Silikon Vadisi’nden gözetleme ve casusluk alanında atılım

Teknoloji şirketleri ürünlerini ABD polisine satıyor

Manhattan üzerinde uçan bir dron (Getty images)
Manhattan üzerinde uçan bir dron (Getty images)
TT

Silikon Vadisi’nden gözetleme ve casusluk alanında atılım

Manhattan üzerinde uçan bir dron (Getty images)
Manhattan üzerinde uçan bir dron (Getty images)

Eylül ayı başlarında New Yorklular, kutlamalar sırasında başlarının üzerinde istenmeyen bir misafirin dolaştığını fark etmiş olabilirler. Hafta sonu yapılacak İşçi Bayramı yaklaşırken New York Polis Departmanı (NYPD), arka bahçe partileri de dahil olmak üzere kutlamalarla ilgili şikayetleri incelemek için dron (insansız hava aracı/İHA) devriyeleri düzenleyeceğini açıkladı. ABD’de polis gözetimi giderek yaygınlaşan bir durum haline geldi. Northwestern Üniversitesi Pritzker Hukuk Fakültesi araştırmacıları tarafından kısa bir süre önce yapılan bir araştırmaya göre, polis departmanlarının yaklaşık dörtte biri artık dronları kullanıyor.

Daha da şaşırtıcı olan ise bu teknolojinin geldiği yer. New York Polis Departmanı’nın teknoloji tedarikçileri arasında yer alan Skydio, dron kullanımını kolaylaştırmak için yapay zekayı kullanan Silikon Vadisi’nden bir şirket. Şirket tarafından geliştirilen yapay zeka tabanlı yazılım, polis memurlarının çok az bir eğitimle dronları kontrol etmelerine olanak sağlıyor. Skydio, tanınmış risk sermayesi devi olan Andreessen Horowitz ve ünlü girişim sermayesi (startup) şirketi Accel Partners tarafından destekleniyor.

NYPD, pencere camlarından içeriyi görüntüleyebilen gece görüş kameralarıyla donatılmış dronlar üreten Brink’s adlı başka bir startup şirketinden de teknoloji ürünleri satın alıyor. Brink's şirketinin yatırımcıları arasında ChatGPT'nin arkasındaki startup şirketi OpenAI'nin CEO’su Sam Altman ve bir başka güçlü risk sermayesi şirketi olan Index Ventures bulunuyor.

Silikon Vadisi’nin ABD kolluk kuvvetlerinin isyancılara karşı casusluk yapmasına yardımcı olması şaşırtıcı görünebilir. Çünkü devlet gözetimine verilen destek, internetin kullanılmaya başladığı ilk günlerde reşit olan birçok önde gelen ABD’li teknoloji geliştiricisinin benimsediği özgürlükçü değerlerle utanç verici derecede çelişiyor. Silikon Vadisi, 1950'li yıllarda ABD savunma sanayisine çip tedarik etmeye başlasa da ilginin güdümlü füzelerden e-ticarete ve iPhone telefonlara kaymasıyla devletle olan ilişkileri zayıfladı.

Geliştirilmekte olan ve startup şirketlerinin katılım gösterdiği hükümet faaliyetlerinden biri de gözetleme ve casusluk.

Teknoloji sektörü günümüzde büyümede yeni ufukları ararken, devlete satış trendi yeniden ivme kazandı.

Andreessen Horowitz'in genel ortağı Katherine Boyle, geçtiğimiz yıl yayınladığı bir blog yazısında, hükümetlerin ‘yazılım devriminin kalan son muhalifleri’ olduklarını yazdı. Andreessen Horowitz Şirketi, bu yılın başlarında hükümetle ilgili sektörlere yatırım yapmak için American Dynamics Fund’u kurdu. Ülke, yavaş ama emin adımlarla dijital çağa doğru yol alıyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 2022 yılı sonunda Alphabet, Amazon, Oracle ve Microsoft olmak üzere dört teknoloji deviyle her biri 9 milyar dolar değerinde bulut bilişim sözleşmeleri imzaladı. The Economist dergisinin verilerine göre, geçtiğimiz yıl yapılan sözleşmelerin yüzde 11'i yazılım ve teknolojiye yönelikti. Bundan 10 yıl önce bu oran yüzde 8’di.

