Cebel Evliya bölgesi ve barajının Sudan ve Mısır açısından önemi nedir?

Hartum’un güney kapısı Hızlı Destek Kuvvetleri’nin kontrolünde

Cebel Evliya Barajı Köprüsü’nün arşiv fotoğrafı (Sudan yerel medyası)
Cebel Evliya Barajı Köprüsü’nün arşiv fotoğrafı (Sudan yerel medyası)
TT

Cebel Evliya bölgesi ve barajının Sudan ve Mısır açısından önemi nedir?

Cebel Evliya Barajı Köprüsü’nün arşiv fotoğrafı (Sudan yerel medyası)
Cebel Evliya Barajı Köprüsü’nün arşiv fotoğrafı (Sudan yerel medyası)

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) birkaç gün önce Cebel Evliya Köprüsü’nün yanı sıra Sudan ordusuna bağlı Cebel Evliya askeri bölgesini de kontrol altına aldıklarını duyurması, HDK ile ordu güçleri arasındaki çatışma bağlamında bu gelişmenin askeri yansımalarına ilişkin çeşitli soruları gündeme getirdi. Ayrıca, soru işaretlerinin önemli bir kısmı, özellikle HDK’nin iki gün önce yaptığı açıklamanın ardından bölgenin Sudan ve Mısır açısından öneminin anlaşılmasına odaklandı. Söz konusu açıklamada, Cebel Evliya Barajı rezervuarının emniyetiyle yakından ilgilenildiği belirtilirken, “Teknik ve mühendislik ekiplerinin ve Mısır misyonunun Beyaz Nil Nehri üzerindeki su izleme operasyonlarına başlamak üzere geri dönüşü için tüm garantiler ve kolaylıklar sağlandı” ifadelerine yer verildi.

Cebel Evliya bölgesi, Sudan’ın en eski ordu garnizonu olan Cebel Evliya Askeri Garnizonu’na ek olarak ülkedeki dört hava üssünden biri olan ve Hartum’un güney kapısının koruyucusu olarak kabul edilen en-Nacumi Havva Üssü’nü de içeriyor. Ayrıca, Güney Hartum’u, Hartum ile Kuzey Hartum’u birbirine bağlayan Şambat Köprüsü’nün yıkılmasından sonra stratejik önem kazanan güney Omdurman’a bağlayan Cebel Evliya Barajı Köprüsü de bu bölgede yer alıyor.

Ordu ile HDK arasında Cebel Evliya’da yaşanan çatışmaların iki tarafı, geçen cumartesi günü karşılıklı olarak Cebel Evliya Barajı Köprüsü’nü tahrip etme suçlamasında bulundu. Bu da operasyonun barajın güvenliği üzerindeki etkisine ilişkin endişeleri artırdı. Ancak görgü tanıkları ve uzmanlara dayandırılan raporlar, yıkıldığı bildirilen alanın, nehir teknelerinin geçişine imkân veren ve açılan hareketli bir demir bölüm olduğunu belirtti.

Sudanlı askeri uzman Yarbay Tayyib el-Malkabi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Cebel Evliya bölgesi, hem ordu hem de HDK için askeri açıdan önemlidir. Önemi, bölgedeki operasyonel duruma ve askeri bileşenlere göre her bir taraf için farklılık gösterir” dedi.

Uzman, “Bölgenin silahlı kuvvetler açısından önemi, Hartum köprüleri üzerindeki kontrolünü güçlendirmesinden kaynaklanıyor. Bu durum, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni parçalıyor ve onları birbirlerinden izole adalar haline getiriyor. Ayrıca ordu, kuvvetlerine yakın mesafeden ve doğrudan muharebede hava desteği sağlamak amacıyla Hill helikopterlerini kullanmak için en-Nacumi Hava Üssü’nü kullanabilir. Bunlar, operasyonları piyade kuvvetlerinin operasyonlarının bir parçası olan helikopterlerdir” şeklinde konuştu.

Sudan ordusu, bir dizi köprüyü kontrol eden Hızlı Destek Kuvvetleri’nin ikmal hatlarını kesmeye çalışırken, diğer köprülerin de en az bir tarafının kontrolünü paylaşıyor. Ordu ise yalnızca bir köprünün (Mavi Nil köprüsü) tam kontrolünü elinde tutuyor. Birçok ordu destekçisi, üç şehirdeki Hızlı Destek Kuvvetleri’ni izole etmek için köprülerin yıkılması çağrısında bulunurken, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni de kontrol ettiği köprüleri yok etmekle suçluyor.

