James Jeffrey yazdı: Gazze savaşı bittikten sonraki gün

Uzun vadeli istikrara ilişkin stratejiler

İllüstrasyon: Eva Vázquez
İllüstrasyon: Eva Vázquez
TT

James Jeffrey yazdı: Gazze savaşı bittikten sonraki gün

İllüstrasyon: Eva Vázquez
İllüstrasyon: Eva Vázquez

Gazze'deki savaşın sonucu ne olursa olsun, Gazze halkına daha iyi bir yaşam sağlanması ve hem Gazze hem de İsrail için uzun vadeli istikrarın tesis edilmesi (Hamas ve onun İranlı destekçileri dışında) tarafların çoğunun çıkarına olacaktır. Bu sonuçlara ulaşılabilmesi için savaş sona erdikten sonraki gün ortaya çıkacak sonucun aşağıda sıralanan altı konuyu kapsaması gerekiyor. Bu konuları tartışarak ayrıntılı yol haritaları sunma gibi bir amacım yok. Daha ziyade belirli yaklaşımlar geliştirilmeden önce yanıtlanması gereken stratejik sorulara dikkat çekmeye çalışıyorum.

Bahsi geçen altı konuyu şöyle sıralayabiliriz:

1- İsrail'in Gazze Şeridi’nden çekilmesi

2- Hamas’ın silahsızlandırılması

3- Askeri çekilmenin ardından Gazze'nin yönetimi

4- İstikrar ve yeniden yapılanma için insani yardımların ve özel yardımların sağlanması

5- Uluslararası toplumun rolü

6- Gazze’deki durum ile daha büyük sorunlar arasındaki ilişki: İsrail-Filistin çatışması ve İran'ın Ortadoğu’daki rolü.

Öncelikle iki sonuç var:

İlk olarak uzun vadeli ve uygulanabilir bir çözüme ulaşmak için bu altı konunun, farklı şekillerde birbirine bağlı olması nedeniyle birlikte ele alınması gerekiyor. İkinci olarak ise bu konular Gazze'deki trajik olayların gerçekleştiği noktadan ele alınmaya başlanmalı. Bu nokta aynı zamanda Filistin meselesinin ötesine geçerek İran'ın yalnızca doğrudan ya da Hizbullah ve Hamas gibi vekil güçler aracılığıyla İsrail'e yönelik değil, tüm bölgeye yönelik bir tehdit olarak oynadığı rolü de kapsıyor.

2000 yılından bu yana Suriye’deki ve Yemen’deki iç savaşlar, Irak’taki ve Lübnan’daki çatışmalar ile DEAŞ’ın saldırıları sonucunda yaklaşık bir milyon insan öldü, yaklaşık 15 milyon Arap yerinden edildi. Tüm bu çatışmaların baş aktörü İran ve vekilleri oldu. İran’ın bölgeye hakim olma arayışı, kan dökülmesine neden olmasının ötesinde, Yemen, Gazze, Suriye ve Lübnan'da başarısız devletler yarattı ve Irak’ı uçurumun eşiğine getirdi.

dfrg
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 5 Kasım'da Tahran'da Hamas Siyasi Bürosu Başkanı İsmail Heniyye’yi kabul etti (IRNA)

Arap ve Batı ülkelerinin liderleri, bu durumun yanı sıra İran ve radikal gruplarla mücadelede bölgesel olarak oynadığı hayati rolün tamamen farkındalar. Ancak bununla birlikte Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi’nde düzenlenen seçimlerdeki zaferinin, geçtiğimiz iki yılda yaşananlara benzer bir yirmi yılın daha yaşanmasına yol açabileceğinin de farkındalar. Gazze'de masun sivillere karşı yapılanlara duyulan sempati ve İsrail'e karşı hissedilen nefret, bu farkındalıkların kamuoyu tarafından anlaşılmasını engellese de Gazze'deki durumun geleceği açısından son derece önemli.

İsrail, haklı olarak bir beka mücadelesi verdiğine inansa da savaşın süresi, savaş alanında elde edilen sonuçların yanı sıra özellikle Washington’dan gelen uluslararası baskıya ve bölgesel gerginlik, istikrarsızlık ve sivil kayıplara ilişkin endişelere bağlı kalmaya devam edecek.

