Çin’in Gazze savaşına dair tutumunun arka planı

Çin’in Ortadoğu’daki jeopolitik stratejisi nasıl şekilleniyor?

Majalla
Majalla
TT

Çin’in Gazze savaşına dair tutumunun arka planı

Majalla
Majalla

Shirley Ze Yu

Çin Halk Cumhuriyeti daima ülkesi dışındaki bir bölgeye siyasi ya da askeri müdahalede bulunmamayı temel bir ilke olarak benimsemesiyle öne çıktı. Ancak 7 Ekim’de patlak veren geniş çaplı çatışmanın ardından İsrail-Gazze savaşında Gazze halkına mutlak desteğini açıklamak suretiyle Çin, dış politikasına hâkim olan bu ilkeyi ihlal etti.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Gazze’de derhal bir ateşkes çağrısında bulunarak, barış için tek yolun iki devletli çözüm olduğunu yineledi. Wang Yi ayrıca, yarım asrı aşkın bir süredir Filistinlilere uyguladığı zulüm sebebiyle İsrail’i eleştirerek İsrail’de şu an yaşanan savaşı, meşru müdafaa sınırlarını aşan bir savaş olarak niteledi.

Çin’in Ortadoğu Özel Elçisi, yoğun diplomatik görüşmeler gerçekleştirirken Çin sosyal medyası da Yahudi ve ABD karşıtı açıklamalarla doldu.

Çin’in Gazze’deki savaşa karşı tepkisi ile Ukrayna’daki savaşa karşı tepkisi iki temel açıdan bariz bir farklılık gösteriyor. Ukrayna’da 600 günden fazla süren savaş boyunca Çin, savaşan iki tarafa karşı siyasi tarafsızlığını sürdürdü. Ancak Gazze’de savaş patlak verir vermez doğrudan Gazze’nin savunulması için çağrıda bulundu. Ayrıca Çin ve ABD, Ukrayna savaşına doğrudan katılmasa da farklı düzeylerde mali destek sağlanması üzerinden Ukrayna’daki savaş, bir nevi vekalet savaşına dönüştü. Gazze’deki savaş ise ABD’yi ve Çin’i Pasifik Okyanusu bölgesi dışındaki bir bölgesel çatışmaya doğrudan çekebilir.

“Tek bir egemen bölgesel gücün yönettiği Ortadoğu, bölgede bir tür istikrarsızlığa yol açabilir”

ABD, İsrail’e yönelik füzelere karşı koymak amacıyla Gazze’yi kuşatan denize iki uçak gemisi konuşlandırdı. Öte yandan Umman sularındaki askerî bir tatbikatın ardından altı Çin savaş gemisi, halihazırda Ortadoğu’da açıklanmayan bir bölgede konuşlanmış durumda. Çin ayrıca Cibuti kıyısı açıklarında çift amaçlı bir liman da inşa etti. Gazze’deki çatışma bölgesel bir düzeyde yayılırsa ABD doğrudan müdahale edebilir. Çin de gelişen dinamikler ve durumun bölgesel etkileri nedeniyle tarafsızlığından vazgeçerek, çatışmaya aktif olarak katılmak zorunda kalabilir.  

Ukrayna ve Gazze savaşlarının ortak bir noktası da var. Nitekim her ikisi de ‘değişim yüzyılını’ yeniden şekillendirme çabasıyla birlikte küresel bir jeopolitik rekabetin de habercisi. Çin’i, Ortadoğu’daki askerî güçlerini harekete geçirmek de dahil olmak üzere siyasi müdahale konusundaki kadim tutumundan geri adım atmaya sevk eden şey ne?

Çin’in tarafsızlık politikasındaki değişiklik

Çin neden Ukrayna’daki savaşı Ortadoğu’daki savaştan farklı görüyor?

Çin’in bakış açısından bu çabanın üç yönü var. Çin’in hedefleri; Körfez’deki kalıcı çıkarları, yeni oluşturduğu bölgesel ortaklıkları ve küresel jeopolitik ve jeoekonomik ihtiyaçları tarafından yönlendiriliyor.

Körfez

Çin’in Filistin’in davasını mı İsrail’i mi desteklediği sorusunda her iki seçenek de gerçekliği tam olarak yansıtmıyor. Zira Çin bir yandan İsrail’le güçlü askerî ve teknolojik ilişkiler geliştirirken diğer yandan Filistin devletinin kurulmasını da destekliyor.

Çin’in stratejik hedefi, Ortadoğu’da barışın ve istikrarın temin edilmesidir. Tek bir egemen bölgesel gücün yönettiği Ortadoğu, bölgede bir tür istikrarsızlığa yol açabilir. Bu yüzden çeşitli bölgesel güçler arasındaki hassas güç dengesinin korunması, bölgede istikrar ihtimalini artıracaktır.

