Batılı hükümetler ve Gazze'deki çocuk mezarları

Mağdurun kendisini suçlamasını istemek doğru mu?

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Kongre'de açıklamalarda bulunurken göstericiler üzerinde ‘Gazze’ yazan kırmızıya boyanmış ellerini kaldırdı. (AFP/Saul Loeb)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Kongre'de açıklamalarda bulunurken göstericiler üzerinde ‘Gazze’ yazan kırmızıya boyanmış ellerini kaldırdı. (AFP/Saul Loeb)
TT

Batılı hükümetler ve Gazze'deki çocuk mezarları

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Kongre'de açıklamalarda bulunurken göstericiler üzerinde ‘Gazze’ yazan kırmızıya boyanmış ellerini kaldırdı. (AFP/Saul Loeb)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Kongre'de açıklamalarda bulunurken göstericiler üzerinde ‘Gazze’ yazan kırmızıya boyanmış ellerini kaldırdı. (AFP/Saul Loeb)

Hişam el-Gannam

İsrail'in Gazze'deki Filistin halkına karşı yürüttüğü savaş dördüncü haftasına girdi. 31 Ekim itibarıyla yarısından fazlası kadın ve çocuk olmak üzere 8 bin 500'den fazla Filistinlinin öldürüldüğü, Gazze'de faaliyet gösteren 35 hastaneden 12'sinin hizmet dışı bırakıldığı, tamamen ya da kısmen yıkıldığı bu süreçte, aralarında binden fazla çocuğun da bulunduğu Filistinliler de halen enkaz altında.

İsrail'in sivilleri öldürmesi, Filistinlilere karşı savaşlarında bilinen bir suç davranışıdır. İsrail, 1948'de Filistinlilerin topraklarından göç etmesini sağlamak için 452 Filistin köyünü yok etti ve 21 katliam gerçekleştirdi. 1982'de Beyrut'u kuşattı ve Filistinli savaşçıları Lübnan'dan çıkarmayı başardı. İsrail daha sonra, iş birliği yaptığı güçlere yüzlerce Filistinli sivili öldürdüğü Sabra ve Şatilla Katliamı’nı gerçekleştirme izni verdi. 1987-1993 yılları arasındaki Filistin İntifadası sırasında, İsrail, bin 500'den fazla masum Filistinliyi öldürdü ve 70 binden fazla kişiyi yaraladı. Bu yaralıların üçte biri, kemikleri kırılmak üzere sopalarla dövüldü. İsrail, 2008'den bu yana Gazze'ye karşı yürüttüğü altı savaşta, 4 bin 200'den fazla Filistinli sivili öldürdü, on binlerce kişiyi yaraladı ve binlerce konutu yok etti.

Ancak mevcut savaşı İsrail savaşlarında Gazze'ye yönelik önceki savaşlarından ayıran, sadece kurban sayısının öncekilerin iki katını aşması değil. Kaldı ki savaş şu an henüz başlangıç aşamasında görünüyor. Gazze'de meydana gelen yıkım ve tamamen yok edilen mahallelerin sayısı, 2,3 milyon nüfusunun yarısını güney kesimine tahliye etmesi ve sadece bombaların türü ve yıkım gücü değil; bunu diğerlerinden farklı kılan, canlı olarak ve Batı desteğiyle gerçekleşen kapsamlı bir suç olmasıdır.

Filistin halkı ‘uygar’ Batı'nın gözleri önünde katledilirken, liderleri açıkça ve utanmadan İsrail'i desteklemeye devam ediyor.

