İsrail hapishaneleri: Hücre içinde hücre

İsrail, Filistinli esirleri hücrelerinde zamandan ve mekandan kopararak bir hücreye daha atıyor

İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)
İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)
TT

İsrail hapishaneleri: Hücre içinde hücre

İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)
İsrailli mahkumların ailelerinin Tel Aviv'deki gösterisi (AFP)

İsrail Savaş Kabinesinin, esir/rehine takası anlaşmasının önüne koyduğu birçok engele rağmen, İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların ve mahkumların ‘tamamının ve derhal’ serbest bırakılması karşılığında tüm İsrailli esirlerin serbest bırakılması meselesi, her iki tarafın da ruhlarına sirayet etmiş, inançları üzerinde etkili olmuş ve nihayet dünya ülkelerinde bile geniş kitlelerin bir talebi haline gelmiş durumda.

Ancak bu talep İsrail’deki siyasiler ve güvenlik yetkilileri arasında her zaman olduğu gibi liderlik gururundan dolayı kabul edilmiyor. Çünkü eğer bir anlaşmaya varırlarsa, Musevilik esirlerin kurtuluşunu Tanrı'nın gözünde yüce bir değer olarak görse de daha çok baskıyla bunu yapmış gibi görünmeyi tercih ediyorlar. İsrailli yetkililer, geçmişte yapılan esir takası anlaşmalarında bile değerli çocuklarının serbest bırakılması karşılığında binlerce Filistinli esirden vazgeçtikleri halde esirlerin hayatlarını önemseyen liderler gibi davranmadılar. Ancak bu tutum, İsrail tarihinde esir takası anlaşmasını destekleyen eski Başbakan Ehud Barak, eski Genelkurmay Başkanı ve eski Savunma Bakanı Şaul Mofaz ve İsrailli komutanları ve emekli General ve siyasetçi Amram Mitzna'yı yüksek sesle eleştirenlerin başında gelen isimlerden emekli General Yitzhak Barik gibi bazı emekli generallerin tepki göstermelerinin ardından yeni bir eğilim göstermeye başladı. Artık gazetelerin başyazılarında ve uzmanların açıklamalarında da aynı eğilim görülüyor.

Bu konudaki karar, güvenlik teşkilatlarının (ordu ve istihbarat) yetkilileri tarafından onaylanması halinde hükümet kanadında da siyasi bir karar olacaktır. Ancak İsrail Cezaevi Servisi (IPS) böyle bir kararın alınmasından çekiniyor. Bu meseleyle ilgili duyduklarının sadece bir yaz gecesi rüyası ya da sadece bir illüzyon olmasını umuyor. Ancak bu mesleki ya da güvenlik nedenlerinden kaynaklanmıyor. Tamamen kişisel nedenlerden dolayı böyle bir anlaşmanın olmasını istemiyor ve ailesinin geçim kaynağını kaybetmemek için dişiyle tırnağıyla mücadele eden biri gibi davranıyor. Bu, eğer bir mahkum değişim anlaşması imzalanırsa ve binlerce Filistinli mahkum özgürlüğüne kavuşursa, daha önceki tüm zamanlarda olduğu gibi zafer işaretini yükseltirse, ilk öfkelenenlerin Cezaevi Hizmetleri liderleri olacağı anlamına geliyor. Bu sefer kapıları kilitleyip anahtarları atacaklar.

Yani, eğer bir esir değişimi anlaşması imzalanırsa, binlerce Filistinli tutuklu serbest bırakılırsa ve her zaman olduğu gibi zafer işareti yaparak hapishaneden çıkarlarsa öfkeye kapılacak olanların başında hapishane yetkilileri olacak ve bu sefer kapıları kilitleyip anahtarları atacaklardır.