İsrail’in Gazze’den çekilmesi

İsrail, haklı olarak bir beka mücadelesi verdiğine inansa da savaşın süresi, savaş alanında elde edilen sonuçların yanı sıra özellikle Washington’dan gelen uluslararası baskıya ve bölgesel gerginlik, istikrarsızlık ve sivil kayıplara ilişkin endişelere bağlı kalmaya devam edecek. Ancak Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’nin yönetimi, yardım ve uluslararası topluma katılım gibi konular da dahil olmak üzere uzun vadede kabul edilebilir sonuçlara ulaşılması halinde İsrail ateşkes sonrası geri çekilecek ve Gazze’ye yeniden elektrik, su, yakıt, iletişim ve diğer kaynakların sağlanacaktır. Tüm bu unsurlar İsrail'in ‘savaşın ertesi günü’ ile ilgili müzakerelerde güveneceği kozlar olacaktır.

Hamas’ın silahsızlandırılması

İsrail'in hedefleri arasında Hamas'ı askeri ve siyasi bir güç olarak yok etmek yer alsa da bu tamamen mümkün olmayabilir. İsrail buna alternatif olarak Uluslararası Koalisyonun DEAŞ’a karşı yaptığı gibi, Hamas Hareketi’ni (ve daha küçük grupları) silahsızlandırmak ve hatta Hamas'ın Gazze Şeridi’ni kontrol etmesini ve 7 Ekim'de olduğu gibi saldırılar düzenlemesini engellemekle yetinebilir. Bu da Hamas’ın füzelerinin, tanksavarlarının ve havan toplarının çoğunun imha edilmesi, üst düzey liderlerinin ve seçkin askeri birimlerinin çoğunun etkisiz hale getirilmesi ya da ele geçirilmesi, tünellerinin, silah fabrikalarının, tahkimatlarının ve komuta ve kontrol tesislerinin lağvedilmesi ile tüm rehinelerin serbest bırakılması anlamına geliyor. Eğer İsrail, büyük kayıplar vermeyi göze alıp uluslararası ateşkes çağrılarına uymayı reddederse bunları tek başına yapmayı başarabilir. Fakat İsrail, yukarıda belirtildiği gibi, tam bir zafer elde etmeden ateşkesi kabul etse bile, Hamas ateşkesi kabul etmeden ve tamamen silahsızlanmadan Gazze'den çekilmesi ya da elektrik, su, yakıt, iletişim ve diğer hizmetleri sağlaması, dolayısıyla savaş sonrası atılacak adımlara izin vermesi olası görünmüyor.

fbghd
Hamas’ın üyelerinin 7 Nisan 2023'te düzenledikleri Gazze'nin kuzeyindeki Cebeliye'de Mescid-i Aksa'yla dayanışma yürüyüşünden bir kare (Reuters)

Gazze’nin yönetimi

ABD ve İsrail hükümetleri İsrail’in yıllardır devam eden işgalini ihtimal ettiklerinden Gazze’de yönetim için yalnızca iki seçenek var; Gazze ya Filistin Yönetimi ya da Hamas Hareketi tarafından yönetilecek. Her ne kadar daha sonra bahsedeceğimiz üzere uluslararası koordinasyon olasılığı olsa da Gazze Şeridi’nin yönetimi için böyle bir koordinasyona tamamen güvenilmesi mümkün değil. Bu yüzden ne kadar zayıf olursa olsun Filistin Yönetimi, ideal seçenek olarak değerlendiriliyor. Ancak bunun olması için ağır silahlarından ve önde gelen liderlerinden büyük ölçüde arındırılmış haldeki bir Hamas tarafından onay alınması gerekiyor. Aksi takdirde Hamas, Batı Şeria'da görüldüğü gibi, Filistin Yönetimi'nin tamamen mağlup etmesi zor bir güç olarak kalmaya devam edecektir.

Hamas'ın böyle bir senaryoyu kabul etmesi zor olsa da imkansız değil. Bu tamamen şu anki savaşın sonuçlarına bağlı.

Öte yandan Hamas’ın Gazze Şeridi’ni yönetmeye devam etmesi için İsrail’in bunu onaylaması gerektiriyor. Bu ise Hamas'ın yönetimini sona erdirmeyle ilgili açıkladığı hedefle çelişiyor gibi görünüyor. Peki İsrail, Hamas’ın Gazze’yi yönetmeye devam etmesini nasıl kabul edebilir?

Hamas'ın başarılı bir şekilde silahsızlandırılması, aşağıda açıklanacağı üzere insani yardımlara ve diğer yardımlara yönelik farklı bir yaklaşım sergilenmesi ile Filistin Yönetimi'nin etkili bir yönetim olamaması gibi faktörlerle birlikte uluslararası baskı yapıldığında, İsrail, tutumunu yeniden gözden geçirmek ve bu senaryoyu kabul etmek zorunda kalabilir.

