Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

Çok kutuplu dünyada İsrail ve Ukrayna Batı hegemonyasının vekilleridir

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls
TT

Alexander Dugin: İşte yeni dünya düzenine dair görüşüm ve Gazze savaşı

İllüstrasyon: Barry Falls
İllüstrasyon: Barry Falls

Aleksandr Dugin

Mevcut dünya düzeni bir geçiş sürecinde gibi görünüyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra şu an yaşananlar, tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş sürecidir.

Aslında Rusya, Çin, İslam dünyası, Hindistan ve potansiyel olarak Afrika ve Latin Amerika ülkelerini kapsayan kilit öneme sahip oyuncularla birlikte bu çok kutuplu dünyanın temelleri giderek daha da belirginleşiyor. Bazıları, BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) grubu içinde yer alan tüm bu oyuncular, bir araya gelen farklı medeniyetleri temsil ediyorlar. BRICS, özellikle İslam dünyasının önemli ülkelerinden Suudi Arabistan, İran ve Mısır’ın yanı sıra grup içindeki Afrika faktörünü güçlendiren Etiyopya ve Güney Amerika ülkelerinin varlığını daha da sağlamlaştıran Arjantin'in katılma talebinde bulunduğu 2023 Johannesburg zirvesinden sonra daha da büyüdü. Buradan baktığımızda çok kutuplu dünyanın her geçen gün konumunu güçlendirdiğini ve Batı hegemonyasının zayıfladığını görüyoruz.

ABD ve Batı ülkelerinin tek taraflılığı koruma adına verdiği ölümüne savaş

ABD ve Batı dünyası tek taraflılık adına ölümüne bir savaş veriyorlar. Dünya liderliğinin ön saflarında yer alan ABD, özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik alanlarda hakimiyetini sürdürmeye kararlı. Devam eden bu tek kutupluluk arayışı, tek kutupluluk ile çok kutupluluk arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı günümüzde ortaya çıkan temel çelişkinin de kaynağı.

sdefrg
Soldan sağa doğru Brezilya Devlet Başkanı, Çin Devlet Başkanı, Güney Afrika Devlet Başkanı, Hindistan Başbakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı 22 Ağustos 2023 tarihinde Johannesburg'da yapılan BRICS zirvesine katıldılar (EPA)

Burada küresel politikadaki temel çatışmalara ve eylemlere, özellikle de egemenliğini ve bağımsız bir kutup olarak varlığını yeniden ortaya koyan Rusya'yı zayıflatma çabalarına değinilmeden geçilmemeli. Böylece Ukrayna'da devam eden çatışma da açıklanabilir. Batı dünyası, (Ukrayna Devlet Başkanı) Volodimir Zelenskiy rejimini sadece Rusya'nın bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönmesini engellemek amacıyla destekliyor. Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin'in iktidara gelmesinden bu yana ülkesinin bağımsız bir oyuncu olarak küresel arenaya dönme politikasını sürdürüyor. Putin, bir yandan Rusya Federasyonu'nun siyasi egemenliğini güçlenmeye başlarken, diğer yandan Rusya'nın sadece Batı dünyasının hegemonyasına karşı değil, aynı zamanda onun değer sistemine de karşı çıkan bağımsız bir medeniyet olduğunu giderek daha fazla vurgulamıştır.

Rusya, geleneksel değerlere olan inancını ve bağlılığını açıkça ortaya koyarken Batı liberalizmini, Rusya'nın anormallik ve sapıklık olarak gördüğü LGBT gündemini ve Batı ideolojisinin diğer standartlarını kesin bir şekilde reddetti.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor.

Öte yandan Batı, 2014 Ukrayna devrimini (Onur Devrimi) destekledi ve Ukrayna'yı mümkün olduğunca silahlandırdı. Bunu yaparken de Ukrayna’da neo-Nazi ideolojisinin yayılmasına yardımcı oldu. Rusya'yı, eğer Putin başlatmasaydı Kiev tarafından başlatılacak olan özel askeri operasyonu başlatmaya itti. Böylece tek kutupluluğa karşı verilen şiddetli çok kutuplu savaşın ilk cephesi Ukrayna'da açıldı.

