Gazze'deki Şifa Hastanesi'nde son durum ne?

Yeni doğan bebekler ve yoğun bakım hastaları yüksek risk altında

Reuters'a göre bebekler onar onar yetişkin yataklarına yerleştirildi ve battaniyelerle ısıtılmaya çalışılıyor (Reuters)
Reuters'a göre bebekler onar onar yetişkin yataklarına yerleştirildi ve battaniyelerle ısıtılmaya çalışılıyor (Reuters)
TT

Gazze'deki Şifa Hastanesi'nde son durum ne?

Reuters'a göre bebekler onar onar yetişkin yataklarına yerleştirildi ve battaniyelerle ısıtılmaya çalışılıyor (Reuters)
Reuters'a göre bebekler onar onar yetişkin yataklarına yerleştirildi ve battaniyelerle ısıtılmaya çalışılıyor (Reuters)

Dünyanın gözü günlerdir hedef haline gelen Gazze'deki Şifa Hastanesi'nde. 

İsrail güçleriyle Hamas arasındaki çatışmalar hastane çevresinde yoğunlaşırken, yakıtsız ve elektriksiz kalan hastanenin yoğun bakım ve yenidoğan ünitelerindeyse kelimenin tam anlamıyla bir can pazarı yaşanıyor.

İsrail ordusu tarafından kuşatılan ve yakıt krizinin yaşandığı Gazze'deki Şifa Hastanesi'nde elektrik kesintisi ve hizmetlerin durması nedeniyle 6'sı prematüre bebek olmak üzere toplam 20 kişi hayatını kaybetti.

Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tıbbi malzeme yetersizliği ve elektrik kesintisi nedeniyle dün yoğun bakımdan ve diğer servislerden 7 hastanın öldüğünü belirtti.

Yoğun bakımdaki 6 prematüre bebek ile 9 yaralı ve hastanın da hayati ekipmanlarda yaşanan elektrik kesintisi nedeniyle hayatını kaybettiğini aktaran Ebu Silmiyye, üç gün önce İsrail ordusu tarafından kuşatılan hastanede şu ana kadar yaşamını yitirenlerin sayısının 20'ye yükseldiğini kaydetti.

İsrail'in yakıt girişine izin vermemesi neticesinde bu ölümlerin yaşandığına dikkati çeken Ebu Silmiyye, hastanede hayatları tehlike altında olan 33 prematüre bebeğin daha bulunduğunu söyledi.

İsrail ordusu bebekleri daha güvenli bir hastaneye götürmeyi teklif etse de, Birleşik Krallık merkezli sivil toplum örgütü Filistinliler İçin Tıbbi Yardım, bunun oldukça zor bir işlem olacağına dikkat çekti.

Kurumdan yapılan açıklamada, "Kritik durumdaki erken doğan çocukları bir yerden bir yere taşımak karmaşık ve teknik bir işlemdir. Ambulansların hastaneye ulaşamadığı, hiçbir hastanenin kapasitesinin bulunmadığı ortamda, bu işlemin nasıl güvenli şekilde yapılacağına dair bir emare yok" ifadeleri kullanıldı.

Şifa Hastanesi neden hedef haline geldi?

İsrail ordusu, Gazze'deki öncelikli hedeflerden biri olarak gördüğü Şifa Hastanesi'nin Hamas'ın ana karargâhlarından biri olduğunu öne sürüyor.

İsrailli güvenlik yetkililerine göre Hamas, 16 yıl boyunca hastanenin altına büyük bir komuta merkezi inşa etti. İddiaya göre benzer üsler diğer sağlık merkezlerinin altındaki tünellere de kuruldu.

ABD'li istihbarat yetkilileri, İsrail'in bu değerlendirmesini doğrulasa da Hamas, hastanelerin altında üsler bulunduğuna ilişkin iddiaların doğru olmadığını belirtiyor.

Hastane yetkilileriyse, binada hasta ve yaralılarla onlara yardım etmeye adanmış sağlık çalışanlarından başka kimsenin olmadığını ifade ediyor.

New York Times'a konuşan İsrailli yetkililer, hastanenin daha önceki operasyonlarda sivil kayıplardan endişe edilerek hedef alınmadığını ancak bu kez "aynı hatanın tekrarlanmayacağını" söyledi.

