Lübnan Genelkurmay Başkanı Avn Cumhurbaşkanı olabilecek mi?

Lübnan muhalefeti, Basil’in diyalog turunu boykot ediyor ve takip komitesiyle iletişimi sınırlandırıyor.

Marada Hareketi Genel Başkanı Süleyman Franciyye, Özgür Yurtsever Hareket Genel Başkanı Cibran Basil ile bir araya geldi (Özgür Yurtsever Hareket internet sitesi)
Marada Hareketi Genel Başkanı Süleyman Franciyye, Özgür Yurtsever Hareket Genel Başkanı Cibran Basil ile bir araya geldi (Özgür Yurtsever Hareket internet sitesi)
TT

Lübnan Genelkurmay Başkanı Avn Cumhurbaşkanı olabilecek mi?

Marada Hareketi Genel Başkanı Süleyman Franciyye, Özgür Yurtsever Hareket Genel Başkanı Cibran Basil ile bir araya geldi (Özgür Yurtsever Hareket internet sitesi)
Marada Hareketi Genel Başkanı Süleyman Franciyye, Özgür Yurtsever Hareket Genel Başkanı Cibran Basil ile bir araya geldi (Özgür Yurtsever Hareket internet sitesi)

Lübnan (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) Genel Başkanı Cibran Basil’in parti liderleri ve parlamentodaki blok başkanlarına yaptığı ziyaret, Lübnan’ın İsrail ile savaşa sürüklenmesini önleme, Lübnan’ın kendini savunma hakkını koruma ve Filistinlilerle dayanışma temelinde Lübnan’ın korunmasına ve iç birliğinin güçlendirilmesine odaklandı. Ziyaret sırasında, birleşik bir yaklaşım üzerinde anlaşarak, cumhurbaşkanlığı seçiminin çıkmazdan çıkarılması meselesine değinilmedi.

Basil, ziyareti sırasında kendisine bağlı bakanları Bakanlar Kurulu oturumlarını boykot etme kararından geri döndürerek, hükümet çalışmalarına ilişkin kopuş dönemlerini telafi etmek için bazı parlamento bloklarıyla yeniden bağlantı kurmayı amaçlıyor. Ancak buna rağmen muhalefet güçlerinin, istişareleri muhalefet ve Yurtsever Hareket temsilcilerinden oluşan takip komitesiyle sınırlamayı tercih ettikleri gerekçesiyle kendisiyle görüşmeyi reddetmesiyle karşılaştı.

Şarku’l Avsat’ın muhalif kaynaklardan edindiği bilgilere göre Basil’in parti ve parlamento bloklarının başkanlarını ziyaret etmesi, cumhurbaşkanı seçimi konusundaki çıkmazı ortadan kaldırmayacak. Dolayısıyla daha önce direniş eksenini oluşturan 8 Mart güçlerinden farklı olarak üçüncü parlamenter gücün lideri olarak kendisini göstermesine olanak verecek şekilde rolünün genişletilmesi söz konusu değil.

Muhalif kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada Lübnan’ın Hamas ile İsrail arasında devam eden savaşa sürüklenmesini engelleme çağrısı konusunda Basil ile hiçbir anlaşmazlıkları olmadığını söyledi. Ancak bu durum da Basil’e, bir tarafın diğerine karşı ağır basmasına olanak tanıyan bir rol oynaması için boş bir siyasi çek vermeyecek. Kaynaklara göre Basil’in sunmak istediği fikirleri varsa yapması gereken tek şey, komitedeki muhalefet temsilcileriyle bunları tartışmak için kendisini takip komitesinde temsil edecek birini görevlendirmek.

Basil’in diğerlerinden farklı olarak herkesle iletişim kurabilme yeteneğine sahip olduğuna inanarak rakipleriyle olan çatışmasını dağıtmaya çalıştığını söyleyen kaynaklar, muhalefet güçleriyle hala bir anlaşmazlık noktası oluşturan önemli siyasi manşetler sunmasına rağmen ziyaretinin, herhangi bir ilerleme kaydedilmeden başladığı gibi sona ereceğini belirtti.

Kaynaklar, Basil’in Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn’ın gelecek Haziran’da emekliliğe sevk edilmesinin hemen ardından, Marunilerin ordunun başındaki birinci mevkilerinde oluşan boş kadronun kapatılması için Avn’ın görev süresinin uzatılmasına ilişkin görüşüne değindi. Basil’in parlamento bloklarıyla yaptığı diyalog turu sırasında görüştüğü kişilerin çoğunun kendisine, General Avn’ın emekliye ayrılması durumunda ordunun liderliğindeki boşluğun doldurulması konusunu sunduğunu söylerken, bu kişilere göre Avn’ın ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü koşullar dikkate alındığında askeri kurumun başında kalmasının bir zorunluluk olduğunu belirtti. Çünkü kendisi, özellikle orduyu siyasi çatışmalardan etkisiz hale getirerek onu yönetmede yüksek verimlilik gösterdi.