Putin yönetimindeki Rusya, Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi iki kutuptan biri olamayacağını da çok iyi biliyor. Çin, İslam dünyası, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika gibi yeni medeniyetler yükselişte. Rusya da onları gerçek ve adil bir çok kutupluluk çerçevesinde potansiyel müttefikleri ve ortakları olarak görüyor. Dünyanın geri kalanı bunu henüz kabul etmemiş olsa da çok kutupluluk bilincinin giderek büyüyüp güçlendiğine tanık oluyoruz. Bu durum, bu kez Pasifik bölgesinde olmak üzere neredeyse tek kutupluluk ile çok kutupluluk mücadelesinin bir sonraki hattı haline gelen Tayvan meselesi için de geçerli. Çok kutupluluk kavramına ilişkin giderek güçlenen bir farkındalık söz konusu.

Hamas saldırısı ve soykırım sonrası farklı bir cephe açıldı

İsrail ve Gazze Şeridi'nde yaşananlar da bu konuyla doğrudan alakalı, orada iki felaket yaşandı. Bunların ilki, Hamas'ın İsrail'e yönelik, çok sayıda sivilin ölümüyle ve rehin alınmasıyla sonuçlanan saldırısıydı. İkincisi de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik misilleme saldırılarıydı. Bu saldırılar, zulüm ve başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivil kayıpların sayısı açısından katlanarak arttı. Her ikisi de açıkça insan hakları ihlali ve insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Hiçbir haklı gerekçeleri de yoktur.

asxdfer
İsrail'in Cibaliye Mülteci Kampı’na yönelik bombardımanında yıkılan binaların enkazı arasında hayatta kalanları arayan Filistinliler (AP)

Ancak diğer taraftan İsrail'in (Babil hukukunun başlangıcında geliştirilen ve verilen cezanın, göze göz dişe diş gibi, suçlunun zarar gören tarafça aynı ölçüde cezalandırılmasını öngören) ‘lex talionis’ ilkesini uygulaması, bir toplama kampında acımasız şartlar altında yaşamaya zorlanan Gazze Şeridi sakinlerine yönelik gerçek bir soykırıma neden oldu. Hamas bir terör eylemi gerçekleştirdi ve İsrail bu eyleme soykırım yaparak karşılık verdi. Böylece her iki taraf da siyasi anlaşmazlıkları çözmek için hukukun ve kabul edilebilir insani yöntemlerin dışına çıktı. Bundan sonra jeopolitik görünüm devreye giriyor. İsrail'in suçunun boyutu çok daha büyük olsa da Gazze Şeridi'nde olup bitenler sadece bu kriterle değerlendirilemez. Çünkü altta yatan bazı jeopolitik eğilimlerle de bağlantısı var.

Filistin meselesi bugün Sünnileri, Şiileri, Türkleri ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken, İslam dünyasının birliği inkar edilemez.

Ancak Hamas’ın İsrail’e saldırısı ve İsrail'in Filistinlilere misilleme olarak uyguladığı soykırım farklı bir cephe açtı. Batı, Gazze Şeridi'nde sivil halka karşı açıkça işlenen suçlara rağmen bu kez (tıpkı Ukrayna'da olduğu gibi) İsrail'e koşulsuz ve tek taraflı önyargıyla destek vererek, tüm İslam dünyasıyla karşı karşıya geldi.

Burada İslam dünyası, İsrail'in Gazze Şeridi'nde ve Filistin’in diğer bölgelerinde, Yahudi mahallelerinden sürülen, kendi topraklarındaki yoksul ve izole bölgelerde yaşayan Filistin halkına karşı haksız uygulamaları ve adaletsizlikleri karşısında bir başka kutup olarak ortaya çıkıyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre  Filistin meselesi Sünniler, Şiiler, Türkler ve İranlıları bir araya getiren birleştirici bir güç olarak hizmet ederken İslam dünyasının birliği artık inkar edilemez. Bu mesele aynı zamanda Yemen, Suriye, Irak ve Libya'daki iç çatışmaların taraflarının yanı sıra Pakistan'ı, Endonezya'yı, Malezya'yı ve Bangladeş'i de doğrudan ilgilendiriyor.

Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Rusya’da, Afrika'da yaşayan Müslümanlar da buna karşı kayıtsız kalamazlar. Elbette günümüzün Gazze, Batı Şeria ve Ürdün Nehri bölgesindeki Filistinlileri, siyasi anlaşmazlıklara rağmen onurlarını savunma mücadelesinde birleşiyorlar.

