İsrail'deki çatlağı derinleştirebilecek bir tercih: Kara operasyonu mu yoksa esir anlaşması mı?

"7 Ekim'deki korkunç sahnelerin ardından dünyanın Tel Aviv'e verdiği benzeri görülmemiş kredi azalmaya başlıyor"

(AFP)
(AFP)
TT

İsrail'deki çatlağı derinleştirebilecek bir tercih: Kara operasyonu mu yoksa esir anlaşması mı?

(AFP)
(AFP)

Emel Şehade 

Gazze savaşının 23. gününde kara operasyonunun tarihi ve yaklaşık 400 bin yedek askerin konuşlandırılması konusunda İsrail kesin karar almadı.

İsrail ordusu Gazze'de 229 İsrailli esirin varlığını itiraf ederken, İsrail'de anlaşmazlıklar ve öncelikler konusunda tartışmalar yükseliyor. 

Gazzeli 4 kadının serbest bırakılmasının ardından, acil operasyon çağrısında bulunan sese halkın desteği azaldı.

Geçen hafta İsraillilerin yüzde 65'i büyük bir kara operasyonu çağrısında bulundu.

Enstitülerden birinin Maariv gazetesi için yaptığı kamuoyu araştırmasına göre bu oy daha sonra yüzde 29'a düştü.

Ayrıca "kara harekâtının ertelenmesini" isteyen İsraillilerin oranı yüzde 49'a yükselirken, yüzde 22'si halihazırda "ne tercih ettiğini bilmediğini" ifade etti.

Bu veriler, İsrail'in halk arasında, siyasi ve askeri düzeyde tanık olduğu güven eksikliğini yansıtıyor.

Bu durum, siyasi düzeyde karar vericilerin popülaritesine de yansıdı.

Knesset Üyesi Benny Gantz'ın liderliğini yaptığı resmi kampın popülaritesi azaldı ve bugün parlamento seçimleri yapılması halinde yalnızca 36 sandalye alabileceği tahmin ediliyor.

Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidardaki Likud Partisi de yalnızca 19 sandalye kazanabiliyor.

Başbakan Gantz yüzde 49 oranında oy alırken, Netanyahu ise yüzde 28'i geçemiyor.

Bu veriler, İsrail'de 7 Ekim'de yaşananlardan Netanyahu ve siyasi liderliğin sorumlu tutulduğunu gösteriyor.

Siyasi ve askeri yetkililerin tahmin ettiği gibi ordunun kara operasyonu yapamayacağı yönünde bir endişe de var.

Esirler saldırının engellenmesinin başlıca nedenidir.

Esir ailelerinin yürüttüğü yerel ve uluslararası kampanyaya paralel olarak kara harekatına katılmama çağrısında bulunanların oranında artış esirlere zarar verme veya davalarını karmaşıklaştırma korkusuyla "askeri kabine" ve askeri liderlik üzerindeki kara operasyonundan çekilme yönündeki baskıyı artırıyor.

Bu arada esirlerin ailelerinin temsilcileri, müdahalede bulunmak ve yakınlarının geri dönüşünü garanti altına alacak bir anlaşma konusunda Hamas'la uzlaşıya varmak üzere birçok ülkeyi ziyaret ediyor.

Kaçırılan ve Kayıp Kişilerin Aileleri Forumu, yalnızca mahkumlar konusunu önceliklerinin en üstüne koymayan İsrail liderliğinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi ve aynı zamanda Washington ve İsrail'le müttefik olan ülkelerin de yalnızca yabancı pasaport taşıyan esirleri serbest bırakmaya çalıştıklarını ve İsrail pasaportu taşıyanları, özellikle de çocukları ve kadınları görmezden geldiklerini söyledi.

İsrailli askeri uzman Yoav Limor, esirlerin serbest bırakılması konusunun çeşitli uluslararası kuruluşların dahil olduğu büyük önem taşıyan bir konu olduğunu söyledi.

Limor, "En iyi seçenek, kara operasyonunun esirler İsrail'e dönene kadar ertelenmesi olacaktır. Tüm esirlerin istisnasız geri gönderilmesi gerekiyor. Yoksa Hamas, Gazze Şeridi'ndeki hava bombardımanı sonucu çok sayıda yerinden edilmiş ve yaralanmış Filistinlinin olduğu bir ortamda, Gazze'deki egemenliğini pekiştirirken sonsuza dek bizimle oynamaya devam edecek" dedi.

İsrailli esirlerin ateşkes karşılığında geri dönme olasılığına ilişkin Katar'da dolaşan söylentilerin aksine, İsrailli bakanlar, Likud Partisi ve çeşitli partilerden temsilciler, Hamas'ın İsrailli esirlerin serbest bırakılması için şart koşabileceğini düşünüyor.

Kimileri Hamas'ın elinde tuttuğu her İsrailli esirin paha biçilemez olduğunu ve bu doğrultuda Hamas’ın karşılık olarak talep ettiği her esirin tereddüt edilmeden serbest bırakılması çağrısında bulunuyorlar.

