İsrail ordusu: Gazze’nin iç kesimlerinde şiddetli çatışmalar yaşanıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4639511-i%CC%87srail-ordusu-gazze%E2%80%99nin-i%C3%A7-kesimlerinde-%C5%9Fiddetli-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fmalar-ya%C5%9Fan%C4%B1yor
İsrail ordusu: Gazze’nin iç kesimlerinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor
İsrail'e ait bir zırhlı araç bugün İsrail'in güneyindeki Gazze Şeridi sınırı yakınlarında hareket ediyor (AP)
Ordudan yapılan yazılı açıklamada, askerlerinin son birkaç saat içerisinde Gazze’nin iç kesimlerinde şiddetli çatışmalara girdiği belirtildi.
Açıklamada, İsrail’in kara ve hava birliklerinin Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarına ait mevzi ve tanksavar füzesi birliklerinin vurulduğu ifade edildi.
Söz konusu çatışmaların Gazze Şeridi’nin hangi bölgesinde yaşandığına ilişkin ise bilgi verilmedi.
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Beşşar Esed döneminde Dera'da Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı olan Atıf Necip'in ilk duruşması sırasında Suriye ayaklanmasının başlarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını kaldıran aktivistler (AP)
Yirmi sekiz yaşındaki genç kadın, siyah peçesinin ardından ‘Sıra sana geldi doktor’ diye şarkı söylerken neredeyse dans edecekti. Bu sözler, eski Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necip'in yargılandığı ilk duruşmanın yapıldığı mahkeme salonunun kapısı önünde toplanan kalabalığın arasında yükselen bir sevinç çığlığıydı.
2011 yılında Dera'daki protestolar patlak verdiğinde henüz 15 yaşında olan genç kadın, duygularını ifade etmekte güçlük çekti. Şarku’l Avsat’a konuşan genç kadın “Ben Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesindenim. Tüm kuzenlerim ve tüm Dera halkı tutuklandı, takibe alındı, öldürüldü. Katilin yargılanması büyük bir sevinç kaynağı. Bugün zafer kazandık. Suriye'de insan haklarını çiğneyen herkesin hesap vermesini diliyorum” ifadelerini kullandı.
Şam'daki ceza mahkemesi salonu, Dera'daki Siyasi Güvenlik Şubesi'nin eski başkanı Atef Necib'in yargılanmasına ilişkin ilk duruşma sırasında, çevik kuvvet polisi tarafından halka kapatıldı (AP)
Nusur Caddesi üzerinde bulunan Adalet Sarayı’ndaki mahkeme salonunun kapısı önünde ve koridorlarında güvenlik güçleri yoğun güvenlik önlemleri alırken basın mensuplarının salon alanının büyük bölümünü kaplaması, sabahın erken saatlerinde Dera’dan gelen davacıların tepkisine yol açtı. Bu kişiler, isimleri çağrılana kadar salon dışında beklemek zorunda kaldı.
İçlerinden biri "Medya mensupları davacılar önce mi geliyor?" diye bağırdı. Ancak Adalet Sarayı’nın gürültüsü içinde ona kimse yanıt vermedi. Bölümler ve mahkemeler olağan işleyişini sürdürürken güvenlik güçleri, sanığın mağdurlarıyla adaletin gölgesinde bir araya geldiği bu tarihi anı izlemek isteyenlerin giriş-çıkışlarını düzenlemek amacıyla koridorlarda ve salon kapısı önünde yoğun biçimde konuşlandırıldı.
Ala Eba Zeyd, 2011 yılında Dera’da ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davada tutuklu çocuklar arasındaydı (Şarku’l Avsat)
Dava için Dera'dan 50'den fazla kişi geldi. Aralarında 2011 yılının şubat ayında Atıf Necip tarafından tutuklanarak o dönemde ‘Özgürlüğün Çocukları’ adıyla bilinen davanın failleri haline getirilen 6 genç de bulunuyordu. Bu gençler, bir okulun duvarına ‘Sıra sana geldi doktor’ yazmakla suçlanıyordu.