Filistin meselesi ve ABD

ABD son yıllarda Müslüman ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek amacıyla Filistin meselesi etrafında toplanmalarını engellemeyi başardı. Fakat tüm bu çaba son haftalarda yaşananlarla boşa gitti. ABD’nin İsrail'i Gazze Şeridi'nde tüm dünyanın gözü önünde işlediği suçlardan ve ihlallerden sonra bile desteklemeyi sürdürmesi, İslam dünyasını içinde yaşadığı tüm ihtilafları bir kenara bırakıp Batı ile doğrudan çatışmaya girmeye itiyor.Alexander

sdfrg
Alexander Dugin 

İsrail, Ukrayna gibi, kibirli ve zalim Batı hegemonyasının vekilinden başka bir şey değildir. Suç işlemekten ya da ırkçı söylemlerde ve eylemlerde bulunmaktan çekinmez. Fakat sorun ne, İsrail değil. Çünkü o sadece tek kutuplu dünyada jeopolitik bir araç olarak rolünü oynuyor. Bu durum, Başkan Vladimir Putin'in kısa bir süre önce ‘böl ve yönet’ ilkesine dayalı sömürgeci stratejiler uygulayan küreselciler için kullandığı ‘düşmanlık ve çatışma ağı ören örümcekler’ metaforuyla atıfta bulunduğu şey de tam olarak buydu. Eğer tek kutuplu dünyayı ve Batı hegemonyasını korumak için çaresizce ve acı içinde çabalayanların stratejisinin özünü anlayabilirsek, işte o zaman buna karşı koyabilmek için bilinçli olarak alternatif model oluşturabilir ve çok kutuplu bir dünya inşa etme yolunda güvenle ve ortak hareket edebiliriz.

Gazze Şeridi’nde ve bir bütün olarak işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden savaş, belirli bir halka ya da sadece tüm Araplara karşı değil, doğrudan tüm İslam dünyasına ve genel olarak İslam medeniyetinin kendisine yönelik doğrudan meydan okumadır. Aslında Batı, bizzat İslam'la savaşa girmiştir. Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye, İran'dan Pakistan'a, Tunus'tan Bahreyn'e, Selefilerden Sünnilere ve Sufilere kadar herkes de bu gerçeğin farkına vardı. Filistin'deki, Suriye'deki, Libya'daki, Lübnan'daki, Şii ve Sünni siyasi muhalifler artık onurlarını savunmalı ve İslam medeniyetine karşı bu şekilde davranılmasına izin vermeyerek egemen ve bağımsız bir medeniyet olduğunu göstermeli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haçlı Seferlerini hatırlatarak Batı'yı cihatla tehdit etti. Ancak bu tamamen başarısız bir kıyaslama ve meselenin özünü tam anlamıyla yansıtmıyor. Modern Batı, Hıristiyanlıkla olan birçok bağını materyalizm, ateizm ve bireycilikten lehine kopararak ve Hıristiyan medeniyetinden önemli ölçüde uzaklaşarak küreselleşmiştir.

Rusya bir kutup olarak Ukrayna topraklarında Batı’ya karşı etkili bir mücadele verirken, Batı propagandasının etkisi altındaki birçok İslam ülkesi bu savaşın nedenlerini, hedeflerini ve hatta mahiyetini tam olarak anlayamadı.

Hıristiyanlığın maddi bilimlerle ya da temelde kâr amacı güden sosyo-ekonomik sistemle herhangi bir bağlantısı yoktur. Sapkınlığın yasallaştırılması ve patolojinin norm olarak benimsenmesini ya da İsrailli post-hümanist filozof ve yazar Yuval Harari'nin heyecanla kaleme aldığı insanlık sonrası varoluşa geçişe hazırlanma eğilimini kesinlikle onaylamaz. Bugün Batı modern haliyle, Hıristiyanlığın değerleriyle ya da Hıristiyan haçının kucaklanmasıyla hiçbir bağlantısı olmayan, Hıristiyanlık karşıtı bir tezahürdür. İsrail de Yahudi, laik, Batılı bir devlettir. Batılı bir ülke olması bir yana, Hıristiyanlıkla da ortak hiçbir yanı yoktur. Dolayısıyla İslam dünyası ile Batı dünyası karşı karşıya geldiğinde İslam dünyasının İsa’ya inanan bir medeniyetle değil, İsa karşıtı bir medeniyetle, deccal medeniyetiyle çatışma halinde olduğunu anlıyoruz.

