Gazze savaşı Biden'ın başkanlığına mı mal olacak?

Arap ve Müslüman ABD’lilerin desteğinde azalma yaşanıyor.

Biden, 18 Ekim 2023'te düzenlediği İsrail ziyaretinde Netanyahu ile bir araya geldi. (Reuters)
Biden, 18 Ekim 2023'te düzenlediği İsrail ziyaretinde Netanyahu ile bir araya geldi. (Reuters)
TT

Gazze savaşı Biden'ın başkanlığına mı mal olacak?

Biden, 18 Ekim 2023'te düzenlediği İsrail ziyaretinde Netanyahu ile bir araya geldi. (Reuters)
Biden, 18 Ekim 2023'te düzenlediği İsrail ziyaretinde Netanyahu ile bir araya geldi. (Reuters)

Gazze savaşı dördüncü haftasına yaklaşırken ABD sokakları, ABD Başkanı Joe Biden'ın İsrail politikasını destekleyenler ve karşıtları arasında bölünmeye başladı.

Son günlerde, Gazze'de ateşkes çağrısında bulunan gösteriler ve ABD'nin politikasına yönelik gösteriler şeklinde bir protesto ve itiraz dalgası yaşandı. Protestolar, ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir üst düzey yetkilinin, İsrail'e yönelik ‘körü körüne destek politikası’ olarak nitelendirdiği şey nedeniyle istifa etmesine kadar uzandı. Bu hareketlere karşılık olarak Ulusal Güvenlik Bakanlığı'ndan bölgede yaşananlar nedeniyle ABD'de Arapların, Müslümanların ve Yahudilerin karşı karşıya olduğu artan tehditlere ilişkin uyarılar geldi.

Aynı zamanda Temsilciler Meclisi, Biden yönetiminin İsrail'e talep ettiği acil yardımın onaylanmasını engelleyen, yirmi günden fazla süren yasal boşluğun ardından nihayet krizini çözebildi ve bir başkan seçebildi.

Şarku'l Avsat ile Asharq iş birliğinde hazırlanan araştırmada, seçimlerde Biden'a karşı olan ABD’li Arapların seçimlerdeki tutumları, ikinci bir dönem kazanma şansını nasıl etkileyebileceği, bu seçmenlerin önündeki seçenekleri ve bu konudaki ABD siyasi tutumları incelendi.

İsrail'e sarsılmaz destek

İsrail, 2022 yılında ABD'den aldığı 3,3 milyar dolarlık yardımla, bu alandaki en büyük alıcının konumunda bulunuyor. Biden yönetimi, İsrail'e acil yardım olarak 14,3 milyar dolarlık bir bütçe talebinde bulunmuştu. Ancak, bu bütçe, Temsilciler Meclisi Başkanının yokluğu nedeniyle henüz meclisten geçmemişti. Ancak, Mike Johnson'ın Temsilciler Meclisi Başkanlığına seçilmesiyle bu durum değişti. Washington Ortadoğu Politikaları Enstitüsü'nün Kıdemli Araştırmacısı Gays el-Ömeri, Johnson'ın ‘İsrail'e verdiği güçlü destekle tanındığını’ belirterek, "İlk kararlarından biri, İsrail'i destekleyen bir karar çıkarmaktı ve bu karar, Temsilciler Meclisi'nin çoğunluğu tarafından kabul edildi" dedi. Ömeri, "Temsilciler Meclisi’nde hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerde İsrail'e neredeyse mutlak bir destek var" ifadesini kullandı.

Bu duruma rağmen ‘Emgage USA’ adlı, ABD’li Müslüman seçmenlerin seçim kampanyalarını koordine eden kuruluşun CEO'su Muhammed Gula, 2015'ten beri siyasi manzaranın değiştiğini ve bu değişimin, İsrail'in geleneksel politikalarını desteklemeye devam eden ancak Filistinlilerin hakları ve ateşkes ihtiyacı gibi konularda da konuşmaya başlayan Kongre üyelerinin seçilmesine yol açtığını belirtiyor. Gula, "Ateşkes talebinde bulunan Kongre üyelerinin sayısı sınırlı olsa da İsrail'i destekleyen herkesin aynı zamanda Filistinlilerin hayatının da önemli olduğunu kabul etmesini sağlamaya yönelik çabalarımızı sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu.

