Filistin: Siyaset tekeli özeleştiri kültürünü engelliyor

New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)
New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)
TT

Filistin: Siyaset tekeli özeleştiri kültürünü engelliyor

New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)
New York'taki protestocular 18 Kasım'da Gazze'de ateşkes talep ediyor (AFP)

Macid Kiyali

Hiçbir Filistinli yoktur ki, gerçek sömürgeci, yerleşimci, ırkçı ve saldırgan olan İsrail'in, bugün değilse yarın yenilmesini ve Filistinlilerin haklarını yeniden kazanmasını; özgürlüğünü, onurunu ve topraklarını bir kez ve sonsuza kadar geri almasını istemesin.

Bu nedenle Bazı Filistinlilerin telaş, duygu ve coşkularıyla tekfirci zihniyete (mümin/kafir) benzer şekilde vatansever-hain, devrimci-mağlup gibi yanlış ve zararlı ikiliklere bakış açılarında bazı farklılıklara yol açan tartışmaları, siyasete aykırıdır. Siyaset, hatalardan muaf olmayan insani bir eylemdir ve özellikle de bir siyasi varlığın kendi durumunu düzenlemesinden ziyade, halkın pahalı bedel ödemesini gerektiren siyasi veya mücadeleci bir seçenekle ilgiliyse katılım, inceleme, hesap verebilirlik, muhasebe ve eleştiri gerektirir.

Aslında eleştiriden kaçınmak, egemen grupların yarım yüzyıldır sürdürdüğü, hatta düşmanlıklarını Filistin toplumuna aktaran bir Filistin alışkanlığı haline geldi. Sonuç olarak, her görüş sahibi kişi, gerçeği elinde tuttuğuna ve Fırka-i Naciye (İlahi kurtuluşu kazanmış grup) olduğuna inanmaya başladı. Hatta, başkalarına ulusal kimlikler vermeyi veya onlardan almayı kendine hak görmeye başladı.

Filistin ulusal mücadelesinin yükselişiyle 1960'ların sonlarında ve 1970'lerde, eleştirinin, ‘kirli çamaşırları’ dışarıda yıkmamak bahanesiyle, fraksiyonel (veya kabilevi) çerçeveler içinde sınırlandırılması gerçekleşti. Bu, incelemeden kaçınmak ve sorumluluktan ve hesap verebilirlikten kaçmak için yapıldı. Unutulmamalıdır ki dışarıdakiler, politikaların formüle edilmesine, seçimlerin belirlenmesine ve ölüm kalım meselelerine karar verilmesine katılmalarına izin verilmeden bedel ödeyerek katılan insanlardır.

Ancak daha sonra eleştiriden duyulan memnuniyetsizlik artık sadece çerçevelere hapsedilme isteğiyle sınırlı kalmadığından, ‘savaş sesinin her şeyin üzerinde olduğunu’, hayal kırıklığını yaymamak veya ‘ümmetin kararlılığını zayıflatmayı’ (direniş ve muhalefet rejiminin ifadeleriyle) önlemek için artık yalnızca uygun zaman ve yerde sunulmasını gerektirdiğinden bu durum daha da kötüleşti. Bu ise liderlerin seçeneklerine bir tür kutsallık kazandırdı, ancak bunlar tüm halkı ilgilendiriyor. Unutulmamalıdır ki herhangi bir savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında ve uzun Filistin deneyimi boyunca bu insanların sesleri bastırıldı veya gizlendi. Unutulmamalıdır ki gerçeklik, basit bir tanımdan daha karmaşık ve acı vericidir.

Özetle eleştiriden kaçınmak, ulusal harekette, örgütte, iktidarda ve fraksiyonlarda siyasi hayatı ortadan kaldıran bir zihniyetin ürünüdür. Bu zihniyet, bu kurumlarda ataerkil ve aşiret yapısını pekiştirdi. Bu durum, ‘işsiz kalma’ durumunu güçlendirdi ve lideri, yönetimi, fraksiyonu ve 'işvereni' destekleyen tabanı genişletti. İç demokrasi hareketlerinden yoksun kaldı. Örneğin, Demokratik Cephe Genel Sekreteri (50 yıldan fazla bir süredir), artık sonsuza dek Genel Sekreter oldu. Bu, 60 yıldır liderlik pozisyonunda olan ve bunun 18 yılını iktidarda geri kalanının, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve el-Fetih Hareketi başkanı olarak geçiren Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas için de geçerli!

