Hizbullah: ABD-İran mesajları ışığında ‘meydanların’ ayrılması…

Gazze’deki belirsizlik, Lübnan’ın güneyine de yansıyor

AP
AP
TT

Hizbullah: ABD-İran mesajları ışığında ‘meydanların’ ayrılması…

AP
AP

Elie el-Kusayfi

Özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’ne ve sınırlarına kara saldırısının zamanına ilişkin belirsizlik hali, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın genel tablosunun önemli bir parçasını oluşturmaya devam ediyor. Boyutuna ve sonuçlarına bağlı olarak böyle bir işgal, savaşın Lübnan-İsrail sınırındaki cephe başta olmak üzere başka cephelere sıçramasına yol açabilir.

Buna karşılık sahadaki manzaraya ve savaşın tarafları arasındaki siyasi ve diplomatik mesajlaşmalara bakarak denebilir ki savaşın gelişmeleri, belirli bir statükoya dayanıyor. Tabi bu, sahadaki ve diplomasi koridorlarındaki değişkenlere bağlı olarak her an düşebilecek ikinci dereceden bir statükodur.

O zaman Hizbullah ile İsrail arasındaki cepheye, kesinlikle ikinci bir cephe ya da İsrail ile Hamas arasındaki ana cephenin arka planı olarak bakılamaz. Yani Lübnan’ın güney sınırındaki cephede yaşanan gelişmeler, bu savaştaki ve özellikle de savaşın dolaylı tarafları olan ABD ile İran arasındaki güç dengelerine büyük oranda yansıyor.

Dolayısıyla sıklığı ve zamanlamaları itibarıyla Hizbullah ile İsrail ordusu arasındaki karşılıklı bombardımanlar ve çatışmalar, savaşın İran’ın müdahalesinin sınırlarıyla ilgili siyasi ve diplomatik haritasının bir yansımasıdır. Zira bu müdahaleye sadece askerî bir bakış açısıyla bakılamaz. Nitekim Tahran bu savaşı, ABD ile açık müzakereleri için diplomatik stratejisi kapsamında kullanmaya başladı.  

O halde Lübnan’ın güney sınırında konuşlanan Hizbullah ile savaşın genel bağlamında İran’ın diplomatik stratejisi arasında ayrım yapılamaz. Bu, belirli sınırlar içinde Güney Lübnan cephesi ile Gazze Şeridi cephesi arasında ayrım yapmayı gerektiriyor. Yani bu iki cephe arasında kesin bir ayrım yapmak mümkün değilse de tamamen birbirine bağlamak da mümkün değil.

Abdullahiyan’ın mesajları

Bu yönelime sevk eden iç içe geçmiş birçok etken var. Şöyle ki bir yandan İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın, Tahran’ın iki ana eksenden en az iki ABD mesajı aldığını açıklaması dikkat çekiciydi. Buna göre ABD, savaşın yayılmasını istemiyor ve İran’dan kendini tutmasını talep ediyor. Abdullahiyan ayrıca, Umman Sultanlığı’nın tüm tarafların nükleer anlaşmaya dönmesi yönündeki girişiminin halen ortada olduğuna da işaret etti.

Hiç şüphesiz Tahran’ın bu Amerikan mesajlarını alması ve Umman’ın arabuluculuğu sürdürdüğünü teyit etmesi, İran’ın krizi diplomatik olarak ‘kullanmaya’ hazır olduğunu gösteriyor. Bir diğer deyişle İran, kırmızı çizgilerini çizmek ve savaşın ‘ertesi günü’ düzenlemeleri için Washington’la müzakereye hazır. Bu pratikte Tahran’ın 7 Ekim’den sonra Gazze Şeridi’nde durumun eskisi gibi olmayacağını kabul ettiği anlamına gelir. Çarşamba günü ABD Başkanı Joe Biden da böyle söyledi.

