes'un haberine göre deliller İsrail Polisi'ne bağlı siber birim Lahav 433’e gönderildi. Ardından kripto para borsası Binance ile iletişime geçilerek söz konusu kripto cüzdana aktarılan kripto paraların İsrail hazinesine aktarılması amacıyla yapılan bir talep de eşlik etti.

Yoğun baskının yaşandığı bu atmosfer, iş ortamında gerginliğe neden olurken teknoloji şirketleri için bir psikiyatristler görevlendirildi. Bu adım, çalışanları yedek orduya çağrılan şirketlerin savaş sonucunda yaşayacağı dönüşümleri daha iyi anlamalarını sağladı. Finans ve iş dünyasından haberler aktaran İsrail’in günlük gazetelerinden birine göre bu psikiyatristlerden biri olan Aldad Rom yaptığı açıklamada rolünün, kriz yönetimine eşlik etmek ve insanları ‘ulusal psikolojik çalkantı’ ortamında bir arada yaşamaya hazırlamak olduğunu söyledi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor. Bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Teknoloji sektörü, İsrail'deki en eski ve en önemli sektörlerden biridir. Örneğin Intel, İsrail’de 1974 yılında faaliyete geçmiştir. Teknoloji sektöründeki start-up şirketlerinin kuruluş tarihleri 1990’lı yıllara kadar uzanıyor. O yıllardan bu yana İsrail, teknoloji alanında büyük bir itibara sahiptir. İsrail, yarım asırlık yatırımların ardından binlerce firmanın yer aldığı ABD’deki Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın ikinci teknoloji merkezi haline geldi.

İsrail'de Apple, Google ve Intel gibi teknoloji şirketlerinin on binlerce çalışanın yer aldığı geliştirme merkezleri bulunuyor ve bu şirketler, Gazze’deki savaş öncesinde zaten kriz yaşayan teknoloji sektörünün omurgasını oluşturuyor.

Dünyanın en büyüklerinin de aralarında olduğu 400 teknoloji şirketi

Resmi raporlara göre İsrail'de çok uluslu teknoloji şirketlerine ait yaklaşık 400 geliştirme merkezi faaliyet gösteriyor. İsrail’in yüksek teknoloji sektöründe yaklaşık 70 bini çeşitli milletlerden olmak üzere 400 bin civarı kişi çalışıyor. İsrail’de Intel, Apple, Google, IBM, Facebook, Microsoft, Nvidia, Oracle, Cisco gibi birçok dev firmanın geliştirme merkezleri kuruldu. Ayrıca Check Point, Amdocs gibi dev şirketlere dönüşen İsrailli şirketler de var.

İsrail’deki teknoloji şirketlerine yapılan yatırımlara ilişkin araştırmalar, bürokrasi, ekonomik krizler ve son olarak geniş tartışmalara yol açan yargı değişikliklerinin yanı sıra onlarca yıldır savaşın ve siyasi istikrarsızlığın etkisi altında yaşayan bir ülkede, hesaplanmamış sonuçların ortaya çıkma riskini ortaya koydu.

Buna rağmen İsrail, Intel ve Apple'ın bilgisayar işlemcilerine yönelik uygulamalar, iPhone'daki yüz tanıma teknolojileri ve Samsung cep telefonu kameraları gibi bugün milyarlarca insanın günlük hayatlarında olarak kullandıkları birçok uygulamanın üretim kaynağı olmayı başardı.

Ancak küresel dev şirketlerin yaşadıkları kriz, İsrail'deki durum ve yatırımlarını artırma olasılıklarına ilişkin soru işaretleri aylar önce gündeme gelmişti. Ancak bu soru işaretleri,  Gazze savaşının patlak vermesiyle birlikte daha da belirgin hale geldi.

Globes internet sitesinde yer alan bir haberde, Apple'ın CEO'su kadar dünyaca tanınmış bir isim olan uluslararası teknoloji devi Samsung'un CEO’su Lee Jae-yong’un, Aksa Tufanı Operasyonu’nun başlamasından bir hafta önce gizlice İsrail'i ziyaret ettiği belirtildi. Haberde İsrail anlatısına göre İsrailli şirketlerin merkezinde yer aldığı bu büyüklükteki uluslararası şirketlerin CEO'larının son on yılda hem açıktan hem de gizlice gerçekleştirdiği pek çok ziyaretten biri olan Jae-yong’un ziyareti, yılın başlarından bu yana ciddi bir bozulma yaşayan iş ortamındaki durumu yerinde incelemek üzere yapılmıştı.