Burada son zamanlarda Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Türkiye'de, Pakistan'da, Endonezya'da ve diğer İslam ülkelerinde jeopolitik farkındalığın hızlı bir büyümeye tanık olduğu belirtilmeli. Suudi Arabistan ile İran yakınlaşması ve Türkiye'nin egemenlik politikası da buradan kaynaklanıyor. İslam dünyası kendisinin bir kutup ve birleşik bir medeniyet olarak ne kadar çok farkına varırsa, Rusya'nın davranışı da o kadar net ve anlaşılır hale geliyor. Putin’in halihazırda dünyada, özellikle Batılı olmayan ülkelerde büyük popülariteye sahip, ünlü bir lider olması stratejisinin kesin bir anlam ve net bir gerekçe kazanmasını sağlıyor. Gerçekten de tüm gücüyle tek kutupluluğa, yani küreselleşmeye ve Batı’ya karşı mücadele ediyor. Bugün Batı'nın vekili İsrail ile birlikte İslam dünyasına saldırdığını, Filistinli Araplara soykırım uyguladığını görüyoruz.

Savaş artık bir topyekun savaş gibi geniş çaplı görünüyor. Her şeyden önce İslam dünyasının Rusya ve Tayvan sorununu yakında çözecek olan Çin gibi konu odaklı müttefikleri var ve büyük ihtimalle diğer cepheler de yavaş yavaş açılacak.

Batılı güçler hegemonyalarından kendi istekleriyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, yükselen bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.

Burada şu soru beliriyor: Bu durum Üçüncü Dünya Savaşı'nın patlak vermesine neden olabilir mi? Cevap: Büyük olasılıkla evet. Bir başka deyişle Üçüncü Dünya Savaşı zaten başlamak üzere.

Bir savaşın dünya savaşına dönüşmesi için öncelikle askeri seçenekten başka hiçbir şekilde çözülemeyecek kritik miktarlarda birikmiş anlaşmazlıkların ortaya çıkması gerekir. Bu şart şu an yerine getirilmiş durumda. Batılı güçler hegemonyalarından kendi isteğiyle vazgeçmeye niyetli olmadıkları gibi, yeni kutuplar, ortaya çıkan bağımsız medeniyetler ve geniş bölgeler de artık bu hegemonyayı kabul etmek ve buna tahammül etmek istemiyorlar.  Dahası, ABD’nin ve daha geniş anlamda Batı'nın, yeni ve tekrar eden savaşları ve çatışmaları kışkırtan ve körükleyen politikalardan vazgeçmeden insanlığın lideri olamayacağı ispatlanmıştır ve kaçınılmaz olan savaş kazanılmalıdır.

zsacdfr
Trump’ın İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan çatışmalardaki rolü ne? (AFP)

Peki, (eski ABD Başkanı) Donald Trump İslam dünyası ile Batı dünyası arasında artan bu çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Başkan Joe Biden katıksız bir küreselci ve Rus karşıtı. Tek kutupluluğu sonuna kadar destekliyor. Kiev'deki neo-Nazi rejimine büyük ve aralıksız bir destek vermesinin ve doğrudan soykırım suçu da dahil olmak üzere İsrail'in eylemlerini tamamen aklamasının nedeni de tam olarak bu. Ancak Trump, farklı ve net bir tutuma sahip. Klasik milliyetçi bakış açısına sahip olan Trump, ABD'nin bir ulus olarak çıkarlarını, küresel hakimiyet konusunda alelacele ortaya konulan planların önünde tutuyor. Trump, Rusya-ABD ilişkileri konusuna karşı ise kayıtsız. Çünkü onun asıl endişesi Çin ile olan ticaret ve ekonomik rekabet. Ancak Trump’ın ABD'deki Siyonist lobinin etkisi altında olduğuna da şüphe yok.

Bu yüzden Batı dünyası ile İslam dünyası arasında yaklaşan savaş karşısında yalnızca Batı değil, aynı zamanda genel olarak Cumhuriyetçiler de kayıtsız kalmamalı.

Eğer Trump yeniden başkanlık koltuğuna oturursa, Rusya için çok önemli bir endişe kaynağı olan Ukrayna'ya yönelik desteğin azalması söz konusu olabilir. Bunun yanında Müslümanlara ve özellikle de Filistinlilere karşı daha da katı bir politika izleyebilir ve Biden'ın politikalarındaki şiddetin dozunu artırabilir. Bundan dolayı gerçekçi olmalı ve zor, ciddi ve uzun vadeli bir savaşa hazırlanmalıyız.

