Orduyla karşı karşıya gelen Netanyahu özür diledi

Netanyahu’nun ‘devleti ve savaşı yönetmeye uygun olmadığını’ düşünenlerin sayısı artıyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)
TT

Orduyla karşı karşıya gelen Netanyahu özür diledi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ‘devleti ve savaşı yönetmeye uygun olmadığını’ düşünen İsraillilerin sayısı artıyor. Yapılan açıklamalara göre sağcı kamptaki müttefikleri bile onun artık deneyimli bir lider olmadığını fark etmeye başladı. Üç hafta önceki Hamas saldırısından bu yana yaptıklarına bakıp değişken kararlarını ve çelişkili açıklamaları yadırganıyor. Müttefikleri, Netanyahu’nun, güç görüntüleri vermeye çalışsa da bunların zayıflığa dönüştüğünü ve performansının yurt içindeki rakiplerini ve yurt dışındaki düşmanlarını güçlendirdiğini savunuyor. Kendisine iktidardaki sandalyelerin çoğunluğunu veren halk, 7 Ekim’den bu yana devam eden savaşın ortasında ondan hızla yüz çeviriyor ve istifasını istiyor. Yazılı olarak özür dilediğinde ve “Özür dilerim, hata yaptım” diye yazdığında bile kendisine inanmıyorlar.

Gazetecilerle görüşme

Netanyahu gece geç saatlerde savaş komutasının iki üyesi, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Devlet Bakanı Benny Gantz ile ortak basın toplantısı düzenledi. Savaşın başlangıcından bu yana ilk kez gazetecilere soru sorma izni verileceği bildirildi. Sorular yalnızca Netanyahu’ya yöneltildi. Bunlardan biri, İsrail Ordu Radyosu muhabiri tarafından yöneltilen, !savaştan önce Askeri İstihbarat Teşkilatı AMAN Başkanı Aharon Haliva ve İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) Başkanı Ronan Bar’dan bir savaş çıkma ihtimalinin yüksek olduğuna dair uyarı raporları alıp almadığı’ sorusuydu. Yüzünden ve ses tonundan şaşkınlığı okunan Netanyahu bu soruya şöyle cevap verdi:

Gündeme gelen tüm meseleler incelenecektir. Herkes sorgulanacak, ben de öyle. Şimdi hepimiz, bizi haritadan silmek isteyen düşmanın görevlerini engellemek için buradayız.

Bu cevap, yakınlarını memnun etmedi. Onu zayıf ve kaçamak tavır sergileyen biri olarak nitelendirdiler. Yakınlarından bir kısmı kavgacı ve kibirli bir üslup kullandı. Derhal yanıt vermesi ve kimsenin onu uyarmadığını söylemesi gerektiğini vurguladılar. Netanyahu uyuyamadı. Gece 01:10’da sosyal ağlardaki sayfasında bir gönderi yayınlandı. Söz konusu paylaşımda şu ifadelere yer verdi:

Başbakan Netanyahu, hiçbir koşulda ve hiçbir aşamada Hamas’ın savaş açma niyeti konusunda uyarılmadı. Bilakis AMAN lideri ve Şin-Bet lideri de dahil olmak üzere tüm güvenlik yetkilileri, Hamas’ın yıldırıldığını ve uzlaşmaya yanaşacağını düşünüyorlardı (...) Savaşın çıktığı son ana kadar tüm istihbarat teşkilatları tarafından başbakana ve hükümete defalarca kez aynı bilgi verildi.

Şiddetli fırtına

Netanyahu uyandığında bu paylaşımın yankılarının şiddetli bir fırtınaya dönüştüğünü gördü. Muhalefet ve koalisyona yakın bazı kişiler kendisini eleştirdi. Basın onun sorumsuzca ve başbakana yakışmayan davranışlarda bulunduğu konusunda hemfikirdi. Yeryüzünde hangi başbakanın, birlikte ölüm kalım savaşı yürüttüğü ordu ve istihbarat liderlerini hedef alacağını sorguladılar.