Elbette İran’ın ‘Hamas’ı ezmek’ istediği veya böyle bir şeyi kabul ettiği düşünülemez. Ancak Gazze Şeridi’nde yeni bir gerçekliği kabul etmeye de hazır. Birleşmiş Milletler’in (BM) önemli bir role sahip olacağı siyasi ve diplomatik bir düzenlemeye göre bu gerçeklikte Hamas hareketinin Gazze Şeridi’ndeki askerî ve siyasi varlığı kısıtlanacak. Bu, 1701 sayılı kararın çıkarılması ve Lübnan’ın güneyinde, güvenli bölgeye benzer şekilde ‘teorik’ olarak Hizbullah için yasaklı bir coğrafi bölge kapsamında ek uluslararası güçlerin konuşlandırılması açısından, Hizbullah ile İsrail arasındaki Temmuz 2006 Savaşı’ndan sonraki düzenlemeleri anımsatıyor.

Ancak bu düzenlemeler, sonraki yıllarda Hizbullah’ı askerî ve siyasi olarak zayıflatmadı. Yeni bir gerçekliğe ayak uydurmak zorunda kalsa da Filistin sahnesindeki siyasi ve askerî varlığına bakıldığında Hamas için de aynı durum tekrarlanabilir.

Bununla birlikte şu an Gazze savaşını çevreleyen bölgesel ve uluslararası koşulların, Temmuz Savaşı’nı çevreleyen koşullardan daha karmaşık olduğu göz ardı edilemez. Ki bu, Hamas’ı, Hizbullah’ın 2006’dan sonra yüzleştiği durumdan daha büyük bir zorlukla karşı karşıya bırakıyor. Ancak İran, Hamas’ın askerî varlığını sınırlamayı kabul ederse de Filistin sahnesindeki siyasi rolünü zayıflatmayı asla kabul etmeyecektir. Zira Hamas, bir bütün olarak Filistin siyasi düzeyindeki bir geçiş anında elinde tuttuğu önemli bir kart.  

Nasrallah’ın mesajı

25 Ekim Çarşamba günü Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın, Hizbullah’ın 7 Ekim’den sonraki şehitlerinin Kudüs uğrunda şehitler olarak anılması için Hizbullah’ın medya kurumlarına ve birimlerine gönderdiği mektup yoluyla, yavaş yavaş kendini göstermeye başlaması dikkat çekiciydi. Hizbullah daha sonra Hasan Nasrallah’ın İslami Cihad örgütünün lideri Ziyad en-Nahhale ve Hamas’ın Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ile yaptığı görüşmenin haberini verdi.

Foto: Nasrallah, 25 Ekim’de Beyrut’ta Aruri ve Nahhale ile bir araya geldi (EPA)
Nasrallah, 25 Ekim’de Beyrut’ta Aruri ve Nahhale ile bir araya geldi (EPA)

Hizbullah’ın müttefikleri tarafından ve örgütün teşvikiyle ortaya konan siyasi bir harekete ek olarak Nasrallah tarafından atılan bu iki adım, güney sınırındaki çatışmada ve Hizbullah’ın bir bütün olarak savaştaki konumunda yeni bir aşamaya işaret ediyor. Sembolik ve duygusal bir anlam kazandırmak için Nasrallah’ın el yazısıyla dağıtılan mektupta Hamas’ın ve Gazze Şeridi’ndeki savaşın bahsi geçmedi. Parti literatüründe olduğu gibi ‘Gazze’ye destek’ veya ‘Filistinlilere destek’ gibi tabirler kullanılmadı ve daha ziyade ‘Lübnan sınırlarında Allah yolunda verilen kurbanlar’ anıldı. Bu, Hizbullah’ın, yukarıda anlatılanlar çerçevesinde iki cephe arasında ayrım yapma çabasına işaret ediyor ya da en azından bu ihtimalin önümüzdeki günlerde takip edileceği varsayılıyor. İran hareketine ve tutumlarına dair bir okumanın yanında bu ihtimali güçlendiren şey, Nasrallah’ın savaşın başlamasından bu yana ilk kez güney sınırında ve iç siyaset sahnesindeki gelişmelerin yaşandığı zamanda ortaya çıkmasıdır.

