Gandi ile İmam Muhammed Abduh arasında: Tolstoy

Lev Tolstoy. (AFP)
Lev Tolstoy. (AFP)
TT

Gandi ile İmam Muhammed Abduh arasında: Tolstoy

Lev Tolstoy. (AFP)
Lev Tolstoy. (AFP)

Paul Chaoul

Çocukluğumdan, okumaya başladığım ilk günden beri Rus edebiyatına aşık oldum. Şiirde Puşkin (Rusya'nın Shakespeare'i), romanda Tolstoy, Dostoyevski ve Gogol, tiyatroda ise Çehov ile tanıştım. Dostoyevski'nin hayatı, çelişkileri ve tuhaflığıyla yakından ilgileniyorsam da Tolstoy'un hayatıyla hiç ilgilenmemiştim. Ancak hayatını araştırdığımda, medeniyetler hakkındaki derin görüşleri, sürekli huzur ve sosyal reform arayışı, her şeyden önce şiddetsizliğin ve hoşgörünün savunucusu olarak temsil ettiği diğer tarafını şaşkınlıkla keşfettim. Ayrıca, ‘Hz. Muhammed' (Hz. Muhammed’in Yönetimi) adlı bir kitabını keşfetmem de beni çok şaşırttı. Bununla da bitmedi. Dünyanın diğer köşesinde, yani Çin ve Hindistan'da, büyük Çinli şair Lao Tzu üzerindeki etkisi ve aralarında derin bir bağ bulunan Gandi üzerindeki etkisi yoluyla etkisi ve nüfuzu derinleşti. Gandi'nin etkilendiği, hatta inanç ve fikirlerini değiştirdiği bilimsel ve felsefi bir ilişki ortaya çıktı.

Gandi, Tolstoy'dan çok etkilendi. Tolstoy, Gandi için bir idoldü. Gandi, Tolstoy’un ‘Tanrı'nın Egemenliği İçinizdedir’ adlı kitabını okuduktan sonra, 1909 yılının ekim ayında ona ilk mektubunu gönderdi. Bu mektuplaşma, Tolstoy'un 1910 yılında ölümüne devam etti.

Tolstoy şöyle yazdı:

"Şiddetsizlik, çarpıtılmış, yalanlarla öğrenilen sevgiden başka bir şey değildir."

Tolstoy'un kitabı, Gandi’de bir bilinç uyandırdı ve Bhagavad-Gita, İncilleri ve özellikle Mesih'in ‘Dağdaki Vaaz’ını yeniden okuması için sağlam bir temel sağladı.

Gandi, 1932 yılında şöyle dedi:

"Tolstoy, benim daha önceden ancak belirsiz bir şekilde bildiğim inancımı pekiştirdi. Tolstoy'un ortaya koyduğu temeller üzerinde çalıştım ve ona sadık bir öğrenci olarak, bana verdiği şeylere ekledim."

Bence Tolstoy'un Gandi'ye verdiği en büyük ders, onun gerçek deneyiminin, mutlak gerçeğe sahip olduğu yönündeki her iddianın tamamen reddedilmesiyle birlikte, bir sevgi ve hoşgörü eylemi olarak kendini göstermesidir.

Gerçeğin her birimize farklı bir şekilde geldiğine dair bu basit fikir bundan kaynaklanıyor. Gandi'nin yazdığı gibi, altın kural diğerinin hakikatine karşılıklı hoşgörüdür çünkü hepimiz aynı fikirlere sahip değiliz ve hakikati yalnızca parçalı bir şekilde ve farklı açılardan görüyoruz.

Bu açık felsefe, Martin Luther King, Abdulgaffar Han, Mandela, Dalai Lama ve Gandi'ye hayran olan Vaclav Havel gibi birçok aktivist ve yazara ilham verdi. Gandi'nin öğretileri, Sorel, Fanon, büyük düşünür Žižek ve Thomas Mann gibi birçok entelektüel tarafından da benimsendi. Ayrıca, şiddeti ve şiddet yanlısı grupları ele almak için ‘şiddetsizlik’ sloganını benimseyen dünyanın dört bir yanındaki hareketler de Gandi'den etkilenmiştir.

“Din konusunda öyle bir bakış açısına sahip oldunuz ki, geleneklerin perdelerini yırttınız ve gerçek tevhide ulaştınız. Allah'ın size gösterdiği yolda sesinizi yükselttiniz ve onları bu yolda taşımak için önlerinde eylemle ilerlediniz. Böylece, sözünüzle akıllara rehberlik ettiğiniz gibi, eyleminizle de azimleri ve ruhları teşvik eden oldunuz.”