Bir halk, ‘uygar’ Batı'nın gözleri önünde katledilirken, Batılı liderler İsrail'e açık ve utanmaz bir şekilde destek vermeye devam ediyor. Son birkaç yıldır Batı, İsrail'in yaptıklarıyla karşılaştırılamayacak kadar önemsiz savaş hataları nedeniyle Arap koalisyon ülkelerini sürekli olarak suçluyordu. Bu nedenle koalisyon ülkelerinin görevini tamamlamasını ve meşruiyeti desteklemesini engelleyen önlemler alındı. ABD ve Batı yapımı gelişmiş silahları satın almalarını yasaklamak ve savaş sırasında devletlerin davranışlarını düzenleyen uluslararası insan hakları hukukunu ihlal etmekle suçlamak bu önlemlerden bazılarıydı. Batı, koalisyon ülkelerini yıllarca medyasında ve kurumlarında ‘insan haklarını’ saygı duymamakla suçladı ve baskı yaptı.

Fotoğraf Altı: Filistinliler, 31 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki yaralıları kurtarmak için çalışmalar yürüttü. (Reuters)
Filistinliler, 31 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki yaralıları kurtarmak için çalışmalar yürüttü. (Reuters)

Aynı Batılı ülkeler, İsrail'in Gazze'deki Filistin halkına karşı gerçekleştirdiği sistematik katliamlara bugün sadece sessiz kalmıyor, aynı zamanda onları teşvik ediyor ve bunlara katılıyor. Bugün İsrail'i suçlarını işlemesi için bedavaya silahlandıran Batı'dır. Batı, onu korumak için uçak gemilerini gönderiyor. Askeri operasyonlarını gerçekleştirmesi için ona danışmanlık ve istihbarat sağlıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) onu cezadan koruyor ve diğer ülkeleri hak ve insani hukukun zaferini engellemek için baskı altına alıyor.

Başka insanları işgal eden bir ülkeye yönelik kör önyargı, modern tarihte hiçbir zaman İsrail'de olduğu gibi yaşanmamıştır. Buradaki mesele, Arapların Batılı ülkelerin hükümetleriyle yaptıkları görüşmelerde defalarca dile getirdikleri ve eleştirdikleri çifte standartlarla ilgili değil, konu İsrail'in insani ve ahlaki olan her şeyin ötesine geçen acımasız davranışıyla ilgili. Liste uzun ve sınırlandırılması zor.

Batılı liderler, 7 Ekim'deki Aksa Tufanı'nın ilk gününden bu yana, İsrail'in herhangi bir çekince olmaksızın kendisini savunma hakkına sahip olduğunu ilan etti.

Batılı liderler, 7 Ekim'deki Aksa Tufanı'nın ilk gününden bu yana, İsrail'in silahsız sivillerin güvenliğine ilişkin herhangi bir çekince veya koşul olmaksızın kendisini savunma hakkına sahip olduğunu ilan etti.

Batılı liderler yaklaştıkları her Arap başkentinde, uluslararası hukukun işgalci güçlere sözde meşru müdafaa hakkı verip vermediğini sormadan kendilerini tekrarladılar. 2004 yılında Uluslararası Adalet Divanı, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarında inşa ettiği ve geniş bir bölümünü kestiği Apartheid duvarı konusunda hukuki görüş bildirdi. Mahkemenin görüşü, işgalci devletin bu duvarı inşa etmek için Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51’inci maddesine dayanamayacağı, çünkü meşru müdafaa hakkının başka bir halkı işgal eden bir devlet için geçerli olmadığı yönündeydi. İşgalci devletin işgal ettiği devletlerle ilişkisini düzenleyen, 1949 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Cenevre Sözleşmesidir. İşgal devletinin en önemli yükümlülükleri arasında ‘sivilleri korumak, onlara gıda ve tıbbi malzeme sağlamak ve yerlerinden toplu veya bireysel olarak göç etmeye zorlanmalarını’ önlemek yer alıyor.

Ancak Batı, bunu bilmesine rağmen, ne söylediğini anlamayan bir papağan gibi, savunma hakkı söylemini tekrar etmeye devam ediyor. Bunu yaparken, Filistinlilerin işgal devletiyle ilişkisini düzenleyenin, savaş zamanında sivilleri korumaya yönelik Cenevre Sözleşmesi olduğunun ve devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen BM Antlaşması olmadığının farkında.