El-Halil'de Filistinli tutsakların ailelerin düzenlediği bir protesto gösterisi (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)
El-Halil'de Filistinli tutsakların ailelerin düzenlediği bir protesto gösterisi (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)

Normal şartlar altında böyle bir olay hem gardiyanı hem de mahkumu mutlu eder.  Düşmanlar arasında yapılan esir takası anlaşmaları genellikle düşmanlığın sona ereceğine dair bir umut işaretidir. Mahkumların çoğu, barış kavramını derinlere aşılayarak kendi halklarının liderleri haline gelebilir. Tarih boyunca yapılan savaşlarda işler böyleydi.  Hapishanelerini kapatan ülkeler, eğer gerçekten özgür ülkelerse, buraların okula, kültür tesisine dönüştürülmesi için projeler yapılır. Hapishaneler topluma yararlı başka üretken işler için dönüştürülür. Ama burada işler böyle olmuyor. Ne İsrail hükümeti barış müjdesi vermeyi ne IPS kimseyi barış zamanına hazırlamayı ne de mahkumlar yeni bir hayata başlayıp farklı bir yoldan gitmeyi planlıyor. Bu iş kolu son yıllarda, başta altı Filistinli mahkumun kaçması olayı olmak üzere İsrail toplumunun peşini bırakmayan ihmalkar ve yolsuzluk vakaları gibi büyük başarısızlıklara imza atarken Filistinli mahkumların kadın gardiyanlarla cinsel münasebeti, tecavüz, baskı ve rüşvet olayları da gün yüzüne çıktı. Bu yüzden bu iş kolunda çalışanların başka alanlarda kendilerine iş bulamayacakları kesin.

Daha önce eşi benzeri görülmemiş toplu cezalandırmalar

Tüm bunlardan dolayı Gazze'de savaşın başlamasından bu yana, İsrailli cezaevi çalışanlarının hapishanelerdeki Filistinli tutsaklara karşı bir iç savaş yürüttüklerini ve tarihlerinde bilinen gaddarlıklarından daha gaddar toplu cezalar uyguladıklarını görüyorsunuz. Filistinli tutsakları günün 23 saati hücrelerinde kalmaya zorluyorlar ve ancak bir saatliğine dışarı çıkmalarına izin veriyorlar. Dışarıyla olan her türlü iletişimlerini kestiler. Ailelerinin ve avukatlarının onları ziyaret etmelerine izin vermiyorlar. Onlarla temas halinde olan tutuklu derneklerinin çalışmalarını da durdurdular. Mahkumların televizyon izlemelerine izin verilmiyor. Böylece haberi dinlemeleri de engelleniyor. Telefon görüşmesi yapmaları da yasaklandı. Kaçak yollarla cezaevine sokulan cep telefonlarıyla haberleşmelerinin engellenmesi için de odaların elektriği kesildi. Böylece cep telefonlarını şarj edemiyorlar. Sadece aydınlatmaya yetecek kadar elektrik temin ediliyor. Sıcak suyun kesildiği hapishanede mahkumlara üç öğün yerine artık tek öğün yemek veriliyor. Gıda malzemelerini geri çekildi. Kendilerine getirilen yiyeceklerin miktarı azaltıldı. Yemekler yenemeyecek kadar kötüleştirildi. Mahkumların paralarıyla yiyecek alabildikleri kantinleri kapattılar. Her geçen gün yeni bir tedbir daha ekleyerek elektriği ve suyu kesmeye başladılar. Fiziksel saldırılar, aralıksız devam eden provokasyonlar, sık sık aramalar yapıldığına dair haberler geliyor. Gazze’de savaşın başlamasından bu yana cezaevlerinde, biri Batı Şeria’nın kuzeydoğusundaki Tubas şehrinden Ömer Darağme (57), diğeri ise Ramallah yakınlarındaki Beyt Sira köyünden Arafat Yasir Hamdan (25) olmak üzere iki Filistinli tutsak öldü.

Tüm bunlar, Filistinli tutsakların bulundukları hücrede bir başka hücreye daha koymak demek. Sanki onların özgürlük sevincini bozmak, onlara intikamın yemeği ikram etmek istiyor gibiler.