Gazze’nin yoksul nüfusuna yönelik yardımlar, savaş sırasında ana öncelik olan geçim yardımı, İsrail tarafından sağlanan temel hizmetler, BM’ye bağlı organlar ve çeşitli STK'lar tarafından yürütülen büyük bir istikrar ve kalkınma programının yanı sıra, savaş sonrası yeniden yapılanma çabaları olmak üzere dört kategori altında yapılıyor.

Yardımların ulaştırılması

Gazze’nin yoksul nüfusuna yönelik yardımlar, savaş sırasında ana öncelik olan geçim yardımı, İsrail tarafından sağlanan temel hizmetler, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı organlar ve çeşitli sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından yürütülen büyük bir istikrar ve kalkınma programının yanı sıra, savaş sonrası yeniden yapılanma çabaları olmak üzere dört kategori altında yapılıyor. İnsani nedenlerden ötürü yardım sağlayanlar; BM organları, STK'lar ve hatta bir dereceye kadar İsrail ve Mısır, sanki bu yardımlarla Hamas-İsrail çatışmasının seyri tamamen farklı iki ayrı meseleymiş gibi davranmaya devam ediyor.

Ancak bu uluslararası yardımlar istemeden de olsa Hamas’ın savaş makinesini güçlendiriyor ve yardımları kendi ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmasına, yardımları kendi halkının yararı için kullanmak yerine İran'dan silah temin etmek için ayırmasına ve uluslararası yardımların halk arasında yaratabileceği her türlü destekten faydalanmasına olanak tanıyor.

Ancak 7 Ekim'den sonra bu durumun değişmesi gerekiyor. Çünkü İsrail’e güvenlik konusunda somut garantiler verilmediği sürece, Gazze’ye temel hizmetleri sağlamaya devam etmesi beklenmiyor. Ayrıca uluslararası toplum, bu korkunç savaşın bir kez daha yaşanmasını önlemenin sorumluluğunu taşıyor. Sonuç olarak, bir devlete eşdeğer uluslararası yardım sağlayanlar, yararlanıcı devletin liderlerinin komşu bir devleti yok etmeye çalışacakları açıkça ortaya çıktıktan sonra işlerine her zamanki gibi devam edemezler.

Sonuç olarak, bir devlet gibi uluslararası yardımlarda bulunanlar, yardım yapılan devletin liderlerinin komşu bir devleti yok etmeye çalışacakları açıkça anlaşıldıktan sonra işlerine her zamanki gibi devam edemezler.

xscddfvgrth
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'taki yerinden edilenlerin kaldığı bir kampta ekmek pişiren kadınlar, 1 Kasım 2023 (AFP)

Yardım kuruluşları ve BM organları, şu an zorlu ve tehlikeli koşullar altında yürütülen övgüye layık çalışmalarının  herhangi bir tarafça siyasi olarak istismar edilmesine karşı çıkacaklardır. Ancak Gazze halkına yardım etme çabalarının başında bu çatışmanın bir daha yaşanmamasını sağlamak geliyor. Bunun için Hamas Hareketi’ni, diğer grupları ve Gazze halkını barış için ulaşılabilecek bir herhangi bir sonucu desteklemeye ya da en azından baltalamamaya teşvik edecek tüm araçların kullanılması gerekiyor. Bazı yardımların, özellikle de yeniden inşa ve çift kullanımlı sivil ve askeri malzemelerin, gerilimi azaltma, ateşkes ve silahsızlanma meseleleriyle ilişkilendirilmesi uygulanabilir her türlü çözüm için kritik bir öneme sahiptir.

BM, Gazze’yi yönetmemeli, ancak Gazze hükümeti, İsrail, Mısır, BM, STK'lar ve bağışçılarla iş birliği içinde yürütülecek özel bir uluslararası misyon, şiddetin kalıcı olarak durdurulmasına ve Gazzelilerin hayat şartlarının iyileştirilmesine katkıda bulunabilir.