Kendisine yönelik bu saldırı hayal edilenin de ötesine geçti, büyütüldü ve ‘açıkça kendisine karşı kullanılan bir hata’ haline getirildi. Onu hedef alanlar arasında muhalefet lideri Yair Lapid ve yargı reformuna karşı çıkan protesto hareketinin liderleri öne çıktı. Lapid şöyle bir açıklama yaptı:

Netanyahu kırmızı çizgiyi aştı. İsrail askerleri ve ordu komutanları Hamas ve Hizbullah’a karşı savaşırken, onlara destek vermek yerine onları suçlamaya çalışıyor. Sorumluluktan kaçma ve güvenlik aygıtını suçlama girişimleri, İsrail’in düşmanlarıyla savaştığı bir dönemde İsrail ordusunu zayıflatmaktadır. Netanyahu’nun açıklamalarından dolayı özür dilemesi gerekiyor.

Yedek askerlerden oluşan ‘Silah Kardeşliği’ adlı protesto hareketinin yayınladığı bildiri şöyle oldu:

Halkın ordunun arkasında seferber olduğu ve Hamas’ı yenmek için gece gündüz çalıştığı bir dönemde Netanyahu, partizan siyasetle ve soruşturma komitesiyle (Gazze’deki savaştan sonra kurulması bekleniyor) meşgul olmayı seçiyor. O, ben sorumluyum diyemez. Eğer gerçek bir lider olsaydı güvenlik güçlerine destek olur ve sorumluluk alırdı.

Geri adım atma ve özür dileme tavsiyesi

Netanyahu’ya sadık olanlar hemen geri adım atmasını ve özür dilemesini tavsiye ettiler. Netanyahu tartışmaya neden olan paylaşımını sildi. Kendisine yönelik büyük eleştiri dalgası karşısında kısmen özür dileyerek “Bir hata yaptım, özür dilerim. Bu sözlerin söylenmemesi gerekirdi” dedi. Ancak kendisine herhangi bir uyarı verilmediğini, bunun yerine Hamas’ın yıldırıldığı ve savaşa girmekten korktuğu konusunda kendisine güvence verildiğini de sözlerine ekledi. Bu nedenle sözlerine karşı kopan gürültü dinmedi ve ona karşı savaşla ilgili başka dosyalar da açılmaya başladı. Ordu ve istihbarat liderlerinin savaştan bir hafta önce gazetelerde uyarılar yayınladıklarını hatırlattılar. Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınlar, yerleşimcilerin Filistin beldelerine ve mülklerine yönelik saldırıları ve hapishanelerdeki mahkumların yaşam koşullarını kötüleştirme planı gibi Filistinlilere karşı hükümetin ve yerleşimcilerin politikalarının, güvenlikle ilgili tehlikeli bir duruma yol açabileceğini söylediklerine dikkat çekildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu uyarılara rağmen Netanyahu politikasını değiştirmedi ve bunu hükümette bile tartışmadı.

Netanyahu’nun birçok kişinin dikkatini çeken çelişkili bir politika yürüttüğü fark ediliyor. 1948 Bağımsızlık Savaşı’ndan daha tehlikeli bir varoluş savaşı yürüttüğünü söylerken onu bugüne kadar Hamas’ı güçlendirmeye devam etmekle suçlayanlar var. Bu kişiler şu söruyu yöneltiyorlar:

Bu sözleriyle Hamas’ın statüsünü yükselttiğini ve 30 bini geçmeyen savaşçısı olan bir örgütken onu daha güçlü, büyük ve devasa bir oluşum olarak gösterdiğini anlamıyor mu?