Suudi Arabistan, Gazze'de derhal ateşkes, sivillerin korunması, zorla yerinden edilmenin durdurulması, insani yardımların engelsiz girişine izin verilmesi ve Filistin halkının haklarını güvence altına alacak bir barış sürecinin yeniden başlatılması olmadan kalıcı bir çözümün mümkün olmadığını defalarca vurguladı.

Suudi Arabistan, Gazze'de derhal ateşkes sağlanması, sivillerin korunması, zorla yerinden edilmenin durdurulması, insani yardımların engelsiz girişine izin verilmesi ve barış yolunun yeniden tesis edilmesi için çalışmaktan başka olası bir çözüm olmadığını defalarca ve tüm imkanlarıyla vurguladı. Bunun adil ve kapsamlı barışın sağlanması, Filistin halkının meşru haklarını elde etmesini ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız devletini kurmasını sağlayacağı ifade edildi. Aksi takdirde, bölgenin, bu krizi kendi yayılmacı çıkarlarını ve özel hedeflerini gerçekleştirmek için kullanacak olanların yaratacağı gerginliklere ve tırmanışlara maruz kalacağının altı çizildi.

Ancak Batılı hükümetlerin ahlaki çöküşü, tüm beklentileri ve değerlendirmeleri aştı. 70 yılı aşkın bir süredir öldürülen, topraklarından sürülen, evi yıkılan ve hapsedilen Filistinliler, kendini savunma hakkına sahip değil. Öte yandan, onu öldüren, onu aşağılayan ve haklarını ve mülkünü gasp eden savaş makinesi bu hakka sahip. Gerçek şu ki, kendini savunmak meşru, ahlaki ve Filistinliler için bir görevdir. Onlar işgalin boyunduruğu altında olan ve zulüm ve baskıya maruz kalıyorlar. Onlar, sessiz kalmaları halinde Batı'nın görmezden geldiği, hakları ve onurları için ayağa kalkarlarsa onları öldüreceklerine söz verilenlerdir.

Fotoğraf Altı: Gazze’ye girmeyi bekleyen, insani yardım taşıyan kamyonlar. (Reuters)
Gazze’ye girmeyi bekleyen, insani yardım taşıyan kamyonlar. (Reuters)

Bu hak, silahlı direniş hakkı, ABD’lilerin İngilizlerle bağımsızlık savaşlarında savaştığı zaman meşruydu. Fransızlar, Nazi Almanya’sı tarafından işgal edildiğinde de aynısını yaptı. Aynı şeyi, Filistin dosyasını BM’ye teslim etmeden ve 1948'de ayrılmadan önce İsrailliler de İngiltere'ye karşı yaptı.

Filistinliler, işgale direnme hakkına sahiptir. Eğer bu direnişleri olmasaydı Batı bugün, 2000 yılındaki Camp David müzakerelerinin başarısızlığından bu yana uzun süre sessiz kaldıktan sonra, iki devletli çözümün yeniden başlatılması gereğinden bahsetmezdi.

Batı'nın, İsrail'in bugün ‘silahlı gruplarla’ savaştığı iddiası açık bir yalandır. Bugünkü savaşı, Gazze ve Batı Şeria'daki tüm Filistin halkıyladır. Eğer öyle olmasaydı, neden onları yerinden etsin, evlerini ve hastanelerini yıksın? Neden onları su, elektrik, yakıt ve gıdadan mahrum bıraksın?

İsrail'in 7 Ekim ve 11 Eylül arasında bir benzerlik yaratmaya çalışması ve Batı’nın bunu kabul etmesi ve gerçekmiş gibi ele alması, gerçeğin çarpıtılmasıdır. Çünkü 7 Ekim, 75 yıldır süren Filistinliler ve İsrail arasındaki çatışmanın bağlamında geliyor.