Sonuç olarak, bu durum, Filistin Yönetiminin Ürdün'de, ardından Lübnan'da ve ardından işgal altındaki topraklarda olanlardan herhangi bir sorumluluk almaktan kaçınmasına yol açtı. Ayrıca, ulusal birlik çerçevelerinin (örgüt, iktidar ve fraksiyonlar) durumunun bozulmasına, etkinliğinin azalmasına ve popülaritesinin düşmesine de yol açtı. Bu, yönetimin silahlı mücadeleden halk ayaklanmasına, silahlı ayaklanmaya ve ardından müzakerelere kadar her aşamada izlediği seçeneklerden, başarısızlıklarından ve başarılarından sorumlu tutulmamasını da kapsıyor. Unutulmamalıdır ki, 58 yıllık ulusal bir hareketle karşı karşıyayız. Acı, pahalı ve zengin deneyimler içeren, fedakarlıklar ve kahramanlıklar içeren, Arap dünyasında en siyasileştirilmiş halk olarak bilinen bir halk için!

Anlaşılması gereken şey, siyasi çalışmada hiçbir şeyin kutsal olmadığıdır. Ne sloganlar ne yapılar ne de çalışma biçimleri. Hepsi halk için araçlardır. Yani, her şey, herhangi bir siyasi veya mücadele kararı veya seçeneğinden etkilenen çevre ile ilgili olduğu sürece incelemeye, denemeye, eleştiriye ve hesap verebilirliğe tabi olmalıdır.

“Gazze'deki Filistinlilerin üçte ikisi evsiz, bir damla su, bir lokma ekmek, biraz ilaca muhtaç durumda, Gazze'nin yarısı tamamen ya da kısmen yok oldu. İnsanlar yeni bir Nekbe'nin dehşetini yaşarken, kahramanlık ve fedakarlıklara tüm takdirle karşılık vererek ‘direniş iyidir’ demenin anlamı nedir?”

Eleştiri de muhalefet de siyasi çalışmanın bir parçasıdır. Objektif, akılcı ve sorumlu eleştiri, suçlamalar ve hakaretler alışverişi değil, siyasi varlıklara ve mücadele biçimlerine canlılık ve etkinlik kazandırır. Belirli hedeflere ulaşmak için en iyi ve en doğru yolları araştırmaya yardımcı olur. Çünkü asil meseleler asil söylemlere ihtiyaç duyar. Bu, daha faydalı, ikna edici ve toplumsal öz benliğe daha duyarlı bir yaklaşımdır. Bu nedenle, eleştiriyi yasaklamak, baskı ve yolsuzluk rejimleri ve otokratik partiler tarafından yaygınlaştırılan çarpık siyasi kültürün bir parçasıdır. Bu, seçeneklerine ve sloganlarına kutsallık kazandırmak ve egemenliklerini pekiştirmek için yapılır.

Örneğin Fetih Hareketi liderliği, kapsamlı yasal çerçevelerin (Ulusal Konsey ve hatta Devrim Konseyi) arkasında, Oslo Anlaşması'na (1993) vardığında kimseye danışmadı. Otorite, FKÖ ve Fetih liderliğini tek bir kişide birleştiren de oydu. Daha sonra, Filistin ulusal hareketini Ulusal Kurtuluş Hareketi’nden işgal altındaki bir otoriteye dönüştürdükten sonra, FKÖ’yü Otorite lehine kenara itti. Daha önce Ürdün ve Lübnan'daki deneyimlerinde tüm başarısızlıklardan sorumlu olan da oydu. Biraz da Hamas’ı eleştirelim. Musa Ebu Merzuk'un (Hamas'ın ilk siyasi büro başkanı) ‘Russia Today’ kanalında, Hamas'ın Gazze'de tünel inşa etmedeki başarısına rağmen Gazze halkını koruyacak bir şey düşünmemesine ilişkin sorusuna verdiği yanıt da bu kapsamda. Cevabı son derece hafif ve sorumsuzdu. Hamas'ın görevinin savaşçılarını korumak olduğunu, çünkü Gazze'deki Filistinlilerin çoğunun mülteci olduğunu ve sorumluluklarının Birleşmiş Milletler ve işgal devleti üzerinde olduğunu düşündüğü için böyle söylemişti.