Ancak Filistinli tutsaklar bu yapılanlara karşı hiçbir tepki vermedi. Hamas’ın Aksa Tufanı Operasyonu sırasında çok sayıda rehinenin kaçırıldığını ve onların serbest bırakılması için tüm Filistinli tutukluların serbest bırakılmasının şart koşulduğunu bilmek onlara yetiyor. Cezaevi yönetimlerinin de tıpkı İsrail toplumunun geri kalanı gibi Hamas'ın rehin alma başarısı konusunda histerik bir öfkeye kapıldıklarının ve bazı Hamas üyelerinin bazı aileleri öldürdüklerini ve bazı insanları diri diri yaktıklarını gösteren görüntüler ve eylemler nedeniyle nefretle dolu olduklarının farkındalar. Baskıya maruz kalıyorlar, taciz ediliyorlar ve işkence görüyorlar. İsraillilerle bir arada yaşayan Araplar için de aynı durum geçerli. İsrail askerlerinin tutukladıkları Gazzeli işçileri öldüresiye dövmeleri ve tekmelemeleri, öte yandan Gazze halkıyla dayanışma içinde oldukları ya da Hamas’ın saldırısından sevinç duydukları gerekçesiyle İsrail vatandaşı Araplardan 120’sinin tutuklanması gibi eylemlerden bazıları medyaya yansıyor.

Saldırı hikayeleri sosyal medya siteleri sayesinde tüm dünya tarafından öğrenilse de cezaevlerinde yaşananlar duvar üstüne duvar, hücre içinde hücre ile çevrilmiş durumda. Filistinli tutsaklar, elektriksiz, baskı altında, istismara ve zulme uğruyor olabilirler.

Çocuk tutsaklar ve tutsakların önderleri

Bugün İsrail zindanlarında bulunan Filistinli tutukluların tam sayısını bilmek zor, çünkü her gün tutuklamalara devam ediliyor. Ancak Gazze’deki savaş başlamadan önce bile İsrail zindanlarındaki Filistinli tutsakların sayıları 5 bin 200’e ulaşmıştı. Bunların arasında Ürdün, Mısır ve Fas'tan Arapların yanı sıra 20 kadar İsrail vatandaşı Arap da var. İsrail, kendi vatandaşı olan Arapları esir takası anlaşmalarına dahil etmeyi reddediyor.

Çoğunluğu yani yüzde 65'ten fazlası Fetih Hareketi (El Fetih), yüzde 25’i Hamas, geri kalanı ise Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), İslami Cihad Hareketi, Demokratik Cephe ve diğer Filistinli örgütlerin üyesi olan Filistinli tutsaklar 22 ayrı hapishane ve gözaltı merkezinde tutuluyorlar.

Filistin hükümetine bağlı Esirler ve Özgür Bırakılanlar İşleri Komisyonu, Filistin Esirler Cemiyeti, ed-Damîr Esir Desteği ve İnsan Hakları Derneği ve Doğu Kudüs'te faaliyet gösteren Vadi Hilve Enformasyon Merkezi’nden oluşan Filistinli Esirler Kurumları Birleşik Komitesi’ne göre Filistinli tutsaklar arasında 31 kadın ve biri kız çocuğu olmak üzere 18 yaşın altında 160 çocuk bulunuyor. Ayrıca aralarında biri 6 yaşında bir çocuk ve iki genç kadının da olduğu bin 200 idari tutuklu var. Yine aralarında çeşitli hastalıklardan mustarip 700'den fazla hasta var. Bunlardan aralarında kanser hastalarının olduğu en az 24 mahkum gözlem altında tutuldukları bir tedavi sürecine ihtiyaç duyuyor.