Bunun dinler arası değil, ateizm, materyalizm ve deccalın tüm geleneksel dinlere karşı başlattığı bir savaş olduğunu anlamak önemli. Belki de son savaşın başlamasının zamanı gelmiştir.

Peki, bu çatışma bir nükleer savaşı körükler mi? Özellikle taktik nükleer silahların kullanılma eğiliminden dolayı bu mesele göz ardı edilemez. Stratejik nükleer silahlara sahip olan ülkelerin (Rusya ve NATO ülkeleri) bunları kullanmaları pek olası görünmüyor. Kelimenin tam anlamıyla nükleer silahların kullanılması tüm insanlığın yok olması demektir. Ancak İsrail, Pakistan ve muhtemelen İran'ın nükleer silahlara sahip olması nedeniyle bunların yurt içinde kullanılması ihtimali yok gibi.

Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse tam bir İslam kutbu ortaya çıkar.

Peki, yaklaşan bu savaş sırasında nasıl bir dünya düzeni olacak? Bu soruya verilebilecek hazır bir cevap yok. Sadece uyumlu, güçlü, istikrarlı ve tek kutuplu bir dünya düzeninin yaratılması ihtimal dışı. Küreselcilerin bu kadar güçlü bir şekilde tutunduğu dünya düzeni de bu. Dünya hiçbir koşulda ya da durumda tek kutuplu olmayacak. Ya çok kutuplu olacak ya da hiçbir kutup olmayacak. Batılı güçler hakimiyetlerini sürdürmekte ne kadar ısrar ederlerse, savaş da o kadar şiddetli olur ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın önü açılır.

Sadece Çok kutuplu bir dünya düzeni olmayacak. Şu an İslam dünyasında da önemli bir yeniden gruplaşma yaşanıyor. Müslümanlar ortak ve hırslı bir düşman karşısında birleşebilirlerse İslami bir güç kutbunun yükselişi mümkün olabilir. İslam medeniyetinin tüm ana hatlarının (Araplar, Sünniler, Şiiler, Sufiler, Selefiler, Hint-Avrupalı ​​Kürtler ve Türkler) yolları Irak'ta kesiştiği için tarihte bilimlerin, dini eğitimin, felsefenin ve ruhani hareketlerin geliştiği bir merkez olan Bağdat'ın eski haline dönmesi ve Irak'ın merkezi rolünü yeniden üstlenmesi, ideal bir çözüm sunabilir. Ancak bunun için elbette öncelikle Irak'ın ABD’nin ülkedeki varlığından kurtarılması gerekiyor.

zaxsdwe
Alexander Dugin'in ofisinden bir kare

Her güç kutbunun mücadele ederek beka hakkını kanıtlaması gerekiyor gibi görünüyor. Rusya, Ukrayna'daki zaferinden sonra tam egemen bir güç haline gelecek. Aynı şekilde Çin de Tayvan sorununu çözdükten sonra önemli bir kutup olarak kendini kabul ettirmiş olacak. İslam dünyası da Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmasında ısrar ediyor.

Gelişmeler sadece bunlarla sınırlı olmayacak. Sıra, yeni sömürgeci güçlerle gün geçtikçe daha fazla karşı karşıya kalan Hindistan, Afrika ve Latin Amerika'ya da gelecek. En nihayetinde ise çok kutuplu dünyadaki tüm güç kutupları kendilerine özgü zorlukları ve sınavları aşmak zorunda kalacak.

Tüm bunlardan sonra kısmen Batı Avrupa, Çin, Hint, Rus, Osmanlı, Pers imparatorluklarının yanı sıra, Avrupalıların daha sonra barbarlık ve vahşilikle eş tuttuğu kendine özgü siyasi ve sosyal sistemlere sahip olan Güney Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ve Okyanusya'daki güçlü bağımsız devletlerin bir arada var olduğu Kristof Kolomb öncesi dünya düzenine döneceğiz. Dolayısıyla çok kutupluluk mümkün. Modern çağda Batılı güçlerin küresel emperyalist politikalarının başlamasından önce çok kutupluluk vardı. Her ne kadar bu, dünyada barışın hemen tesis edileceği anlamına gelmese de böylesine çok kutuplu bir dünya düzeninin, doğası gereği daha adil ve dengeli olacağı şüphesiz.