“İran’ın ‘Hamas’ı ezmek’ istediği veya bunu kabul ettiği düşünülemez. Ancak Gazze Şeridi’nde yeni bir gerçekliği kabul etmeye de hazır. BM’nin önemli bir role sahip olacağı siyasi ve diplomatik bir düzenlemeye göre bu gerçeklikte Hamas hareketinin Gazze Şeridi’ndeki askerî ve siyasi varlığı kısıtlanacak”

Güney Lübnan’daki Filistinli örgütlerin İsrail hedeflerine yönelik saldırı sıklığının yok denecek kadar azalması dikkat çekiciydi. Buna karşılık Lübnan’daki Cemaat-i İslami’ye bağlı Fecr güçlerinin sınırlara bir füze saldırısında bulunduğu duyuruldu. Aynı şekilde Beyrut’ta Sünni çoğunluğa sahip Tarık el-Cedide bölgesinden kovulan Şakir el-Bercavi’nin liderlik ettiği Arap Hareketi Partisi’nin (Hizbu’t-Teyyari’l-Arabi) askerî bürosu da savaşa müdahaleye hazırlık için bir askerî tatbikatın yapılacağını açıkladı. Arap Hareketi’nin tatbikatı gülünç olsa da bu tür Sünni grupların ortaya çıkışındaki hedef, güneydeki çatışmalara buradaki Filistin etkisinden uzak olarak genel bir Sünni-Şii ve Lübnanlı şeklinde bir İslami özellik kazandırmaktır.

Bu, Hizbullah müttefiklerinin söylemlerindeki şu yeni sihirli cümleyle ifade ediliyor: “Direniş”, Lübnan’ın çıkarı için çalışıyor ve onu kapsamlı bir savaştan uzak tutmak istiyor. Hatta Nasrallah, ilişkilerindeki gelgitlere rağmen müttefiki (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) Lideri Cibran Basil’le şahsi olarak iletişime geçti. Daha sonra Basil de ezeli rakibi Marada Hareketi Lideri Süleyman Franciyye’yi ziyaret etti. Tüm bunlar, Direniş Ekseni’ne dahil olmasına karşılık (ya da bununla eşzamanlı olarak) Hizbullah’ın ‘Lübnanlılığını’ takdir eden bir siyasi hava oluşturmak için.

Foto: 25 Ekim’de bir İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Lübnan’ın Marun er-Ras kasabasındaki evlerden yükselen duman (AFP)
25 Ekim’de bir İsrail bombardımanına maruz kaldıktan sonra Lübnan’ın Marun er-Ras kasabasındaki evlerden yükselen duman (AFP)

Hizbullah’ın hem Nahhale hem de Aruri ile görüşmesi hakkında dağıttığı açıklamada bile ifadeler, Hizbullah’ın savaşa katılımı tekrar değerlendirme aşamasında olduğu anlaşılacak şekilde özenle seçilmişti. Aruri daha sonra ‘Hizbullah’taki kardeşlerin bu savaşa her düzeyde katıldıklarını’ açıkladı. Bu, özellikle Hamas hareketinin yurtdışındaki siyasi bürosunun eski başkanı Halid Meşal’in, “Hizbullah’ın yaptığı şeyler kayda değer, ama yeterli değil” sözlerinden sonra Hizbullah’ı, savaş meydanlarının birliği ilkesini ihlal etme suçlamalarından temize çıkarma çabasıdır. Bütün bunlar Hizbullah’ın, savaşın genel bağlamına göre, Güney Lübnan ile Gazze cepheleri arasında belirli bir ayrım yapılması şeklinde yeni bir gerçeklik oluşturma çabasına işaret ediyor.

