Lübnan Genelkurmay Başkanı’nın görev süresinin uzatılmasına yönelik prosedürler araştırılıyor

Lübnan Genelkurmay BaşkanıBakanlar Kurulu kararıyla veya Temsilciler Meclisi yasama oturumunda onay verildi.

Lübnan Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn, Güney Lübnan’daki Uluslararası Güçler (UNIFIL) Komutanı Aroldo Lazaro ile bir araya geldi (Ordu Komutanlığı internet sitesi)
Lübnan Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn, Güney Lübnan’daki Uluslararası Güçler (UNIFIL) Komutanı Aroldo Lazaro ile bir araya geldi (Ordu Komutanlığı internet sitesi)
TT

Lübnan Genelkurmay Başkanı’nın görev süresinin uzatılmasına yönelik prosedürler araştırılıyor

Lübnan Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn, Güney Lübnan’daki Uluslararası Güçler (UNIFIL) Komutanı Aroldo Lazaro ile bir araya geldi (Ordu Komutanlığı internet sitesi)
Lübnan Genelkurmay Başkanı General Joseph Avn, Güney Lübnan’daki Uluslararası Güçler (UNIFIL) Komutanı Aroldo Lazaro ile bir araya geldi (Ordu Komutanlığı internet sitesi)

Bakanlar Kurulu aracılığıyla Başbakan Mikati’nin gündem dışından onaya sunduğu öneriyle, ya da bir dizi temsilci tarafından yasama oturumunda onaylanmak üzere sunulan bir yasa teklifiyle General Joseph Avn’ın Genelkurmay Başkanlığı’nın uzatılması kararının uygulamaya konması bekleniyor. Özellikle parlamento yeter sayısının Şii İkili’nin (Hizbullah ve Emel) desteğiyle sağlanacağı garanti edilirken, hükümetin bu süreyi güvenli bir şekilde uzatma konusunda ilerleme kaydedememesi durumunda Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, bu konuda adım atma sözü verdi. Meclis Başkanı ve Hizbullah liderliğiyle iletişim kuran siyasi güçler de kararlarını verdiklerini ve bundan geri dönüş olmadığını belirtiyor.

Bu çerçevede General Avn’ın görev süresinin uzatılmasına hükümetin girişimi eşlik edecek. Başbakan Mikati ise bir Genelkurmay Başkanı ile İdare ve Genel Müfettişlik müdürlerinin atanması yoluyla Askeri Şura’nın toplanması için yeterli çoğunluğun sağlanması yönünde taahhütte bulundu. Çünkü bu atamalarla gerçekleştirilmeden, askeri kurumun aktif hale getirilmesi ve Genelkurmay Başkanlığı’ndaki boşluğu dolduracak, Ordu Komutanının yokluğunda adına hareket edecek birinin sağlanması için uzatma yeterli değil.

İletişim görevi, (Dürzi) İlerici Sosyalist Parti (İSP) Genel Başkanı Teymur Velid Canbolat tarafından yürütülüyor. Canbolat, müttefik ve muhalif tüm siyasi güçlerle iletişim kurarak siyasi çıkmazı kırmak başlığı altında, parti genel başkanlığına seçildiğinden bu yana en geniş kapsamlı toplantıyı gerçekleştirecek. Çünkü başta ‘cumhurbaşkanını seçme ufkunun tıkanması ve askeri kurumun boşluğa girmesinin engellenmesi’ olmak üzere ülkenin tanık olduğu istisnai koşullar, farklılıkları örgütleme konusunda bile iletişimi gerektirdiğinden, öne çıkan siyasi konulara yaklaşımda bakış açılarını yakınlaştırmaya çalışmak amacıyla koşulsuz bir diyaloğa girmeyi gerektiriyor. Ordu Komutanı General Joseph Avn’ın 10 Ocak’ta emekli olması beklenirken, emekliliğin uzatılması için gerekli ortamın hazırlanarak bundan kaçınılması amaçlanıyor.

Canbolat’ın sürdürdüğü toplantıların, kapsamlı olması isteniyor. İSP’den bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Canbolat’ın herkesle en iyi iletişimi kurabilen isim olduğunu ve zaman zaman tanık olunan olumsuzlukları ortadan kaldırmak için ortamın soğutulması ve rakipleriyle ilişkilerinin normalleşmesine, müttefikleriyle ise güçlendirilmesinin gerekliliğine bağlı olduğunu söyledi.

Kaynak, Canbolat’ın toplantılarını gelecek hafta (Maruni Hristiyan) Ketaib Partisi Başkanı Sami Cemayel, Bağımsızlık Hareketi lideri Milletvekili Mişel Muavvad ve diğerleriyle yapacağı toplantıyla tamamlayacağını açıkladı. Kaynak, Demokratik Toplantı üyesi temsilcilerle aralarındaki mevcut koordinasyon çerçevesinde Değişim Güçleri’ne mensup bazı temsilcilerle, ortak parlamento komitelerinin gündeminde yer alan mevzuat konularıyla ilgili temaslarını kesmediğini söyledi.