Şifa Hastanesi'nin İsrail ordusunun ana hedeflerinden biri olduğunu belirten yetkililer, hastanenin altında bulunduğunu iddia ettikleri askeri üssün mutlaka ortaya çıkarılacağını vurguladı.

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog: Hamas üssünde Hitler'in kitabı bulundu

Dünya kamuoyunun yakından takip ettiği Şifa Hastanesi'ndeki krizle ilgili bir açıklama da İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'dan geldi.

İsrail ordusunun hastaneyi vurmadığını söyleyen Herzog, "Bunu tamamen reddediyoruz. Hamas tarafından uydurulan çok fazla şey var. Şifa'da elektrik mevcut ve hastanede her şey çalışıyor" dedi.

Şifa Hastanesi'nin uydudan görünüşü (Reuters)
Şifa Hastanesi'nin uydudan görünüşü (Reuters)

Herzog ayrıca "Hamas tarafından askeri üsse dönüştürülen bir çocuk odasında", Adolf Hitler'in "Kavgam" isimli kitabının Arapça bir versiyonunun bulunduğunu söyledi.

Öte yandan İsrail ordusunun Şifa Hastanesi'ne 300 litre yakıt sağlamayı teklif ettiği ancak bu teklifin Hamas tarafından reddedildiği iddia edildi.

ABC News'e konuşan hastane yetkilileri, günlük yakıt ihtiyacının 10 bin litre civarında olduğunu ve 300 litrelik yakıt için risk almanın güvenli olmadığı değerlendirmesi yapıldığını belirtti.

Yetkililer İsrail'in teklif ettiği 300 litre yakıtın, hastanenin bir saatlik ihtiyacını bile karşılamayacağını söyledi.

Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye, hastaneye sağlanan 300 litre yakıtın reddedildiği iddialarına ilişkin ise "Yalan ve iftiradan ibaret." ifadesini kullanarak, İsrail'in teklif ettiği yakıtın "hastanenin jeneratörlerini yalnızca 15 dakika çalıştırabileceğini" söyledi.

Hastanedeki sağlık ve idari personelin az miktardaki bu yakıtın teslim alınması durumunda hedef alınmaktan korktuğunu dile getiren Ebu Silmiyye, İsrail tarafından, hastaneye yakıtın Uluslararası Kızılhaç veya herhangi bir uluslararası kuruluş aracılığıyla ulaştırılmasını istediklerini aktardı.

Haberde, hastanede görevli doktorların binadan ayrılmaya çalışanlara keskin nişancıların ateş açtığını aktardıkları hatırlatıldı.

Cuma günü 4 hastanenin tahliye edildiği Gazze'de İsrail ordusu, Şifa Hastanesi'nin içinde bulunduğu hastanelere sığınan kişilerin ve hastaların güneye gitmesi çağrılarında bulunuyor.

Ancak New York Times'ın hastane içindeki birden fazla kaynağa dayandırdığı habere göre, cumartesi günü hastaneden ayrılmaya çalışan bir aile İsrail ordusunun bölgeye yerleştirdiği keskin nişancıların hedefi haline geldi. Olayda en az bir kişi hayatını kaybetti.

İsrail ordusu bir askeri hastaneye yakıt taşıdığı görüntüleri paylaştı (Reuters)
İsrail ordusu bir askeri hastaneye yakıt taşıdığı görüntüleri paylaştı (Reuters)

DSÖ: Hastane artık hastane olarak hizmet veremiyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, "(Gazze) Şifa Hastanesi'nde durum çok vahim. Hasta ölümlerinde feci oranda artış var. Ne yazık ki hastane artık hastane olarak hizmet veremiyor" ifadelerini kullandı.

Ghebreyesus, İsrail ordusunun hedef aldığı Şifa Hastanesi'ne ilişkin X sosyal medya platformundan paylaşımda bulundu.

DSÖ'nün Şifa Hastanesi'ndeki sağlık çalışanlarıyla yeniden iletişime geçmeyi başardığını belirten Ghebreyesus, "Şifa Hastanesi'nde durum çok vahim. Hasta ölümlerinde feci oranda artış var. Ne yazık ki hastane artık hastane olarak hizmet veremiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Hastanede elektriğin ve suyun olmadığı, internetin ise çok zayıf olduğu üç gün yaşandığını kaydeden Ghebreyesus, bu durumun temel bakım hizmetlerinin sağlanmasını önemli derece etkilediğini belirtti.

