Lazer ışınları havadan elektrik enerjisi aktaracak

Lazer enerjisinin yerden atmosfer yoluyla uzak bölgelere iletilmesine ilişkin yaratıcı bir çizim.
Lazer enerjisinin yerden atmosfer yoluyla uzak bölgelere iletilmesine ilişkin yaratıcı bir çizim.
TT

Lazer ışınları havadan elektrik enerjisi aktaracak

Lazer enerjisinin yerden atmosfer yoluyla uzak bölgelere iletilmesine ilişkin yaratıcı bir çizim.
Lazer enerjisinin yerden atmosfer yoluyla uzak bölgelere iletilmesine ilişkin yaratıcı bir çizim.

ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), enerjiyi aktarmak için kablolara yerine yerine lazer ışınlarını kullanmayı planlıyor. Ajans geçtiğimiz Eylül ayında, bu amaç için gerekli olan hava enerji röleleri sistemlerini tasarlamak üzere 3 grup seçtiğini duyurdu.

Atmosfer boyunca ışık enerjisi

Herkes lazer ışınlarının güneş pilleriyle nasıl çalıştığını hayal edebilir ve enerji aktarım sürecinin nasıl yürütüldüğünü düşünebilir.

Lazer ışınları, ışığı elektriğe dönüştürerek güneş hücreleri ağına gönderiyor.

DARPA bu projeyle evlere elektrik sağlamasını değil, enerji üretmenin zor, pahalı ya da tehlikeli olduğu yerlere enerji ulaştırmayı hedefliyor. Çünkü altyapısı yakıt ya da batarya sevkiyatı gerektiriyor.

DARPA'da "Sürekli Kablosuz Optik Enerji İletimi" girişimini yöneten elektronik mühendisi Paul Jaffe, Amerikan "Electrical Engineers" dergisinin internet sitesinde yer alan röportajında şunları söyledi "Enerji, savunma operasyonları da dahil olmak üzere yaptığımız her faaliyeti destekliyor. Kablosuz bir güç ağı lojistiği azaltabilir ve gücü son derece esnek, verimli ve ölçeklenebilir bir şekilde sağlayabilir."

DARPA, güç aktarım sistemleri tasarlamak ve geliştirmek için üç grup seçti: Arlington, Virginia'da RTX; Cambridge, Massachusetts'te "WoDraper"; ve Orlando, Florida'da BeamCo. Ajans bu üç ekip için bir hedef belirledi: lazer ışınlarını, bu ışınları hedeflerine gönderebilecek yörünge sistemlerine fırlatmak.

Proje, nispeten kısa dalga boyları nedeniyle hava platformlarına daha kolay monte edilebilecek küçük röleler gerektiren optik veya kızılötesi ışınları kullanmayı planlıyor.

Hava platformları

Jaffe, üç ekibin yaklaşımlarının ne kadar farklı olduğunu söylemek için henüz çok erken olduğunu söylüyor. Ancak, grupların ışığı hedeflerine göndermek için atmosferik röleler tasarlarken izleyebilecekleri yansıma, kırılma, kırılma veya üçünün bir kombinasyonu gibi çeşitli stratejiler olduğuna dikkat çekiyor.

Girişimin ilk aşaması, salınan enerjinin bir kısmını emerek kendilerine güç sağlayabilecek hava platformları için teorik araçlar geliştirmeyi hedefliyor. Bu strateji, yeni platformların aracın motorlarının ve yakıtının boyutunu radikal bir şekilde azaltmaya yardımcı olacağı göz önüne alındığında, gelecekte daha küçük ve daha ucuz hava araçlarının tasarlanmasını sağlayabilir. Bu tür bir araç ayrıca yakıt ikmali ya da yeniden şarj için yolculuk yapmak yerine, yayılan enerjiden enerji toplayabilir.

İkinci aşama, röle teknolojilerinin geleneksel uçaklarda taşınan kabinlere entegre edilmesini içeriyor. Üçüncü ve son aşamada ise ajansın hedefi, 3 hava rölesi kullanarak 10 kilowatt kapasiteli ışınları 200 kilometre mesafedeki yatay bir yer alıcısına iletmek üzere bir yer tesisine lazer yerleştirmeyi kapsıyor.

Jaffe, "Bu, enerjiyi çok uzun mesafelere, şu anda ulaşılması zor olan yerlere ulaştırmanın bir yolunu bulduğumuzu kanıtlayacak" diyor.