İsrail İnovasyon Kurumu (IIA), İsrail'de yüksek teknoloji sektörü ve yüksek teknoloji endüstrisine yapılan yatırımlarda düşüş olduğunu ve bu düşüşün belirsizlikten kaynaklandığını açıklamıştı.

İsrail’de yüksek hassasiyetli teknolojilere yapılan yatırımlar 2019 yılında yaklaşık 5 milyar dolarken 2021’de 25 milyar doları aşarak en yüksek seviyesine ulaştı.

Bugün, devam eden savaşın uzun soluklu bir savaşa dönüşmesiyle korkular belirsizliğin ötesine geçerken yakın zamana kadar yenilmez bir orduyla, siber güvenlik teknolojisiyle, dünyanın en gelişmiş casusluk araçlarıyla ve askeri sistemleriyle dünyanın gözünü kamaştıran İsrail iç cephesinde büyük bir hasar oluştu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
TT

New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından... Dünya, nükleer yok oluş tehdidinden kendini nasıl kurtaracak?

Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve Rus mevkidaşı Dmitriy Medvedev, 8 Nisan 2010 tarihinde Prag’da New START Anlaşması’nı imzaladıktan sonra el sıkışıyor. (AP)

Antoine el-Hac

5 Şubat 2026, Rusya ile ABD arasında nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik son anlaşmanın da sona ermesiyle, dünyayı yeni bir belirsizlik ve endişe dönemine sokan tarihi bir gün olarak kayda geçti.

8 Nisan 2010’da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Prag’da Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nı (New START) imzaladı. Anlaşma 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi ve 2021 yılında beş yıl süreyle uzatıldı. Anlaşma, stratejik nükleer silah sistemlerini ‘kıtalararası’ olarak tanımladı; yani örneğin Avrupa'dan fırlatılıp ABD’de patlayabilecek ve bunun tersi de mümkün olabilecek sistemler olarak nitelendirildi.

New START Anlaşması, ABD ve Rusya için konuşlandırılmış stratejik nükleer başlık sayısını bin 550 ile sınırlandırdı. Bu başlıkların, uçaklar, kıtalararası balistik füzeler ve denizaltılar dahil olmak üzere 700 nükleer taşıma aracı üzerinde konuşlandırılması öngörüldü. Ayrıca nükleer silah taşıma kapasitesine sahip füzeler ve uçaklar için konuşlandırılmış ve konuşlandırılmamış toplam 800 fırlatma platformu sınırı getirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)Rusya Savunma Bakanlığı tarafından 9 Aralık 2020’de yayınlanan, Rusya'nın kuzeybatısındaki bir üsten kıtalararası balistik füze fırlatılmasını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AP)

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer silahları kapsasa da her iki ülkenin bunun ötesinde daha büyük ‘stoklanmış’ nükleer cephaneliklere sahip olduğu biliniyor. Tahminlere göre Rusya’nın yaklaşık 5 bin 459, ABD’nin ise yaklaşık 5 bin 177 nükleer başlığı bulunuyor.

New START Anlaşması ayrıca, hızlı bildirimlerin ardından düzenli saha denetimleri yapılmasını ve iki ülke arasında yılda iki kez veri paylaşımını öngörüyordu.

Üst sınır konusunda anlaşma sağlanamadı

Anlaşma şartlarına göre New START Anlaşması yalnızca bir kez uzatılabiliyordu; bu nedenle baştan itibaren 5 Şubat 2026’da sona ereceği biliniyordu. Ancak Rusya ile ABD, söz konusu anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşmaya vararak oluşacak boşluğu önleyebilirdi. Nitekim Rusya, Eylül 2025’te iki ülkenin anlaşmada öngörülen üst sınırlara bir yıl daha uyması yönünde bir öneride bulundu. Bu teklif, ilk aşamada ABD Başkanı Donald Trump’tan olumlu bir karşılık gördü. Ancak Trump daha sonra Çin’in de dahil olduğu yeni bir anlaşma müzakere etme isteğini dile getirdi.

