DEAŞ ve Taliban, internet üzerinden savaş yürütüyor

DEAŞ Horasan, sosyal medya kanalları açarak yeni üyeler çekmeyi amaçlıyor ve Afganistan, Tacikistan ve Pakistan'daki vatandaşları hedef alıyor

Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)
Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)
TT

DEAŞ ve Taliban, internet üzerinden savaş yürütüyor

Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)
Taliban üyeleri, hareketin Kabil'deki askeri geçit töreni sırasında (Reuters)

Muhtar Vefai 

DEAŞ Horasan, Afganistan'daki popüler dillerdeki sosyal medya ağlarında oldukça aktif ve bu grubun üyeleri tarafından en sevilen sosyal medya siteleri arasında yer alan Telegram, X platformu, YouTube ve Facebook'ta hesaplar yönetiyor.

Taliban, iki yıl önce örgütün çökmesine yol açan güvenlik ve askeri operasyonlarda DEAŞ Horasan'ı ortadan kaldırdığını iddia etmişti.

Ancak örgütün Kabil dahil birçok Afgan şehrinde Taliban hareketinin üst düzey isimlerini hedef alan çok sayıda operasyonu var.

Pek çok sivil, DEAŞ'a ait askeri ağların Afganistan'da hâlâ aktif ve güçlü olduğunu, birçok yerde operasyon yürütme yetkisine sahip olduğunu kanıtlıyor.

Taliban'ın Belh ve Bedahşan'daki valilik binasının yanı sıra Kabil ve ülkenin diğer şehirlerindeki eğitim merkezlerine ve dini merkezlere yönelik operasyonlara tanık olduk.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların raporları DEAŞ Horasan'ın Afganistan'daki faaliyetlerinin ciddiyetini doğruladı.

Orta Asyalı ve Rus yetkililer de örgütün artan faaliyetleriyle ilgili endişelerini dile getirdi.

Taraflar, DEAŞ Horasan'ın henüz dağılmadığını, yeni unsurları kendine çekerek Afganistan sınırlarını aşan bir örgüte dönüştüğünü vurguluyor.

Ancak DEAŞ Horasan operasyonlarının genişlemesi, onu Afganistan'da ve bölgede önemli bir oyuncuya dönüştürdü.

Bunun, bu örgütün unsurlarının internet üzerinden örgüte üye çekme sürecini kolaylaştıran yaygın ve sürekli faaliyetlerinden kaynaklanması muhtemel.

Araştırmalar, Telegram, X, YouTube ve Facebook'taki düzinelerce DEAŞ Horasan kanalının, örgütün fikirlerini Farsça, Peştuca, Özbekçe, Türkmence, Kürtçe ve Urduca dahil olmak üzere çeşitli dillerde tanıtmak için planlı bir şekilde çalıştığını gösteriyor.

Örgüt, Tacikistan'da hayran kitlesi oluşturmak amacıyla Kiril alfabesiyle içerik üretiyor.

Çoğunluğu Telegram üzerinde faaliyet gösteren DEAŞ Horasan'a ait propaganda kanalları ise video, kitap, dergi, sesli mesaj, grafik veri ve kısa mesaj şeklinde içerik sağlıyor ve bu kanalları yüzlerce kişi takip ediyor.

İnternette DEAŞ Horasan'ını tanıtan tüm kanallar "El-Azaim Kuruluşu" adı altında faaliyet göstermekte olup, bu örgütün medya ve propaganda kolunu oluşturuyor.

DEAŞ'ın ilham kaynakları kimler?

DEAŞ Horasan'ın kendi kanalları aracılığıyla hazırlayıp yayınladığı videoların çoğunluğu Afganistan'da tanınmış bazı isimlere ait.

Bunlar arasında Zahir Dai, Maruf Rasık, Mübeşir Müslimyar, Ebu Ubeydullah Mütevekkil, Ebu Mustafa Derviş Zade, Ahmed Zahir İslamyar ve Ebu Ömer Salahuddin bulunuyor.

Aralarında Zahir Da'i ve Maruf Rasık'ın da bulunduğu bazıları, Taliban iktidara gelmeden önce Kabil Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde çalışıyordu ve Afgan güvenlik güçleri onları 2019 yılında DEAŞ ile işbirliği suçlamasıyla tutuklamıştı.