Tüm çatışmaların, insanlığın güvende olacağı ve gerek Hitler Almanyası’nda gerek günümüz İsrail'inde gerekse küreselleşmiş Batı'nın saldırgan hegemonyasında olduğu gibi ırkçı adaletsizliklerden korunacağı, adil ve ortak bir tutum temelinde çözüleceği kesin.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Mamdani'nin eşinin Suriye ve Lübnan ziyareti New York'ta tartışmalara yol açtı

Demokrat aday Zahran Mamdani ve eşi Rama Duwaji, Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı seçimini kazanmasının ardından kalabalığa el sallıyor (Reuters)
Demokrat aday Zahran Mamdani ve eşi Rama Duwaji, Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı seçimini kazanmasının ardından kalabalığa el sallıyor (Reuters)
TT

Mamdani'nin eşinin Suriye ve Lübnan ziyareti New York'ta tartışmalara yol açtı

Demokrat aday Zahran Mamdani ve eşi Rama Duwaji, Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı seçimini kazanmasının ardından kalabalığa el sallıyor (Reuters)
Demokrat aday Zahran Mamdani ve eşi Rama Duwaji, Mamdani'nin New York Belediye Başkanlığı seçimini kazanmasının ardından kalabalığa el sallıyor (Reuters)

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin eşi Rama Duwaji’nin gelecek ay Suriye ve Lübnan’a yapmayı planladığı aile ziyareti, ABD’nin en büyük kentinde siyasi ve güvenlik tartışmasına dönüştü. Belediye başkanlığı ile New York Polis Departmanı (NYPD) arasında, Amerikan vergi mükelleflerinin parasıyla Duwaji’ye güvenlik sağlanıp sağlanmaması konusunda açık bir anlaşmazlık yaşandı. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’nın en yüksek seyahat uyarısı seviyesinde tuttuğu iki ülkeye Amerikalı polis memurlarının gönderilmesinin maliyeti de tartışma konusu oldu. NYPD, yaşanan tartışmaların ardından talebi reddetti.

New York Post gazetesine göre, 29 yaşındaki Suriyeli-Amerikalı sanatçı Duwaji, 20 Eylül’de Suriye ve Lübnan’daki aile üyelerini ziyaret etmek üzere seyahat etmeyi planlıyor. Gazeteye konuşan bir kaynak, gezinin “resmi bir görev olmadığını” ve New York kent yönetiminin herhangi bir çalışmasıyla bağlantılı bulunmadığını söyledi.

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, pazartesi günü Madison Square’de polis memurlarının mezuniyet töreninde, (AP)
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, pazartesi günü Madison Square’de polis memurlarının mezuniyet töreninde, (AP)

Tartışma, Belediye Başkanı’nın sözcüsü Dora Pekic’in, NYPD’nin koruma ekibinin polis tarafından yapılan güçlü tavsiye üzerine Duwaji’ye eşlik edeceğini açıklamasıyla başladı. Ancak bu açıklama kısa sürdü. NYPD, açıklamayı kesin bir dille yalanlayarak, soruşturma göreviyle bağlantılı olmayan isteğe bağlı seyahatlerde, Dördüncü Seviye seyahat uyarısı bulunan ülkelere polis memuru göndermediğini bildirdi. Dolayısıyla NYPD personeli geziye katılmayacak.

Siyasi açıdan mahcubiyeti artıran bir gelişme olarak Mamdani daha sonra, belediye başkanlığı çalışanları ile NYPD arasında “iletişim kopukluğu” yaşandığını kabul etti. Böylece sözcüsünün açıklamasının polis teşkilatının tutumuyla örtüşmediği ortaya çıktı. Bu da Duwaji’nin, belediye başkanlığının ilk açıklamasının aksine, seyahat sırasında NYPD korumasında olmayacağının kabulü anlamına geliyor.

Seyahat etmeyin

Meselenin hassasiyeti, gezinin yapılacağı iki ülkeden kaynaklanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye ve Lübnan için Dördüncü Seviye “Seyahat Etmeyin” uyarısı yayımlıyor. Bakanlık, Amerikalıları terör, kaçırılma, rehin alınma, toplumsal karışıklık ve silahlı çatışma riskleri nedeniyle bu ülkelere gitmemeleri konusunda uyarıyor. ABD ayrıca 2012’den beri Şam’daki büyükelçilik faaliyetlerini askıya almış durumda. Washington, şubat ayında zorunlu olmayan hükümet çalışanları ile ailelerinin ülkeden ayrılmasını da istemişti.