Uluslararası toplumun rolü

BM, Gazze’yi yönetmemeli, ancak Gazze hükümeti, İsrail, Mısır, BM, STK'lar ve bağışçılarla iş birliği içinde yürütülecek özel bir uluslararası misyon, şiddetin kalıcı olarak durdurulmasına ve Gazzelilerin hayat şartlarının iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Aşağıda böyle bir misyona verilecek olası yetkiler ve görev tanımını ele alacağız. Ancak öncelikle bu misyonun rolünü anlamak büyük önem taşıyor. Misyon, Gazze yönetimine verilecek teknik desteğin yanı sıra, yardım çabalarını olası ateşkes anlaşmasındaki şartlarla koordine edecek ve Hamas ile diğer grupların ateşkes ve silahsızlandırılması şartlarına uymasına bağlı olarak yeniden inşa çabalarını ve diğer yardımları artıracak yahut azaltacaktır. Bazı bağışçılar bu şartlara itiraz edebilir, fakat bağışçıların yardımın en azından bir kısmını sağlamanın koşulu olarak bu şartlara uyması gerekir.

Misyon, bu önemli rolünün yanı sıra terör hücreleriyle mücadelede iç polise destek vermekten, İsrail ile Gazze arasındaki tampon bölgelerde devriye gezmeye kadar güvenlik konusunda da doğrudan katkıda bulunabilir.

jtyuk
5 Kasım'daki İsrail bombalamasının ardından Han Yunus’tan dumanlar yükseliyor (AFP)

Çatışmaların çözümüne yardımcı olmak için çeşitli modellerde misyonlar oluşturuldu. Bunlara Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un önerisiyle kurulan DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyon (DMUK), 1995 sonrası Bosna Hersek Yüksek Temsilciliği (OHR) ve 1999 sonrası Kosova'daki Avrupa Birliği (AB) hukukun üstünlüğü misyonu (EULEX) örnek gösterilebilir. Bu tür misyonlar BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) yetki alanında hizmet verseler de BM Genel Sekreteri'nin yetki kapsamına girmiyorlar. Bu da İsrail için önemli bir nokta.

BMGK, uluslararası misyonun oynadığı herhangi bir potansiyel silahlı güvenlik rolüne daha fazla yetki alanı veriyor. Gazze'deki durumla en uyumlu olanı belki de OHR modelidir. Bosna merkezi ve bölgesel hükümetleri, BM organları, STK’lar ve bağışçı ülkelerle uluslararası yardımları koordine etmekte başarısızlar. Ancak OHR, bir yandan NATO güvenlik güçleriyle yakın iş birliği yaparken, diğer yandan Bosnalı liderlere ateşkes hükümlerine uymaları konusunda baskı yapmak için siyasi nüfuzu, kalkınmayı, yeniden inşayı ve yardımları koz olarak kullandı.

Bölgedeki düşmanca gündemi için Filistin meselesini kullanan İran'ın bölgeye yönelik tehdidi daha iyi ele alınmadıkça, uzun vadeli çözümler bir sonuç vermeyecektir.

Gazze ve önemli konular arasındaki ilişki

Temel iki konuda ilerleme kaydedilmeden ne savaş ertesi Gazze yönetimi ne insani yardımlar ne de silahsızlanma çabaları Gazze krizine kalıcı bir çözüm getirebilir. Bu temel konulardan ilki İsrail-Filistin meselesidir. Oslo anlaşmalarında öngörülen iki devletli çözüm, uzun vadede kötünün iyisi olmaya devam etse de mevcut koşullar bu yönde bir ilerleme kaydedilmesine uygun değil. Ancak İsrail'in iç politikaları (ve ABD’nin bazı politikaları), İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin dondurulmasını ve İsrail hükümeti ile Filistin Yönetimi arasında müzakerelerin yeniden başlamasını engelleyen bir faktör olmayı sürdürüyor. Buna karşın Başkan Biden'ın İsrail'in güvenliğiyle ilgili olağanüstü çabaları dikkate alındığında  ABD, İsrail’e askeri destek vermesinin bir şartı olarak bu tür adımların atılmasını isteme hakkına sahip oldu.

dfergtyu
Gazze Şeridi'ne giren İsrail askerleri, 4 Kasım (Reuters)

İsrail-Filistin ilişkilerine itidalli bir havanın hakim olmasına rağmen, bölgedeki düşmanca gündemi için Filistin meselesini kullanan İran'ın bölgeye yönelik tehdidi daha iyi ele alınmadıkça, uzun vadeli çözümler bir sonuç vermeyecektir. Bu çok büyük ve uzun süredir devam eden bir sorun olmasının yanında Washington'ın artık görmezden gelemeyeceği bir sorundur. Bu çatışmadaki tek umut, Hamas'ı silahsızlandırarak ve İran'ı ve onun vekillerini savaşa dahil olmaktan vazgeçirerek, Tahran'ın Arap dünyasındaki ilerleyişini önemli ölçüde yavaşlatmak olacaktır.



Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
TT

Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)

Rabia Abdusselam

Bugünlerde sosyal medya platformları, kamuoyunu manipüle etmeyi ve Tunus ile Cezayir’in arasını bozmayı amaçlayan yanıltıcı çıkarımlar ve sahte veya hileli hesaplarla dolup taşmış durumda. Bazı Tunuslu analistler ile eleştirel seslerin, Cezayir'den İtalya'ya gönderilen ve Tunus topraklardan geçen doğalgazın transit ücretlerine ilişkin imzalanan anlaşmaların “yeniden gözden geçirilmesini” talep etmesi, tamamen beklenmedik bir gelişmeydi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Cezayir'e yaptığı son ziyaretin ardından gelen bu talepler, mali ve lojistik transit ücretlerinin “gözden geçirilmesi”ne odaklanıyor.

Bu hikaye, Tunus'taki hükümet karşıtı ve mevcut otoriteye muhalif tutum sergileyen partilerin çoğunun, Tunus-Cezayir anlaşmasıyla ilgili uydurma bir belge etrafında yürüttüğü dezenformasyon ve yalan kampanyasından farklı değil. Cezayir ve Tunus muhalefetine bağlı sosyal medya ve internet sitelerinde yayınlanan ve “çok gizli” ibaresi taşıyan bu uydurma belge, “Cezayir ordusuna ciddi iç karışıklık, isyan, darbe girişimi veya kurumsal istikrarı ve mevcut anayasal düzenin devamlılığını tehdit edebilecek herhangi bir durumda Cumhurbaşkanı Kays Said rejimini korumak için müdahale etmesi yetkisi verildiğini” iddia eden bir belge. Söz konusu belge, önceden koordinasyon sağlanmadan bu anlaşmanın hükümleriyle ilgili güvenlik veya savunma alanlarında yabancı bir tarafla herhangi bir anlaşma veya ortaklık kurulmasını da yasaklıyor. Bir diğer maddesi ise, “birinci tarafın askeri ve güvenlik birimlerinin, ikinci tarafın yetkili makamlarıyla önceden koordinasyon sağladıktan sonra, tehlikeli terörist unsurları takip etmek ve etkisiz hale getirmek amacıyla sınır hattından 50 kilometreyi geçmeyecek bir mesafeye kadar ikinci tarafın topraklarına girebileceğini” öngörüyor.

Cezayir'e karşı keskin bir düşmanlık

Yukarıda zikredilen maddeler, Cezayir'in bağımsızlığından bu yana dış politikasını yöneten en önemli ilke olan komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesiyle tamamen çelişiyor. Ayrıca, mevcut anayasanın 31. maddesi, ordunun ülke sınırları dışında herhangi bir operasyona katılmasını yasaklamaktadır. Madde şu şekildedir: “Cezayir, diğer halkların meşru egemenliğini ve özgürlüğünü ihlal etmemek için savaşa başvurmaktan kaçınır ve uluslararası anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için çaba gösterir. Cezayir ayrıca, Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve Arap Birliği çerçevesinde ve bunların ilke ve amaçlarına tam uyum içinde, yurtdışı barış koruma operasyonlarına katılabilir.”

En sıradan okuyucu bile belgenin geçersizliğini ve aleyhindeki güçlü kanıtları teyit edebilir. Son maddedeki BM'ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören yazılı ifade de bunun kanıtı

Cezayirli gazeteci Osman Lahyani

Bu “sahte” belge, anlaşmanın özünü gizlemesine rağmen, Tunus muhalefeti için değerli bir kaynak olmaya devam ediyor. Bu durum, jeopolitik konulara ve Cezayir'in uluslararası ilişkilerine (özellikle Fransa ile Tunus ve Libya gibi komşu ülkelerle) odaklanan yazılarıyla tanınan Cezayirli gazeteci ve yazar Osman Lahyani tarafından da doğrulandı. Yerel “el-Haber TV” kanalında yayınlanan “Sağ ve Sol” programına konuk olarak katıldığında, “Ekim 2025'te imzalanan askeri anlaşma, 2002'de imzalanan önceki anlaşmanın bir güncellemesidir. Bu güncelleme, elbette, terör tehditlerinin yeni biçim ve yöntemleri, kontrolsüz silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı ile ilgili güvenlik ve askeri değişikliklerden kaynaklanmaktadır” açıklamasını yaptı. “Bu tehditler, sadece Cezayir ve Tunus değil, tüm komşu ülkelerin ortak sınırlarını güvence altına almak için askeri anlaşmalarını güncellemesini gerektiriyor. Bunu Suudi Arabistan ve Pakistan örneğinde de gördük; 17 Eylül'de, yakın güvenlik ittifakı kurmak için ortak bir stratejik savunma anlaşması imzalandı ve taraflardan birine yönelik herhangi saldırının diğerine de yönelik saldırı olarak kabul edileceği belirtildi” diye ekledi. Lahyani sözlerine şöyle devam etti: “En sıradan okuyucu bile belgenin sahte olduğunu teyit edebilir. Son maddedeki BM’ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören ifade bunun inkar edilemez bir kanıtıdır.”