Mübeşir Müslimyar, Kabil Üniversitesi'nde profesördü ve 2019'da DEAŞ ile işbirliği ve örgüt propagandası yapma suçlamasıyla cezaevinde kalmıştı.

Müslimyar, 2021 yılında başkent Kabil'de meydana gelen patlamada hayatını kaybetmişti.

Güvenlik güçleri, Kabil'deki camilerden birinde imamlık yapan Ebu Ubeydullah Mütevekkil'i 2018'de tutuklamıştı. Kendisiyle birlikte oğlu Abdullah da tutuklanmıştı.

Eski Afgan Ulusal Güvenlik Güçleri, Mütevekkil'in öğrenciler ve genç erkekler üzerindeki etkisi ve nüfuzu sayesinde onlarca kişiyi DEAŞ'a katabildiğini söyledi.

Mütevekkil, 15 Ağustos 2021'de Taliban'ın Kabil'e girişinin ve hapishaneleri kontrol altına almasının ilk saatlerinde serbest bırakıldı.

Eylül 2021'de Mütevekkil'in ailesi onun Taliban tarafından öldürüldüğünü duyurdu. Ayrıca Taliban üyelerinin onu çölde parçaladıktan sonra cesedini attığını ve ailesine sessiz kalması için baskı yaptığını iddia ettiler.

Ebu Ubeydullah Mütevekkil'in öldürülmesinin ardından Zahir Dai ve Maruf Rasık'ın ortadan kaybolduğu duyuruldu ve ikisi de o zamandan beri hiçbir medyada yer almadı ve kimse onların nerede olduğunu bilmiyor.

Telegram dahil DEAŞ Horasan'a bağlı kanallar yıllardır bu kişilerin konuşmalarının video kliplerini yayınlıyor.

Geçen günlerde örgütün kanallarında Maruf Rasık'ın Taliban yönetimini eleştiren bir sesli mesajı yayımlandı.

Maruf Rasık sesli mesajında şöyle dedi:

Taliban, Allah'ın hükmüne göre hareket etmemiştir ve ehl-i hak ve hadislerin düşmanıdır. Kim Kur'an ve Sünnet'ten bahsederse öldürülecektir ve Taliban had ve kısas uygulamıyor.

Ebu Mustafa Derviş Zade ise Taliban'ın dönüşünden önce Herat şehrinde yaşıyordu ve şehirdeki Tevhid Camii'nde vaaz veriyordu.

İki yıldır Derviş Zade'nin evinden kimsenin haberi yok, ancak DEAŞ Horasan kanallarında Taliban'ı "zalim rejim" ve "Amerika ajanı" olarak tanımladığı birçok video klibi yayımlandı.

Derviş Zade video kliplerden birinde elinde silahla karşımıza çıkıyor ve "Kâfir mesaj göndererek veya propaganda yaparak ortadan kaldırılamaz. Bununla (silahını kastederek) öldürülür. İktidara gelen ve mücadeleyi bırakan her parti veya hareket (...) Yahudi ve Hıristiyanların yandaşıdır ve gerçeklikten uzaktır" dedi.

DEAŞ Horasan kanalları ayrıca Ahmed Zahir İslamyar, Mevlevi Yasir, Şeyh Abdulhak Faryabi gibi vaizlerin ve diğer bazı vaizlerin çok sayıda video klibini yayımladı.

Aslamyar ve Yaser, Taliban'ın eski liderleriydi ve daha önce öldürülmüşlerdi. Her ikisi de Taliban'ın ABD ile müzakerelerine karşıydı ve aynı zamanda Müslüman olmayan ülkelerle her türlü temas ve müzakereye de karşılardı.

Bu nedenle ve aşırı tutumları nedeniyle DEAŞ Horasan, kanallarında onların videolarını yayımlıyor.

"Tevhid TV"

Şeyh Abdulhak Faryabi, Maruf Rasık, Ebu Ubeydullah Mütevekkil, Mübeşir Müslimyar ve Zahir Da'i'nin aktif olduğu bir ağ içinde faaliyet gösteriyordu.

Şeyh Abdulhak Faryabi, eski Afgan rejimi döneminde DEAŞ ile işbirliği nedeniyle iki kez tutuklandı.

Taliban'ın geri dönüp hapishane kapılarının açıldığını duyurmasının ardından hapishaneden çıkabildi ve Faryab'ın Maymana şehrine taşındı.