Cebel Evliya, başkentin şehirlerinde konuşlanmış güçlerini birbirine bağlamak için HDK’ye bir çıkış noktası sağlıyor.

Öte yandan, bölgenin bir diğer önemi ise Hartum merkezinin yaklaşık 44 kilometre güneyinde, Beyaz Nil Nehri üzerinde taş bir baraj olan ve 1933 yılında inşa edilen Cebel Evliya Barajı’dır. Bu baraj, Nisan 1937’de tamamlandı ve İngiliz baraj inşaat şirketi Gibson, Bowling & Co. tarafından inşa edildi.

Başlangıçta barajın inşa edilmesindeki temel amaç, kuraklık döneminde Mısır’ın su ihtiyacını korumaktı. Ardından da rezervuarın arkasındaki su seviyesini yükselterek, suyun Beyaz Nil'in eteklerini sulamak için kullanılmasını ve rezervuarın önündeki pompalarla sulama yapılmasını sağlamak için inşası sırasında Yüksek Baraj’ı korumaktı. Bu nedenle yönetimi, 1933’teki kuruluşundan 1977’ye kadar barajı teknik ve idari olarak denetleme yürüten, ‘Mısır Sulaması’ adı altında Mısır hükümetine verildi. Mısır’da Yüksek Baraj inşaatının tamamlanmasının ardından Cebel Evliya Barajı’nın Mısır açısından önemi azaldı. Öyle ki Yüksek Baraj’ın kapasitesi, artık Cebel Evliya’nın kapasitesinden kırk katından fazla olduğu için Mısır hükümeti, barajın yönetimini Sudan hükümetine devretti.

Kahire Üniversitesi Jeoloji ve Su Kaynakları Profesörü Dr. Abbas Şaraki, “Barajla ilgilenme seçenekleri, tasarımının doğası ve tankın sürekli su ile dolu olması göz önüne alındığında şu anda sınırlıdır. Elektrik üretmek amacıyla türbinlerin çalıştırılmasına izin verilmesi veya durdurulması, yalnızca onu kontrol eden tarafın etkisi ile bağlantılıdır” dedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şaraki, “Hartum ve Mısır’a ulaşan suyun yaklaşık yüzde 27’si, Viktorya Gölü ve Sobat Nehri’nden su akışı sonucu yıl boyunca suyla dolu olan baraj rezervuarından geçiyor” dedi. Şaraki, “İçinde depolanan su miktarı, yaklaşık 3 milyar metreküp civarındadır ve eğer boşaltılmazsa, çevredeki alanı sular altında bırakacaktır” şeklinde konuştu.

Baraj, örneğin Etiyopya Nahda (Rönesans) Barajı’na benzer şekilde Nil suyunun büyük bir bölümünü kontrol etmemesine rağmen, Mısır’ın eski Sudan Büyükelçisi Muhammed eş-Şazli’nin belirttiğine göre, Mısır için büyük önem taşıyor. Şazli, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Mısır, Nil suyu meselesini ve kısmi de olsa her türlü gelişmeyi kırmızı çizgi olarak ele alıyor” dedi.

Sudanlı Afrika meseleleri uzmanı Dr. Muhammed Turşin, yaptığı açıklamada “Baraj, türbinleri ve iş istasyonlarını izlemek, herhangi bir hasara maruz kalmamasını sağlamak için düzenli bakım ihtiyacının yanı sıra nehrin her iki yakasını sulama açısından büyük önem taşımaktadır. Bu işler pek iyi gidiyor gibi görünmüyor” şeklinde konuştu.

2003 yılında Sudan, artık barajı 10 türbinden oluşan bir dizi türbin aracılığıyla 30,4 megawatt elektrik üretmek için kullanabilir hale getirdi. Bununla birlikte barajın Sudan için önemi, pompalarla sulamanın ötesine geçmeyecek şekilde sınırlı kalmış, Roseires Barajı’nın yükselmesiyle de azalmıştır.



Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
TT

Suriye ordusu, el-Tanf askeri üssünü ABD güçlerinden devraldı

Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentindeki ABD askeri araçları (Reuters)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin El-Tanf askeri üssünün kontrolünü ele geçirdiğini belirtti.