Fotoğraf Altı: Kongre Üyeleri 12 Ekim 2023'te İsrail'i desteklemek için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. (AP)
Kongre Üyeleri 12 Ekim 2023'te İsrail'i desteklemek için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. (AP)

Temsilciler Meclisi'nde ABD’li Arap ve Müslüman seçmenlerin temsili artarken, Michigan Üniversitesi Arap-Amerikan Çalışmaları Merkezi Müdürü Sally Howell’in değerlendirmesi şöyle oldu:

"Senato bu temsilden çok uzak. 100 üyeli Senato'da herhangi bir Müslüman veya Arap ABD’li yok. Ancak Senato'daki bazı üyeler, İsrail'e desteğini değiştiriyor. Bir yandan İsrail'in kendini savunma hakkı iddialarına geleneksel olarak değişmeyen desteğini sunuyorlar, ancak aynı zamanda Filistinlilerin çektiği acıları ve Gazze'deki insani krizi kabul ediyorlar. Bu tür pozisyonları 15 yıldır duymuyorduk, bu yüzden Senato'da bir tür basit bir açılım var.”

Temsilciler Meclisi ve Senato'nun farklı temsil yapılarına sahip olması nedeniyle farklı duruşlar sergilediğini belirten Howell sözlerini şöyle sürdürdü:

“Temsilciler Meclisi'nde yaklaşık 16 üye ateşkes talep ediyor ve bu tamamen yeni bir durum. Temsilciler Meclisi'nde, geniş bir yelpazede konuda birbirlerini destekleyen solcu ilerici Demokratlardan oluşan bir koalisyon var ve Filistin onlar için önemli bir konu. Bu çok önemli bir şey, ancak bu üyelerin çok fazla gücü yok.”

ABD medyası ve İslamofobi

Kamuoyu yoklamalarına göre ABD’liler arasında İsrail'e geniş bir destek var. CBS ve YouGov tarafından yapılan bir ankete göre, İsrail sempatizanların oranı yüzde 51 iken, Filistinlilere sempati duyanların oranı yüzde 28. Gays el-Ömeri, ABD medyasının rolüne dikkat çekerek, bu medyanın ‘daima İsrail'e daha fazla önyargılı olduğunu’ söyledi.

Ancak, Gula, bu durumun, Emgage USA gibi kuruluşların, ABD’li Müslüman ve Arap seçmenleri ilgilendiren konularda farkındalık yaratmak ve dikkat çekmek için yaptığı çalışmaların önemini artırdığını belirtiyor. Gula’nın açıklaması şöyle oldu:

 "Wisconsin'e baktığımızda, Müslümanlardan ve ABD’li Araplardan oluşan 50 binden fazla seçmen, ülkenin gelecekteki başkanının kim olacağını belirleyecek. Michigan, ülkenin en büyük Müslüman topluluklarından birine ev sahipliği yapıyor ve 200 binden fazla kayıtlı seçmeni var. Pensilvanya ve diğer eyaletlerde de durum aynı... Bu, medya ne yansıtırsa yansıtsın önemlidir."

Fotoğraf Altı: Filistinli ABD’li çocuk Vedii el-Feyumi, Illinois'de bir nefret suçu sonucu öldürüldü. (AP)
Filistinli ABD’li çocuk Vedii el-Feyumi, Illinois'de bir nefret suçu sonucu öldürüldü. (AP)

Howell, son zamanlarda ABD'de İslamofobi’nin arttığını belirtiyor. Michigan'ın Dearborn kentinde yaşayan Howell, Illinois eyaletinde ABD’li bir adam tarafından öldürülen Filistinli çocuk Vedii el-Feyumi'ye işaret ederek, "Müslüman toplumu üzerinde bir korku hakim. Dearborn'da insanların şu anda dışarı çıkmak istemediklerini ve korktuklarını duyuyorum” şeklinde konuştu.

Gazze savaşı ve ABD seçimleri

ABD’li Arap ve Müslüman seçmenlerin, İsrail'i destekleyen Biden yönetimine muhalefeti artıyor. Bazıları, bu politikalar nedeniyle ona veya başka yetkililere oy vermeyeceğini söylüyor. Howell, buna örnek olarak Dearborn Belediye Başkanı'nın açıklamalarına işaret etti. Belediye Başkanı'nın ateşkes ve Filistinliler için adalet talep etmeyen federal yetkililerin pozisyonlarının ‘unutulmayacağını’ söylediğine işaret etti. Howell, "Michigan'daki ABD’li Araplar ve Müslüman ABD’liler, yetkililerinin geçmişte görmediğimiz bir şekilde kendileri adına konuşmasında ısrar ediyorlar" dedi.