fdvbdf
Tunus askerleri, Batı Tunus'taki Cebel-i Şambi bölgesinden görüldüğü üzere, Cezayir sınırına yakın bir yerde devriye geziyor, 11 Haziran 2013 (Reuters)

Zaman zaman, bazı Tunuslu elitlerden sert eleştiriler geliyor. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki'nin, kuruluşundan beri Arap Mağrip Birliği'ne egemen olan donukluk ve tıkanmadan sürekli olarak Cezayir'i sorumlu tutması buna bir örnek teşkil ediyor. Muhalif siyasi aktivist ve eski cumhurbaşkanı adayı Safi Said'in pozisyonları ve her zaman tartışma yaratan eski Tunus Dışişleri Bakanı Ahmed Venis'in “iddiaları” da önemli.

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık güvensizlikle bakıyorlar

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un  30 Aralık 2025'te iki kanadı ile parlamentoya yaptığı konuşma, Tunuslular için normal ya da geçici değildi. Görünüşte sıradan olan konuşması, hem doğrudan hem de dolaylı mesajlar içeriyordu. Nitekim “Cezayir ve Tunus arasında parayla satın alınmış kişiler kullanılarak anlaşmazlık yaratma girişimleri olduğunu” vurguladı. “İki ülke arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan tehlikeli bir komplo” konusunda uyardı. Anlaşmanın şartlarına atıfta bulunarak, “Cezayir ordusunun Tunus topraklarına ayak basmadığını ve basmayacağını” vurguladı. Ayrıca, bu provokasyonların nihai amacının “iki taraf arasında siyasi çekişme çıkarmak olduğunu ve asıl hedefin Tunus Cumhuriyeti olduğunu” belirtti. Sonra da, “Tunus'a zarar vermek isteyen herkes önce Cezayir'i aşmak zorundadır” diye etti. Bu, Cezayir'in Libya, Mali ve Burkina Faso gibi komşu ülkelerde meydana gelen ve özellikle düzensiz göçmen akını nedeniyle sosyal düzeyde ciddi sonuçlar doğuran darbe senaryolarının tekrarlanmasından duyduğu korkuyu açıkça yansıtıyor.

Düşmanlığın arka planı ve sırları

Cumhurbaşkanının konuşmasında ilettiği mesajlar arasında, “Tunus çok güçlü ve bazıları onu kolay av olarak göstermeye çalışıyor, ancak Cezayir'in komşusu olduğu için bunda yanılıyorlar. Cumhurbaşkanı Kays Said ne İsrail ile ilişkileri normalleştirenlerden ne de bunun peşinde koşanlardandır” vurgusu da yer alıyordu. İşte meselenin özü de burada yatıyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Tunuslulara, ülkelerini ve Cezayir ile ilişkilerini hedef alan, Batılı güçler tarafından organize edilen ve temel amacı bölgeyi parçalamak ve İsrail ile “normalleşmeyi” pekiştirmek olan bir komplodan açık ve net olarak bahsetti. Cezayir'in güneydoğusundaki Biskra Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Nur Sabah Aknuş yaptığı değerlendirmede, “Cezayir ve Tunus arasındaki organik bağı ve sistematik entegrasyonu koparmak ve her ikisini de zayıflatmak için çalışan kilit ülkeler var. Böylece Cezayir, jeopolitik derinliği olan kardeş ve müttefik Tunus'tan izole edilirken, diğer yandan Tunus, içine sızmayı kolaylaştırmak için zayıflatılmak isteniyor” dedi. Ona göre, iki ülkenin sürekli ve tekrarlanan bir şekilde hedef alınmalarının temel nedeni: “İsrail'i tanımayı ve ilişkileri normalleştirmeyi reddeden tutumları, dünya çapındaki haklı davalara verdikleri destek ve neo-kolonyal güçlere karşı duruşlarıdır. Ne Tunus ne de Cezayir, resmi veya halk düzeyinde, iç krizlerini kullanarak onları normalleşme yönünde tavizler vermeye iten dış baskılara rağmen, Filistin davasını destekleyici tutumlarından vazgeçmediler.”