Bakanlık, “Suriye ve Amerika tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvenli hale getirdi ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca şunları ekledi: “Bakanlığın sınır muhafız güçleri önümüzdeki günlerde görevlerini devralmaya ve bölgeye konuşlanmaya başlayacak.”

ABD'nin el-Tanf üssü, Suriye-Irak sınırı ile başkent Şam arasındaki yolu kesmek için Humus'un doğu kırsalında bulunan en önemli ABD üslerinden biridir.

Area 55 olarak bilinen Amerikan üssünün yakınında, Amerikan güçleri tarafından denetlenen ve finanse edilen Komandolar olarak bilinen Özgür Suriye Ordusu'na ait bir tesisin yanı sıra, Humus, Hama ve Şam kırsalından gelen mülteciler için Rukban kampı da bulunmaktadır.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre 8 Aralık 2024'te Beşşar Esed rejiminin düşmesinden önce, üs birkaç kez insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradı ve Irak'taki gruplar bu saldırıların sorumluluğunu üstlendi.


Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
TT

Filistin anayasa taslağı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas geçen hafta geçici anayasa taslağını teslim alırken (WAFA)

Filistin geçici anayasa taslağının ilk metni, Anayasa Hazırlık Komitesi tarafından yayımlanmasının ardından geniş çaplı siyasi ve hukuki tartışmalara yol açtı. Bazı yorumcular taslağı olumlu karşılarken, bazıları çeşitli eleştiriler ve değişiklik önerileri dile getirdi.

Anayasa Hazırlık Komitesi, salı akşamı geçici taslağı çevrim içi bir platform üzerinden kamuoyunun erişimine açtı. Böylece vatandaşların metni incelemesi ve nihai şekli verilmeden önce görüş ve önerilerini sunması amaçlanıyor.

Komite, platformun devreye alınmasının, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçici anayasanın ilk taslağının yayımlanması ve 60 gün süreyle görüşlerin toplanması yönündeki kararı doğrultusunda gerçekleştiğini bildirdi.

Platformda, 13 bölüm ve 162 maddeden oluşan geçici anayasa taslağının tam metni yayımlandı. Taslak, maddelere giriş niteliğindeki bir önsözle başlıyor.

Mahmud Abbas, geçtiğimiz ağustos ayında ‘otoriteden devlete geçiş’ süreci için geçici bir anayasa hazırlanması amacıyla uzmanlar ve siyasetçilerden oluşan bir komite görevlendirmişti. Taslağın önsözünde, “Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı ve davasının adaletine dayanan, devredilemez ve sabit haklarından hareketle, halen işgal altında bulunan bir devlet için bu geçici anayasayı kaleme alıyoruz” ifadesine yer verildi.

Devlet başkanı ve yardımcısıyla ilgili maddeye olan ilgi

Devlet başkanı ve yardımcısına ilişkin maddeler, Filistin kamuoyunda özel bir ilgi uyandırdı ve geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Özellikle mevcut Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in görevde bulunması ve herhangi bir anda devlet başkanlığı görevini üstlenmesinin muhtemel görülmesi, söz konusu maddelerin siyasi önemini artırdı.

xsdvfe
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh (Arşiv – Fetih Hareketi internet sitesi)

Taslağın 74’üncü maddesi, “Devlet Başkanı’nın beş takvim yılı için, genel, gizli ve doğrudan oyla ve geçerli oyların salt çoğunluğuyla seçileceğini” hükme bağlıyor. Bu düzenleme, devlet başkanlığı süresinin 4 yıldan 5 yıla çıkarılması anlamına geliyor.

Madde ayrıca, bir kişinin devlet başkanlığı görevini birbirini izleyen ya da ayrı dönemler halinde en fazla iki tam dönem üstlenebileceğini öngörüyor.

Taslağın 79’uncu maddesi ise Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama, uygun gördüğü görevleri tevdi etme, görevden alma ve istifasını kabul etme yetkisi tanıyor. Bu hüküm, geçen yıl Mahmud Abbas’ın Hüseyin eş-Şeyh’i başkan yardımcısı olarak atamasıyla fiilen uygulanmıştı.