O dönemde 20'den fazla çocuk duvar yazısı yazdıkları gerekçesiyle tutuklandı. Ala Eba Zeyd, Şarku’l Avsat'a ‘Her türlü yazı, hatta kişisel bir isim ya da masum bir çocukluk anısının bile’ bu kapsamda değerlendirildiğini söyledi. Eba Zeyd, kardeşi Abdurrahman ile birlikte şikâyetçi taraf sıfatıyla duruşmaya katılmak için gelmişti. Kardeşi, Ahmed ve İbrahim Reşidat, Samir es-Sayasne ve İyad Halil dahil olmak üzere 5 diğer kişiyle birlikte sanık Atıf Necip'e karşı ilkokul çağındayken yaşadıkları tutukluluk ve işkenceye ilişkin delillerle yüzleşecek.
Dera'dan Şeyh Ahmed es-Sayasne ailesine mensup genç bir kadın; kendisi ve küçük yaştaki akranları tutuklanma ve ölümle yüzleşmek zorunda kaldı (Şarku’l Avsat)
Ala, Necip'in çocukların tutuklanmasını ve işkenceye maruz kalmasını inkâr ettiğini belirtti. Oysa istisnasız Esed hapishanelerine giren herkesin türlü korkunç işkence biçimlerine maruz kaldığı biliniyor. Aralarında en büyüğü on dört yaşında olanların da bulunduğu bu çocukların bir kısmı sonradan şehit düştü, bir kısmı göç etti, bir kısmı ise kaldı ve tanıklık etmek için mahkemeye geldi.
Suriye makamlarından davacıların mahkeme salonuna erişimini kolaylaştırmaya daha fazla özen göstermelerini isteyen Ala, Necip'in ve çökmüş rejimin Suriyelilere karşı ihlaller işleyen tüm sembol isimlerinin adil bir cezaya çarptırılmasını ve ‘tutukluların, şehitlerin ve kayıpların ailelerinin yudumlamak zorunda kaldığı acıyı tatmalarını’ diledi.
İyad Halil, 2011 yılında Dera'da Özgürlüğün Çocukları Davası’nda tutuklanan ilk kişiydi (Şarku’l Avsat)
Salona alınmak ve ifadesini vermek için çağrılmayı bekleyen İyad Halil şunları söyledi:
“Ben 8 Şubat 2011'de Suriye devriminin ilk tutuklusuyum; o zaman on dört yaşındaydım."
Halil, bacağındaki fiziksel engele işaret ederek “Bu işkence yüzünden oldu. Bize okulun duvarına yazı yazmak için dış güçler tarafından yönlendirildiğimi itiraf ettirmek amacıyla her türlü işkenceyi yaptılar. Ama ben o yazıyı gördüğümüz zulüm yüzünden yazdım” ifadelerini kullandı.
Suriye savaşının başlarında Dera'daki protestoculara yönelik şiddetli baskı kampanyasıyla suçlanan Tuğgeneral Atıf Necip'in duruşmalarını takip etmek için gelen izleyiciler (EPA)
Adalet Sarayı’na gelen avukatlardan biri, ceza mahkemesi salonu önündeki kalabalığa katılarak duruşmadan yapılan canlı yayını cep telefonu ekranından takip etti. Atıf Necip'in Adalet Sarayı’na gelişi sırasında ağladığı sahneyi şaşkınlıkla yorumlayan avukat, yanındaki meslektaşına dönerek "Saygıyla mahkemeye sevk edildiği için sevinçten ağlaması gerekir” dedi. Orada bulunanlardan biri, "İdamdan daha ağır bir ceza olsaydı onu talep ederdik” diye karşılık verdi.