Taraflar yıllar boyunca anlaşmanın getirdiği sınırlamalara uymuş olsa da doğrulama mekanizmaları bir süredir işletilmedi. 2020’de Kovid-19 salgını nedeniyle saha denetimleri askıya alındı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ABD’nin Kiev’e verdiği askeri destekle birlikte iki ülke arasındaki gerilim artarken, ABD Şubat 2023’te Rusya’nın anlaşmaya uymadığını açıkladı. Bunun ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin anlaşmaya uyumunu askıya aldığını duyurarak, denetimlere ve veri paylaşımına son verdi. Washington da buna karşılık Moskova ile bilgi paylaşımını durdurma kararı aldı.

Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)Açıklanmayan bir yerde yapılan askeri tatbikat sırasında Rus nükleer denizaltısı (AP)

Küresel nükleer sistemin giderek daha fazla baskı altında olduğu görülüyor. Başlıca iki ülkenin ötesinde, Kuzey Kore cephaneliğini genişletirken, Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında nükleer tırmanma riski hâlâ yüksek. İran’ın nükleer programının 22 Haziran 2025’teki ABD saldırısından sonraki durumu kesin olarak bilinmiyor ve Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilim, Keşmir meselesi gibi konular nedeniyle tamamen azalmış değil.

Aynı zamanda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin, gezegeni korumak amacıyla nükleer silahsızlanma konusunda kayda değer bir ilerleme kaydetmediği görülüyor. Oysa bu ülkeler, 1968’de kabul edilen ve 1995’te süresiz olarak yenilenen Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamında yükümlü. Anlaşmanın bir sonraki gözden geçirme konferansı, önümüzdeki nisan ve mayıs aylarında New York’ta yapılacak. Bu toplantıda nükleer silah sahibi ülkelerin, son beş yılda antlaşma kapsamında ne kadar ilerleme kaydettiklerini açıklamaları ve önümüzdeki beş yılda bu yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini ortaya koymaları gerekiyor.

Saldırganca konuşma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eski Genel Direktörü Muhammed el-Baradey, geçtiğimiz aralık ayında yaptığı değerlendirmede, “Büyük nükleer silah sahibi devletler yalnızca silahlanmayı kontrol etme ve silahsızlanma çabalarında başarısız olmadılar; aynı zamanda cephaneliklerini modernize edip genişletmeye, artan saldırgan retorikleriyle uyumlu şekilde açıkça devam ediyorlar. Oysa insanlığın kendi yok oluşunu önlemesi beklenen kırılgan küresel yapılar gözlerimizin önünde çöküyor” ifadelerini kullandı.

Gözlemcileri endişelendiren bir diğer konu ise ABD ve Rusya arasındaki New START Anlaşması’nın yerini alacak anlaşmaya dair diplomatik çabaların neredeyse yok denecek kadar az olması. Bu süreçte yalnızca iki ülke başkanından kısa açıklamalar geldi. Trump, görev süresinin ikinci gününde Rusya ve Çin ile silah kontrolünün geleceği hakkında konuşacağını belirterek, “Nükleer silahlara muazzam paralar harcanıyor ve yıkıcı güçleri hakkında konuşmayı bile istemiyoruz… Nükleer silahsızlanmanın mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz ve bence bu mümkün” dedi.

Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)Kuzey Dakota’da bir Minuteman füzesini inceleyen ABD Hava Kuvvetleri askeri ile Moskova’nın merkezinde düzenlenen askerî geçit töreninde bir kıtalararası balistik füzeyi gösteren birleştirilmiş görüntü (AFP)