Ancak maddenin ikinci fıkrası tartışmalara yol açtı: “Devlet Başkanlığı makamının ölüm veya istifa nedeniyle boşalması halinde, görevi Meclis Başkanı devralır. Devlet Başkanı’nın ehliyetini kaybetmesi veya anayasal görevlerini yerine getirememesi durumunda ise makamın boşaldığı, Meclis üyelerinin salt çoğunluğunun talebi üzerine Anayasa Mahkemesi kararıyla ilan edilir ve Meclis Başkanı geçici olarak Devlet Başkanı’nın yetkilerini kullanır.”

sadcfgth
Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, yabancı ve Arap büyükelçilerle bir araya geldi. (Hüseyin eş-Şeyh’in ofisi)

Maddenin üçüncü fıkrası, Yasama Meclisi’nin mevcut olmaması halinde, Meclis Başkanı’nın yerine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın vekâlet edeceğini hükme bağlıyor.

Dördüncü fıkraya göre ise her durumda yeni devlet başkanının, makamın boşalmasından itibaren en geç 90 gün içinde seçilmesi gerekiyor. Bu durumda başkanlık süresi, seçim sonuçlarının ilan edildiği tarihten itibaren başlıyor.

Taslağın kabul edilmesi halinde, Mahmud Abbas’ın daha önce yayımladığı ve seçimler yapılıncaya kadar başkan yardımcısının geçici olarak devlet başkanlığı görevini üstlenmesini öngören kararnameyi yürürlükten kaldırıp kaldırmayacağı ise netlik kazanmış değil.

Eski büyükelçi Adli Sadık, yeni anayasa taslağının mevcut düzenlemeler çerçevesinde, makamın boşalması durumunda görevin Meclis Başkanı’na veya Anayasa Mahkemesi Başkanı’na geçeceği varsayımıyla, Hüseyin eş-Şeyh’in başkan yardımcılığı sıfatından yararlanmasına imkân tanımadığını savundu.

Ancak konuya yakın kaynaklar, 161’inci maddenin, Filistin Devlet Başkanlığı makamının boşalmasına ilişkin anayasal hükümlerin, ancak Yasama Meclisi seçimlerinin yapılmasının ardından yürürlüğe gireceğini şart koştuğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, bunun genel yasama ve başkanlık seçimlerinin yapılmasını gerektirdiğini vurgulayarak, “Her hâlükârda bir sonraki başkan seçimle gelmek zorunda. Eğer şu an bir boşalma olursa, başkan yardımcısı seçimler yapılıncaya kadar devleti yönetir” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynaklar ayrıca, Hüseyin eş-Şeyh’in de devlet başkanının yalnızca sandık yoluyla belirlenmesi gerektiğini savunduğunu ifade etti.

Öte yandan el-Ezher Üniversitesi öğretim üyesi Mervan el-Ağa, taslağın 11’inci maddesini eleştirdi. Söz konusu madde, “Filistin Devleti’nin kurulması, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi sıfatını ortadan kaldırmaz” hükmünü içeriyor. El-Ağa, anayasa, kurumlar ve hukuki egemenliğe sahip bir devletin kurulmasının, temsil konusundaki ikili yapıyı fiilen sona erdirmesi gerektiğini savundu.

El-Ağa, Devlet Başkanı’na bir yardımcı atama yetkisi tanıyan 79’uncu maddeye ilişkin önerilen düzenlemeyi de reddetti. El-Ağa, “Seçilmemiş bir kişiye olası başkanlık yetkilerinin devredilmesi, yerleşik demokratik ilkelerle çelişir” değerlendirmesinde bulundu. El-Ağa, esas olanın devlet başkanı ile yardımcısının birlikte ve genel seçim yoluyla belirlenmesi olduğunu vurguladı.

Ek eleştiriler

Geçici anayasa taslağı, Filistin’i ‘Arap ve Müslüman bir devlet; çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik esaslarına dayanan cumhuriyetçi bir sistem’ olarak tanımlıyor.

Filistinli hukuk uzmanı Ahmed el-Eşkar ise taslağın ‘gerçekten mükemmel’ olduğunu belirtti. Ancak Facebook üzerinden yaptığı paylaşımda, metinde ‘bazı basit biçimsel ve yapısal notlar ile anayasal düzenleme açısından eksiklikler’ bulunduğunu ifade etti.

vdfvfd
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi’nin 32. oturumundan, 23 Nisan 2025, Ramallah (EPA)

Filistin Ulusal Girişim Hareketi yöneticilerinden Gassan Cabir, taslağın 155’inci maddesini sert şekilde eleştirdi. Cabir, söz konusu maddenin ‘halkın iradesi açısından tehlike oluşturduğunu’ savunarak, Devlet Başkanı’na veya Meclis üyelerinin üçte birine anayasanın bir ya da daha fazla maddesinde değişiklik talep etme yetkisi tanıdığını belirtti.