Bu çerçevede ordu komutanlığında boşluk oluşmasını önlemek için devam eden iletişimleri takip eden siyasi kaynaklar, Milli Savunma Kanunu’nda uzatma diye bir şeyin söz konusu olmadığına, alternatif olarak Savunma Bakanı Tuğgeneral Maurice Sleem’in imzaladığı bir muhtırayla askerlikten terhis edilmesinin ertelenmesi durumunun söz konusu olduğuna dikkati çekti.

Kaynaklar, Avn’ın emekliye ayrılmasının Cumhurbaşkanlığı şansının azalmasına ve Cumhurbaşkanlığı yarışından çıkarılmasına yol açabileceği yönündeki söylentiler karşısında Basil’in General Avn’ın askeri yapının başında kalmasını önlemek için açık bir savaş yürütme görevini üstlendiğini söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar ayrıca, Basil’in tüm söylentilere rağmen hala başkanlığa aday olmayı istediğini belirtti.

Kaynaklara göre Basil, tıpkı Tümgeneral Abbas İbrahim’in emekliliğe sevk edilmesinin ardından Tümgeneral Elias el-Bisari’nin Kamu Genel Müdürlüğü görevlerine atanmasına benzer şekilde, Askeri Konsey üyesi Tümgeneral Pierre Saab’ın Genelkurmay Başkanlığı’na atanması konusunda hâlâ iddialı. Ayrıca toplantının sürekliliğini sağlamak amacıyla boşalan koltuğu doldurmak üzere General Avn’ın halefinin ve Askeri Konsey üyelerinin görevlendirilmesi hakkında aktif siyasi güçlerin, aracılar aracılığıyla veya doğrudan Bakanlar Kurulu’nda anlaşmasına itiraz etmiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a Basil’in tavrını koruduğunu ve Bakan Sleem’in yeni Genelkurmay Başkanı ve Askeri Konsey üyelerinin atanmasına engel olmayacağını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklar, ülkenin tanık olduğu istisnai koşulları göz önünde bulundurularak Basil’in koşulsuz bir diyalog başlatması karşısında köprüleri yeniden inşa etmek amacıyla gerçekleştirdiği istişare turu konusunda çekincelerin olmadığını söyledi. Kaynaklara göre Basil, parlamento bloklarını anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye ve Lübnan’ı savunmak ve İsrail saldırganlığına maruz kalması durumunda bundan kaynaklanan tehlikeleri savuşturmak için birleşik bir siyasi hücreye katılmaya çağırıyor. Ancak Basil’in turunun, Lübnan’ın İsrail ile kuzey cephesinin yaratabileceği askeri gelişmelerin baskısı altında uzayabilecek uzun bir duraksamaya giren başkanlık dosyasının yeniden canlandırılması yönünde, diyalogların ötesine geçen somut sonuçlara yol açması beklenmiyor.

Kaynaklar ayrıca, ordu liderliğindeki boşluğu doldurmanın tek yolunun olduğuna dikkati çekerken, bunun yasa teklifinin kabul edilmesi olduğunu dile getirdi. Teklif, diğer askeri ve güvenlik kurumlarında Demokratik Buluşma Bloğu üyelerinin sunduğu, askeri personelin emeklilik yaşının bu kurumlardaki tüm çalışanları kapsayacak şekilde en düşük rütbeden en yükseğe çıkarılmasını öngörüyor.

Parlamentonun bu öneriyi onaylamasının kaçınılmaz olarak General Avn’ın askeri yapının başında kalmasına yol açacağını ve bu öneriye itiraz edilemeyeceğini belirten kaynaklar, onaylanması için yapılacak yasama oturumunda yeterli çoğunluğun sağlanmasında herhangi bir sorun olmadığını aktardı. Kaynaklar ayrıca, Lübnanlıların çoğunun şikâyetçi olduğu ekonomik krizin aşılabilmesi için Lübnan ordusunu destekleyen Arap ya da Batılı ülkelerin, boşluğun askeri kurumlara yayılmasını önlemek üzere her türlü çabayı gösterdiğini vurguladı.

Basil’in yeni Genelkurmay Başkanı’nın atanması konusunda esneklik göstermesine rağmen ve General Avn’ın emekliye sevk edilmedikçe bu hususta henüz son söz söylenemiyor olsa da emeklilik yaşının yükseltilmesine ilişkin yeter sayısı, Bakanlar Kurulu toplantısının ve gerekli mevzuatın Temsilciler Meclisi’nde yapılmasını destekleyen temsilcilerle sınırlı olmayacak. Bunun yerine orduyu ve diğer güvenlik güçlerini ‘iç barışın korunması, devletin çöküşe sürüklenmesinin önlenmesi, devlet kurum ve idarelerinin çoğunun artık vatandaşa hizmet vermemesi nedeniyle dağılmasının önüne geçilmesi için’ bir emniyet valfi olarak gören ve destekleyen ülkelerin isteği üzerine muhalefetteki birden fazla grubu, özellikle de Hristiyanları da kapsayacak.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.