Ancak bir süre sonra ortadan kayboldu ve kimse onun nerede olduğunu bilmiyor.

Faryabi'nin yaptığı konuşmaların çoğunluğu Özbekçe olup, birçoğu da DEAŞ kanalları tarafından yayımlanıyor.

DEAŞ Horasan'da Farsça, Peştuca ve Özbekçe propaganda içeriğinin yayılmasına ve Tacikistan'da kullanılan Kiril alfabesiyle çeviri yapılmasına büyük önem veriliyor.

Örgütün kanallarından biri Telegram, X ve YouTube'da "Tevhid TV" adı altında içerik yayımlıyor.

Bu hesapta onlarca DEAŞ vaizinin konuşması yayımlanıyor. Ayrıca, çok sayıda DEAŞ broşürü, dergisi ve kitabı yayımlanıyor.

Bu hesap aynı zamanda Tacikistan'daki İmamali Rahman hükümetini gayrimüslim olarak tasvir eden videolar da yayımlıyor.

Bu hesabı denetleyen kişiler, Tacikistan'da İmamali Rahman'ın denetlediği bir hükümet içinde faaliyet gösterdikleri ve gerçekleri söylemekten kaçındıkları için gençlerden din adamlarının konuşmalarına kulak asmamalarını istiyor.

DEAŞ Horasan ayrıca Arapça, Farsça, Peştuca ve Özbekçe dahil olmak üzere çeşitli dillerde birden fazla başlık taşıyan birçok çevrimiçi kütüphaneyi de denetleniyor.

Bu kitapların çoğunluğu DEAŞ vaizleri ve üyeleri tarafından yazılmış olup, bir kısmı da Afganistan'da popüler dillerde basılmış eski kitaplar.

Telegram'da ayrıca DEAŞ saflarında yer alan kadınlara yönelik özel kanallar da yer alıyor. Bu kanallarda kadınların örgütte nasıl aktif olduğu anlatılıyor.

Bu kanallardan birine "İffetli Kadınlar", diğerine ise "Mücahid Kadınlar" adı verilmiş. Söz konusu kanallar Farsça ve Kiril harfleriyle faaliyet gösteriyor.

Ayrıca askeri taktikler, entelektüel dersler, bilgisayar bilimi ile ilgili beceri eğitimleri ve dini şarkılar hakkında içerik yayınlayan kanallar da bulunuyor.

Bazıları DEAŞ Horasan üyelerinin anılarını da yayınlıyor ve yüzlerce kişi bu kanalları takip ediyor.

Taliban ise DEAŞ Horasan'daki faaliyetlerine ve örgütün Suriye'de başlattığı büyük propaganda dalgasına karşı koymak için resmi medyaya sansür uygulamaya çalışıyor ve internette sahte isimlerle onlarca haber kanalı ve sayfa açıyor.

Böylece internet aracılığıyla Afganistan ve Tacikistan'daki vatandaşları hedef alıyor.

DEAŞ Horasan'a bağlı kanallar ve onların propagandacıları, Taliban'ın Amerika'dan yardım alması, Amerika'ya uyması, Birleşmiş Milletler ile işbirliği yapması, BM'nin bazı şartlarına uyması, had ve kısastan vazgeçmesi ve Müslümanlara zulmetmekle suçlanan Çin ile işbirliği yapması nedeniyle "zalimlerin yönetimini" temsil ettiğini ve "kafirlerin ajanı" olduğunu öne sürüyor.

Taliban ise DEAŞ Horasan üyelerini Harici olmaları ve İslam düşmanlarının ajanları olarak tanımlıyor.

Aralarında Mevlevi Rahimullah Hakkani ve Mevlevi Muciburrahman Ensari'nin de bulunduğu bazı Taliban alimleri, DEAŞ üyelerinin öldürülmesinin gerekliliğini vurguluyor.

DEAŞ'ın geçen yıl Herat kentinde düzenlediği intihar saldırısında iki kişi öldürülmüştü.

DEAŞ Horasan'ın Afganistan, Tacikistan ve Pakistan'a odaklanan propaganda faaliyetlerinin artması, gençlerin dikkatini çeken kapsamlı çevrimiçi ve sosyal medya propagandası yoluyla yeni üyeler kazanmaya çalıştığını gösteriyor.

Söz konusu örgüt, bu propagandalar sayesinde faaliyet düzeyini yükseltmeyi başardı.