Öte yandan avukatlar, hukukçular ve avukatlık ile yargı bağımsızlığı alanında faaliyet gösteren merkezler, geçici anayasa taslağının yargı erkini düzenleyen altıncı bölümüne (120-139. maddeler) ilişkin farklı düzeylerde olumlu ve eleştirel değerlendirmeler sundu.

Mahmud Abbas’ın iki ay içinde, iletilen görüş ve önerilerin değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılı bir rapor alması bekleniyor. Bu rapor doğrultusunda anayasa taslağının nihai metni hazırlanacak ve ardından halkoyuna sunulacak.


BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
TT

BM: Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve iki bakana yönelik 5 suikast girişimi engellendi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş- Şeybani ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile bir araya geldi (SANA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, çarşamba günü yayımlanan ve DEAŞ militanlarının oluşturduğu tehditleri ele alan raporda, Suriye Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın geçen yıl beş ayrı suikast girişiminde bulundu.

Şarku’l Avsat’ın BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı ve Genel Sekreter António Guterres’in imzasıyla yayımlanan raporundan aktardığı bilgilere göre Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, Halep’in kuzeyi ile Dera’nın güneyinde, DEAŞ adına faaliyet yürüttüğü değerlendirilen bir paravan yapı tarafından hedef alındı.

Raporda, el-Şara’ya yönelik girişimlerin yanı sıra Suriye İçişleri Bakanı Enes Hasan Hattab ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’ye yönelik suikast planlarının tarih ve ayrıntılarına yer verilmedi.

Suikast girişimlerinin, örgütün yeni Suriye yönetimini zayıflatma niyetinin ve ülkedeki güvenlik boşlukları ile belirsizlik ortamını aktif biçimde istismar ettiğinin göstergesi olduğu kaydedildi.

Raporda, el-Şara’nın DEAŞ tarafından birincil hedef olarak değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu paravan yapının örgüte inkâr edilebilirlik imkânı sağladığı ve operasyonel kapasitesini artırdığı ifade edildi.

El-Şara, Aralık 2024’te muhalif güçlerin uzun süreli Devlet Başkanı Beşşar Esed’i devirmesinin ardından, 14 yıl süren iç savaşın sona ermesiyle birlikte Suriye’nin liderliğini üstlenmişti.

Kasım ayında hükümeti, bir dönem Suriye topraklarının geniş bir bölümünü kontrol eden DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldı.

BM terörle mücadele uzmanları, örgütün ülke genelinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü, özellikle kuzey ve kuzeydoğuda güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlediğini belirtti.

13 Aralık’ta Palmira yakınlarında ABD ve Suriye güçlerine yönelik bir pusu saldırısında iki ABD askeri ile bir Amerikan sivil hayatını kaybetti; üç Amerikalı ve üç Suriyeli güvenlik görevlisi yaralandı. ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ unsurlarını etkisiz hale getirmeyi amaçlayan askeri operasyonlar başlatarak saldırıya karşılık verdi.

BM terörle mücadele uzmanlarına göre DEAŞ’ın Irak ve Suriye genelinde çoğunluğu Suriye’de konuşlu olmak üzere yaklaşık 3 bin unusuru bulunuyor.

ABD ordusu, ocak ayı sonunda, kuzeydoğu Suriye’de tutulan DEAŞ mensuplarını güvenli tesislerde kalmalarını sağlamak amacıyla Irak’a nakletmeye başladı. Irak yönetimi, söz konusu militanları yargılayacağını açıkladı.

Suriye hükümet güçleri ise Kürt güçlerle varılan ateşkes kapsamında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından, binlerce DEAŞ tutuklusunun barındığı geniş bir kampın kontrolünü devraldı.

Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, ateşkes anlaşmasından önce, aralık ayı itibarıyla ülkenin kuzeydoğusundaki Hol ve Roj kamplarında 25 bin 740’tan fazla kişinin bulunduğu, bunların yüzde 60’ından fazlasını çocukların oluşturduğu; diğer gözaltı merkezlerinde ise binlerce kişinin daha tutulduğu belirtildi.