Hizbullah 45 militanını kaybetti

Tüm bunlar yaşanırken, 7 Ekim’den 26 Ekim Perşembe sabahına kadar Hizbullah’ın verdiği ölü sayısı 45’e yükseldi. Yine de bu nispeten yüksek rakamın, Hizbullah üzerinde büyük bir siyasi ve halk baskısı oluşturmaya başlamadığı görülüyor. Hizbullah bu rakamı iki yönde olumlu şekilde kullanmaya çalışıyor. Şöyle ki bir yandan kendi edebiyatı ve müttefiklerinin söylemleri üzerinden bunu tamamen Lübnanlı bir çerçeveye yerleştirmeye çalışıyor. Diğer yandan da Direniş Ekseni’ndeki önemli bir taraf olarak savaşa katılım boyutunun bir delili olarak göstermeye çalışıyor. Hizbullah’a yakın olanlar da diyor ki: Bu kadar Hizbullah militanının ölmesinin nedeni, Hizbullah’ın İsrail bombalamasın ve siviller tehlikeye düşmesin diye meskûn köylerden füze fırlatmaktan kaçınarak sınıra yakın bir mesafeden fırlatması ve böylece İsrail’in savaşçıları hedef alma imkânının artmasıdır. Hizbullah ayrıca, medyasında sınır boyu operasyonlarındaki başarısına ve İsrail ordusu saflarında doğrudan neden olduğu kayıplara odaklanıyor ve bu propaganda ile kayıpları üzerinden kahramanlık anlatısı üretmeye çalışıyor.

“Hasan Nasrallah, ilişkilerindeki dalgalanmalara rağmen müttefiki Ulusal Hareket Lideri Cibran Basil’le bizzat iletişime geçti. Ardından Basil, ezeli rakibi Merede Hareketi Lideri Süleyman Franciye’yi ziyaret etti. Tüm bunlar, Direniş Ekseni’ne dahil olmasına karşılık (ya da bununla birlikte) Hizbullah’ın ‘Lübnanlılığını’ takdir eden siyasi bir iklim oluşturmak için”

Ancak kesin olan şu ki özellikle yürürlükteki angajman kuralları her geçen gün tamamen çökme noktasına doğru ilerlerken Hizbullah’ın sürekli dillendirdiği ‘korku dengesi’ düştü ya da düşmek üzere. Halbuki 2019 yılında Nasrallah, İsrail’in öldürdüğü her bir Hizbullah üyesi karşılığında bir İsrail askerinin öldürüleceği yönünde bir denklem kurmuştu. Bu denklem mevcut savaş için geçerli olmasa bile, 2006 yılındaki savaşa kıyasla bu savaşta Hizbullah tarafında bir halk seferberliğinin olmaması dikkate değer. Güneyli çevrelerin, genel halk izlenimi hakkında söylediklerine bakılırsa insanlar sanki bu savaşla ilgilenmiyormuş gibi. Bu, bir bakıma Lübnan’daki ekonomik krizin dayattığı dönüşümlerden kaynaklanıyor. Aynı şekilde Suriye savaşından ve hem Hizbullah’ın hem de Hamas’ın bu savaştaki muhalif rolünden sonra henüz sona ermeyen Sünni-Şii geriliminin gölgesinde Hamas’a ve genel olarak Filistinlilere yönelik sempati, sorunlu biçimlere bürünüyor. Dahası şu anki Gazze savaşı, bu gerilimin derinleştiğini gözler önüne serdi. Bu, Beyrut’tan Tahran’a varana kadar halkın savaştaki gelişmelerle etkileşimi bağlamında da gözlemlenebilir.

Foto: 24 Ekim’de Lübnan’ın güneyinde öldürülen bir Hizbullah unsurunun cenazesi
24 Ekim’de Lübnan’ın güneyinde öldürülen bir Hizbullah unsurunun cenazesi

Bununla birlikte olayların siyasi sonucuna bakınca denebilir ki ABD’nin Gazze Şeridi’ne karadan saldırıyı frenlemesine karşılık İran da Hizbullah’ın İsrail’e karşı kapsamlı bir savaşa girişini frenliyor. Tek farkla: İran bu frenlerin bedelini tahsil etmek istiyor. Bu da Lübnan’ın güneyindeki çatışmaları, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik mesajlaşmalar bağlamında bir baskı aracına dönüştürüyor. İran yanlısı grupların Irak ve Suriye’deki Amerikan hedeflerini bombalaması da bir yandan hedefin bakışlarını Gazze cephesinden ve özellikle de Güney Lübnan cephesinden uzaklaştırmak ve diğer yandan İran’ın diplomatik baskısına hizmet etmek içindir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
TT

Kasım, İsrail ile müzakerelere tepki gösteriyor ve 2024 anlaşmasına bağlılığını sürdürüyor

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bugün Lübnan-İsrail müzakereleri sürecine yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Kasım, şimdiye kadar gerçekleştirilen yedi turun herhangi bir sonuç vermediğini savunarak, Hizbullah’ın doğrudan müzakereleri ve “çerçeve anlaşmasının” içeriğini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduklarını belirterek, bu anlaşmanın kendi ifadeleriyle “hareket ettiğimiz tavan” olduğunu söyledi.