İsrail'in 7 Ekim ve 11 Eylül arasında bir benzerlik yaratmaya çalışması ve Batı’nın bunu kabul etmesi ve gerçekmiş gibi ele alması, gerçeğin çarpıtılmasıdır. Çünkü 7 Ekim, 75 yıldır süren Filistinliler ve İsrail arasındaki çatışmanın bağlamında geliyor. Hamas ise İsrail'in kendisinin 1980'lerde Filistin Kurtuluş Örgütü'ne rakip olması için desteklediği bir Filistin örgütüdür. Bu örgüt, Filistinliler arasında bölünmeyi körükledikten sonra, İsrail'e doğrudan direnişe başladı. Batı, bunu çok iyi biliyor, ancak İsrail'in anlatısını desteklemek için bunu görmezden geliyor.

Batılı politikacıların ahlaki çöküşü o kadar trajik ki anlatılması zor. Filistin-İsrail çatışmasıyla onlarca yıldır uğraşanlar, bu olayın öncesinde ve sonrasında Filistinli sivillere yönelik toplu cezalandırmayı seçerek kendi iradeleriyle hafızalarını kaybettiler.

7 Ekim olayları büyüklüğü, tarzı ve ayrıntılarıyla İsrail için bir sürprizdi. Ancak birbiri ardına gelen İsrail hükümetlerinin Filistin halkına yönelik yaklaşım ve uygulamaları nedeniyle İsraillilerin altından bir ateşin çıkmasına kimse şaşırmamalı. Tepki sadece bir zaman meselesiydi.

Bu çatışma onlarca yıldır devam ediyor. Gazze Şeridi, 2007'den beri boğucu bir abluka altında ve o zamandan beri direniş ve işgal arasında altı savaş yaşandı. Bunlardan sonuncusu, İsrail'in direniş liderlerinden bazılarını öldürmesinin ardından geçtiğimiz mayıs ayında gerçekleşti.

Batılı siyasetçiler yalnızca İsrail'in Filistinli savaşçıların çocukların kafasını kestiği iddiasını benimseyerek işgalci devletle dayanışma gösterisine koşmadı. Uluslararası koalisyonun DEAŞ'la mücadele görevlerinin Gazze'de savaşanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi, meşru müdafaa ve terörizmle mücadele bahanesiyle İsrail'e Gazze'deki güvenli insanların evlerini yıkması için ‘açık çek’ verilmesini talep etti. Ardından BMGK, ateşkes talep eden ve Gazze'ye insani yardımın girmesine izin veren kararın yayınlanmasını engelledi. Batı medyası da insan haklarını savunma yalanları da onlarla birlikte düştü.

Batı medyası gerçeği İsrail'in öyküsünü benimseyerek çarpıttı, önce Filistin savaşçılarının çocukların başını kestikleri ve kadınları tecavüz ettikleri yalanını söyleyerek başladılar. Ardından Filistin gruplarının yanlışlıkla el-Ehli Baptist Hastanesi’ni bombaladığı ve içinde çalışanlar ile sığınmak için oraya kaçanların ölümüne neden olduğu yalanını yaydılar. Bu olay sonucunda, İşçileri, hastaları ve gece gündüz durmayan İsrail baskınlarının cehenneminden sığınmak için oraya sığınanlar da dahil olmak üzere 500'den fazla Filistinli öldürüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Batı medyası gerçeği İsrail'in öyküsünü benimseyerek çarpıttı, önce Filistin savaşçılarının çocukların başını kestikleri ve kadınları tecavüz ettikleri yalanını söyleyerek başladılar. Ardından Filistin gruplarının yanlışlıkla el-Ehli Baptist Hastanesi’ni bombaladığı ve içinde çalışanlar ile sığınmak için oraya kaçanların ölümüne neden olduğu yalanını yaydılar. Bu olay sonucunda, İşçileri, hastaları ve gece gündüz durmayan İsrail baskınlarının cehenneminden sığınmak için oraya sığınanlar da dahil olmak üzere 500'den fazla Filistinli öldürüldü.