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık bir güvensizlikle bakıyorlar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre stratejik ve güvenlik çalışmaları konusunda uzman Cezayirli araştırmacı Zenasni Muhammed, konuyu şöyle açıkladı: “Cezayir, bazı Tunuslu grupların, özellikle de muhalefet bloğuna bağlı olanların, dış güçlerden destek arayışında olmalarından endişe ediyor. Cumhurbaşkanı Tebbun daha önce Tunuslu güçleri, diğer ülkelerde gördüğümüz gibi, çoğu zaman kötü niyetli olan ve ülkeyi istikrarsızlaştıran dış baskılara boyun eğmemeleri konusunda uyarmıştı.”

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama ve egemenliğe karşılıklı saygı temelinde güçlü kalmaya devam ediyor

Tunus'taki siyasi sisteme yönelik artan muhalefetle birlikte, bir siyasi analist şu gözlemde bulunuyor: “Cezayir kendisini zor bir güvenlik ikileminin içinde buldu. Özellikle Tunus, diğer komşularına kıyasla Cezayir'in en güvenli sınırını oluşturduğu için doğu komşusuyla iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek zorunda. Aynı zamanda Cezayir, Tunus'un iç işlerine karışmama ile her iki ülkenin karşı karşıya kaldığı ortak baskılar ve meydan okumalar ile mücadelede dış ittifakların gereklilikleri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Bu durum, Tunus muhalefetine Cezayir'in Tunus'taki mevcut rejimin tarafını tutuyor gibi görünebilir.”

f
Tunus'un güneyindeki Gabes şehrinde bulunan devlete ait fosfat işleme tesisinin (gübre fabrikası) bacasından tüten duman, 31 Ekim 2025 (AFP)

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama, egemenliğe karşılıklı saygı ve ortak çıkarları güvence altına almak için yapılan üst düzey ziyaretler temelinde güçlü kalmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık, derin tarihi ve ekonomik bağlarla da karakterize ediliyor. Cezayir, Tunus'a yılda yaklaşık 2 milyar metreküp doğalgaz tedarik ederek enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor.

Şubat 2025'te yayınlanan son raporlar, Cezayir'den yapılan elektrik ithalatının ulusal tüketimin yaklaşık yüzde 14'ünü karşıladığını ortaya koyuyor. Diğer rakamlar, Cezayir'in Tunus'un elektriğinin yüzde 94 ila 96'sını üretmek için kullandığı doğalgazın tedarikinde oynadığı hayati rolü teyit ediyor ki, bu da iki ülke arasındaki enerji entegrasyonunu stratejik hale getiriyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar ayrıca Cezayir'in, Tunus toprakları üzerinden İtalya'ya yaptığı doğal gaz ihracatı için Tunus'a yıllık yaklaşık 420 milyon dolar transit ücreti ödediğini de ortaya koyuyor. Bütün bunlar, iki ülke arasındaki ilişkinin ekonomik ve endüstriyel entegrasyonu hedefleyen karşılıklı faydaya dayalı olduğunu açıkça teyit ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
TT

YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)

YouTube, canlı yayınlarda sohbet etkileşimi arttığı zaman bütün izleyiciler için reklamları durduracağını açıkladı.

Google'a ait video platformunda reklamlardan tamamen kaçınmanın yolu ücretli abonelikten geçiyor. Ayrıca bazı kullanıcılar reklam engelleyici eklentilerle de kesintisiz video izleme deneyimi yaşamaya çalışıyor.

YouTube, 13 Nisan Pazartesi günü yayımladığı blog yazısında canlı yayınlarda reklam gösterimine getireceği istisnaları paylaştı.

Blog yazısında "Tüm sohbetin enerjiyle dolup taştığı anlar var. Bu kolektif enerjiyi korumak için sistemimiz artık Canlı Sohbet etkileşiminin en yüksek olduğu anları algılayarak reklamları herkes için otomatik olarak engelliyor" ifadelerine yer verildi.

Bu sayede içerik üreticilerinin, reklam kesintisi olmadan yayındaki ivmeyi koruması amaçlanıyor.