Eski Suriye rejimi yetkililerinden Tuğgeneral Atıf Necip dün, Şam'daki duruşma salonuna girerken (EPA)
Ömeriye Camii’ne 2011 yılında düzenlenen baskınla ilgili davadaki davacılardan biri olan Abdulhakim es-Serhan, tüm mahalle sakinlerinin zarar gördüğü bu olaydan hareketle Atıf Necip'in kaderine Ömeriye Camii'nin önündeki meydanda karar verilmesini istedi. Serhan, “Necip, Dera Siyasi Güvenlik Şubesi'nin başkanıydı, yani Dera’daki en önde gelen devlet adamıydı. O dönemde Dera'da işlenen tüm ihlaller onun emirleriyle gerçekleşti” ifadelerini kullandı.
Orada bulunanlardan biri ise Necip'in 2011 yılında Siyasi Güvenlik Şubesi'nin kapısı önünde 12 kişinin hayatını kaybettiği ve 32 kişinin yaralandığı bir katliamı gerçekleştirdiğini belirterek Necip'in ve Dera'daki tüm Güvenlik Şubesi yetkilileri ile şebbiha (Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerler) liderlerinin bunun hesabını vermesi gerektiğini söyledi.
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nden Yasir Ata Abdulgani, Dera’da iki kardeşini kaybetti (Şarku’l Avsat)
2013 yılındaki Tünel Katliamı'nda yaralanan Basil Muric, kendisinin Esed rejiminin sembol isimlerine karşı açılan davada davacılardan biri olduğunu söyledi. Dera'dan 46'dan fazla kişiden oluşan bu ekip, duruşmayı izlemek için hep birlikte geldi. Basel, saldırı sonucu parmakları kesilmiş elini kaldırarak “Ailem, eşim ve iki çocuğum, Dera’daki Tünel Katliamı'nda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 24'ten fazla sivilin yanı sıra hayatını kaybetti” dedi. Basel, bombalama, tahrip ve öldürme emirlerini verenlerin tamamının yargılanması gerektiğini de ısrarla vurguladı.
İşgal altındaki Golan Tepeleri’nin Kurdem eş-Şerbeti mahallesinde ikamet eden Yasir Ata Abdulgani ise Dayanışma Mahallesi Katliamı’nın baş sanığı Emced Yusuf'un tutuklanmasının ve düşen eski rejimin sembol isimlerinin yargılanma sürecinin başlamasının ‘şehitlerin, kayıpların ve yerinden edilen kişilerin aileleri için büyük bir sevinç kaynağı’ olduğunu söyledi. Abdulgani, Suriye'nin tahrip edilmesine neden olan herkesten hesap sorulması temennisinde bulundu.
2012 yılından bu yana iki kardeşinden haber alamayan ve onlar hakkında ölüm belgesi mi çıkarsın yoksa beklesin mi bilemediğini belirten Abdulgani, adalet sürecinin başlamasının ‘yaslı kalpleri yatıştırdığını’ vurgulayarak Suriye makamlarından kurban yakınlarına duyulan şefkatle geçiş dönemi adaleti sürecini hızlandırmalarını istedi.
Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5266921-kidal%E2%80%99%C4%B1n-tuareg-isyanc%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1n-eline-ge%C3%A7mesi-ne-anlama-geliyor
Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
Tuareg isyancıları dün Kidal kentine geri dönüşlerini ve kentin ‘tamamen kontrol altına alınmasını’ kutladı. Bu gelişme, üç yıl önce Rusya’nın da destek verdiği Mali ordusu tarafından şehirden çıkarılmalarının ardından gerçekleşti. Sosyal medya aktivistleri, şehirden Rusya destekli güçlerin çekilişini gösterdiği öne sürülen görüntüleri paylaştı. Görüntülerde Mali bayrağının indirildiği ve yerine Azavad bayrağının çekildiği görülüyor.
Yaklaşık 55 bin nüfusa sahip Kidal şehri, uzun yıllardır Bamako yönetimi ile Tuareg isyancıları arasındaki çatışmaların merkezinde yer alıyor. Şehir, Kuzey Mali’de kontrol ve nüfuz mücadelesinin sembol noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Kidal’ın çöl dağları arasındaki stratejik konumu, onu ülkenin en kritik gerilim hatlarından biri haline getiriyor.