Kasım, Temmuz 2006 Savaşı’nın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada Lübnan yönetimini de eleştirdi. “Bize müzakerenin yedi turundan tek bir kazanım gösterin” diyen Kasım, yönetimin halkına dönmesi ve başarısızlığını kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Çerçeve anlaşmasına itiraz

Kasım, “Hizbullah”ın mevcut müzakere sürecine itirazının öncelikle doğrudan görüşmelerden kaynaklandığını, bunun yanı sıra önerilen anlaşmanın içeriğine de yönelik olduğunu belirtti.

Kasım, “Anlaşmaya yönelik ilk itirazımız doğrudan müzakerelere; çünkü İsrail’e istediğini peşinen veriyorsunuz. İkinci itirazımız ise anlaşmanın tüm içeriğine” ifadelerini kullandı.

Çerçeve anlaşmasını, ne anlaşma ne de çerçeve; yönetimin imzaladığı İsrail dayatmaları” olarak nitelendiren Kasım, “Bu müzakere yalnızca utanç ve rezillik getirecek” ifadelerini kullandı. Kasım ayrıca, “Düşmanın toplantılar sırasında ve sonrasında artan günlük saldırıları yönetim için yeterli değil mi?” diye sordu.

2024 anlaşmasına bağlılık

Mevcut müzakere sürecini reddeden Kasım, “Hizbullah”ın 2024 yılında varılan anlaşmaya bağlı olduğunu açıkladı.

Kasım, “2024 yılında varılan anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu ve temel alacağımız tavan olmaya devam ettiğini düşünüyoruz” dedi.

2024’teki çatışmaların sonuçlarından birinin, “düşmanın çekilmesini ve ihlallerin durdurulmasını, buna karşılık silahlı varlığın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesini” öngören anlaşma olduğunu belirten Kasım, İsrail’i “hiçbir maddeye uymamakla” suçladı. Lübnan yönetiminin de 15 ay boyunca “saldırgan düşman yerine direnişi hedef aldığını” öne sürdü.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Arşiv- Reuters)

Ordunun denetim mekanizmasına eleştiri

Kasım, Lübnan ordusunun durumuna ve düzenlemelerin uygulanmasını izleyen mekanizmaya da değinerek, ordunun faaliyetlerinin denetime tabi tutulmasını eleştirdi.

“Ordunun İsrail bombardımanına ve baskısına maruz kalmasını ve ardından çalışmalarını denetleyen, gözetim altında tutan bir komitenin önüne çıkarılmasını nasıl kabul ediyorsunuz?” diye konuştu.

Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor

Son çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde savaşın “varoluşsal” olduğunu söyleyen Kasım, “Teslimiyete bel bağlayanlar seraba bel bağlıyor” ifadelerini kullandı.


Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hamas, Yasama Meclisi seçimlerine katılacak birleşik bir ulusal liste oluşturmaya çalışıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çarşamba günü Ankara’da düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Hamas, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım’da yapılmasına karar verdiği Yasama Meclisi seçimlerine girmek üzere ulusal nitelikte ortak bir liste oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Hareket kaynakları, bazı Filistinli gruplarla görüş ve yaklaşım birliğinin bulunduğunu, bunun bir ya da iki ortak listeyle seçime katılımın önünü açabileceğini belirtti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi ve Ulusal İlişkiler Ofisi Başkanı Husam Bedran, çarşamba günü yaptığı açıklamada, hareketin seçimlere ‘mümkün olan en geniş ulusal ittifak’ çerçevesinde katılacağını söyledi. Bedran, çok sayıda Filistinli güçle geniş bir kesimi kapsayan bir seçim bloğu oluşturmak için çalışmalar yürüttüklerini belirterek, bunun Filistin halkının ihtiyaçlarını karşılayan bir tabanı temsil eden Yasama Meclisi’ne ulaşmayı amaçladığını ifade etti.