Enerji iletimi prensibi bugüne kadar pek başarılı olamamıştı. Örneğin, 2023 yılında Uluslararası Uzay İstasyonu'nda ABD Deniz Araştırma Laboratuvarı'nın öncülüğünde lazer enerjisini uzaya iletmek için yapılan ilk başarılı girişim sadece 1,45 metrelik bir mesafeyi uzatmıştı.

Jaffe, "şu anki odak noktasının, enerji iletimini bugüne kadar kanıtlanmış olandan iki kat daha büyük bir mesafeye genişletmek olacağını" belirtiyor.

Uygulama zorlukları

Enerji aktarımı prensibi basit olabilir, ancak sahada uygulanmasının önündeki çokça zorluk bulunuyor. Ancak son teknik gelişmeler bunu başarmaya daha yakın hale getirebilir.

Jaffe, enerji iletimi deneylerinde karşılaşılan en büyük kayıpların "genellikle taşıyıcı seviyesinde meydana geldiğini" açıklıyor.

Bununla birlikte, son on yılda lazer teknolojisinin gelişimi sadece daha verimli iletimlerin geliştirilmesine değil, aynı zamanda yayın kalitesinin iyileştirilmesine de katkıda bulundu.

Jaffe, yayının kalitesinin, konsantrasyon seviyesini belirleyen tek şey olduğunu vurguluyor: “Yayın ne kadar odaklanmışsa, o kadar iyi enerji sağlayabilir."

Buna ek olarak, otomatik araçlarda kullanılan lidar teknolojisindeki (mesafeleri izlemek ve ölçmek için kullanılan bir lazer cihazı) gelişmeler, ışığı elektriğe dönüştürmek için daha etkili fotodiyotların oluşturulmasına katkıda bulundu. Jaffe, "lazer güç dönüşümünün yüzde 50'yi ve hatta düşük sıcaklıklarda yüzde 75'i aşabileceğini" açıklıyor.

Önceki stratejilerde, güç iletim ağlarındaki her röle sistemi ışığı alıyor, elektriğe dönüştürüyor ve daha sonra bu elektriği bir sonraki noktaya doğru ateşlenen bir lazeri şarj etmek için kullanıyordu, ancak bu dönüşüm söz konusu adımların etkisiz olduğunu kanıtladı. Buna karşılık yeni proje, ışığı bir röleden diğerine yönlendirmek için optik stratejiler kullanmayı ve anahtarlama kayıplarını önlemeyi amaçlıyor.

Son olarak, özellikle Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki enerji aktarım testinin ağın uçları arasında yüzde 11'i aşmayan bir etkinlik göstermesi nedeniyle, enerji aktarım çabalarının etkili olup olmayacağını henüz bilmiyoruz.



Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)
TT

Bilim insanlarından "uzayda üreme" çağrısı: "Acil işbirliği gerekli"

(AFP)
(AFP)

Andrew Griffin 

Araştırmacılar, insanların uzayda nasıl üreyebileceğini araştırmacıların acilen düşünmesi gerektiğini söylüyor.

İnsanlık Dünya'nın ötesinde yaşamayı hedeflerken, insan üremesinin gerçekte nasıl işleyeceğini anlamamız gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak bu soru "soyut bir olasılıktan pratik bir meseleye" dönüşmesine rağmen uzayda insan doğurganlığı ve üreme sağlığını yönetmek için net standartlar hâlâ yok.

Bunlar, üreme sağlığından uzay tıbbına kadar farklı alanlardan 9 uzmanın bir araya gelerek insanların uzayda nasıl üreyebileceğini anlamak için yeni bir çerçeve önerdiği yeni bir çalışmanın sonuçları.

Uzayın insan yaşamı için "düşmanca bir ortam" sunduğu gerçeğine dayanan araştırmacılar, halihazırda bilinen bir dizi zorluk olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında yerçekimindeki değişiklikler, artan radyasyon ve uyku döngülerindeki bozulmalar yer alıyor, ki bunların hepsi üreme sağlığını etkileyebilir.

Bu soruları incelemeden uzay araştırmalarına devam etmenin tehlikeli olabileceği uyarısı yapan uzmanlar, gerçek anlamda pratik sorunlara dönüşmeden önce bu meseleleri ele almamız gerektiğini belirtiyor. Üreme teknolojileri genellikle adım adım tanıtılır ve biz çoğunlukla sonradan bunları kavrarız ama uzay araştırmalarında bundan kaçınmak gerekiyor.