Nahum Barnea dün Yedioth Ahronoth gazetesinde şunları yazdı:

Bu, Netanyahu ve kabinedeki meslektaşlarının iddia ettiği gibi ikinci bağımsızlık savaşı olmaktan çok uzak. İsrail, Bağımsızlık Savaşı’nda varlığı için savaştı ama şu anda varlığı için savaşmıyor. Kaçırılan kişileri geri almak, suç teşkil eden terör örgütü tehdidini ortadan kaldırmak ve bölgedeki düşmanlara karşı caydırıcı gücünü yeniden tesis etmek için mücadele ediyor. Bunlar hükümetin başarabileceği şüpheli olan üç ağır görevdir.

Bazı uzmanlar, bu ruh haliyle Netanyahu’nun artık devleti ve savaşı yönetmeye uygun olmadığı değerlendirmesinde bulundu.



ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)

ABD’li federal savcılar dün, Kuzey Kore’nin uzaktan bilgi teknolojileri alanında çalışarak gelir elde etmeyi amaçladığı öne sürülen bir planın ortaya çıkarılması kapsamında iki kişinin gözaltına alındığını ve 180’den fazla bilgisayara el konulduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı, Teksas eyaletinde dizüstü bilgisayar çiftlikleri olarak kullanıldığından şüphelenilen 40’tan fazla adrese baskın düzenlendiğini bildirdi. Söz konusu tesislerin, Amerikalı işverenleri Kuzey Kore vatandaşlarını işe almaya ikna ederek, Pyongyang’a 3 milyon dolardan fazla gelir sağladığı belirtildi.

Ohio ve Pensilvanya eyaletlerinde kara para aklama ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla iki ABD vatandaşı gözaltına alınırken, operasyon kapsamında 14 kişi hakkında daha suçlamada bulunuldu. Şüphelilerden 10’unun Çin’de yaşadığı bildirildi.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Başsavcı Yardımcısı John Eisenberg, “Kuzey Kore rejimi, yasa dışı faaliyetler için gelir elde etmek amacıyla geniş çaplı bilgi teknolojileri istihdam programlarından yararlanıyor. Bu faaliyetlerden sağlanan gelir, nihayetinde ABD’yi veya müttefiklerini hedef alabilecek silahların geliştirilmesinde kullanılabiliyor” dedi.

Bu olay, Kuzey Kore hükümetine yasa dışı gelir sağladığından şüphelenilen ve ABD’de faaliyet gösteren “dizüstü bilgisayar çiftliklerine” yönelik bir dizi kolluk kuvveti operasyonunun son halkasını oluşturuyor. Bu tesislerde çok sayıda bilgisayar bulunuyor ve söz konusu cihazlar yasa dışı gelir elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Nisan ayında da iki ABD vatandaşı, yurt dışındaki kişilerin, özellikle Kuzey Korelilerin, uzaktan bağlanarak kendilerini ABD’de ikamet eden bilgi teknolojileri uzmanları gibi tanıtmalarına olanak sağlayan benzer tesisler kurdukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştı.


İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.


Etiyopya, Afrika Boynuzu’ndaki kritik sorunlarla mücadelede İsrail’in desteğine güveniyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya, Afrika Boynuzu’ndaki kritik sorunlarla mücadelede İsrail’in desteğine güveniyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eylül 2019’da Kudüs’te (Etiyopya Haber Ajansı)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile yaptığı telefon görüşmesinde, Tigray bölgesinde yaşanan ve bölgeye yayılabileceği endişesine yol açan silahlı çatışmaların görece yatışmasının ardından ikili iş birliğini güçlendirme yollarını ele aldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Etiyopya’nın Afrika Boynuzu’nda artan bölgesel baskılarla başa çıkmak ve hareket alanını genişletmek için İsrail’in desteğine bel bağladığını değerlendiriyor.

Etiyopya Haber Ajansında dün yer alan habere göre Abiy Ahmed ile Netanyahu arasındaki telefon görüşmesinde ikili ilişkiler ve başlıca bölgesel gelişmeler ele alındı. Ajans, görüşmeyi “verimli ve yapıcı” olarak nitelendirdi.