Fotoğraf Altı: Washington'daki Kongre binasının önünde, 18 Ekim 2023'te ateşkes çağrısı yapan gösteriler düzenlendi. (AP)
Washington'daki Kongre binasının önünde, 18 Ekim 2023'te ateşkes çağrısı yapan gösteriler düzenlendi. (AP)

‘Çok cesaret verici’ bir noktaya işaret eden Ömeri,"Dışişleri Bakanlığı'na veya Savunma Bakanlığı'na gittiğimde Arap isimler görüyorum. 20 yıl önce bu bakanlıklara gittiğimde bu isimleri görmüyordum. ABD’li Arapların siyasi sürece katılımı, yerel düzeyde veya federal düzeyde hükümette olsun, bu Arap tarafına ses veriyor" dedi. Ancak Ömeri aynı zamanda şu noktaya dikkat çekti:

"Filistinlilere olan desteğin çoğu, Demokrat Parti'nin sol kanadından geliyor. Bu, Demokrat Parti içinde çok önemli bir ses yaratıyor, ancak diğer taraftan, bizi siyasi haritanın tek bir akımına ait bir topluluk olarak görmenin çok tehlikeli olabileceğini belirtmek önemlidir... Bu, iki ucu keskin bir bıçaktır."

Fotoğraf Altı: Chicago'da 11 Ekim 2023 tarihinde Filistinlilere destek gösterisi düzenlendi. (AP)
Chicago'da 11 Ekim 2023 tarihinde Filistinlilere destek gösterisi düzenlendi. (AP)

ABD’li Arap ve Müslüman topluluğunun sosyal açıdan muhafazakâr olduğunu söyleyen Gula "Ancak siyasi süreç ve mevcut siyasi ortam nedeniyle, şu anki gerçeklik gereği daha çok Demokrat Parti'nin içine giriyoruz” dedi. Mevcut durumun değişebileceği konusunda uyaran Gula, "Bu topluluk içinde bugün ihanet duygusu var. Bu duygu, Demokrat Parti yönetiminin İsrail'i destekleyen tutumundan kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı. Gula, kuruluşu tarafından yaptığı bir anketin sonuçlarını paylaştı. Ankete göre, 2024 başkanlık seçimleri bugün yapılırsa, kayıtlı Müslüman ABD’lilerin yüzde 5,2'si Biden'a, yüzde 15'i Trump'a, yüzde 53'ü üçüncü bir adaya oy verecek ve geri kalanı oy kullanmayı reddedecek. Gula sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biden yönetimi, ateşkes talep etmek ve Filistin halkının kan dökülmesini durdurmak için harekete geçme sorumluluğuna sahiptir."

Çifte standart?

Ömeri, ABD'nin, Gazze Savaşı'na yönelik tutumunun, Ukrayna Savaşı'na yönelik tutumundan farklı olması nedeniyle ‘çifte standart’ uyguladığı yönündeki suçlamaların arttığını belirtti. Ömeri konuya dair şu açıklamada bulundu:

“İnsan hakları hakkında konuşmak bir yana, farklı uygulamalara başvurmak sadece Demokratların sorunu değil. George W. Bush yönetimi, en çok birlikte çalıştığım ve insan hakları hakkında konuşan yönetimdi... Ancak çıkarlar değerlerle çatıştığında, çıkarlar her zaman kazanır. Askeri veya dış politika kararlarını alırken, kuru sözler veya umutlar bir faktör değildir."

Fotoğraf Altı: Biden, 22 Eylül 2023'te Zelenskiy ile Beyaz Saray'da görüştü. (AP)
Biden, 22 Eylül 2023'te Zelenskiy ile Beyaz Saray'da görüştü. (AP)

Howell, bu açıklamanın, yönetimin tutumları nedeniyle ABD’li Arap ve Müslüman topluluğunun ‘ihanet’ hissini engelleyemeyeceğini söyledi. "Siyasi kurum tarafından terk edilmiş hissediyorlar, özellikle de kendilerini temsil etmeleri için seçtikleri yetkililer tarafından... Michigan'da en azından Müslümanlar ve Demokrat Parti arasındaki bu çatlağı düzeltmek için ne gerektiğini bilmiyorum" dedi.



Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası suç örgütlerine karşı siber araçların kullanımına izin verdi

Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)
Trump'ın imzaladığı memorandumda, yabancı suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen fidye yazılımı saldırıları “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütlerinin” gerçekleştirdiği saldırılar olarak nitelendirildi. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’ın açıklamasına göre federal kolluk kuvvetlerinin, ABD yargı yetkisinin dışında faaliyet gösteren ve Amerikalılara yönelik saldırılar düzenleyen uluslararası suç örgütleriyle mücadelede siber araçları kullanmasına imkân sağlayacak bir memorandum imzaladı.

Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu ile yönetimine, “özel sektörün kapasite ve yeniliklerinden yararlanarak bu siber operasyonların ABD hükümetinin gözetimi, yönlendirmesi ve yetkisi altında yürütülmesini sağlama” talimatı verildiğini bildirdi.

Beyaz Saray, memorandumla ilgili dün yaptığı açıklamasında, yabancı suç örgütlerinin gerçekleştirdiği fidye yazılımı saldırıları, mali dolandırıcılık operasyonları ve diğer suçlara dikkat çekti. Söz konusu örgütler memorandumda “uluslararası faaliyet gösteren suç örgütleri” olarak tanımlandı.

Beyaz Saray ayrıca memorandumun, özel sektör şirketlerini; diğer özel kuruluşların yanı sıra federal hükümet, eyalet yönetimleri ve yerel kurumlarla anlaşmalar yaparak uluslararası suç örgütleriyle bağlantılı tehditler hakkında bilgi toplamaya ve bu tehditlere karşı siber operasyonlar önermeye teşvik eden bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.

Memoranduma göre, uygun şartları taşıyan şirketler, federal hükümetin gözetimi altında belirlenen hedeflere yönelik “elektronik gözetim ve elektronik etki operasyonları” yürütecek.

Memorandumda, “elektronik etkilerin; söz konusu örgütlerin kontrolündeki bilgi sistemleri, ağlar veya bu sistemler tarafından kontrol edilen fiziksel ya da sanal altyapının manipüle edilmesi, devre dışı bırakılması, engellenmesi, zarar görmesi veya yok edilmesi ya da bunlarda depolanan bilgilerin etkilenmesini kapsadığı” belirtildi.

Özel sektör şirketlerinin suç örgütleri ve diğer hedeflere karşı siber operasyonlara katılması fikri yeni değil. Ancak bu uygulama, istenmeyen sonuçlar doğurabileceği ve kurumlar arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceği endişeleri nedeniyle daha önce de tartışmalara neden olmuştu.


Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
TT

Çin’in cesur ekonomik dönüşümünün mimarı vefat etti

Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)
Eski Çin Başbakanı Zhu Rongji ile eski ABD Başkanı Bill Clinton, 1999 yılında Washington’da düzenlenen bir basın toplantısında (AFP)

Çin’in eski Başbakanı Zhu Rongji bugün 97 yaşında hayatını kaybetti. Zhu, Çin’in modern tarihindeki en kritik dönüşüm dönemlerinden biriyle özdeşleşen ekonomik bir miras bıraktı. Eski başbakan, kamu şirketlerinin yeniden yapılandırılması, konut mülkiyetinin yaygınlaştırılması ve Pekin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) üyeliğinin önünü açan zorlu reformlara öncülük etmişti.

Çin resmi haber ajansı Xinhua, Zhu’nun bir süredir devam eden hastalığının ardından Pekin’de yaşamını yitirdiğini bildirdi. Resmi taziye mesajında, Çin Komünist Partisi’nin önde gelen üyelerinden biri olarak nitelendirilen Zhu’nun hayatını ülkesine hizmet etmeye adadığı belirtildi. 1998-2003 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten Zhu, ekonomik açıdan Çin’i zarar eden kamu kuruluşlarının ağırlıkta olduğu bir yapıdan, küresel ekonomiye daha fazla entegre olmuş sanayi ve ticaret gücüne dönüştüren başlıca isimlerden biri olarak hatırlanacak.

Zhu, başbakan olmadan önce, 1990’lı yıllarda enflasyonu kontrol altına almak amacıyla yürüttüğü sert mücadeleyle ekonomik itibar kazandı. Bu süreçte kredi kısıtlamalarına başvuran ve zarar eden kamu şirketleri üzerinde baskı kuran Zhu, sert ve doğrudan yönetim tarzıyla tanındı. Reformlara karşı çıkan yerel yöneticiler ve kamu kuruluşlarının yöneticileriyle karşı karşıya gelmekten çekinmedi.

Zhu’nun 1998’de başbakan olmasıyla reform süreci daha cesur bir aşamaya taşındı. Zhu, kâr etmeyen kamu kuruluşlarının kapsamlı biçimde yeniden yapılandırılmasını savundu. Milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine yol açan bu süreç, aynı zamanda daha verimli ve kârlı bir sanayi sektörünün temellerini attı. Zhu’nun amacı ekonomiyi tamamen özelleştirmekten ziyade bankalar, petrol ve havacılık şirketleri gibi büyük kuruluşları, devlet kontrolünü koruyarak ticari esaslarla faaliyet gösteren yapılara dönüştürmekti.

