İsrail, ABD'nin Irak'taki hatalarını tekrarlayacak mı?

Eski yetkililer benzerlikler ve farklılıklar hakkında Şarku'l Avsat'a açıklamalarda bulundu.

İsrail, ABD'nin Irak'taki hatalarını tekrarlayacak mı?
TT

İsrail, ABD'nin Irak'taki hatalarını tekrarlayacak mı?

İsrail, ABD'nin Irak'taki hatalarını tekrarlayacak mı?

Gazze savaşı ikinci ayına girerken İsrail gerilimi artırmayı sürdürüyor. ABD'nin Irak senaryosunun Gazze'de tekrarlanmasına karşı uyarıları da artıyor.

11 Eylül Saldırıları’ndan sonra ABD'nin yaptığı hataları kabul eden ABD Başkanı Joe Biden'ın Tel Aviv ziyareti sırasındaki dolaylı açıklamalar, İsrail'i intikam arzusuna kapılmaması konusunda uyarması, giderek artan sayıda askeri ve siyasi yetkilinin aynı uyarıyı, farklı derecelerde tekrar etmesine yol açtı. Irak ve Afganistan'da ABD birliklerine komuta eden General David Petraeus şunları söyledi:

“11 Eylül sonrası ABD deneyimlerinin birçokları için bir ders olması gerektiğini’ belirterek "Şimdi bazı attığımız adımları farklı bir şekilde görüyoruz... İsrail'in bugün attığı adımları da aynı şekilde göreceği bir zaman gelecek" dedi.

scdfer
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ülkesinin Bağdat'taki büyükelçiliğinde ABD güçlerini ziyaret etti, 5 Kasım 2023. (AP)

Demokrat Senatör Tim Kaine’nin açıklamaları daha netti. ABD'nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew'i onaylamak için yapılan Kongre duruşmasında Irak deneyiminden açıkça bahsetti. Kaine, İsrail'i, Irak Savaşı'nda olduğu gibi, Gazze Savaşı'nda da ‘uluslararası itibar ve desteği kaybetme’ konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Kaine şunları söyledi:

Müttefikimiz İsrail'i, suçluları hedef almak yerine suçlu olmayanlara karşı savaşmaktan caydırmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Burada, ABD'de, 11 Eylül'den sonra çatışmanın kapsamını daha geniş bir savaşı, Irak'a karşı savaşı da kapsayacak şekilde genişlettiğimizde acı dersler aldık. Güvenilirliği ve uluslararası desteği kaybettik ve bunu yapmasaydık önlenebilecek sonuçlar yarattık.

dfrg
ABD'den İsrail'e, Irak savaşındaki hataların tekrarlanmaması yönünde uyarı yapıldı. (Reuters)

Farklı stratejiler, benzer koşullar

ABD eski Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel, İsrail ve ABD'nin Gazze ve Irak'taki stratejilerinin farklı olduğunu ancak koşulların benzer olduğunu düşünüyor. Votel, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, ABD'nin DEAŞ'la mücadele stratejisinin ‘sivillerin askeri operasyonlara yakın olduğu yerleşim bölgelerinde benzer deneyimlere sahip ABD'nin sahadaki ortaklarını desteklemeye dayandığını’ söyledi. Ancak Votel dikkate değer bir farktan bahsederek “ABD, harekatın siviller üzerindeki etkisini sınırlandırmak için mümkün olan her şeyi yaptığımızdan emin olmak amacıyla harekatın uygulanmasını erteledi. Deneyimlerimizi İsrail ordusu ve hükümetiyle paylaşmamız önemli” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın eski askeri danışmanlarından Abbas Dahuk, yerleşim bölgelerinde yürütülen operasyonların karmaşıklığında benzerlikler olduğunu ve bu tür operasyonların en zor savaş türleri arasında bulunduğunu vurguladı. Dahuk, Şarku'l Avsat’a verdiği demeçte "Felluce, ABD için en zor sınavdı ve burada kanlı bir şekilde acı dersler aldık" dedi. Dahuk, bazı ABD Kongre üyelerinin Irak Savaşı'na girmenin bir hata olduğunu söylediğini belirterek, "Bazı senatörler Irak'a müdahalemizin bir hata olduğuna inanıyor, ancak İsrail Gazze'ye müdahalenin varoluşsal bir mesele olduğunu düşünüyor" ifadesini kullandı.

dfrgregty56u
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'nda Gazze'ye gönderilen insani yardımlar. (AFP)

Beyaz Saray'ın Ortadoğu ve İran Ofisi'nin Eski Müdürü Mike Singh, bu bağlamda ABD ile İsrail'i karşılaştırma fikrine karşı çıktı ve bunun uygun olmadığını söyledi. Ancak sözlerine şöyle devam etti:

İsrail'in ABD'nin deneyimlerinden bazı dersler alabileceği doğrudur. Ancak daha uygunları, Gazze, Batı Şeria ve Güney Lübnan'daki deneyimlerinden aldıkları derslerdir.