Independent Farsça - Independent Türkçe



Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
TT

Arakçi parlamentoya görüşmeler hakkında bilgi verdi... Laricani yarın Umman’ı ziyaret edecek

İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.
İran parlamentosunun internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin son dönemdeki görüşmeler ve gerginliklerle ilgili kapalı kapılar ardında yapılan toplantıya katıldıkları görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’li müzakerecilerle gerçekleştirdiği görüşmelerin ilk turunun sonuçları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Diğer yandan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Tahran ile Washington arasında nükleer müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenen Umman’a yarın bir heyetin başında gitmeyi planladığını açıkladı.

Laricani’nin ziyareti, geçen hafta sonu Umman’da yaklaşık dokuz aylık aranın ardından yapılan dolaylı görüşmelerin ilk turunu izleyen ve İran-ABD hattında ikinci bir müzakere turuna ilişkin beklentilerin arttığı bir döneme denk geliyor.

Söz konusu görüşmeler, ABD’nin İran yakınlarında deniz kuvvetlerini artırdığı ve Tahran’ın olası bir saldırıya sert karşılık vereceğini duyurduğu bir ortamda, diplomasiye yeni bir fırsat açmayı amaçlıyor.

Laricani, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Umman’da üst düzey yetkililerle bir araya gelerek son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele alacağını, bunun yanı sıra ikili iş birliğini farklı düzeylerde değerlendireceğini belirtti.

Müzakerelerin bir sonraki turunun tarih ve yerinin ise henüz açıklanmadığı kaydedildi. Nükleer görüşmelere, İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin nezaret ettiği ve nihai kararların, Dini Lider Ali Hamaney’in onayının ardından alındığı ifade edildi.

scdvfgth
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, 18 Ocak’ta Tahran’da Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin için düzenlenen resepsiyonun ardından ofisinden ayrılırken görülüyor. (Laricani’nin internet sitesi)

Laricani’nin Umman’a yapacağı ziyaretin duyurulması, Arakçi’nin bugün parlamentoyu, kapalı kapılar ardında yapılan bir oturumda görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirmesiyle eş zamanlı gerçekleşti.

Parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Abbas Muktedayi, oturumun yapıldığını doğrulayarak, İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de Arakçi ile birlikte toplantıya katıldığını bildirdi.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise “İran sıfır zenginleştirmeyi kabul etmeyecektir” diyerek, ‘ülkenin ulusal gücünün unsurlarından biri olan füze kapasitesinin hiçbir şekilde müzakere konusu yapılamayacağını’ vurguladı.

Parlamento Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi de Dışişleri Bakanı ile Genelkurmay Başkanı’nın toplantı sırasında İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesine karşı olduklarını açıkça ifade ettiklerini söyledi.

Guderzi, ‘müzakerelerin yeri ve çerçevesinin tamamen İslam Cumhuriyeti tarafından belirlendiğinin’ teyit edildiğini belirterek, bunun ‘İran’ın diplomasi sahasındaki gücünü yansıttığını’ dile getirdi. Ancak bu tutumun hangi tarafça ilan edildiğine dair ayrıntı vermedi.

Öte yandan Arakçi dün düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin ‘gerçek müzakereler yürütme’ konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, İran’ın ‘tüm işaretleri değerlendirdikten sonra müzakerelere devam edip etmeme konusunda karar vereceğini’ söyledi ve bu kapsamda Çin ve Rusya ile istişareler yürütüldüğünü ifade etti.

frvfr
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte uçak gemisi “Abraham Lincoln” üzerinde (ABD Donanması – AFP).

İran, kırmızı çizgileri olarak gördüğü tutumunda ısrarcı davranıyor. Tahran, görüşmelerin yalnızca nükleer programıyla sınırlı kalmasını kabul ediyor ve barışçıl bir nükleer programa sahip olma hakkını vurguluyor. Buna karşılık, Körfez’de geniş bir deniz gücü konuşlandıran ve bölgedeki üslerde askeri varlığını artıran ABD, iki ek başlığı da içeren daha kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Washington’un gündemindeki bu başlıklar, İran’ın füze kapasitesinin sınırlandırılması ve Tahran’ın İsrail’e düşman silahlı gruplara verdiği desteğin sona erdirilmesi olarak öne çıkıyor.