New York Polisi Eski Komiseri Bill Bratton, böyle bir görev için kent polislerinin gönderilmesinin “akılsızca” olacağını söyledi. Bratton, bunun memurları tehlikeye atacağı, karmaşık güvenlik düzenlemeleri ve federal hükümetle kapsamlı iş birliği gerektireceği gibi yüksek maliyet doğuracağı uyarısında bulundu.

Bir diğer sorun da seyahatin zamanlaması. Ziyaret, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarıyla aynı döneme denk geliyor. Bu dönem, çok sayıda devlet ve hükümet başkanı ile yabancı heyetin New York’a gelmesi nedeniyle kent polisinin yıl içindeki en yoğun güvenlik operasyonlarından birini yürüttüğü zaman dilimi.

 Rama Duwaji, New York Knicks’in 2026 NBA şampiyonluğunu kutlamak amacıyla 18 Haziran 2026’da düzenlenen geçit töreninde, (Getty)
Rama Duwaji, New York Knicks’in 2026 NBA şampiyonluğunu kutlamak amacıyla 18 Haziran 2026’da düzenlenen geçit töreninde, (Getty)

Tartışma, belediye başkanının eşinin statüsü konusunda da daha geniş bir soru ortaya çıkardı. Mamdani daha önce Duwaji’nin bağımsız ve özel bir kişi olduğunu, seçilmiş bir yetkili veya belediye çalışanı olmadığını özellikle vurgulamıştı. Ancak eleştirmenleri, yüksek riskli bir bölgeye yapılan kişisel seyahat için vergi mükelleflerinin finanse ettiği güvenlik talep edilmesinin özel alan ile kamu görevi arasındaki ayrımı daha da karmaşık hale getirdiğini belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın New York Post’tan aktardığı habere göre ismini açıklanmayan bir kaynak Duwaji’nin, geçen ay güvenlik eşliği olmadan gerçekleştirdiği bir yurtdışı seyahatinin ardından koruma talebinde bulunduğunu yazdı. NYPD ise ABD içinde sağlanabilecek koruma ile federal hükümetin vatandaşlarına seyahat etmemelerini söylediği ülkelere polis memuru gönderilmesi arasında net bir ayrım yaptı.

New York Eyalet Meclisi’nin eski üyesi ve “Amerikalılar Antisemitizme Karşı” kuruluşunun kurucusu Dov Hikind de olayı Duwaji’yi eleştirmek için kullandı. Mamdani ve eşinin İsrail’e yönelik tutumlarının önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Hikind, bölgeye polis gönderilmesi halinde asıl büyük riskin güvenlik güçlerinin üzerine bineceğini savundu.

Aile bağları

Söz konusu seyahat, Duwaji açısından yabancı bir bölgeye yapılacak sıradan bir ziyaret değil. Suriyeli-Amerikan vatandaşı sanatçı, bölgeyle güçlü ailevi ve kültürel bağlara sahip. Daha önce Beyrut’ta Haven for Artists kuruluşuyla iki aylık sanatçı misafirliği gerçekleştirmiş ve burada Face to Face adlı kişisel sergisini açmıştı. 2019 yılında yayımlanan bir röportaja göre Duwaji, yıllar süren savaşın ardından Şam’a da dönmüştü.

New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani 4 Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani 4 Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Ancak sanatsal ve siyasi kimliği, seyahatin yalnızca ailevi boyutunun ötesinde yorumlanmasına yol açtı. Duwaji’nin eserleri ve kamuoyuna dönük açıklamaları Filistin meselesine değinirken İsrail politikalarını da eleştirdi. Sosyal medyadaki geçmiş faaliyetleri, eşinin belediye başkanlığı görevine gelmesinden bu yana yoğun şekilde mercek altına alındı.

Bu nedenle mevcut tartışmada iki farklı konu iç içe geçmiş durumda: New York belediye başkanının eşi, kişisel olarak yüksek riskli bir bölgeye seyahat ettiğinde güvenliğinden kimin sorumlu olmalı? Mamdani ile eşinin İsrail ve Ortadoğu konusundaki tutumları etrafındaki daha geniş siyasi mücadele.

Belediye başkanı açısından belki de en zorlayıcı nokta, eşinin seyahatinin kendisinden ziyade belediye başkanlığı ile kent polisi arasında kamuoyu önünde yaşanan görüş ayrılığı oldu. Güvenlik önlemlerinin boyutuna ilişkin bir soruyla başlayan tartışma, kısa sürede yeni yönetim içindeki koordinasyon ve disiplin ile belediye yönetiminin polis teşkilatının mesleki kararları üzerindeki yetkisinin sınırları konusunda bir teste dönüştü.