Strateji ve insani yardımın değerlendirilmesi

Votel, İsrail'in askeri stratejisinin ‘Hamas liderliğini izole etmeye, hava saldırıları ve saha operasyonları yoluyla hareketin İsrail'e yönelik ek saldırılar başlatma kabiliyetini zayıflatmaya odaklandığını’ belirtirken, Dahuk stratejiyi intikam saldırısı olarak eleştirerek şunları söyledi:

Askeri stratejiler, operasyonları yönlendirmek için istihbarat ve bilgi kaynaklarına dayanır, ancak İsrail'in operasyonlarını yönetmek için intikama başvurduğu görülüyor.

Dahuk ayrıca İsrail ordusunun hava operasyonunun Kuzey Gazze'yi kadınlar, çocuklar ve yaşlılar için bir mezarlığa dönüştürdüğüne dikkat çekti.

Votel, Gazze'ye insani yardımların ulaşımını engelleyen koşullarda bu yardımların teslim edilmesinin önemini vurguladı ve bunun ‘stratejik bir gereklilik’ olduğunu belirtti. Votel sözlerinin devamında "İsrail ordusu ile insani yardım çabalarını destekleyen uluslararası toplum arasında yakın işbirliği ve planlama yapılması çok önemlidir. Bunu Musul'daki (DEAŞ'ı püskürtme) harekatta iyi bir şekilde yaptık" dedi. Dahuk ise insani yardımların ‘sadece stratejik bir gereklilik değil, aynı zamanda ahlaki bir görev ve her savaşın gerekli parçası’ olduğunu vurgulayarak. "İsrail'in bu yardımların ulaşımı için uygun koşulları sağlama konusunda ne yaptığını veya yapmadığını dünya izliyor" diye uyardı.

Singh ise insani yardımın bir değer ve prensip meselesi olmadığını, Batı'nın İsrail'e verdiği desteğin devam etmesi ve Hamas'ı Filistin halkından ayırmak için önemli olduğunu vurguladı.

‘Hamas'ı yok etmek zor bir iş’

İsrail'in Gazze savaşının amacının ‘Hamas'ı yok etmek’ olduğunu açıklamasının ardından Votel, İsrail'in ‘yok etmek’ kelimesini nasıl anladığını anlamanın önemli olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Eğer bu, Hamas'ın saldırılar düzenleme ve savaş başlatma yeteneğini ortadan kaldırmayı kastediyorsa, bence bu başarılabilir. Ancak çok zaman ve kaynak gerektirecektir. Ancak amaç, Hamas'ın her liderini ve savaşçısını öldürmek veya tutuklamak ise bunun zor olacağını düşünüyorum. Ek olarak, terör örgütleriyle mücadelede en zor görev ideolojiye hitap etmektir. Bu askeri olarak başarılamaz ve büyük ekonomik, siyasi, diplomatik ve istihbarat kaynakları gerektirir."

Abbas Dahuk’un açıklaması da şöyle oldu:

Hamas hareketi İsrail işgaline direnme fikri etrafında şekillendi. Bu aynı zamanda Filistin siyasetinin de bir parçasıdır. İnsanları öldürmek kolaydır, ancak fikirleri öldürmek kolay değildir. Uzun vadede İsrail-Filistin çatışmasına sürdürülebilir bir çözüm, Hamas'ı siyasi olarak izole edebilir ve davalarına son verebilir. Kısa vadede rehine kartı Hamas'ın elinde. Bu, Netanyahu hükümetini onunla müzakereye zorlayabilir.

veh
ABD, 3 Kasım 2023'te Akdeniz'e uçak gemileri gönderdi. (AFP)

ABD ‘savaşın bir parçası’