Limor ve diğer İsrailli analistler, Tel Aviv'in esirleri serbest bırakma taahhüdünde bulunması, ancak bu kişilerin Gazze'ye vardıktan sonra herhangi bir dokunulmazlık almamaları şartının koşulması gerektiğinin altını çiziyor.

Limor da diğer İsrailli analistler gibi İsrail hapishanelerinden serbest bırakılacak herkesin Batı Şeria'ya ve memleketi Kudüs'e değil Gazze'ye gitmesini öneriyor.

Limor, serbest bırakılan esirlere dokunulmazlık verilmemesinin, İsrail'in uygun göreceği her an suikasta kurban gidebilecekleri anlamına geldiğine dikkat çekti.

Bu pozisyon, İsrail Eski Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un daha aşırı pozisyonunu destekliyor.

Halutz İsrail Ordu Radyosu ile yaptığı bir röportajda karar alıcılara şunu önerdi:

Tüm İsrailli esirlerin geri dönüşünü garanti etmeleri koşuluyla, Hamas'ın tüm güvenlik esirlerinin serbest bırakılması ve İsrail hapishanelerinin boşaltılması talebi dahi kabul edilmeli.

Yedek askerlerin terhis edilmesi

Şu ana kadar siyasi ve askeri yetkililerin açıklamalarında büyük çelişkiler oldu.

İsrail Ordu Sözcüsü günde 3 veya 4 kez halkın karşısına çıkıp ordunun kara harekâtına girmek için hazırlıklarını tamamladığını ve siyasi düzeyden gelecek sinyali beklemek için hazır olduğunu teyit eden açıklamalar yaptı.

Mini hükümet toplantılarının veya hükümetin düzenlediği gizli toplantıların sızdırılmasıyla kara operasyonu kararının, bölgesel bir savaşın çıkmasını engellemeye çalışan ve esirlerin İsrail'e geri dönmesini sağlamak için çaba gösteren ABD'nin tutumuna bağlı olduğu ortaya çıktı.

Aynı zamanda, ordunun kara operasyonuna girmeye hazır olmadığı konusunda güvenlik güçleri ile hükümet arasında yürütülen fırtınalı tartışmaları ve araştırmaları sızdıranlar da var.

İsrailliler, İsrail ordusunun Gazze'de yürüyeceği yerin altında tüneller ve patlayıcılarla dolu ikinci bir şehrin bulunduğunu söylüyor.

İsraillilerin korkusu bu. Pek çok kişi, özellikle de İsrail hükümetinin politikasına ve "yargı darbesi" planına karşı protestolara katılmaları nedeniyle birçoğu yaklaşık bir yıldır eğitim almayan yedek askerlerin kara operasyonu yürütme yetenekleri konusunda uyarıyor. 

İstihbarat uzmanı Ronen Bergman'a göre İsrail'in önünde 3 değil 2 seçenek var:

Savaşın askeri hedeflerine ulaşmak ve tüm ülkeyi travmaya uğratan Hamas hareketinin askeri, örgütsel ve siyasi altyapısını ortadan kaldırmak için ya kaçırılan tüm insanları, kadınları, çocukları, yaşlıları, erkek ve kadın askerleri kurtaracak bir esir takası anlaşması yapacak ya da güney ve kuzey sınırlarında konuşlu güçlerini serbest bırakıp Gazze'ye gönderecek.

Bergman, İsrail'in yoğun bombardımanının ardından Gazze'de yaşanan manzaralar ve özellikle çocuk ve kadın cesetlerinin fotoğrafları ve yansımaları konusunda uyardı.

Bergman, "7 Ekim'deki korkunç sahnelerin ardından dünyanın İsrail'e verdiği benzeri görülmemiş kredi kaybolmaya başladı" dedi. 

Kara operasyonu ve Benny Gantz tarafından sunulan planın uygulanması konusunda çözüm bulunmaması üzerine yaklaşık 3 haftadır Gazze sınırında bekleyen yedek askerlerin terhis edilmeye başlanması kararlaştırıldı.

Planın aşamalı olarak uygulanacağını ve bir yıldan fazla sürebileceğini gösteren parametreler var.

İhtiyaç da yokken yedek askerlerin İsrail bütçesine yüksek maliyeti bulunuyor.

Askeri birlikler, özel operasyon türleri konusunda ve Gazze Şeridi yakınındaki askeri faaliyetler kapsamında eğitimlere başladı.

Birime bölgeye veya İsrail sınırına giren bomba yüklü İHA'ya karşı nasıl karşı konulacağına dair eğitim veriliyor.

Askeri yetkililer, şu anda büyük bir kara operasyonu meselesinin ordunun elinden çıktığını söylüyor.

Genelkurmay Başkanı Herzi Halevy, "İsrail savaş yürütüyor. Bu aşamada bize daha hazırlıklı olabilmemiz adına gelişmek ve her dakikayı en iyi şekilde değerlendirmek için zaman kazandıracak taktiksel ve stratejik değerlendirmeler var.  Pek çok İsrail askeri ve güvenlik görevlisi yalnızca hava bombardımanı ile Tel Aviv'in Gazze savaşında Hamas'ı ortadan kaldırma ve tüm üyelerini Gazze'den çıkarma hedeflerine ulaşamayacağını söylüyor" dedi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.