Hareketin el-Aksa televizyonuna verdiği röportajda konuşan Bedran, Hamas’ın seçimleri ‘Filistinlilerin kendi iç işlerini düzenlemeleri için en uygun ve doğru yol’ olarak gördüğünü söyledi. Bedran, hareketin dışında bir siyasi sistemin yeniden şekillendirilmesine ve yeniden yapılandırılmasına izin vermeyeceklerini vurguladı.

Bedran, Hamas’ın seçimlerin yapılmasını desteklediğini belirterek, Filistinlilerin gerek Yasama Meclisi gerekse Ulusal Konsey seçimlerinde kendi liderlerini ve siyasi programlarını seçme hakkına sahip olduğunu dile getirdi.

Bedran, söz konusu seçimlerin Filistin siyasi yapısında değişim yaratmak ve kendi ifadesiyle ‘ulusal karar alma mekanizmasındaki tekelleşme durumuna’ son vermek için ‘tarihi bir fırsat’ olduğunu savundu. Bedran ayrıca, seçime katılım için siyasi şartlar dayatılmasını veya tarafların belirli bir siyasi programı benimsemeye zorlanmasını reddettiklerini söyledi.

htyjuk
Gazze şehrinin kuzeyindeki Cibaliye’de enkazların arasında gülümseyerek yürüyen Filistinli bir kız, 7 Ağustos 2026 (EPA)

Bedran’ın açıklamaları, Filistin Devlet Başkanı’nın seçim tarihini açıklamasının ardından sessizliğini koruyan Hamas’tan yasama seçimleri kararına ilişkin gelen ilk resmi değerlendirme oldu. Hamas kaynakları o dönemde Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sessiz kalma kararının Filistin içindeki duruma ilişkin görüşleri yakınlaştırmak ve önümüzdeki dönemin politikalarını ve önceliklerini belirlemek amacıyla arabuluculuk yürüten Mısır, Katar ve Türkiye’nin talebi üzerine alındığını belirtmişti.

Söz konusu ülkeler, Filistinli grupları, özellikle de Fetih Hareketi’ni, yeni bir siyasi sistemin oluşturulması da dahil olmak üzere Filistin siyasi yapısının bütünüyle değiştirilmesini hedefleyen bir siyasi sürecin işletilmesi konusunda ikna etmeye yönelik girişimlerde önemli rol oynuyor.

Ancak yürütülen çabalara rağmen, Fetih ile Hamas arasında henüz herhangi bir uzlaşı sağlanamadı veya doğrudan görüşme gerçekleştirilemedi. Fetih, birçok konudaki tutumunda ısrar ederken, Abbas ise seçim yasalarında değişiklik yaparak Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail’i tanıma, şiddeti reddetme ve uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılık esasına dayanan programının kabul edilmesi şartıyla seçimlere katılımın önünü açmaya çalışıyor.

Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin yöneticileri ile İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Cephesi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki Demokratik Reform Akımı’nın da aralarında bulunduğu Filistinli gruplar arasında yaklaşan seçimleri ele almak üzere görüşmeler gerçekleştirildiğini belirtti. Diğer gruplarla da toplantılar yapıldığı, bazı toplantılara söz konusu gruplardan bazılarının katıldığı ve görüşmelerin bir bölümünün Kahire’de, diğer bölümünün ise İstanbul’da gerçekleştirildiği kaydedildi.

İki kaynak, söz konusu gruplarla Hamas arasında, seçimlere tek bir liste veya iki liste halinde katılma ihtimali de dahil olmak üzere görüşlerde büyük ölçüde ortaklaşma bulunduğunu ve bunun tüm tarafların herhangi bir siyasi engelle karşılaşmadan seçim sürecine katılmasına imkân sağlayabileceğini söyledi.

Kaynaklardan biri, siyasi hayatın iyileştirilmesi konusunda genel bir Filistin uzlaşısının sağlanmasına yönelik Arap ve İslam ülkelerinden destek bulunduğunu ifade etti.

Fetih Merkez Komitesi de bu hafta seçimler ve Filistin’deki genel durumla ilgili görüşmeler gerçekleştirmişti.


Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
TT

Sudan'da İHA saldırıları üç cepheyi alevlendirdi

Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)
Ordu tarafından Kurdufan bölgesinin en büyük şehri olan el-Ubeyyid'de düşürüldüğü açıklanan İHA enkazı (Arşiv- dolaşımda)

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar dün Kurdufan ve Mavi Nil cephelerinin yanı sıra başkent Hartum’da da şiddetlendi. HDK, savaşın başlamasından bu yana düzenlediği en büyük sürpriz saldırılardan birini gerçekleştirerek geçen ay kaybettiği stratejik kent ve kasabaları yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Kara çatışmalarına, üst üste ikinci gün yoğun İHA saldırıları eşlik etti. Saldırılarda başkent Hartum ile Kurdufan bölgesinin en büyük kenti el-Ubeyyid hedef alındı; iki kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

HDK, ülkenin güneydoğusunda, Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil bölgesinde stratejik öneme sahip Kurmuk kentinin ordu ve orduyla ittifak halindeki silahlı gruplarla yaşanan çatışmaların ardından kontrol altına alındığını duyurdu.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureyşi yaptığı açıklamada, güçlerinin kenti tamamen kontrol altına aldığını, geri çekilen ordu birliklerini takip ettiğini ve savaş araçları, tanklar ile çok sayıda silah ve mühimmata el koyduğunu belirtti.

HDK ayrıca, güçlerinin Kurmuk kentinde ve 14. Piyade Tümeni’ne bağlı 16. Tugay karargâhında konuşlandığını öne sürdüğü görüntüler yayımladı. Ancak görüntülerin gerçekliği bağımsız olarak doğrulanamadı.

Sudan ordusu, kentin kaybedildiğine ilişkin henüz resmî bir açıklama yapmadı. Kurmuk’taki yerel yönetim ise son üç gündür kentin yoğun stratejik ve kamikaze İHA saldırılarına maruz kaldığını, ayrıca “bölgesel çevreden” geldiğini belirttiği topçu ateşinin düzenlendiğini bildirdi. Yerel makamlar, ordunun saldırılara karşı koymayı ve kenti ve kamu kurumlarını korumayı sürdürdüğünü etti.

Sudan hükümeti ve ordu yanlısı makamlar, Etiyopya’yı HDK’nın saldırılarını kendi topraklarından düzenlemesine izin vermekle suçluyor. Addis Ababa bu suçlamayı daha önce reddetmişti. Ancak yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, sınırın uzunluğu ve kontrolünün zorluğu nedeniyle bölgenin askeri ikmal açısından önemli bir güzergâh haline geldiğini belirtti.

Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.
Sudan’ın Mavi Nil eyaletinde Kurmuk kentinin konumunu gösteren harita.

Kurmuk saldırısı, HDK ve müttefiki Tesis İttifakı Güçleri’nin, Mavi Nil bölgesinin başkenti Damazin’e yaklaşık 170 kilometre uzaklıktaki Kaysan kentini kontrol altına aldıklarını açıklamasından iki gün sonra gerçekleşti. Yerel makamlar, saldıran güçleri tarlalarında çalışan çiftçileri hedef almakla suçladı ve ordunun saldırıya karşılık verdiğini bildirdi.

Kurdufan cephesi yeniden alevlendi

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Kuzey Kurdufan cephesi de yeniden hareketlendi. HDK, Cebra eş-Şeyh, Bara, Ümmü Kurfa ve el-Ayyara bölgelerine saldırılar düzenleyerek peş peşe yaşadığı askeri kayıpları telafi etmeye ve Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki stratejik yolu yeniden ele geçirmeye çalıştı.

Bir askeri kaynak, saldırının çok sayıda askeri araçla gerçekleştirildiğini, öncesinde İHA saldırıları düzenlendiğini ve Bara’ya topçu ateşi açıldığını söyledi. Sahadaki kaynaklar söz konusu bölgelerde şiddetli çatışmalar yaşandığını bildirirken, ordu yanlısı platformlar ordunun ve HDK karşıtı Ortak Güç’ün saldırıyı püskürterek saldırgan güçleri geri çekilmeye zorladığını belirtti.