Yaptıkları en kötü şey, kurbanın kendini suçlaması gerektiğini ve 7 Ekim'de gerçekleşen olayın Filistinli ve Arapların konuşmadan önce kınaması gereken bir terör eylemi olduğunu söylemeleriydi. Batı medyası, hiç işgal askerlerinin Filistinli sivillere karşı kaç kez vahşice cinayet işlediğini sordu mu? İşgal, Filistinli ‘silahlı grupların’ sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı bahanesiyle suçlarını kaç kez meşrulaştırdı?

Batı'nın mantığına göre kurban, maruz kaldığı öldürme ve yıkım eylemlerinden sorumlu tutulmalıdır. 6 Ekim Savaşı sırasında İsrail Başbakanı, Filistinlilere duyduğu nefretin ‘İsrail'i onları öldürmeye zorlayanların kendileri olmasından’ kaynaklandığını söylemişti.

İsrail'i savunmak için yapılan bu savaşta sergilenen vahşi davranış, Filistinlilerin ve Arapların Batı'ya boyun eğmemesini, onların iddialarını kabul etmemelerini ayrıca İsrail'i kayıtsız şartsız destekleyen adaletsiz ve aptalca politikalarının İsrail'e ve Araplara güvenlik, istikrar ve barış getirmeyeceğini liderlerine hatırlatmak gerektiriyor. Bu, sadece terörün, nefretin ve kaosun kuluçka ortamını yaratır. Tek kurban Araplar ve onların ülkeleri olmayacak, ateşi her yere yayılacaktır.

7 Ekim ve sonrasında yaşananlar, Filistin meselesinin Batılı liderlerin İsrail ziyaretlerinde üzerinde yürüdüğü kırmızı halının altına süpürülemeyeceğini, bölgede barışın, istikrarın ve bir arada yaşamanın yolu, sorunun uluslararası hukuka uygun olarak adil bir şekilde çözülmesinden geçtiğini gösterdi. Aksi takdirde bu kısır döngü, tüm bölge ülkeleri ve halkları için güvenlik ve barışın sağlanması için durmadan dönmeye devam edeceği ve bu mazlum bölge için hiçbir umut kalmadığı anlamına gelecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, devletin ülkenin güneyine geri döneceğine söz verdi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki Keferşuba sakinleri tarafından çiçek ve pirinç yağmuru eşliğinde böyle karşılandı (Şarku’l Avsat)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, halk ve siyasi partiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanan iki günlük bölge gezisi sırasında, İsrail sınırındaki köylerdeki altyapının ‘birkaç hafta içinde’ yeniden inşa edilmesi ve güneydeki devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi için çalışacağına söz verdi.

Başbakan Selam şunları söyledi:

“Bu bölgenin devlete geri dönmesini istiyoruz ve ordunun güneyde sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmesinden memnunuz. Ancak egemenlik sadece orduyla değil, aynı zamanda hukuk ve kurumlarla, halka sosyal koruma ve hizmetlerin sağlanmasıyla da tesis edilir.”

Bu ziyaret, Hizbullah ile Başbakan arasındaki siyasi farklılıkların önemli ölçüde aşıldığını gösterdi, zira Başbakan, birden fazla durakta Hizbullah, Emel Hareketi, Değişim bloğundan diğer milletvekilleri ve hatta etkinliklere katılan Hizbullah muhalifleri tarafından karşılandı.

Öte yandan Kuveyt Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm Kapsamındaki Kararlarının Uygulanması Komitesi, terör listesine Lübnan’daki sekiz hastaneyi ekledi. Bu hastanelerin en az dördü Hizbullah tarafından işletiliyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, ‘bu konuda Kuveytli yetkililerden herhangi bir inceleme veya bildirim almadığını’ açıklarken ‘konuyu açıklığa kavuşturmak, karışıklığı önlemek için doğru bilgileri sunmak ve Lübnan sağlık sistemini korumak için gerekli temasları kuracağını’ bildirdi.


İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.