Silahsızlandırılmış bir Filistin devleti… 1967’deki Arap Zirvesi’nde söylenmeyenler (1)

Bir İngiliz raporu, girişimin Kral Hüseyin bin Talal tarafından benimsendiğini ve Abdülnasır’dan gizli destek aldığını ortaya koydu.

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)
TT

Silahsızlandırılmış bir Filistin devleti… 1967’deki Arap Zirvesi’nde söylenmeyenler (1)

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (ortada), Sudan Başbakanı Muhammed Ahmed Mahcub ve Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, 1967 Hartum Zirvesi’nde. (AFP)

İsrail-Arap savaşı ve 1967’deki Arap yenilgisinin ardından Sudan, Üç Hayır Zirvesi (uzlaşmaya, tanımaya ve müzakereye hayır) olarak bilinen Arap Zirve Konferansı’na Hartum’da ev sahipliği yaptı. O dönemde Arap Zirvesi bildirisinde de belirtildiği gibi başkent Hartum, İsrail saldırganlığının etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla Arapların yeniden birleşmesini, koordinasyonunu ve planlamayı hedefliyordu.

Arapların, Londra’nın Arap topraklarına yönelik saldırganlığında İsrail’in yanında olduğuna inanması sonucunda İngiltere ile diplomatik ilişkilerini kesme girişiminde bulunan Arap ülkelerinin başında Sudan geliyordu.

Hartum’daki İtalyan Büyükelçiliği’nin İngiliz Çıkarları Bölümü tarafından 8 Eylül 1967’de yayınlanan bir İngiliz diplomatik raporu, savaşın hemen sonrasında Arap Zirve Konferansı’nın düzenlenmesini ‘Arapları sevindiren ve morallerinin yükselmesine katkıda bulunan bir fikir’ olarak tanımlıyor. Ağustos 1967’nin ilk haftasında Arap dışişleri bakanlarının Hartum’da bir toplantı yapması, birçok tereddüt ve güvensizlikten sonra konferansın yapılmasının da önünü açtı.

Rapor, ‘Kral Hüseyin’in merhum Mısır Cumhurbaşkanı Abdülnasır’ın gizli desteğiyle benimsediği silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurma girişimi de dahil’ zirvenin koridorlarında ve öncesinde kapalı kapılar ardında yaşananların bir kısmını ve Abdülnasır’ın savaş sonrasında kanaatinin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Belgelere göre Abdülnasır, devrimci sloganlardan uzaklaşarak, Kral Faysal bin Abdülaziz liderliğindeki Arap ılımlılık çizgisine yaklaştı.

İngiliz raporunda ayrıca Yemen Devlet Başkanı Abdullah Yahya es-Sallal, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Ahmed eş-Şukayri ve Suriye Dışişleri Bakanı İbrahim Makhous da ‘üç garip adam’ olarak tanımlanıyor. Medya, o sırada pozisyonlarının tuhaf olduğunu bildirmişti.

Suriye... Tek eksik

Arapların bu konferansa katılımıyla ilgili olarak raporda, Fas Kralı 2. Hasan ve Libya Kralı İdris olmak üzere iki Arap kralının yokluğundan bahsediliyor. Söz konusu iki Kral, zirveye temsilci göndermişti. Aynı şekilde Tunus Devlet Başkanı Burgiba da bir temsilci göndermişti.

Cezayir’de ise Devlet Başkanı Huari Bumedyen ülkesinin katılmayacağını söyleyerek tehdit etti. Ancak son anda, daha sonra Cezayir’in cumhurbaşkanı olacak olan Dışişleri Bakanı Buteflika’yı gönderdi. Her ne kadar Suriye Dışişleri Bakanı İbrahim Makhous dışişleri bakanlarının hazırlık toplantısına katılmasına ve konferans yapılıncaya kadar Hartum’dan ayrılmamasına rağmen zirveye katılmayan tek ülke Suriye oldu.

Fotoğraf Altı: Hartum zirvesine katılmayan tek ülke Suriye’ydi. (İngiliz arşivleri)
Hartum zirvesine katılmayan tek ülke Suriye’ydi. (İngiliz arşivleri)

Çatışan siyasi ve ekonomik çıkarları uzlaştırmaya yönelik ek çabaların bir parçası olarak, 16 Ağustos’ta Bağdat’ta ekonomi ve petrol bakanları toplantısı düzenlendi. Ayrıca zirveden hemen önce de Hartum’da ikinci bir dışişleri bakanları toplantısı düzenlendi.

Ekonomik toplantı belirleyici olmadı. Batı’ya petrol sevkiyatına uygulanan ambargo ile zarar gören ülkelere yardım etme ihtiyacı arasındaki tutarsızlık ise kaçınılmazdı. Hartum’daki konferansın perdesinin indirilmesi süreci, dışişleri bakanlarının hiçbir şeyi dışlamamak, kimseye bağlanmamak, ihtilaflı konuları ustalıkla gündeme getirmek amacıyla bir gündem belirledikleri resmi ve aceleci bir süreçti.