Aynı yıl, Çin kentlerinin ekonomik ve sosyal yaşamını değiştiren bir başka reforma daha imza attı. Kamu şirketlerinin mülkiyetindeki konutların, bu konutlarda yaşayanlara satılmasını sağlayan Zhu, özel konut mülkiyetinin yaygınlaşmasına katkıda bulundu. Bu adım, daha sonra Çin ekonomisinin en önemli büyüme motorlarından biri haline gelecek emlak sektöründeki büyük patlamanın da önünü açtı.

En büyük başarı

Ancak Zhu’nun adıyla en fazla özdeşleşen başarı, Çin’in WTO’ya üyeliği için yürütülen zorlu müzakerelere liderlik etmesi oldu. 1999’daki müzakereler sırasında ülke içinde yükselen itirazlara ve Washington’la yaşanan anlaşmazlıklara rağmen Zhu, piyasaların dışa açılması yönündeki çabalarını sürdürdü. Çin, sonunda Aralık 2001’de WTO’ya üye oldu.

Bu üyelik, Çin açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çinli şirketlere küresel pazarlara daha geniş erişim sağlayan üyelik, yabancı yatırımları çekti ve ülkenin dünyanın en büyük üretim merkezine dönüşümünü hızlandırdı. Çin ekonomisi izleyen 10 yılda yıllık yüzde 8’in üzerinde büyüme oranlarını korurken, ülke 2010 yılında Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi. Zhu, kamu maliyesi alanında da önemli bir iz bıraktı. 1990’lı yıllarda, vergi gelirlerinin daha büyük bir bölümünün yerel yönetimlerden Pekin yönetimine aktarılmasını sağlayan bir vergi sisteminin oluşturulmasına katkıda bulundu. Bu düzenleme, merkezi hükümetin ekonomiyi yönetme ve politikalarını finanse etme kapasitesini güçlendirdi.

Olağanüstü bir kariyer

Zhu’nun kişisel kariyeri de Çin’in geçirdiği dönüşümlerin bir yansıması niteliğindeydi. 1928 yılında Hunan’da doğan Zhu, 1957’de siyasi olarak dışlandı. Daha sonra Kültür Devrimi sırasında kırsal bölgelerde çalışmaya gönderildi. 1979’da ise siyasi itibarı iade edildi.

Bunun ardından hızla yükselen Zhu, önce Şanghay Belediye Başkanlığı görevini, ardından başbakan yardımcılığını üstlendi ve nihayetinde hükümetin başına geçti.

Reformlarının toplumsal maliyetine ilişkin tartışmalara rağmen Zhu’nun ekonomik mirası açık bir anlayışa dayanıyordu: Ekonominin uzun vadede rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için kısa vadeli bedelleri göze almak. Bu yönüyle Zhu, yalnızca hızlı büyüme dönemini yöneten bir hükümet başkanı değil, Çin’in küresel bir ticaret ve sanayi gücüne dönüşmesini mümkün kılan ekonomik yapının başlıca mimarlarından biri olarak öne çıktı.


ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
TT

ABD’nin Karadeniz’deki ateşi söndürmeye yönelik hamlesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus Deniz Kuvvetleri'ne ait Varyag güdümlü füze kruvazörünü ziyareti sırasında, Uzak Doğu'daki Sahalin Adası açıklarında Pasifik Filosu'nun deniz tatbikatlarının son aşamasını denetlerken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz’de karşılıklı devam eden bombardımanı durdurmaya çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temmuz ayı sonlarında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde ilettiği talep üzerine Kiev, Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nı kullanan tankerlere yönelik saldırılarını geçici olarak durdurdu.

Financial Times gazetesinin Ukraynalı yetkililere dayandırdığı habere göre Kiev, Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmaması veya Rus petrolü ve malları taşımaması şartıyla Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) tesislerini ve Rusya bandralı olmayan tankerleri hedef almamayı kabul etti. ABD yönetimi ise varılan mutabakatın detaylarını henüz resmi olarak doğrulamadı.

Söz konusu tesisin sahip olduğu kritik önem, Kazakistan petrolünü Rusya toprakları üzerinden ihraç etmesinden ve ABD merkezli Chevron ile ExxonMobil şirketlerinin bu hattı besleyen projelerde büyük hisselerinin bulunmasından kaynaklanıyor. Temmuz ayındaki saldırılar yükleme operasyonlarının beşten birine varan oranını akamete uğratmış ve Kazakistan’ın petrol üretiminde bir ayda yüzde 14’lük bir düşüşe yol açmıştı. Bu durum, fiyatlarda dalgalanma yaşanması ve her iki şirketin zarar görmesi yönündeki endişeleri tetiklemişti.