İsrail ise bu iki başlıkta herhangi bir taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çarşamba günü Washington’a gitmesi bekleniyor.


Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
TT

Epstein Mossad ajanı mıydı? Yeni belgeler soru işaretleri oluşturuyor

ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı’nın 19 Aralık 2025’te yayımladığı fotoğrafta Epstein ve Maxwell (Reuters)

Amerikalı, Hint kökenli ruhani öğretmen ve çok satan sağlık kitaplarının yazarı Deepak Chopra, İsrail’e övgüler yağdırırken, Jeffrey Epstein’ın kendisine Tel Aviv’de katılması fikrine de büyük bir heyecan duyuyordu.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, 2019’daki tutuklanmasından iki yıl önce Epstein, Chopra’nın Tel Aviv’deki Menora Salonu’nda vereceği konferans sırasında onunla görüşmeye davet edildi. Epstein dosyaları kapsamında yayımlanan milyonlarca belgeden birinde Chopra’nın şu ifadeleri yer aldı:
“Bizimle İsrail’e gel. Rahatla, ilginç insanlarla vakit geçir. İstersen takma isim kullan. Kızlarını da getir. Burada olman çok eğlenceli olur. Sevgiler.”

Ancak Epstein bu davete mesafeli yaklaştı ve şu yanıtı verdi:
“Başka bir yer. İsrail’i hiç sevmiyorum.”

Epstein’ın Mart 2017’de daveti reddetmesinin nedenleri, ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı dosyalardaki gizemlerden biri olmayı sürdürüyor. Belgeler, Epstein’ın özellikle İsrail ve eski Başbakan Ehud Barak ile ilişkisine dair çelişkili ve kafa karıştırıcı bir tablo ortaya koyuyor.

“Epstein casusluk eğitimi aldı” iddiası

ABD’de, Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi adına çalışmış olabileceğine dair iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar özellikle sağcı yorumcu Tucker Carlson ve benzer isimler tarafından dillendirildi. Dosyalar arasında, FBI’a bilgi veren gizli bir kaynağın, Epstein’ın gerçekte İsrail istihbarat servisi Mossad için çalıştığını öne sürdüğü iddialar da yer aldı.

FBI’ın Los Angeles ofisinin Ekim 2020 tarihli bir raporunda, söz konusu kaynağın “Epstein’ın Mossad tarafından devşirilmiş bir ajan olduğuna ikna olduğu” ifade edildi. Raporda ayrıca Epstein’ın Mossad adına “casusluk eğitimi aldığı”, uzun yıllar kişisel avukatlığını yapan Harvard Hukuk Fakültesi profesörü Alan Dershowitz aracılığıyla Amerikan ve müttefik istihbarat operasyonlarıyla bağlantılar kurduğu iddia edildi. Raporda, Jared Kushner ile kardeşi Josh Kushner’ın da Dershowitz’in öğrencileri arasında olduğu ifade edildi.

Ancak Dershowitz bu iddiaları alaya alarak, “Herhangi bir istihbarat servisinin ona gerçekten güveneceğini sanmıyorum. Ayrıca böyle bir şeyi benden saklayamazdı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise hafta sonunda yaptığı açıklamada, Epstein’ın Ehud Barak ile olan yakın ilişkisinin onun İsrail adına casusluk yapmadığının kanıtı olduğunu savundu. Netanyahu, X platformunda, “Jeffrey Epstein ile Ehud Barak arasında alışılmadık derecedeki yakın ilişki, onun İsrail için çalıştığını değil, tam tersini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Belgeler, Barak ve eşi Nili’nin defalarca Epstein’ın New York’taki dairesinde kaldığını ve Epstein’ın 2019’daki son tutuklanmasından kısa süre önce yeniden ziyaret planladıklarını ortaya koyuyor. Epstein’ın, 2006’da çocuk istismarı ve insan ticareti suçlamalarıyla ilk kez tutuklanmasından sonra da ilişkilerinin devam ettiği görülüyor. Barak daha sonra Epstein ile ilişkisi nedeniyle pişmanlık duyduğunu söyledi.

2018’de Epstein, Barak’tan bir e-postada “Mossad için çalışmadığımı netleştirmesini” istedi. Bir yıl önce ise Barak’a, kendisinden “eski Mossad ajanlarını kirli soruşturmalar için bulmasının istenip istenmediğini” sormuştu.