Buraya, Hamas’ın Lübnan Temsilcisi Usame Hamdan'ın açıklamasını da ekleyebiliriz. Her basın toplantısında ‘direniş iyi durumda’ demekten vazgeçmiyor (ki bu elbette iyi bir şey). Ancak, Gazze'deki üçte iki Filistinlinin açıkta, su, ekmek veya ilaç olmadan yaşadığını ve Gazze'nin yarısının tamamen veya kısmen yıkıldığını unutuyor. Gerçek şu ki, gerçekliği olduğu gibi, olumlu ve olumsuz yönleriyle, güçlü ve zayıf yönleriyle itiraf etmekte hiçbir yanlışlık yoktur.  İnsanlar yeni bir Nekbe'nin dehşetini yaşarken, kahramanlık ve fedakarlıklara tüm takdirle karşılık vererek ‘direniş iyidir’ demenin anlamı nedir?”

Ayrıca bu bazı liderlerin, hiçbir şey yapmayan ve Nasrallah'ın ağzından, ‘saha birliği’ hakkındaki sevilen sözünü yıkan direniş ve direniş ittifakına teşekkür konuşmalarını eleştirmek için de faydalıdır. Artık direnişin tüm hedefi, saldırganlığı durdurmak (ki bu elbette iyi bir şeydir) değil de İsrail'in altındaki toprağı sarsmak ve onu saatler içinde yok etmek.

“Geçmişte, Ürdün ve Lübnan'daki fedai eylemleri efsaneleştirildi, ardından İlk İntifada, taş atan çocukların ayaklanması efsaneleştirildi ve şimdi, Gazze'deki Filistinliler, 40 günden fazla bir süredir yaşadıkları işkenceler, fedakarlıklar ve dehşetlerle efsaneleştiriliyor.”

Elbette, buradaki eleştiri, direnişin meşruiyetine değil, direnişin seçeneklerine ve biçimlerine yöneliktir. Bu seçenekler, çevredeki koşullara, imkanlara ve verilere, halkın tahammül gücüne, düşmanı tüketme ve birliğini parçalama yeteneğine uygun olmalı. Düşmanın, Filistin toplumunu tüketmesine ve varlığını yeni bir felaketle tehdit etmesine izin verilmemeli. Halk, su, ilaç ve ekmek parçası için yalvarmamalı.

Karşılaştırma için o savaştan sonra İsrail'e yönelik İsrailli eleştirinin azalmadığını not edelim. Hatta, Ilan Pappé gibi akademisyenler Filistinlilere desteklerini açıkladılar, İsrail'in iddialarını reddettiler ve Hamas savaşçılarının İsrail ordusuna saldırılar düzenleyebildikleri için hayranlıklarını dile getirdiler, ancak sivilleri hedef almalarını eleştirdiler.

İsrail'i en baskıcı ve vahşi işgal rejimi olarak gören Gideon Levy gibi birçok görüş sahibi, İsrail'in Gazze'deki Filistinlilere karşı giriştiği soykırım savaşını kınadı ve 7 Ekim olayını, İsrail'in Filistinlilere karşı uyguladığı işgal ve baskıcı politikalardan ayrı olarak görmeyi reddetti.

Kısacası, hiç kimse, hiçbir seçenek veya hiçbir slogan kutsal veya eleştirinin üzerinde değildir. Hepsi, insanların kültürlerine, arzularına ve çıkarlarına göre konum ve eylemlerinin sonucudur. Ulusal, siyasi ve ahlaki hareketlerin siyasi ve ahlaki güvenilirliği kendilerini eleştiri, sorgulama ve hesap verebilirlik altına koyma istekliliğinden gelir. Bu, kendinden eminliğinin, halkına bağlılığının ve savunduğu özgürlük, onur ve adalet değerlerine olan sadakatinin bir kanıtıdır.

Hatırlatmak gerekirse, geçmişte Ürdün ve Lübnan'daki fedai eylemleri efsaneleştirildi, ardından İlk İntifada, taş atan çocukların ayaklanması efsaneleştirildi ve şimdi, Gazze'deki Filistinliler, 40 günden fazla bir süredir yaşadıkları işkenceler, fedakarlıklar ve dehşetlerle efsaneleştiriliyor. Unutulmamalıdır ki, onlar, umut edilen bir zafer ile yeni bir Nekbe arasında, yaşam ile ölüm arasında, kahramanlık ile trajedinin sınırlarında mücadele ediyorlar.

Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.