Kaynak ayrıca Canbolat’ın siyasi güçlerle iletişimin, Meclis Başkanı Berri ile doğrudan görüşmeler yoluyla ya da İSP’nin eski Genel Başkanı Velid Canbolat’ın yaptığı görüşmeler aracılığıyla kendisine açık olmasından kaynaklandığını belirtti.

(Dürzi) İSP ile (Şii) Hizbullah arasındaki görüş ayrılıklarının örgütlenmesinin hala var olduğunu ve sona ermediğini söyleyen kaynak, partinin eski lideri Gazi el-Aridi’nin, Velid Canbolat ve partinin koordinasyon ve irtibat yetkilisi Vefik Safa ile zaman zaman kurduğu iletişimin yanı sıra partinin Genel Sekreteri siyasi asistanı Hüseyin Halil ile olan iletişimi yoluyla bu görevi üstlendiğini söyledi. Kaynağa göre Milletvekili Vail Ebu Faur da acil siyasi ve geçim sorunlarına ve bunlara mümkün olduğunca çok çözüm sunma gerekliliğine ayak uydurmak için geçici Başbakan Necib Mikati ile iletişimden sorumlu.

Canbolat’ın geçen salı günü Milletvekili Süleyman Franciyye ile kayınpederi iş insanı Muhamed Zindan’ın daveti üzerine uzun bir görüşme gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Toplantıya eski Milletvekili Aladdin Taro ve Canbolat’ın eski danışmanı Hüssam Harb’ın yanı sıra milletvekilleri Vail Ebu Faur ve Faysal es-Saye’nin da katıldığı belirtildi.

Toplantının Canbolat ve Franciyye ile sınırlı bir dinleme içerdiği, atmosferinin olumlu olduğu ve başkanlık dosyasına yaklaşımdaki farklarının Canbolat ve Franciyye aileleri arasındaki tarihsel ilişkinin derinliğini değiştirmediği belirtildi. Ayrıca kaynak, askeri kurumda istikrarın sağlanması, General Avn’ın görev süresinin uzatılması ve Genelkurmay Başkanı ile Genel İdare ve Genel Müfettişlik direktörlerinin atanması yoluyla Askeri Konsey’de yeterli çoğunluğun sağlanması gerektiği konusunda uzlaşı sağlandığını söyledi.

İSP kaynağına göre askeri kurumda istikrarı korumayı amaçlayan çabaları desteklemeyi ve İsrail’in kendisini hedef alan saldırganlığı nedeniyle Lübnan’ın yaşadığı istisnai koşullar ışığında bu kurumun yeteneklerini felce uğratmama konusunda da anlaştılar.

Aynı kaynak ayrıca, General Avn’ın bazı dost ve bağışçı ülkelerin daveti üzerine yurtdışına çalışma ziyaretleri yaptığı için özür dilediğini ortaya koydu. Kaynağa göre General ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı’ndaki boş kadroya atıfta bulunarak, kendisi adına birisinin yokluğundan dolayı Kuveyt’i ziyaret ettiği için de özür diledi.

Kaynak, Canbolat’ın Güçlü Cumhuriyet bloğunu temsil eden parlamento heyetiyle yaptığı görüşmede oluşan olumlu atmosfere değindi. Kaynak ayrıca General Avn’ın görev süresinin uzatılmasında herhangi bir sorun olmadığını, Lübnan Kuvvetleri’nin bu uzatmayı İç Güvenlik Kuvvetleri Genel Müdürü Tümgeneral İmad Osman’ın görev süresinin uzatılmasıyla ilişkilendirme gereği görmediğini, çünkü bu konuya girmek için henüz çok erken olduğunu, Tümgeneral Osman’ın Mayıs ayında emekli olacağını açıkladı.

Ancak Lübnan Kuvvetleri, İSP’nin yasama oturumlarını zorunluluktan dolayı reddetme tavrını yeniden gözden geçirme talebine yanıt vermezken, çünkü parlamentonun işlevinin bozulmasına izin verilemeyeceğini söyledi.

Özgür Yurtsever Hareket lideri Milletvekili Cibran Basil’in Canbolat ile görüşmesiyle ilgili olarak ise Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Canbolat, Genelkurmay Başkanının görev süresinin uzatılmasını desteklediğinin dolaylı olarak kendisine bildirilmesinin ardından Basil’in Batroun’da görüşme davetine olumlu yanıt verdi. Ancak Canbolat, bu uzatmanın bir ordu komutanı ile idare ve müfettişlik direktörlerinin atanmasıyla ilişkilendirilmesi karşısında şaşkınlık yaşadı. Bu durum, toplantının sivil barışı ve bir arada yaşamayı sürdürmek amacıyla atmosferi temizlemek ve gerginlik düzeyini azaltmak için Cebel-i Lübnan’ın şehir ve kasabalarındaki ortak komitelerin çalışmalarını teşvik etmekle sınırlı kalmasına yol açtı.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.