Belgelere göre Epstein, “Carbyne” adlı (eski adıyla Reporty Homeland Security) İsrailli bir girişime 1,5 milyon dolarlık yatırım yapılmasına katkıda bulundu. Barak, “Vergiden kaçınmak için Kıbrıs’ı kullanma yönündeki İsrail numarası eski ve tehlikelidir” uyarısında bulunurken, iş insanı Nicole Junkermann, Kıbrıs yerine Lüksemburg’un tercih edilmesini önerdi.

“Kesin kanıt yok”

Epstein’ın servetinin kaynağı da uzun süredir soru işaretleri yaratıyor. Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher, teorik olarak Epstein’ın bir istihbarat varlığı olmasının mümkün olduğunu, ancak “suçlarıyla mahkûm olmuş biri olmanın ötesine geçtiğini kanıtlayan hiçbir delil bulunmadığını” ifade etti.

2003 yılında Epstein, partneri Ghislaine Maxwell için “çelişkili vize damgalarından kaçınmak” gerekçesiyle ikinci bir pasaport başvurusunda bulundu. Başvuruda Maxwell’in İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan’a seyahat etmeyi planladığı belirtiliyordu. Maxwell’in babası, eski medya patronu Robert Maxwell’in Mossad ile bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyordu.

Epstein, Yahudi bir ailede dünyaya geldi ve New York’ta, çoğunluğu Yahudilerden oluşan Sea Gate adlı kapalı sitede büyüdü. 1985 yılında ailesiyle birlikte İsrail’i ziyaret etti, Tel Aviv’de Plaza Oteli’nde ve Kudüs’te King David Oteli’nde kaldı. Ailesini gezdirmek için limuzin kiraladığı da aktarılan bilgiler arasında.

Resmî kayıtlara geçmeyen başka ziyaretler de söz konusu. 20 Mayıs 2012 tarihli bir e-postada sekreterinden Paris’ten Tel Aviv’e, oradan New York’a ya da Tel Aviv’den Yalta’ya uçuşlar araştırmasını istedi. Bir gün sonra ise “24’ünde Tel Aviv, 27’sinde New York’a birinci sınıf” diye yazdı.

Epstein ayrıca, İsrail’deki en lüks mülklerin açık artırmalarını takip eden pahalı bir emlak sitesine üyeydi.

2017 itibarıyla İsrail’e seyahat etmeye hevesli görünmese de İsrailli kadınlara ilgisini gizlemedi. Chopra’dan “çekici sarışın bir İsrailli… zihin maddenin üstündedir” diye bir istekte bulundu. Chopra ise İsrailli kadınların “savaşçı, agresif ve son derece çekici” olduğu uyarısında bulundu.

Chopra geçen hafta yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suç teşkil eden ya da sömürücü bir davranışın parçası olmadım. İstismar ve suistimalin her türlüsünü kesin bir dille kınıyorum” ifadesini kullandı.

Epstein ile halen çocuklara yönelik cinsel insan ticareti ağındaki rolü nedeniyle 20 yıl hapis cezası çeken Ghislaine Maxwell arasındaki derin ve uzun süreli ilişki de Epstein’ın İsrail ile bağlantılı olduğu yönündeki komplo teorilerini destekliyor.

Maxwell’in babası Robert Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantıları olduğu uzun süredir iddia ediliyor. Maxwell’in İsrail ekonomisine milyonlar aktardığı ve dönemin Başbakanı Yitzhak Shamir’e “en az 250 milyon dolar yatırım” sözü verdiği biliniyor.

Robert Maxwell, 1991 yılında “Lady Ghislaine” adlı yatından düşerek Kanarya Adaları açıklarında ölü bulundu. Cenazesi İsrail’e götürülerek, Kudüs’te devlet elitlerine ayrılan Zeytin Dağı Mezarlığı’na defnedildi.

“Mossad mı öldürdü?”

Epstein’ın bazı e-postalarında, Robert Maxwell’in Mossad tarafından öldürüldüğüne inandığına dair ifadeler yer aldı. 15 Mart 2018 tarihli bir e-postada Epstein, başlığı “İş bitirildi” olan mesajında Maxwell’in kaderine dair spekülasyonlarda bulundu.