Muhammed Abduh'un Tolstoy'a yazdığı mektuptan     

Ancak Tolstoy'un etkisi sadece Gandi ile sınırlı kalmadı ‘Hz. Muhammed’ adlı kitabıyla İslam'ın bazı misyonerler tarafından maruz kaldığı sahtekarlık ve uydurmalara karşı hakkı savundu. Tolstoy, kitabında şöyle der:

"İslam dininin erdemlerinden biri, Hıristiyanlara ve Yahudilere iyi davranılmasını ve onlara yardım edilmesini emretmesidir. Hatta Müslümanların Hıristiyanlarla evlenmesine bile izin vermiştir. Ben, Allah'ın son peygamberi olarak seçtiği ve son elçisi olarak görevlendirdiği Hz. Muhammed'den çok etkilendim. O, zavallı bir ümmeti aşağılık alışkanlıkların şeytanının pençesinden kurtardı ve onlara ilerleme ve gelişme yolunu gösterdi. Bu, bir gurur ve onur olarak ona yeter."

Fotoğraf Altı: Mahatma Gandi. (AFP)
Mahatma Gandi. (AFP)

Hz. Muhammed'e duyulan bu hayranlık, bana büyük Alman şair Goethe ve büyük Arjantinli şair Borges'i hatırlattı. Ancak dikkat çekici olan, Tolstoy'un fikirlerinin birçok Arap yazara, özellikle de Mihail Nuayme'ye ilham vermiş olmasıdır. Ayrıca, Tolstoy, bazı önemli Arap aydınlarıyla, özellikle de İmam Muhammed Abduh ile sağlam bir düşünce ilişkisi kurmuştur. Abduh’un, Hz. Muhammed hakkındaki kitabını okuduktan sonra onunla mektuplaştığı biliniyor.

Şeyh Muhammed Abduh, Tolstoy'un romanlarını ve Hz. Muhammed'i anlatan kitabını okudu. Tolstoy, Hıristiyan inancını benimsemiş olmasına rağmen Hz. Muhammed'in hayranı ve İslam aşığıydı. İslam’ı barışı, yaşamı ve insanlığın ilerlemesini isteyen asil bir din olarak görüyor. Şeyh Muhammed Abduh'un Rus yazara hayran olmasını ve romanlarını okumayı kabul etmesini sağlayan şey de budur.

İkisi de dinin ve insanın hayatı yarattığını, insanın bu hayatta en değerli şey olduğunu ve dinin, bu insanın ruhunu ve aklını yükseltmek ve hayatı yaratmak ve yaşatmak için geldiği konusunda hemfikirdi.

İmam Muhammed Abduh'un torunu Dr. Malik Mansur, dedesi Abduh ve Tolstoy arasında karşılıklı iki mektubun Moskova'daki Tolstoy Müzesi'nde hala muhafaza edildiğini ve dinlerin hoşgörüsü, iki yazarın büyüklüğü ve iyiliğe, sevgiye çağrılarına, taassubun reddedilmesine şahitlik ettiğini bildirdi.

Mansur, dedesi İmam Muhammed Abduh'un, mektubu kendi el yazısıyla yazdığını ve posta yoluyla gönderdiğini söyledi. O zamanlar Mısır Müftüsü olarak görev yaptığını ve Tolstoy’un mektuba nazik, sevgi dolu ve asil bir şekilde, tüm güzel insan değerleriyle dolu bir yanıt verdiğini ifade etti.

İmam Muhammed Abduh'un mektubuyla başlıyoruz. Bu mektubun detayları şöyle:

“Ey büyük bilge Tolstoy,

Sizin şahsiyetinizi tanıma şerefine erişemedik ama ruhunuzu tanıma fırsatından mahrum kalmadık. Fikirlerinizden bize ışık saçıldı, görüşleriniz gökyüzünde güneşler gibi parladı ve akıl sahiplerinin kalplerini sizinle birleştirdi. Allah sizi insanların yaratılış fıtratını tanımaya ve insanları doğru yola iletmeye yönlendirdi. Böylece, insanın bu varlığa, bilgiyle gelişip, çalışmakla meyve vermek için geldiğini, meyvesinin, ruhunun rahatlayacağı bir yorgunluk ve ruhunu kalıcılaştırıp yükseltecek bir çaba olması gerektiğini anladınız. İnsanların, fıtrata aykırı hareket ettikleri ve kendilerine verilen güçleri, rahatlarını bozacak ve güvenlerini sarsacak şeyler için kullandıkları için içine düştüğü mutsuzluğu hissettiniz. Din konusunda öyle bir bakış açısına sahip oldunuz ki, geleneklerin perdelerini yırttınız ve gerçek tevhide ulaştınız. Allah'ın size gösterdiği yolda sesinizi yükselttiniz ve onları bu yolda taşımak için önlerinde eylemle ilerlediniz. Sözlerinizle akıllara rehberlik ettiğiniz gibi, eylemlerinizle de azimleri ve ruhları teşvik ettiniz.”

