Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz
TT

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz

Uluslararası Kızılhaç Komitesi Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan'da insani bir çözüm için Cidde Müzakereleri’ne güveniyoruz

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Afrika Bölgesi Direktörü Patrick Yusuf, Sudan'da insani bir çözüme ulaşılması yolunda Cidde Müzakereleri’nin önemini ve gerekliliğine vurgu yaptı. Yusuf, Şarkul Avsat’a verdiği röportajda Sudan'daki krizin ve diğer Afrika ülkelerinin çektiği acıların, Ortadoğu ve Ukrayna'daki savaşla meşgul olunurken unutulmasından duyduğu endişeyi dile getirdi.

Yusuf, Sudanlı yetkililer ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerde ülkedeki insani durum, Sudan’daki ICRC ve Kızılay ekiplerinin çalışmalarının kolaylaştırılması, Port Sudan ve Hartum’da uluslararası insani hukuk konusunda eğitim atölyeleri düzenlenmesi konuları ele alındı. Yusuf’un yaptığı bu görüşmeler, Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde devam eden müzakereler esnasında savaşın her iki tarafıyla yaptığı görüşmelerin bir uzantısı olarak geldi.

Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Port Sudan'da hükümet yetkilileri ve güvenlik makamlarıyla görüştüğünü ve Kassala, Gadarif ve Vad Medeni'den Hartum'a kadar araçla gerekli hareketlilik için onay aldığını söyledi. Yusuf, “Bu benim Hartum'a ilk ziyaretim değil. Geçtiğimiz altı ay boyunca 30'dan fazla ziyaret gerçekleştirdik. Bu süre zarfında bağımsız arabulucular olarak Maigoma Yetimhanesi tahliyesi, mahkumların serbest bırakılması ve bazı tıbbi malzemelerin hastanelere ulaştırılması da dahil olmak üzere çeşitli faaliyetlerde bulunduk” dedi.

Yusuf, Hartum'a yaptıkları son ziyaret sırasındaki çalışmalarının yakın koruma olmadan gerçekleştirildiğini ve bunu kendilerinin talep etmediğini açıkladı. Yusuf, “Hartum'a rutin bir giriş yok. Şu ya da bu tarafın kontrolündeki bölgelerden geçmek için ordudan ve HDK’den izin almanız gerekiyor. Hangi rotayı izleyeceğimizi, hangi köprüden geçeceğimizi ve belirli bir yerde ne kadar zaman geçireceğimizi onlara bildirmek zorundayız” dedi.

Şikayetler ve riskler

Sudan'ın başkentindeki insani durumu değerlendiren Yusuf şunları söyledi: “Hartum'u üzgün gördüm. Hartum’un üzerinde siyah duman bulutları yükseliyor, kurşun ve bomba sesleri yerleşik halkın kulaklarını sağır ediyordu. Ziyaret ettiğim tüm bölgeler tamamen boştu. Dükkanlar kapalı, yollar boş ve her yerde gözle görülür bir askeri varlık vardı.”

Şarku’l Avsat, Yusuf’a savaşın her iki tarafıyla yaptığı görüşmelerin içeriğini sordu. Buna cevaben Yusuf, onlarla uluslararası insancıl hukukun nasıl uygulanacağı ve sivillere nasıl saygı gösterileceği hakkında konuştuğunu belirterek, ordu ve HDK temsilcilerinden geçtiğimiz mayıs ayında düzenlenen Cidde Müzakereleri’ndeki taahhütlerine bağlı kalmalarını istediğini kaydetti. Yusuf, “İki taraf da sivillerin yaşamlarına saygı gösterme taahhütlerini beyan ettiler. Bu taahhütler sadece uluslararası insancıl hukuk tarafından değil, aynı zamanda İslam hukuku ve Sudan insani gelenekleri tarafından da güvence altına alınmıştır” diye ekledi.

Yusuf ayrıca, Sudan Kızılayı çalışanlarının şikayetlerinden de bahsetti ve görevlilerin gömmek üzere yollardan ceset topladıkları için büyük risklerle karşı karşıya olduklarını söyledi. “Bu başlı başına zor bir mesele ve çatışmalar devam ettikçe daha da zorlaşıyor” diyen Yusuf, “Binlerce gönüllü çok kötü koşullarda hayatına devam ediyor. Ancak Darfur, Hartum ve diğer eyaletlerde tüm samimiyetleriyle çalışmaya devam ediyorlar. Bir de gittikleri yerlerde neden yardım dağıttıkları konusunda tutuklanmaya ve hesap vermeye maruz bırakılıyorlar” ifadelerini kullandı.

ICRC’nin Darfur'da “çok sayıda mahkûm ve tutuklunun serbest bırakılması” için gösterdiği çabalara da değinen Yusuf, net bir sayı belirtmedi. “Konu tamamlanana kadar ayrıntılar hakkında konuşamam” diyen Yusuf, ICRC’nin henüz gerçek sayıya ulaşamadığını doğruladı. Yusuf ayrıca, “yetkililerin ülkedeki tüm gözaltı yerleri hakkında tam bir fikre sahip olmadığına” dikkat çekti.