Bu iddialar, Gordon Thomas ve Martin Dillon’un yazdığı “Robert Maxwell’in Suikastı: İsrail’in Süper Casusu” adlı kitapta ortaya atılan teoriyle örtüşüyor. Kitapta, Maxwell’in Mossad için çalıştığı, ancak 3 milyar doları aşan borçlarının faizi olarak talep ettiği 600 milyon dolar ödenmezse her şeyi ifşa etmekle tehdit ettiği ve bunun üzerine öldürüldüğü öne sürülüyor.

The Times’ın görüştüğü pek çok uzman, Maxwell’in Mossad ile bağlantılarını ya da Epstein’ın İsrail istihbaratıyla ilişkisini doğrulayan somut bir bilgiye rastlamadıklarını belirtiyor. Ancak İsrail istihbaratıyla bağlantıları olan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir İsrailli yazar, “Mossad’ın kimi işe alacağını asla bilemezsiniz. Herkes ajan olabilir” değerlendirmesinde bulundu.


İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Avustralya'daki Bondi saldırısının yaşandığı yeri ziyaret etti

Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)
Herzog, Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşuyor (Reuters)

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, dün yaptığı açıklamada, Yahudilerin "bu kötülüğün üstesinden geleceğini" belirterek, Sidney'deki Bondi Plajı'nda Yahudi bayramını kutlayan 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının kurbanlarına başsağlığı diledi.

Bondi Pavilion'un önüne çelenk bıraktıktan sonra konuşan Herzog, "Terör, şiddet ve nefret karşısında, tüm inançlardan ve tüm milletlerden iyi insanlar arasındaki bağlar güçlü kalacaktır" dedi.

Bu arada, Filistin yanlısı göstericiler, İsrail Cumhurbaşkanı'nın ziyaretini protesto etmek için Sidney'de toplanmayı planlıyordu. Yetkililer ziyareti büyük bir olay olarak nitelendirmiş ve kalabalığı kontrol etmek için binlerce polis memuru görevlendirmişti. Polis, kamu güvenliği gerekçesiyle göstericileri Sidney'in merkezindeki bir parkta toplanmaya çağırmıştı, ancak protesto organizatörleri bunun yerine şehrin tarihi Belediye Binası'nda toplanmayı planladıklarını söylemişti.

Yetkililer, ziyaret sırasında polise nadiren kullanılan yetkiler verdi; bunlar arasında kalabalıkları dağıtma ve yer değiştirme, belirli alanlara erişimi kısıtlama, insanları ayrılmaya yönlendirme ve araçları arama yetkisi de bulunuyordu.

Yeni Güney Galler Emniyet Müdür Yardımcısı Peter McKenna, Channel Nine News'e yaptığı açıklamada, "Protesto organizatörleriyle yakın temas halinde olduğumuz için bu yetkilerden herhangi birini kullanmak zorunda kalmayacağımızı umuyoruz" dedi. "Genel olarak, tüm toplumu güvende tutmak istiyoruz... Toplum güvenliğini sağlamak için ancak bu amaçla, büyük sayıda polis memuru görevlendireceğiz" dedi. Avustralya'nın en büyük şehri olan Sidney'de yaklaşık 3 bin polis memuru görevlendirilecek.

Herzog, Bondi Plajı'ndaki ölümcül silahlı saldırının ardından Avustralya Başbakanı Anthony Albanese'nin daveti üzerine Avustralya'yı ziyaret ediyor.

Herzog'un ziyareti, Filistin yanlısı grupların muhalefetiyle karşılandı ve Avustralya'nın büyük şehirlerinde protestolar planlandı. Filistin Eylem Grubu da beklenen protestolara getirilen kısıtlamalara karşı Sidney'deki bir mahkemede dava açtı.

Filistin Eylem Grubu yaptığı açıklamada, "BM Soruşturma Komisyonu'nun Gazze'de soykırımı kışkırttığı sonucuna varmasının ardından, bugün Isaac Herzog'un tutuklanmasını ve soruşturulmasını talep etmek için ulusal bir protesto günü olacak" ifadeleri yer aldı.

İsrail hükümetinin sert eleştirmeni olan Avustralya Yahudi Konseyi, pazartesi günü 1000'den fazla önde gelen Avustralyalı Yahudi akademisyen ve toplum figürünün imzaladığı açık bir mektup yayınlayarak Albanese'yi Herzog'a yaptığı daveti geri çekmeye çağırdı.