Geliştirilmekte olan ve startup şirketlerinin katılım gösterdiği hükümet faaliyetlerinden biri de gözetleme ve casusluk. Bu alanı dönüştürmek amacıyla yeni izleme ve analiz teknikleri kullanılıyor. Polise ve diğer güvenlik kuruluşlarına kameralar ve çeşitli gözetim araçları satan Axon Enterprises ve Motorola Solutions gibi geleneksel tedarikçilerin yanında daha gelişmiş ve yenilikçi teknolojiler geliştirmeye çalışan yeni startup şirketleri de var.

Dronların giderek artan popülaritesiyle birlikte yasadışı kullanımı nedeniyle 2013 yılında sadece üç kaza gerçekleşirken 2017’de bu rakam 550’ye yükseldi
Dronların giderek artan popülaritesiyle birlikte yasadışı kullanımı nedeniyle 2013 yılında sadece üç kaza gerçekleşirken 2017’de bu rakam 550’ye yükseldi

Gelişen teknoloji ürünlerinin başında dronlar geliyor. Bu sektörün, geçtiğimiz yıl ABD’de satılan tüm dronların neredeyse dörtte üçünü tedarik eden Çin merkezli DJI şirketinin hakimiyetinde olması, ABD yönetimi çevrelerinde büyük endişe yarattı. 1 Kasım'da, ABD Kongresi’ne resmi kurumların Çin’den İHA satın almasını yasaklayan bir yasa tasarısı sunuldu. Aynı şekilde Florida da dahil olmak üzere bazı eyaletlerde acil durum departmanlarının da Çin üretimi dronlar satın almasını yasakladı. Tüm bu uygulamalar, Skydio ve Brink’s gibi şirketler için bir nimet olarak görülüyor. Öte yandan geliştirilmeye devam eden başka havadan gözetleme cihazları da var. Bir diğer startup şirketi Skydweller, güneş enerjisiyle çalışan, otonom bir hava aracı geliştirmeyi hedefliyor. Şirketin açıklamasına göre, proje eğer başarılı olursa, hava aracının şarj olması için yere inmesi gerekmeyecek ve bu da ‘aralıksız gözetleme’ imkânı sunacak.

Uydu piyasası

Gelişen teknoloji ürünlerinin ikinci sırasında ise uydular var. Elon Musk’ın sahibi olduğu roket şirketi SpaceX ve onu taklit eden şirketler, nesneleri uzaya göndermenin maliyetini yirmi yıl önceki maliyetlerin yaklaşık onda birine düşürmeye yardımcı oldu. Ancak bu durum, Dünya’nın alçak yörüngesinin yaklaşık sekizde birinin gezegeni izlemek için kullanılan uydular tarafından işgal edilmesine yol açtı.

Başka bir risk sermayesi şirketi olan Founder Fund'dan Trae Stephens, bir veri ve araştırma şirketi olan Pitchbook’a göre, şu an uydu görüntüleri satan yaklaşık 200 şirketin bulunduğunu ve bu pazarın bir meta haline gelecek kadar büyük olduğunu söyledi. Bu şirketlerden biri olan BlackSky, her saat başı Dünya üzerindeki bir noktanın fotoğrafını çekebildiğini söylüyor. Uydu görüntüleri son on yılda çok yol kat etti. Oregon eyalet polisinin, bir evin arka bahçesinde yasa dışı esrar yetiştiriciliği vakasını ortaya çıkarmak için Google Earth görüntülerini kullanmasının üzerinden uzun zaman geçti.

Teknoloji şirketleri ayrıca, kolluk kuvvetlerinin artık bir tık uzakta olan çok sayıda görselden ve bilgiden daha iyi yararlanmasına yardımcı olacak araçlar da satıyor. Andreessen Horowitz tarafından desteklenen bir başka girişim şirketi olan Ambient AI, şüpheli faaliyetlerin kameralarla otomatik olarak takip edildiği bir teknoloji geliştirdi. ABD'de CIA, NSA ve FBI gibi devletin en kritik kurumlarına veri analitiği hizmetleri sunan Palantir, teknoloji ürünlerini Los Angeles Polis Departmanı (LAPD) gibi kurumlara satıyor.