Bunun yanı sıra Süper Chat, Süper Etiketler ve hediyeler gibi yollarla yayıncıya destek olan izleyiciler, satın alma işleminden hemen sonra kendilerine özel reklamsız bir pencereyle ödüllendirilecek.

Süper Chat ve Süper Etiketler, kullanıcıların sohbetteki mesajlarının öne çıkması için satın aldığı özellikler.

Şirket artık daha fazla ülkedeki içerik üreticisinin canlı yayınlarda hediye alabileceğini belirtirken, listeye Kanada, Güney Kore, Endonezya, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda eklendi. Bu uygulama Türkiye'de henüz mevcut değil.

Canlı yayınları öne çıkarmayı amaçladığı anlaşılan YouTube'un bir diğer yeniliği de içerik üreticilerinin, artık aynı anda hem dikey hem de yatay formatlarda yayın yapma imkanı olması.

Platform, 2025'te ABD'deki canlı yayın izleme süresinin yüzde 30'undan fazlasının televizyonlardan geldiğini ve bu nedenle yayıncılara içeriklerini her türlü ekrana göre ayarlama imkanı vermek istediğini belirtiyor.

YouTube içerik üreticilerine daha fazla yaratıcı kontrol kazandıracak canlı yayın özelliklerini gelecek aylarda çıkarmayı planladığını ifade ediyor.

Independent Türkçe, TechCrunch, Gizmodo, YouTube


Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)

Birleşik Krallık (BK) ve Fransa önderliğinde Avrupa ülkeleri, savaş sonrası dönemde ABD olmadan Hürmüz Boğazı'nı açmak için plan yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, planda ABD, İsrail ve İran'ın yer almayacağını söylüyor.

Hürmüz'ün açılmasına yönelik plana BK'nin yanı sıra Almanya'nın da katılabileceğini ifade ediyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve BK Başbakanı Keir Starmer, savaş sonrası dönemde Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanmasına ilişkin planları Paris'te cuma günü düzenleyecekleri toplantıda görüşecek. Diğer ülkelerin de videokonferans yoluyla katılacağı etkinlik için Çin ve Hindistan'a da davet gönderildiği fakat bu ülkelerin katılımının henüz kesinleşmediği aktarılıyor.

Kaynaklara göre Fransa yönetimi, Tahran'ın plana yanaşmamasına yol açacağı için ABD'nin sürece dahil edilmesini istemiyor. BK yönetimiyse Washington'ın planda yer almamasının operasyonun kapsamını sınırlandırabileceğini savunuyor.

Avrupa'nın üzerinde çalıştığı planın üç genel hedefi var. Birincisi, halihazırda Hürmüz'de mahsur kalmış yüzlerce geminin bölgeden ayrılmasını sağlamak için gerekli lojistik altyapıyı oluşturmak. Ardından gemilerin boğazın daha geniş bir bölümünü kullanabilmesi için mayın temizleme çalışması yürütülmesi öngörülüyor. Devrim Muhafızları, ABD-İsrail saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Hürmüz'ün bazı bölgelerine mayın döşemişti.

Analistlere göre Avrupa, mayın temizleme operasyonları için ABD'den çok daha fazla kaynağa sahip. ABD mayın temizleme filosunu büyük ölçüde hizmet dışı bırakmışken, Avrupa güçlerinin 150'den fazla gemisi var.

Planın nihai amacıysa nakliye şirketlerine Hürmüz'den geçmenin güvenli olduğuna dair teminat vermek. Bunun için fırkateyn ve muhripler aracılığıyla düzenli askeri eskort ve gözetim sağlanması öngörülüyor.

Washington ve Tahran heyetleri arasında 11-12 Nisan'da yapılan görüşmelerde sonuç elde edilememesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması talimatını vermişti.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin iki güne tekrar başlayabileceğini öne sürerken, Beyaz Saray ablukayı daha da sıkılaştırıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukayla İran'ın ekonomik faaliyetlerinin yüzde 90'ının durdurulduğunu savundu.

Trump, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesine NATO ve Körfez ülkelerinin de destek vereceğini iddia etmişti.

Ancak başta BK ve Fransa olmak üzere NATO müttefikleri, ablukaya destek vererek çatışmalara dahil olmayacaklarını bildirmişti.

Starmer, "Ablukayı desteklemiyoruz" derken, Macron Hürmüz'deki durumun normale dönmesini sağlamak amacıyla "çok uluslu bir misyon" kurulacağını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, DW