NASA'nın araştırmacı bilim insanı ve çalışmanın kıdemli yazarı Fathi Karouia "İnsan uzayda daha geniş bir alana yayıldıkça üreme sağlığı artık politikanın kör noktası olmaya devam edemez" diyor. 

Kritik bilgi boşluklarını kapatmak, hem profesyonel hem de özel astronotları koruyan etik yönergeler belirlemek ve nihayetinde Dünya'nın ötesinde sürdürülebilir bir yaşantıya doğru ilerlerken insanlığı korumak için acilen uluslararası işbirliğine ihtiyaç var.

"Reproductive biomedicine in space: implications for gametogenesis, fertility and ethical considerations in the era of commercial spaceflight" (Uzayda üremenin biyotıbbı: Ticari uzay uçuşları çağında gametogenez, doğurganlık ve etik değerlendirmelerin etkileri) başlıklı rapor, hakemli dergi Reproductive BioMedicine Online'da yayımlandı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/space


Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
TT

Paris’te savcılık X’in ofislerine baskın düzenleyerek Musk’ı ifadeye çağırdı

X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)
X'in yapay zeka destekli sohbet robotu Grok (AFP)

Paris Savcılığı dün X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu sosyal medya platformunu terk ettiğini duyurdu. Açıklamada, Fransa’daki X ofislerinde çeşitli ihlaller şüphesiyle gerçekleştirilen bir aramaya atıfta bulunuldu.

Savcılık, ilave ayrıntı vermeden, “Bizi LinkedIn ve Instagram’dan takip edin” ifadelerini kullandı. Mesajda ayrıca, Ocak 2025’te başlatılan bir soruşturma kapsamında, Fransa’daki X ofislerinde Ulusal Siber Suçlarla Mücadele Birimi’nin, Avrupa polis teşkilatı Europol ile  iş birliği içinde bir arama gerçekleştirdiği belirtildi.

Paris Savcılığı daha önce, X platformunun sahibi Elon Musk’ın 20 Nisan’da ifade vermek üzere çağrıldığını açıklamıştı. Fransa Başsavcısı Laure Beccuau, Musk ile X’in eski CEO’su Linda Yaccarino’nun, “iddia edilen ihlallerin gerçekleştiği dönemde X platformunun fiili ve hukuki yöneticileri sıfatıyla” 20 Nisan’da ifade vermeye çağrıldıklarını bildirdi.

2025 yılının başlarında milletvekillerinin yaptığı şikâyetler üzerine başlatılan bir soruşturma kapsamında bu gelişmeler yaşandı. Şikâyetlerde, Musk’a ait X platformunun algoritmalarının taraflı olduğu ve bunun platformun işleyişini olumsuz etkilediği öne sürüldü.

Soruşturma daha sonra genişletilerek, çocuk pornografisi görüntülerinin bulundurulması ve yayılması ya da sistematik biçimde erişime sunulmasına iştirak, cinsel içerikli deepfake üretimi ve Holokost inkârı gibi başka iddialarla da genişleyerek kapsamlı hale geldi. X platformu ise dün yayımladığı bir açıklamada, Fransız makamlarını, siyasi adımlar atmakla nitelendirdi.

Platformun “uluslararası hükümet ilişkileri” ekibi, “Paris Savcılığı, bugünkü baskını geniş biçimde duyurarak, bunun siyasi amaçlar doğrultusunda tasarlanmış, istismarcı ve gösterişli bir kolluk kuvveti eylemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Bugünkü baskına dayanak oluşturan iddiaların hiçbir temeli yoktur ve X platformu herhangi bir ihlal gerçekleştirdiği iddiasını kesin bir dille reddetmektedir” ifadeleri yer aldı.

Beccuau’nun açıklamasına göre Musk ve Yaccarino’nun yanı sıra X’te çalışan bazı personel de 20-24 Nisan 2026 tarihleri arasında ifade vermeye çağrıldı. Başsavcı, “Yöneticilerle yapılacak bu gönüllü ifadeler, kendilerine olaylara ilişkin görüşlerini sunma ve gerekirse kurallara uyum için önerilen tedbirleri açıklama imkânı tanıyacaktır” dedi.