Silahsızlandırılmış bir Filistin devleti… Ürdün girişimi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre İngiliz belgesinde Filistin meselesine ilişkin olarak Kral Hüseyin bin Talal’ın 1967’de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmak girişiminden de bahsediliyor. Rapor, bunu ‘garip bir plan’ olarak tanımlıyor.

Fotoğraf Altı: Kral Hüseyin, askerden arındırılmış bir Filistin devleti kurma girişiminde bulundu. (İngiliz arşivleri)
Kral Hüseyin, askerden arındırılmış bir Filistin devleti kurma girişiminde bulundu. (İngiliz arşivleri)

Bu fikir, yakın zamanda Mısır Cumhurbaşkanı AbdülfettahSisi tarafından tekrarlandı. Bu çerçevede birkaç gün önce Arap gazeteleri, Mısır’ın ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devleti’ tutumunun bu bağlamda türünün ilk örneği olmadığını bildirdi. Filistinli ve İsraillilerin raporları da beş yıl önce Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın İsrailli akademisyenlere ‘silahsızlandırılmış bir Filistin devletini kabul ettiğini’ söylediğini aktarmıştı. Ancak İngiliz belgesine göre bu fikir, altmış yılı aşkın bir süre önce önerildi.

Belgede, Ürdün’ün bu fikir doğrultusundaki hareketleri açıklanırken şu ifadelere yer verildi:

“Ön aşamada dikkate değer bireysel çabalar vardı. Kral Hüseyin en ılımlı ülkelerin başkentlerinde hızlı bir tur attı. Muhtemelen Ürdün’ün içinde bulunduğu çaresiz durum karşısında ev sahiplerinin desteğini kazandı.”

Aynı fikirle ilgili olarak belgede şu ifadeler kullanıldı:

“Bir dizi kaynaktan onun (Kral Hüseyin bin Talal), Ürdün’ün Batı Şeria’sı ve Gazze Şeridi’nden oluşan ayrı, silahsızlandırılmış bir Filistin devleti kurmaya yönelik biraz tuhaf bir plan için destek seferber ettiği belirtiliyor. Hatta böyle bir planın teklif edilmesi için Abdülnasır’dan gizli destek aldığına dair bir söylenti bile var.”

Bu savaş, Abdülnasır’ın kanaatlerini nasıl değiştirdi?

Gizli İngiliz belgesi, savaştan sonra merhum Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’a ve onun inançlarının nasıl değiştiğine de değiniyor. Bu durum, kendisini devrimci sloganlardan uzaklaştırıp Kral Faysal bin Abdülaziz’in önderlik ettiği Arap ılımlılığı çizgisine yaklaştırdı.

Belgede şöyle denildi:

“Abdülnasır, ağırlığını nereye koyacak? Soru buydu. Konferansın ilk kapalı oturumunda uzun açılış konuşmasını yapmak üzere ayağa kalktığı andan itibaren durumun gerçeklerini kabul ettiği için bu gerçek gizlenemezdi ve bu nedenle geçmişe dönmek mümkün değildi. Öyle görünüyor ki zirve kararlarında ve sonuç bildirisinde yer alan tartışmaların çoğu, Abdülnasır’ın ılımlılara katılarak onlara büyük destek vermesine ve tartışmanın yoğunluğunun azalmasına yol açtı. (…) Abdülnasır’ın İsrail’e veya Yemen’deki devrime karşı hisleri ne olursa olsun ancak ekonomik ve askeri durumu, onu barışçıl bir çözüm aramaya ve parçalanmış ülkesinin gücünü yeniden inşa etmeye zorladı. Bununla birlikte Abdülnasır’ın ılımlılarla anlaşma yapma isteği, İsrail’le herhangi bir şekilde doğrudan müzakereye girme isteği anlamına gelmiyor. İsrail’e ve onun temsil ettiği her şeye karşı duyulan şiddetli nefret, her türlü söylentinin ötesindedir. Öte yandan savaşa hızlı bir dönüş düşünülemez.”

Fotoğraf Altı: Gizli belgede Cemal Abdülnasır’ın savaştan sonra inançlarının nasıl değiştiği anlatılıyor. (İngiliz arşivleri)
Gizli belgede Cemal Abdülnasır’ın savaştan sonra inançlarının nasıl değiştiği anlatılıyor. (İngiliz arşivleri)

Söz konusu dönemde sorulan soru ise şuydu: Savaşın devam etmesi mümkün mü? Raporda, bu soruya şu yanıt verildi:

“Abdülnasır, gündemin ilk maddesinin savaşın yeniden başlatılması çağrısı gibi göründüğünü belirtti. Mısır’ın savaşacak konumda olmadığını söylediğinde de sessizlikle karşılandı.”