ICRC’nin Sudan'daki tutukluların serbest bırakılmasına yönelik çabalarını da değerlendiren Yusuf, ordu tarafından alıkoyulan 30 tutuklunun ve aylar önce HDK’nin elinde bulunan 100'den fazla tutuklunun serbest bırakılmasına” yardımcı olunduğunu söyledi. Yusuf, “Tüm bunlar kayıt altına alındı ve tespit edildi. Serbest bırakılmaları sağlandıktan sonra varış yerleri belirlenerek sahadaki temsilcilerin yardımıyla ailelerine teslim edildiler” dedi.

Çok sayıda tutuklu çocuğun yanı sıra “Hartum'da 44'ü yaralı olmak üzere toplam 254 tutuklunun serbest bırakılmasını” sağladıklarını açıklayan Yusuf, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beklentilerime göre çalışmalar tamamlanacak. Her iki taraftan da garanti aldık. Doksan yaşlarında yaşlı bir kişinin durumu da dahil olmak üzere özel durumları olanlar var. Bu yaşlı kişi, herhangi bir taraf için tehlike arz etmediğini, tıbbi bakıma ihtiyacı olduğunu dolayısıyla serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Biz de bu tür kişilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Genellikle her iki taraf da bizimle bu konuda iş birliği yapıyor.”

Yusuf, tüm tutukluların ailelerine iade edilmesini umduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Cidde Müzakereleri’nin konusu ve amacı budur. Temsilcilerimiz oradaki iki tarafla birlikte. Ben de şahsen Suudi Arabistan'da taraflar ve arabulucularla bir araya geldim ve insani koşulları konuştuk.”

İhtiyaçlar ve finansman

Örgütün çalışmalarını ve insani yardım operasyonlarını finanse etmek için gereken bütçelerle ilgili olarak konuşan Yusuf, uluslararası arenaya “Sudan'ı unutmama” çağrısında bulundu. Yusuf, “Bir miktar fon aldık ve insani durumun kötüleşmesine bağlı olarak daha fazla kapasiteye sahip olacağımızı ve daha fazla yardım malzemesi elde edeceğimizi umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Yusuf sözlerini şöyle sürdürdü: “Ortadoğu ve Ukrayna'daki savaş ışığında Sudan, Somali, Etiyopya ve Afrika kıyıları gibi ülkeleri de unutmamak gerekiyor. Çünkü buralar çok hassas ve herhangi birinin güvenliği bir bütün olarak bölgenin güvenliğine bağlı. Dolayısıyla insani kuruluşların önündeki engellerin kaldırılması, sivillerin ve özgürlüklerini kaybeden ya da silahlı çatışmalardan zarar gören insanların kurtarılması için tek çözüm haline geliyor.”

İnsani ihtiyaçlara yönelik giderek artan talep konusunda uyarıda bulunan Yusuf şunları söyledi: “İnsani ihtiyaçlara olan ihtiyacın yardım edemeyeceğimiz noktaya gelmesinden korkuyorum. Ancak tarafların Sudanlıların acılarına, içinde yaşadıkları sefil ve trajik koşullara son verecek bir çözüme ulaşacaklarına dair büyük umudum var.”

Cidde Platformu

Yusuf, Cidde Platformu’nu ‘temel ve gerekli’ olarak nitelendirerek “İnsani duruma yönelik bir çözüme ulaşılması konusunda umutlar var. Sudan'a ilgi eksikliği olduğunu söylememize gerek yok. Hassas konuların masaya yatırılacağı ortak bir komitenin kurulmasının iyiye işaret olacağını umuyorum” dedi.

Yusuf, devam eden çatışmalardan duyduğu üzüntüyü dile getirerek şunları söyledi: “Dürüst olmak gerekirse aradan yedi ay geçti ve acımasız savaş ve çatışmalar her gün devam ediyor. Çocukların aşılanması için aşıları, diyaliz malzemelerini veya kanser ilaçlarını bulamayanlar da dahil olmak üzere ihtiyaç sahibi insan sayısı arttı.”

Yusuf, Sudan'da eğitim sürecinin durdurulmasının karmaşıklığını ve etkilerini anlatırken şu ifadeleri kullandı: “Okullar yerinden edilmiş insanlar için barınma alanları haline geldi. Eğer yetkililer okul sürecini yeniden başlatmaya karar verirlerse mültecilere ev sahipliği yapmak için alternatif yerler sağlamak zorunda kalacaklar.”

Yusuf ayrıca mültecilere ev sahipliği yapan komşu ülkelerin rolünün de göz ardı edilmemesi çağrısında bulundu. Zira Yusuf’a göre bu ülkeler “kendilerine sığınan insanların yükünü” taşıyor.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”