Fotoğraf Altı: İmam Muhammed Abduh.
İmam Muhammed Abduh.

"Ayrıca, görüşleriniz, yoldan sapanlara yol gösteren bir ışık olduğu gibi, eylemlerinizde gösterdiğiniz örnek, doğru yolu bulanlara bir rehberdir. Varlığınız, zenginler için bir uyarı olduğu gibi, fakirler için bir yardımdır. Nasihat ve irşatta çektiğin zahmetlere karşılık aldığın en büyük izzet ve en büyük mükâfat, mahrumiyet ve tehcir dedikleri şeydir. Dini liderlerden aldığınız tek şey, sizin sapkınlardan olmadığınızı halka duyurmalarından ibaretti. Bu yüzden, onların sözlerinden ayrıldığınız için Allah'a şükrediyorum, tıpkı onların inançlarından ve eylemlerinden ayrıldığınız gibi… Ayrıca, önümüzdeki günlerde kaleminizden çıkacak yeni eserleri ilgiyle bekliyoruz. Allah'tan size uzun ömürler vermesi, gücünüzü koruması, söylediklerinizin anlaşılması için kalplerin kapılarını açmasını ve insanların eylemlerinizden ilham almasını dileriz. Selam olsun."

Eğer bilge cevap vermeyi tercih ederse, cevap Fransızca olsun. Çünkü başka Avrupa dilini bilmiyorum.

Mısır Müftüsü

Muhammed Abduh”

“Dinler, inançlar, emirler, yasaklar, mucizeler ve hurafelerle ne kadar dolup taşarsa, insanlar arasında ayrılık yaratma etkisi o kadar yayılır ve aralarında dolaşarak düşmanlık ve nefret tohumlarını eker. Tam tersine, ne kadar sadeliğe yönelirse ve kirlerden kurtulursa, insanlığın ulaşmaya çalıştığı ideal hedefe o kadar yaklaşır, o da tüm insanların birliğidir.”

Tolstoy'un Muhammed Abduh'a yazdığı mektuptan

Tolstoy’un yanıtı

Tolstoy, Muhammed Abduh'a nazik bir mektupla yanıt verdi:

“Müftü Muhammed Abduh,

Sevgili dostum,

Kıymetli mektubunuzu aldım ve bana büyük bir mutluluk verdi. Aydınlanmış bir insanla iletişim halinde olmamı sağladığınız için size teşekkür ederim. O kişi, benim doğduğum ve büyüdüğüm dinden farklı bir dine mensup olsa da onun dini benim dinimle aynıdır. Çünkü inançlar farklıdır ve çoktur, ancak tek bir doğru din vardır. Umarım, mektubunuzda belirttiğiniz gibi, inandığım dinin sizin inandığınız din olduğunu varsayarak yanılmamışımdır. Bu din, Allah'ı ve onun şeriatını kabul etmeyi esas alır ve insanı, komşusunun hakkını gözetmeye ve kendisi için ne istiyorsa başkaları için de istemeye çağırır. Bu ilkeden tüm doğru ilkeler çıkmalıdır ve bu ilkeler, Yahudiler, Brahmanlar, Budist, Hıristiyanlar ve Müslümanlarda aynıdır.

f

İnancıma göre, dinler, inançlar, emirler, yasaklar, mucizeler ve hurafelerle ne kadar dolup taşarsa, insanlar arasında ayrılık yaratma etkisi o kadar yayılır ve aralarında dolaşarak düşmanlık ve nefret tohumlarını eker. Tam tersine, ne kadar sadeliğe yönelirse ve kirlerden kurtulursa, insanlığın ulaşmaya çalıştığı ideal hedefe o kadar yaklaşır, o da tüm insanların birliğidir.

Bu nedenle, mektubunuzla büyük bir sevinç duydum ve aramızdaki yakınlık ve iletişim bağlarının güçlenmesini dilerim.

Sevgili Müftü Muhammed Abduh, saygılarımı kabul edin.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.