Öte yandan, Birleşik Krallık Veri Koruma Düzenleme Kurumu da dün, Elon Musk’ın platformu ve yapay zekâ şirketi xAI hakkında, sohbet botu Grok tarafından oluşturulan cinsel içerikli açık görüntüler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu. Söz konusu görüntüler dünya genelinde tepkilere yol açmıştı.


Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
TT

Protezlerde insan eli benzeri kavrama mümkün mü? Yapay zekâ destekli protezlerde hassas kavrama dönemi

Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)
Geliştirilen protez eliyle küçük bir küpü kavrama çalışan bir kişi (Michigan Üniversitesi)

Protez uzuvlar alanı, robotik, yapay zekâ ve hassas sensör teknolojilerindeki hızlı ilerlemelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekici bir atılım yaşıyor. Buna karşın, en önemli zorluklardan biri, kullanıcının kavradığı nesnenin niteliğine uygun kavrama gücünün ayarlanması olmaya devam ediyor. Bir yumurtayı tutmak son derece hassas bir dokunuş gerektirirken, bir su şişesini açmak daha fazla güç ve daha ince bir kontrol gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın ABD Hastalık ve Kontrol Önleme Merkezleri’den (CDC) aktardığı verilere göre ülkede her yıl yaklaşık 50 bin ampütasyon vakası kaydediliyor. Bu durum, el kaybının bireylerin günlük yaşam görevlerini doğal biçimde yerine getirme kapasitesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını gösteriyor.

Daha duyarlı akıllı sistemler

Bu alandaki en yeni yenilikler, insan elinin doğal hissini taklit edebilen, daha akıllı ve daha duyarlı protez uzuvların geliştirilmesine odaklanıyor. Bu teknolojiler, kullanıcılara daha yüksek düzeyde bağımsızlık sağlarken, günlük faaliyetleri daha kolay ve güvenle yerine getirmelerine yardımcı oluyor; kullanım sırasında konfor ve güvenliği de artırıyor.

fvdfv
Utah Üniversitesi’nde geliştirilen, insan düşüncesini taklit eden akıllı protez uzuv. (Utah Üniversitesi)

Bu kapsamda, Çin’de Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, makine öğrenimi, bilgisayarla görme ve gelişmiş sensörlere dayanan yenilikçi bir protez sistem geliştirdi. Sistem, her nesne için uygun kavrama gücünü gerçek zamanlı olarak belirlemeyi amaçlıyor. Çalışmanın sonuçları, 20 Ocak 2026 tarihli Nanotechnology and Precision Engineering dergisinde yayımlandı.

Araştırma, kalemler, şişeler, bardaklar, toplar ve anahtarlar gibi günlük hayatta yaygın kullanılan nesnelerin yanı sıra yumurta gibi hassas objeler de dâhil olmak üzere, nesnelerin yüzde 90’ından fazlasıyla etkileşim için gerekli kavrama gücünün ölçülmesine odaklandı. Amaç, kullanıcının her seferinde kavrama gücünü manuel olarak ayarlamasına gerek kalmadan çevresiyle doğal biçimde etkileşim kurabilmesini sağlamak.

Sistem; avuç içine yakın bir noktaya yerleştirilmiş küçük bir kamera, parmak uçlarındaki basınç sensörleri ve kullanıcının ön kolundaki kasların elektriksel aktivitesini ölçen bir elektromiyografi (EMG) cihazından oluşuyor. Bu sayede nesneyi kavrama niyeti belirleniyor ve kavrama gücü otomatik olarak ayarlanıyor.

Çalışmanın başyazarı, Guilin Elektronik Teknoloji Üniversitesi’nden Dr. Hua Li, sistemin bilgisayarla görme ile kasların elektriksel sinyallerini birleştirerek nesnelerin akıllı biçimde tanınmasını ve kavrama gücünün uyarlanabilir şekilde kontrol edilmesini sağladığını belirtti. Dr. Li, bunun protez kullanıcılarının yaşamında somut bir fark yaratabileceğini söyledi.

Dr. Li, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, sistemin gelişmiş bir algoritma aracılığıyla hedef nesneyi otomatik olarak analiz ettiğini; türünü, dokusunu ve boyutunu belirledikten sonra uygun kavrama gücünü seçtiğini ifade etti. Buna göre yumurta gibi hassas nesneler için hafif bir güç, su dolu bardaklar için ise orta düzeyde bir güç uygulanıyor. Bu yaklaşım, nesnelerin zarar görmesi ya da elden kayması ihtimalini azaltıyor.