Oslo Anlaşmaları imzalanmadan önce İsrail zindanlarına atılan ve halen tutuklu olan Filistinli sayısı 23. Bunların en yaşlısı olan Muhammed el-Tus 1985 yılından bu yana hapiste. Ayrıca Filistinli tutsaklardan 11’i, daha önce esir takası anlaşmasıyla serbest bırakılmış, ancak işgalci İsrail tarafından yeniden tutuklanmıştır. Bunlar Oslo Anlaşmalarından önce tutuklu bulunan ve 2011 yılındaki esir takası anlaşmasında serbest bırakılan eski tutuklular. Eski tutsaklardan olan ve 2014 yılında yeniden tutuklanan mahkumların başında gelen Nail Bergusi, İsrail hapishanelerinde en uzun süre tutuklu kalan Filistinli olarak biliniyor. Bu sürenin 34 yılını aralıksız olarak cezaevinde geçiren Bergusi’nin tutukluluk süresi 43’üncü yılına girdi. İsrail hapishanelerinde 20 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan yaklaşık 400 Filistinli tutsak ‘tutsakların önderleri’ olarak biliniyorlar. Onlarcası ise 2014 yılında yeniden tutuklandıkları için iki ayrı dönemde 20 yılı aşkın bir süredir İsrail cezaevlerinde bulunuyorlar.

Uluslararası Kızıl Haç'ın Nablus'taki genel merkezi önünde eylem yapan Filistinli tutsakların aileleri (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)
Uluslararası Kızıl Haç'ın Nablus'taki genel merkezi önünde eylem yapan Filistinli tutsakların aileleri (Filistin Esirler Cemiyeti Facebook sayfası)

Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan 554 mahkûm, Filistinliler arasında popüler liderler olarak görülüyorlar.  Bunların başında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan tek milletvekili olan Merwan Bergusi geliyor. Bergusi, Mescid-i Aksa İntifadası’nın (İkinci İntifada) liderlerinden biriydi ve olaylar sırasında tutuklandı. İşgalci İsrail tarafından yedi kez müebbet hapis cezasına çarptırılan Bergusi, işgal hapishanelerindeyken Filistin Yasama Konseyi'ne ve Filistin Yönetimi'ndeki Fetih Hareketi’nin Merkez Komitesi'ne seçildi. Adı gelecekte yapılacak seçimlerde Filistin Devlet Başkanlığı’na aday olarak öne sürülüyor.

Bir de Hamas üyesi Abdullah Galib el-Bergusi var. Abdullah Galib el-Bergusi, 2003 yılında tutuklanıp 67 kez müebbet hapis cezasına çarptırılarak dünyanın en ağır hapis cezasına çarptırılan kişisi oldu.

Onu Ramallah’tan İbrahim Cemil Hamid takip ediyor. İşgalci İsrail tarafından 2006 yılında tutuklanan Hamid, 57 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ardından Gazze Şeridi'nden tutuklu Hasan Abdurrahman Selame geliyor. 1996 yılında El Halil’de yaralanan Selame tutuklanarak 48 kez ömür boyu hapis ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. El-Halil’den Muhammed Atiye Ebu Verde, 2002 yılından bu yana işgalci İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunuyor. Ebu Verde, 48 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 2002 yılında tutuklanan Muhammed Hasan Arman 36 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken yine 2002 yılında tutuklanan Tulkerimli Abbas Muhammed es-Seyyid, 35 kez ömür boyu hapis ve 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kudüslü Vail Mahmud Kasım, 2002’de tutuklandı ve 35 müebbet ve 50 yıl hapis cezası verildi. 2003 yılında tutuklanan Ceninli Enes Galib Ceradat’a 35 müebbet ve 35 yıl hapis cezası verildi. Cenin Mülteci Kampı’ndan Said Husam et-Tubasi ise 2002 yılında tutuklanarak 31 müebbet ve 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Müebbet hapis cezasına çarptırılan tutukluların yarısından fazlasının Fetih Hareketi üyesi olması da ayrıca dikkati çekiyor.

Öte yandan 2021 yılında İsrail'in en sıkı güvenlik önlemleri alınan cezaevi olan Gilboa Hapishanesi'nden kaçmayı başararak dikkatleri üzerlerine çeken Filistinli tutsaklar arasında ise 2003 yılından bu yana tutuklu bulunan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Bir el-Başa’dan Yakub Mahmud Kadri (49), 2006 yılında tutuklanan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Keferdanlı Eyhem Fuad Kemamci (35), 2019 yılında tutuklanan, Cenin Mülteci Kampı’ndan Zekeriya ez-Zebidi (46) ve yine 2019 yılında tutuklanan Ya'badlı Yakub Nufeyat (26) bulunuyor.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.