Sudan ordusu, daha sonra HDK’nın Kuzey Kurdufan’daki Cebra eş-Şeyh bölgesine düzenlediği saldırısının püskürtüldüğünü açıkladı. Ordu Sözcüsü Asım Avad, silahlı kuvvetler ile destek güçlerinin 250’den fazla savaş aracından oluşan saldırı gücüne karşı koyduğunu, saldırganlara ağır can ve malzeme kayıpları verdirdiğini ve geri çekilmeye zorlayarak Darfur sınırlarına doğru takip ettiğini söyledi.

Avad, askeri operasyonların HDK’nın kontrolündeki bütün bölgeler geri alınana kadar devam edeceğini ifade etti.

Buna karşılık HDK mensupları, el-Ubeyyid’in batısındaki el-Ayyara kasabasının kontrolünü ele geçirdiklerini öne süren görüntüler yayımladı. Ancak bu iddia da bağımsız olarak doğrulanamadı. HDK ayrıca ordu ile ittifak halindeki Ortak Güç’ün Kuzey Darfur’daki Ambro bölgesine düzenlediği saldırıyı püskürttüğünü açıkladı.

Sudan ordusu temmuz ayının sonunda Cebra eş-Şeyh, Bara ve diğer bazı yerleşimleri geri alarak Omdurman ile el-Ubeyyid arasındaki yolu tekrar açmıştı. Bu ilerleme, Kurdufan ile Darfur arasındaki en önemli ikmal güzergâhlarından biri olan “İhracat Yolu” üzerindeki ordu kontrolünü güçlendirmişti.

Yeni saldırı, Egemenlik Konseyi üyesi ve ordu komutan yardımcısı Orgeneral Yasir el-Atta’nın Ümmü Siyala bölgesine yaptığı ziyaretten saatler sonra gerçekleşti. El-Atta, ordu ve destek güçlerinin HDK’nın kapasitesinin büyük bölümünü imha ettiğini açıklamıştı.

Hartum’da ikinci gün İHA saldırıları

Gerilimin arttığı sırada Hartum da üst üste ikinci gün İHA saldırılarının hedefi oldu. Omdurman, Hartum’un merkezi ve Hartum Bahri’deki görgü tanıkları İHA’lar gördüklerini ve patlama sesleri duyduklarını belirtirken, orduya bağlı hava savunma sistemleri saldıran hedeflere ateş açtı.

Bir askeri kaynak, hava savunma birliklerinin çok sayıda İHA’yı düşürdüğünü söyledi. Görüntülerde bir İHA’nın Bahri kentindeki bir caminin avlusuna düştüğü görüldü.

Çarşamba günü de Hartum ve Atbara dahil olmak üzere ordunun kontrolündeki 5 kent benzer İHA saldırılarının hedefi olmuştu. Bu saldırılar, mayıs ayından beri iki kente yönelik gerçekleştirilen ilk saldırılar olmuştu.

El-Ubeyyid’de ise görgü tanıkları kente 8 İHA’nın saldırdığını ve hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini söyledi. Sudan Doktorlar Ağı, bir İHA’dan kopan şarapnel parçalarının el-Ubeyyid Hastanesi’nin acil servis bölümüne isabet etmesi sonucu 2 kişinin öldüğünü ve bazı kişilerin yaralandığını açıkladı.

El-Ubeyyid, Sudan’ın merkezini Darfur’a bağlayan önemli bir geçiş noktası olması nedeniyle stratejik önem taşıyor. Yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı kentte, yaklaşık 100 bin yerinden edilmiş kişi bulunuyor. İHA saldırıları ve kuşatma girişimleri, kentte elektrik, yakıt, gıda ve su tedarikini de ciddi şekilde aksatıyor.

Nisan 2023’te başlayan savaş, HDK Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hemedti), Kurdufan’da kaybedilen bölgelerin geri alınacağı ve Hartum’a dönülene kadar savaşın sürdürüleceği yönündeki açıklamalarının ardından yeniden büyümeye başladı.

Yardım kuruluşlarında görev yapanların tahminlerine göre çatışmalarda 200 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 12 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Birleşmiş Milletler ise Sudan’daki savaşı dünyadaki en ağır insani kriz olarak nitelendiriyor.