Ghebreyesus, bölgede sürekli duyulan silah sesleri ve bombalamaların, zaten kritik olan koşulları daha da kötüleştirdiğini vurguladı.

Güvenli bölge olması gereken hastanelerin, ölüm, yıkım ve çaresizliğin yaşandığı alanlara dönüştürülmesine dünyanın sessiz kalamayacağının altını çizen Ghebreyesus, "derhal ateşkes" çağrısında bulundu.

Hamas: Şifa Hastanesinin yönetiminde taraf değiliz

Hamas Hareketi, kendilerinin Şifa Hastanesinin yönetiminde taraf olmadıklarını, karar alma mekanizmasında bulunmadıklarını duyurdu.

Hamas, Telegram sayfasından yayımladığı yazılı açıklamada, İsrailli yetkililer ve ordu sözcüsü tarafından yapılan açıklamalara cevap verdi.

İsrail Ordusu Sözcüsüne "Nazi Ordusu Sözcüsü" nitelemesi yapılan açıklamada, işgal güçlerinin günlük yalanlar uydurduğunu bunlardan birinin de "İsrail'in Şifa Hastanesi yönetimine yakıt temin edilmesi teklifini Hamas Hareketi'nin reddettiği" suçlaması olduğu belirtildi. Açıklamada, bu suçlamaya karşılık, şu ifadeler yer aldı:

Hamas Hareketi, Şifa Hastanesinin yönetiminde bir taraf değildir. Orada karar alma mekanizmasında herhangi bir varlığı yoktur. Hastane, teknik ve idari işlerini yürüten Filistin Sağlık Bakanlığının yönetimine tümüyle bağlıdır. Şifa Hastanesi, işgal güçlerinin hastaneye yalnızca 300 litre yakıt verilmesi teklifinin elektrik, yiyecek ya da su olmaksızın hastaneye sığınan kuşatma altında olanların, sağlık ekiplerinin, bebeklerin çocukların, hastaların acıları ve çektiği işkenceleri hafife almak anlamına geldiğini ortaya çıkarmıştır. Söz konusu yakıt miktarı, jeneratörleri yarım saatten fazla çalıştırmaya yetmez. İşgal güçleri, bu teklifle yakıt, su ve ilaç girişini engelleyerek, hastanelere saldırılarını, sağlık personelini öldürmeyi, hastaların hayatını tehlikeye atmayı ve insanlık dışı suçlarını gizleme ve çirkin yüzüne makyaj sürmek gibi ucuz bir reklam kampanyası yürütme çabası içindedir.

Sınır Tanımayan Doktorlar: Şifa Hastanesindeki personelimizden dün geceden beri haber alamıyoruz

Sınır Tanımayan Doktorların (MSF) Gazze'deki Şifa Hastanesinde bulunan personelinden dün geceden bu yana haber alınamadığı bildirildi.

MSF, sosyal medya platformu X'ten yaptığı paylaşımda, "Şifa Hastanesindeki personelimizden dün geceden beri haber alamıyoruz." ifadesini kullandı.

Gazze'deki diğer çalışma arkadaşlarının hastane çevresindeki "tehlike" halinin sürdüğünü aktaran MSF, buradaki personelin hayatları için endişe duyduklarını kaydetti.

Gazze'deki MSF çalışanlarından birinin "sokaklarda ölülerin, vurulanların ve yaralıların olduğunu" söylediği aktarılarak, söz konusu çalışanın, "Onların ağladığını duyuyoruz fakat bir şey yapamıyoruz. (Durum) Dışarı çıkmak için çok tehlikeli." dediği ifade edildi.

MSF'nin paylaşımında, "Sağlık çalışanları, durumu ciddi olan hastalar ve yerlerinden edilen siviller, hala Şifa Hastanesinde ve korunmaları gerekiyor." ifadeleri kullanıldı.

Paylaşımda, "hastanelere saldırıların durdurulması, derhal ateşkes yapılması ve hastanelerden ayrılmak isteyenler için güvenli geçiş sağlanması" çağrıları yer aldı.

Independent Türkçe



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.