Mısır Devlet Başkanı, ülkesinin şu anda çatışmada lider olmadığını doğruladıktan sonra, “Başka hangi ülke silaha sarılmaya hazır?” diye sordu. Raporda, “Konferansın karşı karşıya olduğu temel konu, savaşın Batı’ya ekonomik yaptırımlar uygulayarak mı yoksa Arap dünyasının kaynaklarını seferber edip bir havuzda toplayarak mı daha etkili bir şekilde sürdürülebileceğidir” ifadeleriyle yanıt verildi.

Diplomatik taktikler

Belgede ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“İsraillilerin Doğu Şeria’da sıkışıp kaldığı bir dönemde konferansın uluslararası düzeyde sürekli eylem çağrısında bulunduğu, açıkça alınmış tek bir karar olabilir. Bu karar ise diplomatik taktiklere başvurma kararının açık bir kanıtıdır.”

Fotoğraf Altı: Hartum’daki Arap Zirvesi diplomasinin en iyi seçenek olduğunu doğruladı (İngiliz arşivleri)
 Hartum’daki Arap Zirvesi diplomasinin en iyi seçenek olduğunu doğruladı (İngiliz arşivleri)

İngiliz belgesinde şu ifadelere de yer verildi:

“En olası sonuç, Abdülnasır’ın Ruslar ve Tito ile diyaloğun sürdürülmesi çağrısında bulunduğu ve Güvenlik Konseyi (BMGK) ile Genel Kurul’un bir sonraki diplomatik savaşın arenası olacağı konusunda genel olarak mutabakata varıldığıdır.”

Petrolün savaşlarda silah olarak kullanılmasına ilişkin olarak ise şu denildi:

“Açıklamanın nispeten saldırgan olmayan tonuyla birlikte petrol arzının yeniden başlamasının, Batı’yı İsrail’e baskı yapmaya ikna etme umuduyla Batı’yla daha iyi ilişkilere kapı açtığı konusunda mutabakata varılmış olabilir. Açıklamada öyle görünüyor ki tüm çabalarına rağmen Gaulle’den bahsedilmiyor.”

Üç garip adam

Arap Zirvesi Konferansı’nın faaliyetleri, yarı kapalı kapılar ardında ve daha fazla haberin sızmadığı bir ortamda Hartum’da gerçekleştirildi. O dönemde kamuoyu, Yemen Devlet Başkanı Abdullah Yahya es-Sallal, Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Ahmed eş-Şukayri ve Suriye Dışişleri Bakanı İbrahim Makhous’un eylemleriyle meşguldü. Öyle ki İngiliz raporu, o dönemde medyada geniş çapta yer alan bu üç adamı ‘garip tavırlı’ olarak tanımlıyor.

Abdullah Yahya es-Sallal, Yemen Arap Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olarak kabul ediliyor (1962- 1967). Lübnan doğumlu Filistinli Avukat Filistin lideri Ahmed eş-Şukayri ise Ocak 1964’te Kahire'de düzenlenen Arap Zirve Konferansı’nda Arap liderler tarafından Filistin halkıyla temaslarda bulunmak ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Ulusal Şartı ve temel sisteminin taslağını yazmakla görevlendirildi. Üç yıl sonra Şukayri, Arap- Filistin halkının temsilcisi olarak kurulmasına yardım ettiği Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başkanı olarak Hartum’daki Arap Zirvesi Konferansı’na katıldı.

İbrahim Makhous ise Suriye’de Dışişleri Bakanı olarak görev yapıyordu ve siyasi tezlerinde aşırılıkçıydı. Bu aşırılık, onun Marksist-Leninist olmasından kaynaklanıyor olabilir. Arap dünyasını ilericiler ve gericiler olarak sınıflandırıyor ve Suriye meselelerini sınıf çatışması olarak görüyor.

Sallal ve Şukayri’nin konumuyla ilgili olarak belgede şu ifadelere yer verildi:

“İlki hemen anlaşmayı kınadı. Başkent Hartum, ertesi gün Yemenlilerin Abdülnasır karşıtı şiddetli gösterilerine tanık oldu. Şukayri ise üzerinde mutabakata varılan kararları şiddetle eleştirdikten sonra zirve bitmeden çekildi. Kendisine karşı çıkan kimse yok gibi görünüyor.”

Bir başka açıdan belgede şu ifadeler kullanıldı:

 “Arap Birliği, olumlu bir rol oynamaması ve ilk konferansta temsilinin olmaması nedeniyle Sudanlı liderler tarafından ciddi şekilde eleştirildi. Genel görüş, birliğin radikal reformlara ihtiyacı olduğu yönündeydi.”

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.