Foto: Suudi Devlet Bakanı Müsaid bin Muhammed el-Ayban, Çin Dışişleri Komisyonu Ofisi Müdürü Wang Yi ve İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani (Reuters)
Suudi Devlet Bakanı Müsaid bin Muhammed el-Ayban, Çin Dışişleri Komisyonu Ofisi Müdürü Wang Yi ve İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani (Reuters)

Bu açıdan bakıldığında Çin’in kurmaya çalıştığı çok kutuplu güvenlik sistemi, aslında ABD’nin, Ortadoğu’daki güç dengesini alt üst eden Irak Savaşı’na kadar uzun bir süre peşinden koştuğu şeyden pek farklı değil.

Bugün dünyada Körfez’de barışın ve istikrarın sağlanmasında Çin’den daha fazla çıkarı (ve stratejik zaafı) olan büyük bir dış güç yok. Petrol tedarikini aksatacak bölgesel savaş da Çin’de ekonomi tekerinin durmasına sebep olabilir.

Çin’in Ortadoğu’daki temel çıkarları meselesine gelince bu da ne Filistin davası ne de İsrail’dir. Hiç kuşkusuz Çin’in bölgedeki temel çıkar alanı Körfez’dir. Bu, Çin’in iç zayıflığını yansıtıyor.

Çin, dünyanın en büyük enerji ithalatçısı sayılıyor. 2022 yılında 365,5 milyar dolar değerindeki toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 53,6’sını Körfez’den yaptı. Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının dörtte biri de Çin’e gidiyor ki bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 16’sından fazlasını oluşturuyor.

“Çin 365,5 milyar dolar değerindeki toplam petrol ithalatının yaklaşık yüzde 53,6’sını Körfez’den yaptı.”

Körfez’le yapılan karşılıklı büyük mal ve hizmet alışverişiyle karşılaştırıldığında Çin ile İran arasındaki ekonomik etkileşim çok daha küçük ve denklikten uzak görünüyor. Nitekim 2022 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 58’ini satın aldı ki bu, Çin’in toplam petrol ithalatının sadece yüzde 6’sını oluşturuyor.

Çin’in Ortadoğu’dan enerji tedarikini güvence altına alması; askerî sanayi kompleksini inşa etmesi ve ekonomik büyümesini gerçekleştirmesi açısından oldukça önemli. Körfez bölgesinin istikrarının temin edilmesi ve Körfez’den Çin’e petrol taşınan deniz geçitlerinin ve boğazların açık kalması da Çin’in çıkarına.

Foto: ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Çin Komünist Partisi Siyasi Ofisi Dış Politika Başkanı Wang Yi, 13 Temmuz’da Cakarta’da düzenlenen ASEAN zirvesi münasebetiyle bir araya geldi (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Çin Komünist Partisi Siyasi Ofisi Dış Politika Başkanı Wang Yi, 13 Temmuz’da Cakarta’da düzenlenen ASEAN zirvesi münasebetiyle bir araya geldi (AFP)

Çin’in bölgede yeni ortaya çıkan ortakları

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, geçtiğimiz eylül ayında Pekin’e yaptığı resmi ziyarette Çin ile Suriye arasında stratejik bir ortaklığa imza atmayı başardı. Bu ortaklık, Suriye’nin küresel sahneye geri dönüşünde bir dönüm noktasını temsil ediyor. İki ülke lideri arasındaki ikili toplantıda Çin yeni stratejik ortaklığı, küresel jeopolitik dönüşümlere karşı dayanışma çerçevesinde formüle etti. Kendisine yönelik Batı yaptırımları karşısında Suriye, savaştan sonraki aşamada ülkenin yeniden inşası için büyük oranda Çin’in yatırımlarına dayanacak.

Şu ana kadar Çin, Suriye’nin altyapısına 3 milyar dolar yatırım yaptı. Petrol ticaretinin yanı sıra, bir yandan büyük bir petrol üreticisi ve Çin’in ana ticaret ortağı olan Irak’ın, diğer yandan ise büyük bir Avrasya gücü ve Güney Avrupa’ya açılan kapı olan Türkiye’nin komşusu Suriye’deki ekonomik boşluğu doldurmaya tamamen hazır. Altyapının Irak’tan başlayıp Suriye üzerinden Türkiye’ye bağlanması, Avrasya ekonomik manzarasının dönüşümünde önemli olacak.