Abiy Ahmed, X hesabından yaptığı açıklamada, iki tarafın ortak ilgi alanlarını görüştüğünü ve iş birliğini güçlendirme konusundaki kararlılıklarını yinelediğini belirtti.

İki başbakan arasındaki görüşme, Etiyopya Parlamentosunun, partisinin geçen haziran ayında yapılan seçimlerde ezici bir zafer kazanmasının ardından Abiy Ahmed’i yeniden başbakan olarak atamasından iki haftadan kısa süre sonra gerçekleşti.

gbhyju
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Eylül 2019’da Kudüs’te Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’i kabul ederken (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya’nın iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirme açıklamaları, 23 Eylül’de muhalif Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile çatışmaların yeniden başlamasından yaklaşık iki hafta sonra Etiyopya güçlerinin Tigray bölgesindeki kontrolünü genişletmesiyle eş zamanlı olarak geldi.

Bu gelişmelere, bir yanda Mısır ve Eritre, diğer yanda Etiyopya arasında yaşanan gerilimler eşlik etti. Addis Ababa ile Asmara karşılıklı olarak diplomatik ilişkileri keserken, Kahire ile de diplomatik düzeyde karşılıklı sınır dışı etme olayları yaşandı. Etiyopya, Eritre askerlerinin kendi topraklarına girdiğini öne sürerken, Asmara bu iddiayı reddetti.

Mısır Afrika İşleri Konseyi Başkan Yardımcısı Salah Halime, Netanyahu ile Abiy Ahmed arasındaki görüşmenin Etiyopya’nın attığı adımlara destek verilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor. Halime’ye göre bu destek, Kahire’nin karşı çıktığı Rönesans Barajı ve olası yeni barajlar dâhil su kaynakları konusunun yanı sıra denize erişim anlaşmazlığını ve Eritre ile artan gerilimi de kapsıyor.

Halime, Etiyopya’nın Mısır ve Eritre’ye yönelik kararlarının İsrail ile koordinasyon içinde alınmış olabileceği ihtimalini dışlamıyor. Söz konusu iş birliğinin büyük olasılıkla güvenlik, istihbarat ve askerî alanlarda yoğunlaşacağını öngörüyor.

Afrika Boynuzu uzmanı Ali Mahmud Kılni ise görüşmenin, Addis Ababa’nın iç güvenlik sorunlarıyla ve Eritre ile artan gerilimle karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çekti. Etiyopya’nın Mısır’ın karşı çıkmasına rağmen doğrudan denize erişim hedefinden vazgeçmediğini belirten Kılni, bu durumun ciddi soru işaretlerine yol açacağını ifade etti.

Kılni’ye göre Etiyopya, bölgedeki kritik sorunlarla mücadele etmek, hareket alanını genişletmek ve artan bölgesel baskıları dengelemek amacıyla İsrail’in desteğine güveniyor.

İsrail’in Etiyopya Büyükelçisi Avraham Neguise, geçen temmuz ayında Etiyopya Haber Ajansına yaptığı açıklamada, Etiyopya’nın “doğru yolda ilerlediğini” söylemişti. Neguise, Rönesans (Hedasi) Barajı projesinin ülkenin enerji sektörünü genişletmesi ve uzun vadeli sanayi kalkınmasını desteklemesi açısından büyük önem taşıdığını vurgulamıştı.

Büyükelçi, eylül ayında yaptığı başka bir açıklamada da İsrail’in Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim sağlayacak bir deniz kapısı edinme çabalarını güçlü biçimde desteklediğini belirtmişti.

Etiyopya, Eritre’nin 30 yıl süren savaşın ardından 1993’te bağımsızlığını kazanmasından bu yana denize kıyısı olmayan bir ülke konumunda bulunuyor. Ülke, özellikle Cibuti Limanı olmak üzere komşu ülkelerin limanlarına bağımlı durumda.