Putin, Japonya ile ihtilaflı olan Kuril Adaları'nı ziyaret etti

Putin, Pasifik Filosu komuta gemisini denetlerken, (EPA)
Putin, Pasifik Filosu komuta gemisini denetlerken, (EPA)
TT

Putin, Japonya ile ihtilaflı olan Kuril Adaları'nı ziyaret etti

Putin, Pasifik Filosu komuta gemisini denetlerken, (EPA)
Putin, Pasifik Filosu komuta gemisini denetlerken, (EPA)

Rusya’nın resmi haber ajansı TASS, bugün Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Rusya ve Japonya’nın egemenlik iddiasında bulunduğu Kuril Adaları zincirindeki İturup Adası’nı ziyaret ettiğini bildirdi.

Rusya ve Japonya, II. Dünya Savaşı’nı resmen sona erdirecek bir barış anlaşması imzalamadı. Japonya’da “Kuzey Toprakları” olarak adlandırılan Kuril Adaları üzerindeki anlaşmazlık, iki ülke arasında barış anlaşmasına varılmasının önündeki başlıca engel olmayı sürdürüyor.

Şarku'l Avsat'ın TASS’tan aktardığına göre Putin adalar zincirine yaptığı ilk kişisel ziyareti kapsamında, İturup’taki Yasniy Balık İşleme Tesisi’ni gezdi. Rus lider ayrıca Rusya’nın Uzak Doğusu’ndaki deniz tatbikatlarını denetledikten sonra Pasifik Filosu’nun amiral gemisini inceledi.

Vesti televizyon kanalında yayımlanan görüntülerde Putin’in koyu renk takım elbiseyle bir odada durarak masanın üzerindeki iki büyük ton balığı ve bir halibuta baktığı görüldü. Bu sırada iki yetkili balıkçılık faaliyetleri ve balıkların göç davranışları hakkında bilgi verdi. Putin ayrıca bölgeye özgü balık yumurtasını tattı.

Japonya ise ziyareti “şiddetle protesto” etti. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi yaptığı açıklamada, adaların Japonca adlandırması olan “Kuzey Toprakları” ifadesini kullanarak, “Tarihsel olarak ve uluslararası hukuk açısından Japonya topraklarının ayrılmaz bir parçası olan Kuzey Toprakları’na (...) yapılan bu ziyareti Japon hükümeti şiddetle protesto ediyor” ifadelerini kullandı.


Teksas'ta meydana gelen helikopter kazasında iki ABD askeri hayatını kaybetti

Teksas'ın Salado kentinde düşen helikopterden yükselen alevler, (Reuters)
Teksas'ın Salado kentinde düşen helikopterden yükselen alevler, (Reuters)
TT

Teksas'ta meydana gelen helikopter kazasında iki ABD askeri hayatını kaybetti

Teksas'ın Salado kentinde düşen helikopterden yükselen alevler, (Reuters)
Teksas'ın Salado kentinde düşen helikopterden yükselen alevler, (Reuters)

Yetkililer, ABD’nin Fort Hood üssüne bağlı bir Apache tipi askeri helikopterin dün Teksas eyaletindeki bir tarlaya düşmesi sonucu iki Amerikalı askerin hayatını kaybettiğini, kazanın ardından bölgede büyük bir ot yangını çıktığını belirtti.

Bell County yetkilisi Cliff Coleman, kazanın eyaletin başkenti Austin’in yaklaşık 100 kilometre kuzeyindeki bölgede meydana geldiğini belirtti.

Teksas Valisi Greg Abbott, X hesabından yaptığı açıklamada, “Bugün Bell County’de, Fort Hood’daki operasyonlar sırasında bir Apache helikopteri düştü ve ordumuzun iki mensubu hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı.

Fort Hood da yaptığı açıklamayla, AH-64 Apache saldırı helikopterinin düştüğünü ve iki askerin hayatını kaybettiğini doğruladı. Askerlerin kimlikleri, ailelerine bilgi verilmesinden sonra açıklanacak.

Cliff Coleman tarafından paylaşılan görüntülerde itfaiye ekiplerinin, geniş bir alana yayılan yanmış otların arasında yanan enkazı incelediği ve kaza bölgesinden yoğun duman yükseldiği görüldü. Coleman, yangına müdahale etmek üzere bölgedeki çok sayıda itfaiye biriminin olay yerine sevk edildiğini ifade etti.