Majalla

Yüz tanıma yazılımları ABD’de artık yaygın olarak kullanılıyor. ABD polis departmanlarının yaklaşık onda birinin bu teknolojiye erişimi var. ABD Hükümeti Sorumluluk Ofisi tarafından eylül ayında yayınlanan bir raporda, aralarında Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve Gizli Servis'in de bulunduğu altı federal kolluk kuvvetinin birlikte her gün ortalama 69 yüz tanıma araması gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Listelenen en iyi yüz tanıma yazılımı üreticileri arasında risk sermayesi alanında tecrübeli bir kişi olan Peter Thiel tarafından desteklenen bir şirket olan ClearView AI yer alıyor.

Fotoğraflar ve videolar gibi ‘üzerinde oynama yapılmamış’ verilerle çalışabilen ClearView AI’nin gözetim yetenekleri, yakında ChatGPT'yi güçlendiren türden üretken yapay zeka ile daha da geliştirilebilir. Uydu şirketi Planet Labs'ın başkanı Will Marshall, teknolojiyi kullanarak uydu görüntülerini analiz etmenin, tıpkı Google'ın internette bilgi aramanıza izin vermesi gibi, ‘Dünya'da bir şeyler aramanıza’ yardımcı olacağını söylüyor.

ClearView AI’nin gözetim yetenekleri yakında ChatGPT'yi güçlendiren türden üretken yapay zeka ile daha da geliştirilebilir.

Silikon Vadisi röntgencileri

Hükümeti yeni akıllı gözetim teknolojilerine teşvik etmek, bu sektörde yeni kurulan şirketler için hiç kolay değil. Kolluk kuvvetlerine satış yapmak, çok sayıda polis şefini tanımak anlamına geliyor. Axon'un kurucusu Rick Smith, ABD’de 18 bin polis departmanının bulunduğuna ve bunların beşte birinin dijital kayıtları bile kullanmadığına dikkat çekiyor. Smith, NYPD’nin 2009 yılına kadar daktilo satın almaya devam ettiğini söyledi.

Ancak bu alanda yer edinen startup şirketlerinin büyük kazanımları olacak. Andreessen Horowitz'in American Dynamics Fund girişimini yöneten David Ulevitch, şirketlerin adının kulaktan kulağa hızlı bir şekilde yayılabileceğini, bunun da enerji ve güç yaratabileceğini söylüyor. Gerçek zamanlı suç izleme yazılımı geliştiren bir startup şirketi olan Vosos, satışlarının geçtiğimiz yıl yüzde 300'den fazla arttığını iddia etti. Başka bir startup şirketi olan Fluke Safety, 2017 yılında şu an ABD'nin 47 eyaletinde kullanılan bir plaka okuyucuyu piyasaya sürdü. Başka bir risk sermayesi şirketi olan General Catalyst'ten Paul Kwan’a göre, resmi alıcılarla ilişkiler bir kez kurulduktan sonra bu ilişkiler devam etme eğilimi gösterir.

ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Silikon Vadisi (Shutterstock)
ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Silikon Vadisi (Shutterstock)

Öte yandan büyük şirketler yerinde durmuyor. Motorola Solutions, 2019 yılından bu yana, aralarında bir video analiz aracı olan Calipsa yazılımının ve polis araçlarının kontrol panelleri için kameralar üreten WatchGuard şirketinin de bulunduğu 15 satın alma gerçekleştirdi. Exxon şirketi ise yeni şirketlerin yanı sıra aralarında Vosos ve Skydio'nun da bulunduğu şirketlerin hisselerinden satın aldı.

Ancak gözetleme teknolojilerine yatırım yapmak, özellikle hükümetler bu teknolojilerin tek müşterisi olmadığından muhtemelen daha karlı olacaktır. Skydio tarafından geliştirilen dronlar, baz istasyonlarındaki hasarları inceliyor. Hedge fonları, piyasaya açıklamadan önce gelirlerini ölçmek için perakende satış noktalarının otoparklarındaki araba sayılarının uydu görüntülerini kullanıyor. İsveç merkezli Smart Eye şirketi, pilotların ruh hallerini takip etmek için göz hareketlerini izleyen bir teknoloji satıyor. Şirketin ürünleri, reklam şirketleri tarafından da satın alınıyor. Gerek Büyük Birader (Big Brother) tarafından gerekse de büyük şirketler tarafından yapılsın, gözetleme alanında artan eğilimin yakın zamanda tersine dönmesi pek olası görünmüyor.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.