“Ortadoğu’da belirli düzeyde bir kargaşa ABD’nin dikkatini Pasifik Okyanusu’ndaki durumdan uzaklaştırabilir”

Sadece üç ay önce Çin ile Filistin Yönetimi arasında benzer bir stratejik ortaklık anlaşması yapıldı. Çin, 2022’de Batı Şeria’ya yönelik ihracatında yüzde 23’lük bir artışa ve Çincenin yerel eğitim sistemine dahil edilişine tanık oldu. Çin, Filistin topraklarına yardım, sosyal destek ve sağlık hizmeti sağlamaya da devam ederek yerel halkın kalbini fethediyor.

Irak’taki savaştan yirmi yıl sonra bugün Çin, Irak’ın en büyük ticaret ortağı haline geldi. Irak da Çin’in Arap dünyasındaki en büyük üçüncü ticari ortağı oldu. Çin, ülkedeki petrol altyapısını geliştirmeye çalışmakla kalmadı, aynı zamanda su, elektrik ve diğer kamu hizmetleri alanındaki altyapıyı da geliştirmek için faaliyet yürüttü.

Geçtiğimiz mayıs ayında Çin şaşırtıcı bir şekilde Suudi Arabistan ile İran’ı yakınlaştırmak için arabuluculuk yaptı ve bunun sonucunda Arap dünyasındaki ekonomik ve stratejik nüfuzu arttı.

Çin’in bölgede yeni ortaya çıkan ortaklarının (eski ortağı İran’ın yanı sıra Suriye, Irak ve Filistin Yönetimi) özelliği sadece Gazze civarında yer alıyor olmaları değil. Savaşın kızışması halinde bu ortakların ikincil mağdurlara dönüşme tehlikesi de söz konusu. Çin’in bölgedeki geniş çaplı altyapı projelerine artan yatırımları taşınabilir ya da likit olmadığından Çin öyle bir aşamaya gelecek ki, bu aşamada ticari çıkarları onu barış için aracılık etmeye varana kadar savaşı kontrol altına almak için elinden gelen çabayı gösterecek.

Çin’in küresel jeopolitik ihtiyaçları

Çin’in stratejik niyetlerinin üçüncü yönü, jeopolitik mahiyette. Ortadoğu’da Doğu Akdeniz’le sınırlı belirli düzeyde bir kargaşa ABD’nin dikkatini Pasifik’teki durumdan uzaklaştırabilir. Bu, ABD’nin askerî güç harcamalarını da önemli ölçüde artırabilir ve artan mali açık ve inatçı enflasyonla birlikte ABD ekonomisine zarar verebilir. Ayrıca ABD’de yerel anlaşmazlıkları da körükleyerek birliği bozabilir.

Foto: ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Ortadoğu’ya gelmeden önce, 4 Ekim 2023 (AP)
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Ortadoğu’ya gelmeden önce, 4 Ekim 2023 (AP)

Batı’yı, Çin’i birincil küresel tehdit olarak görmekten alıkoyacak her türlü hareketlilik, Çin’in çıkarlarına hizmet eder. Ortadoğu’da bir savaş ayrıca, ABD’nin dikkatini Ukrayna’dan uzaklaştırarak, Rusya’ya ihtiyaç duyduğu rahatlığı biraz olsun verebilir. ABD’nin askerî çatışmaya doğrudan müdahil olması, Arap dünyasının ve yerel Arap sakinlerin siyasi olarak yalnızlaşması anlamına gelecektir ki bu da kırılgan Amerikan sivil uyumunu daha da parçalayacak ve ABD’nin küresel liderliğini baltalayacaktır. 2024 ABD başkanlık seçimlerinin yaklaştığını göz önünde bulundurursak, Trump’ın izolasyon politikasını Beyaz Saray’a geri getirmeye dönük herhangi eğilim de Çin’in çıkarlarına hizmet edecektir.

Son olarak Ortadoğu ve Avrupa’da çatışmaların patlak vermesi, nihayetinde Devlet Başkanı Şi’nin ‘Batı’nın gerilemesi’ dediği duruma işaret ediyor. Mısır’da, Ürdün’de ve Arap dünyasının başka yerlerinde patlak veren bölgesel gösteriler, sadece İsrail’e değil, aynı zamanda ABD’ye yönelik protestolara da sahne oluyor. Bu, ABD liderliğindeki küresel güvenlik sisteminin ayıbını gözler önüne seren herhangi bir muhalefete de Çin tarafından yönetilen, Çin’in Ortadoğu’daki ortakları tarafından geniş çaplı destek gören ve Çin Küresel Güvenlik Girişimi olarak adlandırılan alternatif bir küresel güvenlik sistemine giriş imkânı sağlayacaktır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.