İsyancıların kalesi
1960 yılında Mali’nin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Kidal kenti, ülkenin güneyinde bin 500 kilometreden fazla uzaklıkta bulunan başkent Bamako’daki merkezi otoriteler ile ülkenin kuzeyinde yer alan ve Mali topraklarının üçte ikisini oluşturan Azavad bölgesinde özerklik talep eden Tuareg silahlı hareketleri arasında gidip gelen bir kontrol alanı oldu.
Tuaregler, Kidal’ın Fransız sömürgeciliğine karşı kuzeyden yürütülen direnişin merkezi olduğunu savunuyor ve kentin Bamako’ya bağlılığının sömürge döneminden miras kaldığını düşünüyor. Bağımsızlığın ardından hemen isyan başlatan Tuaregler, dönemin Mali Cumhurbaşkanı Modibo Keita tarafından Sovyetler Birliği’nin de desteğiyle sert biçimde bastırılmıştı.
Buna rağmen Kidal, Tuaregler açısından tarihsel ve sembolik önemini korudu. Kent, özellikle Sahra Çölü bölgesinde güçlü etkisi bulunan İfoghas kabilesi için “ruhani ve siyasi merkez” olarak kabul ediliyor. İfoghas kabilesi, Kuzey Mali’deki nüfuzuyla öne çıkıyor.
Kidal doğumlu ve Ifoghas kabilesine mensup birçok isim, Tuareg isyancı hareketlerinin liderliğinde yer aldı. Bu isimler arasında en dikkat çekenlerden biri, Iyad Ag Ghali oldu. Ghali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin adlı yapının lideri olarak biliniyor. El Kaide ile bağlantılı olduğu belirtilen bu örgütün, geçtiğimiz cumartesi Bamako’da düzenlenen ve Savunma Bakanı Sadio Camara’ya yönelik suikastın da aralarında bulunduğu saldırıları organize ettiği iddia edildi.
Müstahkem şehir
Kidal kenti, doğal yapısı sayesinde adeta bir ‘kale’ olarak tanımlanıyor. Ifoghas kabilesiyle özdeşleşen Adrar sıradağlarının merkezinde yer alan şehir, bu coğrafi konumu nedeniyle Sahra bölgesinde önemli bir stratejik ve askeri değer taşıyor.
Engebeli arazi yapısı, Kidal’ı askeri açıdan ele geçirilmesi zor doğal bir tahkimata dönüştürüyor. Bu özellik, kentin uzun yıllar boyunca silahlı gruplar için bir arka üs ve hava ile kara gözetiminden uzak stratejik bir sığınak olarak kullanılmasına imkân verdi. Kentin askeri önemini artıran bir diğer unsur ise bölgede bir askeri havaalanının bulunması ve stratejik Tisilit üssüne yakınlığı. Bu durum, Kidal’ı kontrol eden tarafın Kuzey Mali’deki hava ve kara ikmal hatları üzerinde hâkimiyet kurması anlamına geliyor. Ayrıca kent, Cezayir ve Nijer sınırlarına uzanan yollar üzerinde kritik bir geçiş noktası olarak kabul ediliyor.
Egemenliğin sembolü
Kidal’da Mali bayrağının yeniden göndere çekilmesi, ülkenin tam egemenliğinin yeniden tesis edildiğinin sembolü olarak değerlendirildi. Kent, 2012-2023 yılları arasında on yılı aşkın bir süre boyunca merkezi devletin kontrolü dışında kalmıştı. Kasım 2023’te Mali ordusu ile Rusya merkezli Wagner grubunun şehir üzerindeki kontrolü yeniden sağlaması, iktidardaki askeri yönetim tarafından ‘tarihi bir zafer’ olarak nitelendirildi.
2012 ile 2023 yılları arasında Kidal, ‘silahlı hareketler koordinasyonu’ olarak bilinen isyancı yapının kalesi haline geldi. Bu süreçte Birleşmiş Milletler (BM) barış gücü ve Fransız askerî varlığı bölgede bulunsa da, Mali ordusunun kente girişine izin verilmedi. Bu durum, 2015’te Cezayir’de imzalanan ‘uzlaşma anlaşmasının’ uygulanmasını da ciddi şekilde sekteye uğrattı.