Gazze çatışması sırasında, bölgedeki ABD güçlerine yönelik saldırılar arttı. Bu durum, ABD'nin çatışmaya çekileceği yönündeki uyarıların artmasına neden oldu. General Votel ABD yönetimini, "ABD'nin bölgesel ordularına, kurumlarına, diplomatik ve ticari tesislerine yönelik hiçbir saldırıya müsamaha göstermeyeceğini açıkça belirtmesi" çağrısında bulundu. Votel şu ifadeleri kullandı:

"Bunu yapmanın en iyi yolu, bu saldırıları gerçekleştiren milisleri doğrudan vurmaktır. Bu saldırıların cezasız kalmasına izin vermek, İran destekli bu milislerin misillemeden kurtulabileceği izlenimini yaratır. Bu tereddüdü ortadan kaldırmalı ve bu saldırılara hızlı ve doğrudan bir şekilde yanıt vermeliyiz."

Ancak Dahuk, ABD'nin çatışmanın bir parçası haline geldiğini vurguladı:

ABD, İsrail'e, devletlerin ve grupların çatışmaya girmesini durdurmak için gerekli askeri ve siyasi caydırıcılığı sağlıyor. Ortadoğu'da askeri teçhizat ve güç projeksiyonu yoluyla askeri caydırıcılık sağlıyoruz ve Birleşmiş Milletler'e veto yetkisi ve Dışişleri Bakanı'nın diplomatik katılımı yoluyla siyasi destek veriyoruz.

fddhtr
Eski ABD’li yetkililer Hamas'ı yok etmenin ‘mümkün olmadığı’ görüşünde. (AFP)

Diğer yandan Singh, ABD'nin İran destekli grupların saldırılarına, ‘itme yoluyla caydırıcılık’ (güçlü hava ve füze savunması ve insansız hava araçlarına karşı önlemler) ve ‘ceza yoluyla caydırıcılık’ (ABD kuvvetlerine yönelik saldırılara karşı sert yanıt verme) yöntemlerini birleştirerek karşılık vermesi gerektiğini vurguladı. “Eğer ABD caydırıcılık politikasından kaçınırsa bu daha fazla saldırıya davetiye çıkarmak anlamına gelir” dedi.



DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.


Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
TT

Suriye'nin güneyinde bir güvenlik görevlisi dört kişiyi öldürdü

Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)
Süveyda'da Suriye İç Güvenlik Güçlerine ait bir kontrol noktası (Arşiv-Reuters)

Suriye yetkilileri, ağırlıklı olarak Dürzi nüfusun yaşadığı Süveyda vilayetinde dört sivilin ölümüne ve bir kişinin de ağır yaralanmasına neden olan silahlı saldırıyla ilgili şüpheyle bir İç Güvenlik Kuvvetleri mensubunu gözaltına aldı.

Resmi haber ajansı SANA, Süveyda İç Güvenlik Şefi Hüseyin el-Tahhan'ın şu sözlerini aktardı: "Süveyda kırsalındaki el-Matouna köyünde korkunç bir suç işlendi ve dört vatandaş öldü, bir kişi de ağır yaralandı."

El-Tahhan, “bir mağdurla iş birliği içinde yapılan ilk soruşturmalar, şüphelilerden birinin bölgedeki İç Güvenlik Müdürlüğü personeli olduğunu ortaya koydu” açıklamasını yaptı ve “memur derhal gözaltına alındı ve yasal işlemlerin tamamlanması için soruşturmaya sevk edildi” ifadelerini kullandı.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın kalesi olan Süveyda Valiliği, 13 Temmuz'dan itibaren bir hafta boyunca Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında çatışmalara sahne oldu, hükümet güçlerinin ve ardından Bedevilerin yanında yer alan silahlı aşiret mensuplarının müdahalesiyle kanlı çatışmalar yaşandı.

20 Temmuz'da ateşkes sağlandı, ancak durum gerginliğini korudu ve Süveyda'ya erişim zorlaştı.

Bölge sakinleri, hükümeti eyaleti kuşatma altına almakla suçlarken, on binlerce insan yerinden edildi; Şam ise bu suçlamayı reddediyor. O zamandan beri birkaç yardım konvoyu bölgeye girdi.

Süveyda valiliğindeki iç güvenlik başkanı, "kurbanların ailelerine en içten taziyelerini" ileterek, "vatandaşlara karşı yapılan her türlü ihlalin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve halkın güvenliğini ve emniyetini tehdit eden hiçbir eyleme müsamaha gösterilmeyeceğini" vurguladı.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.