Eylül ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, New START Anlaşması’nın sona ermesinin ardından Rusya’nın ‘temel niceliksel sınırlamalara bir yıl daha uymaya hazır olduğunu’, ancak bunun ABD’nin de ‘aynı ruhla hareket etmesi’ şartına bağlı olduğunu açıkladı. Trump yönetimi bu teklife yanıt vermedi; Başkan Trump ise açıklamalarında çelişkili mesajlar verdi. Trump, ekim ayında Putin’in teklifine ilişkin olarak “Bana iyi bir fikir gibi görünüyor” derken, ocak ayında New York Times’a verdiği bir röportajda New START Anlaşması için “Biterse bitsin. Daha iyi bir anlaşma yaparız” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden (RUSI) Nükleer Politika ve Yayılmayı Önleme Programı uzmanı Darya Dolzikova, New START Anlaşması’nın sona ermesini ‘endişe verici’ olarak nitelendirdi ve tarafların stratejik kapasitelerini genişletme yönünde güçlü motivasyonları olduğunu vurguladı. Dolzikova makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Rusya, ABD hava savunma sistemlerini aşma kapasitesi konusunda kaygı duyuyor; bu kaygılar, Başkan Trump’ın Kuzey Amerika’yı uzun menzilli silahlardan koruma amaçlı ‘Altın Kubbe’ (Golden Dome) planlarıyla daha da arttı. Buna karşılık Rusya, bu savunma sistemlerini aşacak şekilde tasarlanmış yeni silahlar geliştiriyor; bunlar arasında nükleer başlıklı, kendi kendine hareket eden kıtalararası torpido Poseidon ve nükleer başlıklı seyir füzesi Burevestnik yer alıyor. Ayrıca ABD, Rusya ve Çin, 4.000 mil/saat (6.437 km/s) hızın üzerinde manevra kabiliyetine sahip uzun menzilli hipersonik füzeler geliştiriyor; bu da onları imkânsız hale getiriyor.”

Dolzikova, bu askeri kapasite artışının ‘yeni bir silah kontrol anlaşmasına varmayı daha da zorlaştıracağını’ ve ‘nükleer silahların önemini artıracağını’ belirtti. Ayrıca diğer ülkelerin de nükleer silahları caydırıcı bir araç olarak edinme isteği gösterdiğini bildirdi.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ve kızı Kim Ju-ae, 27 Ocak 2026’da Kuzey Kore'nin açıklanmayan bir yerinde füze fırlatma testini denetliyor. (EPA)

Dünya çapında gerginliğin arttığı bir sır değil. Böyle bir dönemde, silahsızlanma veya en azından silahların kontrol altına alınmasına yönelik önlemler daha da önem kazanıyor. Uluslararası güvenliğin kötüye gitmesi, harekete geçmemek için bir mazeret olamaz; aksine, özellikle son zamanlarda ‘Batı elitleri’ hakkında duydukları haberlerden endişe duyan insanları yatıştırmak için acil önlemler alınması için bir teşvik olmalı.


İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
TT

İtalya, demiryolu ağını hedef alan bir sabotaj eylemini soruşturuyor

İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)
İtalyan polisi olası sabotaj olayını araştırıyor (Reuters)

Reuters'ın haberine göre bir yetkili, İtalyan polisinin, kuzeydeki Bologna kenti yakınlarındaki demiryolu hatlarına elektrik sağlayan kablolara zarar veren ve tren gecikmelerine neden olan olası bir sabotaj eylemini soruşturduğunu açıkladı.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, Kış Olimpiyatları'nın başlamasından bir gün sonra meydana gelen sorunun herhangi bir teknik arızadan kaynaklanmadığını belirtti.

Polis sözcüsü, yangının "kundaklama olduğuna inanıldığını" ancak henüz kimsenin sorumluluğu üstlenmediğini duyurdu. Sözcü, olay yerinde ulaşım polisi ve terörle mücadele birimlerinin inceleme yaptığını açıkladı.

Yangın, Bologna ve Venedik arasındaki hattı etkilemekle kalmadı, aynı zamanda Bologna ve Milano arasındaki ve Adriyatik kıyılarına giden yollarda da trafik aksamalarına neden oldu.

Milano, Venedik'ten trenle ulaşılabilen Cortina ile birlikte Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapıyor.

Paris'te düzenlenen 2024 Yaz Olimpiyatlarında, sabotajcılar ülke genelinde şafak vakti bir dizi saldırı düzenleyerek Fransa'nın TGV yüksek hızlı tren ağını hedef almış ve açılış töreninden saatler önce trafik kaosuna neden olmuştu.

İtalyan devlet demiryolu şirketi Ferrovie dello Stato, aksaklıklara rağmen tren seferlerinin devam ettiğini açıkladı.