Bamako yönetimi, Kidal’ın özel statüsünü anlaşmanın uygulanması önünde temel bir engel olarak görüyordu. Hükümete göre kentin silahlı grupların kontrolünde kalması ‘devlet içinde devlet’ benzeri bir yapı oluşturuyordu. Bu çıkmaz, sürecin sonunda söz konusu anlaşmanın fiilen çökmesine yol açtı.
Barut fıçısı
Kidal, Mali’deki tüm karmaşık dinamikleri özetleyen bir merkez olarak değerlendiriliyor. Tarihsel ve siyasi açıdan Tuareg isyancılarının kalesi olan şehir, aynı zamanda terör örgütleriyle iç içe geçmiş bir yapıya da sahne oldu. Bölgede, seküler isyancı hareketlerle El Kaide ideolojisine yakın radikal gruplar bir arada faaliyet gösterdi. Bunların en dikkat çekenlerinden biri, daha sonra Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin çatısı altında birleşen Ensaruddin hareketi oldu.
Bu farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen grupları bir arada tutan ortak unsur, Bamako’daki merkezi otoriteye karşı duyulan muhalefetti. Ancak bu ortak zemin bile her zaman bir arada yaşamayı mümkün kılmadı; şehir içinde zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı ve bu durum Kidal’daki güç dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.
Bunun yanında, kentte hassas kabile ve etnik dengeler de belirleyici rol oynuyor. Kidal üzerinde kontrol sağlamak, yerel kabile liderleriyle uzlaşmayı zorunlu kılıyor. Demografik yapıya müdahale edilmesi veya dışarıdan askeri bir otoritenin dayatılması, askeri boyutu aşan sert bir toplumsal direnişle karşılık buluyor. Tüm bu faktörler Kidal’ı, patlamaya hazır bir ‘barut fıçısı’ haline getiriyor. Ayrıca şehir, Sahra’yı aşan kaçakçılık ağlarının önemli bir geçiş noktası haline gelmiş durumda. Kaçakçılık, yasa dışı altın madenciliği ve silahlı gruplarla bağlantılı ekonomik faaliyetlerin büyümesi, bölgede istikrara ve merkezi otoriteye ihtiyaç duymayan bir ekonomik düzen oluşturmuş durumda.
Güney Lübnan'daki ateşkes tehlikedehttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5266886-g%C3%BCney-l%C3%BCbnandaki-ate%C5%9Fkes-tehlikede
Güney Lübnan'daki Nabatiye el-Fevka'yı hedef alan İsrail hava saldırıları sonucu dumanlar yükseliyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump’ın üç hafta daha uzattığı Lübnan-İsrail ateşkesi, onlarca İsrail hava saldırısının kaydedildiği ve Hizbullah’ın Lübnan topraklarındaki İsrail güçlerine yönelik topçu atışları gerçekleştirdiği askeri bir tırmanışın gölgesinde tehlikeye girdi.
İsrail ordusu dün, anlaşmanın uygulamaya girmesinden bu yana ilk kez Litani Nehri'nin kuzeyinde yer alan 7 beldeyi kapsayacak şekilde tahliye uyarılarını genişletti. Bu gelişme ateşkesi tehdit eder nitelikte değerlendirildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hizbullah'ı anlaşmayı ‘baltalamakla’ suçlayarak şunları söyledi:
“ABD ile ve bu arada Lübnan ile de mutabık kalınan düzenlemeler çerçevesinde kararlılıkla hareket ediyoruz."
Netanyahu, bunun ‘yalnızca saldırılara karşılık vermekle sınırlı olmaksızın serbestçe hareket edebilmek anlamına geldiğini’ de vurguladı.
Öte yandan Hizbullah bu suçlamaları reddetti ve “Başarısızlığını kanıtlamış hayal kırıklığı yaratan bir diplomasiyi beklemeyeceğiz ve güvenmeyeceğiz” diyerek askeri karşılık vereceğini açıkladı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة