İsrail topyekûn bir savaşa girerken İsrail vatandaşı Filistinlilerin durumu

Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)
Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)
TT

İsrail topyekûn bir savaşa girerken İsrail vatandaşı Filistinlilerin durumu

Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)
Filistin bayrağını yasaklayan yasa tasarısına karşı Tel Aviv Üniversitesi'nde protesto gösterisi düzenleyen İsrail vatandaşı Filistinliler ve sol görüşlü İsrailli göstericiler, 28 Mayıs 2023 (AFP)

Asaad Ghanem

İsrail'in “nehirden denize” kadar Filistinlilere karşı yürüttüğü yıkıcı savaşın başka bir boyutu daha var. Bu boyut, uzun zamandır karartılıp ötekileştiriliyor. İsrail vatandaşı olan Filistinli Arapların (1948 Arapları) ‘kendi devletleri’ tarafından Gazze’ye yönelik eşi benzeri görülmemiş zulmünden dolayı çektikleri acıları kastediyorum.

Savaşın bu yönüne çekmeye, bu zulmün durdurulmasına ve İsrail'deki ulusal ve dini haklardan mahrum bırakılmalarına ve tıpkı 2018 yılın İsrail'in ‘Yahudi ulus devlet’ olarak ilan edildiği yasa tasarısının kabul edilmesinde olduğu gibi bu hakları elde etmelerini baltalama çabalarına rağmen İsrail vatandaşı Arapların -eksik olsa da- hukuki statüsüne saygı gösterilmesi için uluslararası, bölgesel, Filistin ve İsrail düzeyinde çalışılmasına yönelik açık bir çağrı bu.

İsrail’deki (Batı Şeria ve Gazze dışındaki) Filistinlilerin çoğu vatandaşlık haklarına ve Filistinli Arap kimliklerine bağlılar. Bu bağlılık onların özlemlerinde, siyasi ve toplumsal mücadelelerinde önemli bir yere sahip. Öyle ki bu bağlılığın anayurtlarında kararlılıklarını güçlendirmelerine ve benzersiz başarılar elde etmelerine de katkısı oldu. Böylece yavaş yavaş dünyadaki diğer Arap topluluklarından nispeten daha üstün eğitimsel, sosyal ve ekonomik donanıma ve avantajlara sahip bir topluluğa dönüştüler. Göreceli olarak ve sayıları bakımından dünyadaki en güçlü Arap ve Filistinli sivil topluluk olduklarını söyleyebilirim.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından kurulan hükümetler, 2009 yılından bu yana Yahudilerin ‘soy üstünlüğü’ meselesini çeşitli yasalarla ve düzenlemelerle ortaya koydu. Bunların başında, İsrail vatandaşı Araplarla ortak statüyü reddeden Yahudi Ulus Devleti Yasası’nın onaylanması geliyor. Bu yasayla İsrail devleti gerek İsrail'de gerekse dünyanın başka yerlerinde Yahudilerin münhasır mülkiyeti haline geldi.

İsrail vatandaşı Filistinlilerin önemli başarılar elde etmeleri, onların Yahudilerle eşit vatandaşlık haklarına sahip olmalarını sağlamadı. Yahudi devleti, özünde, anayasasında ve politikasında onları her zaman ikinci sınıf ‘vatandaş’ olarak gördü. 48 Arapları çoğu durumda normal bir demokratik devletin vatandaşları olmaktan ziyade apartheid rejimi altında yaşayanların durumdalar. Hatta bazı İsrailliler dahi ülkelerini apartheid devleti olarak gördüklerini söylüyorlar. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından kurulan hükümetler, 2009 yılından bu yana Yahudilerin ‘soy üstünlüğü’ meselesini çeşitli yasalarla ve düzenlemelerle ortaya koydu. Bunların başında, İsrail vatandaşı Araplarla ortak statüyü reddeden Yahudi Ulus Devleti Yasası’nın onaylanması geliyor. Bu yasayla İsrail devleti gerek İsrail'de gerekse dünyanın başka yerlerinde Yahudilerin münhasır mülkiyeti haline geldi.

Tüm bunlar, bir devletin kendi vatandaşlarına karşı tarafsız olmadığını teyit eden idari uygulamalardır. Hatta devlet vatandaşları arasında çifte standart uyguluyor. İsrail vatandaşı Arapları, onlara saldırmayı kolaylaştıracak şekilde hırpalanmış ve karartılmış bir sınıfa, ikinci sınıf bir konuma yerleştirmeye çalışıyor.

İsrail vatandaşı Filistinlilerin ikinci sınıf ve sallantılı bir statüde olduklarına ilişkin iddiamın belki de en önemli kanıtı, Hamas Hareketi tarafından düzenlenen 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze Şeridi yakınlarında İsrailli sivillerin kabul edilemez şekilde hedef alındığı saldırının ardından İsrail’in savaş ilan etmesiyle birlikte resmi kurumlar ve halk düzeyinde işlediği çeşitli ihlallerin yer aldığı uzun listedir. İsrailli sivillerin hedef alınması, Halid Meşal ve Salih el-Aruri gibi Hamas Hareketi’nin bazı liderlerinin daha önce mesafeli olduklarını, kaçındıklarını ve reddettiklerini vurguladıkları bir saldırı çeşidi.

İsrail’in Hamas’ın saldırısına misilleme olarak Gazze Şeridi’ne karşı askeri operasyonlar başlamasının ve sonuçlarının ardından İsrail'in tüm dünyadaki vicdan sahibi her insanın canını acıtan Gazze’deki sivillere yönelik saldırılarının yarattığı dehşet ve insanlığa karşı işlediği suçların vahşeti, 1948 topraklarındaki Filistinlilerin durumunu daha da kötüleştirdi. Çünkü onların Gazze’deki Filistinlilerin çektikleri acılar karşısında insani bir sempati duyması ya da anlayış göstermesi bile yasak. İsrail’de savaş durumu ilan edildikten sonra, resmî kurumlarda ve halk arasında İsrail vatandaşı Filistinlilere ‘düşmanın beşinci kolu’ muamelesi yapılmaya başlandı.

Netanyahu seçim kampanyası kapsamında Nasıra'ya yaptığı ziyaret sırasında protesto edildi, 13 Ocak 2021 (AFP)
Netanyahu seçim kampanyası kapsamında Nasıra'ya yaptığı ziyaret sırasında protesto edildi, 13 Ocak 2021 (AFP)

İsrail'deki iç güvenlik servisleri, savaşın ilan edilmesinden sonraki bir ay içinde, 48 Araplarının Hamas'ın yaptıklarını anlayışla karşılama ya da meşrulaştırma yahut İsrail propagandasında olduğu Hamas'ın DEAŞ ile eşit olduğu iddiasının aksine bir Filistin ulusal hareketi olduğunun savunulması şeklinde anlaşılabilecek her kelimesini, her ifade girişimini ve Gazze Şeridi'ne saldırı’ ile Filistinlilerin 7 Ekim öncesinde Gazze'deki büyük hapishanelerinde çektikleri acıları birbirine bağlayacak her bir tutumu yakın takibe aldı. Böylece İsrail vatandaşı Filistinlilere ve Filistinli aktivistlere karşı eşi benzeri görülmemiş bir zulüm ve istismarın yapıldığı büyük bir kampanya başlatıldı.

Bir belediye başkanı, ‘halkın barışını’ koruduğu gerekçesiyle belediyede çalışan 48 Araplarından işçileri işlerinden kovdu. Zulümlerini sürdüren hükümet, ‘teröristlere sempati duyan’ kişilerin vatandaşlığının geri alınmasına ilişkin bir karar taslağını gündemine aldı. Eğer bu karar taslağı kabul edilirse İsrail'deki Filistinlilerin vatandaşlık hakları tehlikeye girecek ve benzeri olmayan bir bozulma yaşanacak.

İsrail vatandaşı Filistinlilerin hukuki statüsüyle ilgilenen İsrail'deki Arap Azınlığın Haklarının Korunması Hukuk Merkezi (Adalah), 48 Araplarına karşı açılan 150'den fazla davayı takip ettiğini duyurdu. Hakkında dava açılanlar arasında üniversite öğrencileri, kamu çalışanları ve hatta özel şirket çalışanlarının da olduğunu belirten Adalah, bu kişilerin tek yaptığının İsrail'in Gazze'deki sivillere yönelik saldırılarını kınamak ya da Hamas'ın saldırısını ‘anladıklarını’ belirtmek yahut kasıtlı veya kasıtsız olarak İsrail askerlerinin rehin alınmasına yahut yakalanmasına gönderme yapan ya da Filistinlilerin kendilerini onlarca yıldır kuşatıp işgal eden İsrail karşısında meşru müdafaa hakkına atıfta bulunan bir görüntüyü onaylamak anlamında ‘like atmak’ (beğenmek) olduğunu vurguladı.

Konu, Gazze savaşında yaşananlara ve Gazzelilerin acılarına dair bilgiler yayınlayan sosyal medya kullanıcılarının ya da İsrail'in askeri operasyonlarına ve sivillere yönelik saldırılarına son verilmesi çağrısında bulunan akademisyenlerin tutuklanması ve yargılanması noktasına kadar geldi. Öyle ki İsrail'in merkezindeki bir hastanenin acil servis müdürü, savaştan aylar önce sayfasından paylaştığı ve iki halk arasında barış çağrısı yapılan gönderisi nedeniyle tutuklandı. Savaşın sona ermesi çağrısında bulunan ve Hamas'ın güç kullanmaya başvurmasının nedenlerini açıklayan üniversitelerde derslere ara verildi. Bir belediye başkanı, ‘halkın barışını’ koruduğu gerekçesiyle belediyede çalışan 48 Araplarından işçileri işlerinden kovdu. Zulümlerini sürdüren hükümet, ‘teröristlere sempati duyan’ kişilerin vatandaşlığının geri alınmasına ilişkin bir karar taslağını gündemine aldı. Eğer bu karar taslağı kabul edilirse İsrail'deki Filistinlilerin vatandaşlık hakları tehlikeye girecek ve benzeri olmayan bir bozulma yaşanacak.

Üniversite ve kolejlerde, genellikle fikir özgürlüğüne karşı hoşgörülü olmakla övünen üniversite yönetimleri, Gazze halkı ve onların acılarıyla ilgili endişelerini ve dayanışma içinde olduklarını dile getiren paylaşımlar nedeniyle Arap öğrencileri eğitimden uzaklaştırma ya da disiplin kuruluna verildiklerine dair bildiriler gönderme gibi önlemler aldılar. Şu ana kadar yaklaşık 80 Arap öğrenciye bu bildirilerden gönderildi. Sosyal medya genel olarak 48 Araplarına özelde ise Arap öğrencilere karşı özellikle Yahudi üniversite öğrencilerinin organize girişimiyle kışkırtıcı binlerce yazıyla dolu, fakat hiçbir Yahudi öğrenci üniversite yönetimleri tarafından disipline gönderilmek ya da okuldan atılmakla tehdit edilmedi.

Örneğin Kudüs’teki İbrani Üniversitesi yönetimi, alanında uluslararası üne sahip bir Arap öğretim görevlisinin, İsrail'in Gazze'de yaptıklarını ‘bir yok etme savaşı’ olarak tanımlayan bildiriyi imzalaması nedeniyle gönüllü olarak istifa etmeye çağrılması girişiminde bulundu. Üniversite yönetimi, bu ifadenin Gazze'deki durumu tanımlamak için uygun olduğunu teyit eden ve üniversite yönetiminin bu girişiminden geri adım atmasını isteyen uluslararası akademisyenlerden ve araştırmacılardan gelen onlarca mektubu ve çağrıyı görmezden geldi.

“Bir grup ırkçı faşistin Netanya Akademik Koleji'ndeki öğrenci yurtlarını ablukaya almasıyla olay çığırından çıktı. Bazı Arap öğrencilere fiziki saldırıda bulunan ırkçı faşistler ‘Araplara ölüm’ sloganları attılar ve Arap öğrencileri yurtlardan ayrılmaya zorladılar.

Öte yandan kolejler ve üniversiteler, Nazizm zamanı Yahudilerin yaşadığı felaketle Hamas'ın saldırısını aynı gören ve Hamas’ın DEAŞ’tan farkı olmadığını öne süren İsrail'deki resmi propagandayı eleştiren ve savaşla ilgili bu tür genellemelere karşı çıkan çok sayıda Arap ve Yahudi öğretim görevlisini görevlerinden uzaklaştırdı.

Bir grup ırkçı faşistin Netanya Akademik Koleji'ndeki öğrenci yurtlarını ablukaya almasıyla olay çığırından çıktı. Bazı Arap öğrencilere fiziki saldırıda bulunan ırkçı faşistler ‘Araplara ölüm’ sloganları attılar ve Arap öğrencileri yurtlardan ayrılmaya zorladılar. Daha sonra Netanyahu'nun partisi Likud’dan olan Netanya belediye başkanının, daha önce savaş ve bölgelerinin Hamas ve İslami Cihad Hareketi tarafından füzelerle hedef alınması nedeniyle evlerinden tahliye edilen Yahudi vatandaşların barınması için öğrenci yurtlarının boşaltılması çağrısında bulunduğu ortaya çıktı.

Bu olay bir ‘pogrom’ (kıyın: dini, etnik ya da siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleri) vakasına diğer tüm olaylardan daha çok benziyordu. İsrail’in son günlerdeki hali, kendini Gazze halkını öldürmek, yerinden etmek ve 48 Araplarına zulmetmek söylemleriyle ifade eden şiddetli bir ırkçılık hali olarak karşımıza çıkıyor. Bu faşizme varan ırkçı ve milliyetçi hal, İsrail'in resmi ve kamudaki tutumu haline geldi.

Irkçılığı ve Filistinlilere karşı düşmanlığıyla bilinen Itamar Ben-Gvir yönetimindeki Ulusal Güvenlik Bakanlığı'nın 620'den fazla komiteden oluşan ‘acil durum komiteleri’ adı altında vatandaşlara (Yahudilere) silah dağıtmak gibi çalışmalarının yanında İsrail hükümeti, gösterilerde ateş etme kurallarını değiştirmeyi ve İsrail vatandaşı Filistinlilerin savaş karşıtı protestolar düzenlemeleri halinde kalabalıkların üzerine gerçek mermilerle ateş açılmasına izin vermeyi düşünüyor.

İsrail devletinin, İsrail vatandaşı Filistinlilerin vatandaşlığıyla ilgili bu tehlikeli ve benzeri görülmemiş tutumuna dair gelişmelerle, acilen düzeltilmesi gereken bir durumla ve özellikle İsrail'de uzun yıllardır yapılan anketlerin de işaret ettiği gibi 48 Araplarına düşman olan faşist bir devletin olduğunu ve 48 Araplarının vatandaşlık haklarının derhal ele alınması gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuz ortada.

Tüm bunlara fanatik Yahudilerin kendi ayrı bölgelerinde ya da Filistinlilerle birlikte yaşadıkları karma şehirlerdeki mahallelerinde Filistinli sivillere doğrudan saldırmaları olasılığı da ekleniyor.

İsrail hükümetindeki bakanların ve politikacıların temsil ettiği devletin kurumlarında, İsrail vatandaşı Filistinlilerin vatandaşlığıyla ilgili bu tehlikeli ve benzeri görülmemiş duruma dair gelişmelerle, acilen düzeltilmesi gereken bir durumla ve özellikle İsrail'de uzun yıllardır yapılan anketlerin de işaret ettiği gibi 48 Araplarına düşman olan faşist bir devletin olduğunu ve 48 Araplarının vatandaşlık haklarının derhal ele alınması gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuz ortada. Netanyahu'nun başbakanlık görevi sırasında ve son savaştan önce birçok kez 48 Araplarına karşı açıkça provakatif söylemlerde bulunduğunu söylemeye gerek dahi yok.

Netanyahu'nun İsrail yargı sisteminde reform yapma planına karşı düzenlenen gösterilerden biri (AFP)
Netanyahu'nun İsrail yargı sisteminde reform yapma planına karşı düzenlenen gösterilerden biri (AFP)

Üniversiteler ve hastaneler gibi kamu kurumlarının resmi zulüm ve baskıları ile sıradan Yahudi vatandaşların 48 Araplarına karşı saldırıları daha da kötüleşti. Yıllardır var olan ve zamanla dozu artan milliyetçi, ırkçı, faşist eğilimlerin körüklediği bir durumun devamı olarak son bir ay içinde 48 Arapları, haklarının ihlal ve varlıklarının tehdit edildiği bir tehlikeyle karşı karşıyalar.

Savaş ve yansımaları, İsrail vatandaşı Filistinlilerin ne vatandaşlıklarının ne de işgal altındaki kendi topraklarındaki varlıklarının güvende olduğu konu İsrail’e bırakılırsa vatandaşlıktan çıkarılma ve sınır dışı edilme tehlikesinin gerçek olduğunu kanıtladı. Savaş ve yansımaları, İsrail vatandaşı olan Filistinli Arapların ne vatandaşlıkları ne de tarihi vatanları açısından güvende olmadıklarını, mesele İsrail'e bırakılırsa vatandaşlıklarının geri alınması ve sınır dışı edilmeleri tehlikesinin gerçekten var olduğunu kanıtladı. İsrail'i, 48 Araplarının haklarına saygı duymaya ve onların anavatanlarındaki varlığının ötesinde eşit hak ve vatandaşlık haklarını teyit etmeye zorlayan uluslararası önlemler de dahil olmak üzere İsrail'in durumu kötüleştirdiği işin bu boyutunun önüne geçmek için çalışılması gerekiyor.

Bu meselenin uluslararası kuruluşların gündemine alınmasının yanı sıra Filistinlilere karşı kapsamlı savaşında İsrail'i destekleyen ülkelerin de gündemine alınması büyük önem taşıyor. Bu, İsrail'in demokratik olmayan prosedürlere devam etmesini engellemek için İsrail, tam bir vatandaşlık olmasa da 48 Araplarının haklarını yerli halkları ve göçmen olmayanlar olarak korumak zorunda kalsa bile çeşitli şekillerde müdahale edilmesi çağrısıdır.

Bu aynı zamanda tüm Filistinlilere ve Araplara, İsrail'deki Filistinlilerin durumunu ve içinde bulundukları koşulları hesaplarına dahil etmeleri çağrısıdır. Tüm bunların da ötesinde bu, İsrail vatandaşı Filistinlilere ve liderlerine, kararlılıklarını ve haklarına bağlılıklarını güçlendirmek için toplumlarını örgütleme konusunda çalışmaları çağrısıdır. Son olaylar, bunu yapmak için çok geç kaldıklarını kanıtladı. Bu konu eşitlik ve tam vatandaşlık mücadelesinde ve Filistin halkının meşru haklarını elde etme mücadelesinde İsrail'in içinde bir dönüşüm gerçekleşene, faşist ve ulusal düzeydeki bir durumdan makul ve demokratik olarak kabul edilebilir bir sivil duruma, Yahudi ırkının üstünlüğü statüsünden vatandaşlık ve eşitlik durumuna dönüşene kadar ikinci sırada kalmaya devam edemez. Bunun Filistin-İsrail çatışmasına tarihi bir çözüm bulunmasına da katkısı olabilir.

En nihayetinde acı deneyimlere dayanarak, İsrail vatandaşı Filistinlerin kendisini Yahudi Ulusal Devleti olarak gören bir devletin etkisinden koruma konusunda İsrail’e güvenmek yanlış olur. Bunun yerine özel, uluslararası bir denetim mekanizması oluşturulmalı. İsrail vatandaşı Filistinlilerin varlığını ve haklarını korumak amacıyla, uluslararası bir kuruluşun onların içinde bulundukları şartları izlemesi daha doğru bir tercih olacaktır.

Ülke nüfusunun 2023 yıl başı itibariyle 9 milyon 700 bine ulaştığı İsrail’de nüfusun yaklaşık 2 milyon 150 binini "İsrailli Araplar" olarak tanımlanan İsrail vatandaşı Filistinlilerden oluştuğu belirtiliyor.

İsrail vatandaşı Filistinliler ülke nüfusunun yüzde 22'sine tekabül ediyor. Tel Aviv rejiminin "İsrailli Araplar" Filistin tarafının ise “1948 Filistinlileri” olarak tanımladığı vatandaşlar, 1948'deki savaş ve sonrasında yaşanan işgale rağmen yurtlarında kalarak İsrail vatandaşı olan Filistinlilerden oluşuyor. Ülkenin kuzey ve güney illerinde yoğunlaşan Arap nüfusun yüzde 84’ü Müslüman, yüzde 8’i Hristiyan, yüzde 8’i ise Dürzi.

Bu nüfusun dışında kalan ve İsrail vatandaşı olmayan Filistinliler ise Gazze ve Batı Şeria’da yaşıyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.