Kullanıcının niyetini tespit etmek için EMG sinyallerinden yararlanan sistem, “görsel tanıma, güç eşleştirme ve hareketin uygulanması” aşamalarını, insan kas hafızasını taklit eden bir biçimde otomatik olarak tamamlıyor. Bu da sürekli manuel ayarlama ihtiyacını azaltıyor ve günlük görevlerin daha doğal bir şekilde yerine getirilmesini mümkün kılıyor. Sonuç olarak kullanıcıların yaşam kalitesi artıyor.

Geleceğin tasarımlarına etkisi

Bu teknolojinin gelecekteki protez tasarımlarına etkisine değinen Dr. Li, sistemin daha gelişmiş yapay el tasarımları için yeni ufuklar açtığını söyledi. Bilgisayarla görme ve kas sinyallerine dayalı çift kontrol yaklaşımının, “aktif algılama ve otomatik uygulama” temelli akıllı bir mantık sunduğunu belirten Li, bunun protez eli pasif bir tepki aracından çıkarıp, nesneleri kavramada insan davranışına daha yakın bir seviyeye taşıdığını vurguladı.

sfdef
İtalyan Teknoloji Enstitüsü’nde geliştirilen, doğal el hareketini taklit eden yenilikçi protez el. (İtalyan Teknoloji Enstitüsü)

Sistemin diğer protezler veya robotik uygulamalar için uyarlanabilirliğine ilişkin olarak ise Dr. Li, temel teknolojinin uzvun yapısına bağımlı olmadığını kaydetti. Görsel tanıma modellerinde yapılacak basit uyarlamalar ve uygun güç eşiklerinin ayarlanmasıyla, sistemin bacak veya kol protezlerine, hatta robot kollarına da uygulanabileceğini söyledi. Bu durumun, rehabilitasyon cihazları ve robotik teknolojiler için etkili ve düşük maliyetli çözümler sunarak, farklı alanlarda geniş uygulama imkânları yaratacağını ifade etti.

Paralel araştırma girişimleri

Bu gelişmeler, doğal hareketin daha hassas biçimde taklit edilmesini hedefleyen küresel araştırma çabalarıyla da örtüşüyor. Aralık 2025’te ABD’de Utah Üniversitesi’nden bir ekip, yapay zekâya dayalı ve basınç ile görsel sensörlerle donatılmış, “öz-düşünme” yeteneğine sahip akıllı bir protez el geliştirmeyi başardı. Sinir ağı kullanılarak farklı kavrama pozisyonlarıyla eğitilen bu el, her parmağın bağımsız ve kullanıcıyla eşzamanlı hareket etmesine olanak tanıyarak, günlük görevlerde gerekli zihinsel çabayı azalttı.

Ayrıca İtalya Teknoloji Enstitüsü ile Imperial College London’dan araştırmacılar, nöromüsküler uyum ve yumuşak robotik teknolojilere dayalı protez uzuvlar üzerinde çalışıyor. Haziran 2025’te ekip, iki hareket derecesine sahip yumuşak bir protez el tasarladı. Bu tasarım, çok parmaklı ve hassas kontrol gerektiren, geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan karmaşık görevlerde umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Temmuz 2024’te ise Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, protez bir bacak için gelişmiş bir sinirsel arayüz geliştirdi. Elektronik uzvun insan sinir sistemiyle doğrudan etkileşimini sağlayan bu arayüz, cerrahi olarak bağlanan kaslar ve sinir sinyallerini algılayan elektrotlara dayanıyor. Bu sayede kullanıcılar, motor ve duyusal kontrolü yeniden kazanarak yürüme hızında, kas gücünde ve farklı ortamlara uyumda kayda değer iyileşmeler elde etti.

Araştırmacılara göre, tüm bu gelişmeler, protez uzuvların geleceğinin; giderek daha akıllı, uyarlanabilir ve sinir sistemiyle bağlantılı sistemlere doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu sistemler, biyolojik uzuvların performansına her geçen gün daha fazla yaklaşarak, kullanıcılara hareketin sadeliğini ve günlük yaşamda özgüveni yeniden kazandırmayı hedefliyor.