İsrail: ‘Nokta atışı saldırılardan’ önce Gazze’ye bir ay boyunca ‘kapsamlı saldırılar’ yapmaya ihtiyaç var

Kassam sokak çatışmalarına girerken bir BM yetkilisi “mutlak teröre” işaret etti

İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir binanın enkazı arasında kurbanlar aranıyor (AFP)
İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir binanın enkazı arasında kurbanlar aranıyor (AFP)
TT

İsrail: ‘Nokta atışı saldırılardan’ önce Gazze’ye bir ay boyunca ‘kapsamlı saldırılar’ yapmaya ihtiyaç var

İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir binanın enkazı arasında kurbanlar aranıyor (AFP)
İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir binanın enkazı arasında kurbanlar aranıyor (AFP)

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşı üçüncü ayına girerken İsrail ordusu, ulaşılmak istenen hedeflere ulaşmak, Hamas Hareketi’nin kalan liderlerini öldürüp hareketin gücünü kırmak ve rehine dosyasını kapatmak için kara operasyonlarının yeni yılın başlangıcına kadar en az bir aya ihtiyacı olduğunu öngörüyor.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyi ve güneyinde sert bir mücadeleyle karşı karşıya olması ve insan ve teçhizat kayıpları vermesi, siyasi liderliğinin belirlediği hedeflere ulaşmaktan hala uzak olduğunun bir göstergesi.

İsrail Ordu Radyosu dün, Hamas’a baskı yapmak ve kaçırılan kişilerin iadesi konusunda yeni bir anlaşmaya varmak amacıyla Gazze Şeridi’nin kuzey ve güneyindeki kara operasyonlarının bir ay daha devam edebileceğini bildirdi.

İsrail’in tahminlerinden bir gün önce ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki yetkililerin, İsrail’in Hamas liderlerini ve yeteneklerini hedef almadan önce kara operasyonunun önümüzdeki Ocak ayına kadar devam etmesini bekledikleri sızmıştı.

İsrail ordusu, bu hafta üçüncü aşamanın başında kara operasyonlarını Gazze Şeridi’nin güneyine doğru genişletti, ancak en az kuzeydeki kadar şiddetli bir direnişle karşılaştı.

İsrail Ordu Sözcüsü’ne göre salı gecesi ve çarşamba günü boyunca Gazze Şeridi’nde Hamas üyeleriyle şiddetli çatışmalar yaşanırken, Hava Kuvvetleri, Hamas’ın askeri altyapısını hedef alan 250’den fazla hedefe saldırı düzenledi ve bu saldırılarda Hamas ve İslami Cihad üyeleri öldürüldü.

5yj67
İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği bombalı saldırıda yaralanan Filistinliler, Han Yunus’taki bir hastanede (AP)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Haklar Yüksek Komiseri Volker Türk, Cenevre’de düzenlediği bir basın toplantısında, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin ‘gittikçe kötüleşen mutlak bir terör’ içinde yaşadığını söyledi. Bu tür ‘trajik insani koşullarda’ meydana gelen soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları gibi ‘çirkin suçların’ yaşanma riskinin arttığına dikkat çekti. Türk “Hamas ve diğer silahlı Filistinli grupların İsrail’e gerçekleştirdiği korkunç saldırılardan iki ay sonra Gazze’deki siviller hala kesintisiz bir biçimde İsrail bombardımanına ve toplu cezalandırmaya maruz kalıyor” dedi.

Öte yandan İsrail ordusu dün, 50’nci Tabur’un 460’ıncı Tugayı’na bağlı güçlerin askeri operasyonlardan birinde Gazze Şeridi’nin kuzeyinde şimdiye kadar ele geçirilen en büyük mühimmat ve silah stoklarından birini bulduklarını açıkladı.

Stokta yüzlerce roket ve çeşitli tiplerde RPG fırlatıcıları, düzinelerce tanksavar füzesi ve patlayıcı cihaz, uzun menzilli güdümlü füzeler, el bombaları ve insansız hava araçları (İHA) bulunuyordu.

İsrail güçleri kuzeydeki Cibaliye kampını kuşatsa da henüz içeride ilerleme kaydedemezken Hamas’ın kalesi olması nedeniyle kuzeyde en şiddetli çatışmalardan birinin yaşanması bekleniyor.

Yüz yüze savaş

Buna paralel olarak İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin ikinci büyük kenti olan güneydeki Han Yunus’ta kara operasyonunu genişletmeye devam ediyor.

İsrail ordusu, askerlerinin Han Yunus’ta doğrudan çatışmaya girdiğini ve bu çatışmaların savaşın başlangıcından bu yana sahadaki en şiddetli çatışmalardan biri olduğunu bildirdi.

İsrail ordusu, birçok Hamas liderinin savaşın başlarında Kuzey Gazze’yi terk edip Han Yunus’ta saklandığına ve çok sayıda esirin de orada olduğuna inanıyor.

Askeri istihbaratın, 7 Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana kayıp kabul edilen bir kişinin rehineler arasında olduğu sonucuna varmasının ardından, halen Gazze’de olduğuna inanılan esir sayısı 137’den 138’e çıktı.

Hamas geçen hafta yedi gün süren insani ara sırasında 110 kişiyi serbest bırakmıştı.

dwv
İsrail istihbaratı tarafından Gazze tünellerindeki Hamas üyelerinin yayınlanan bir fotoğrafı

Esirlere ulaşmak, İsrail’in Hamas yetkililerine suikast düzenlemek gibi zafer imajı oluşturduğuna inandığı görevlerden biri.

Salı akşamı İsrail ordusu ve Şin-Bet, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki tünellerinde üst düzey Hamas liderlerinin olduğu fotoğrafları yayınladı.

Fotoğrafta Hamas, Kuzey Gazze Tugayı’nın üst düzey liderleri dar bir odada yemek masası etrafında otururken görülüyor. İsrail ordusu, Kuzey Tugayı Komutanı Ahmed el-Gandur, yardımcısı Vail Receb ve diğerleri de dahil olmak üzere kuzeyli liderlerin çoğunu öldürdüğünü duyurdu.

İsrail, savaşın yalnızca nokta atışı saldırılara dayalı başka bir aşamasına başlamadan önce aynı şeyi güneyde tekrarlamaya çalışıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, İsrail’in, Hamas’ın 7 Ekim saldırısına benzer bir saldırıyı gerçekleştirmesini engelleme hedefine yıl sonuna kadar ulaşma ihtimalinin düşük olduğunu ve çatışmalar yeni bir aşamaya geçtikten sonra güçlerin uzun soluklu bir operasyonun parçası olarak bu hedefe ulaşma çabasına devam edeceğini söyledi.

İsrailli bir yetkili CNN’e yaptığı açıklamada, çatışmalarda beklenen değişiklikten bahsederek “Önümüzdeki haftalarda çok yoğun bir operasyona gireceğiz ve ardından muhtemelen düşük yoğunluklu bir duruma geçeceğiz” dedi.

Salı akşamı Başbakan Binyamin Netanyahu, çatışmaların yakın bir gelecekte sona erdirilmesi yönünde ABD’nin olası baskısına işaret etti.

Netanyahu, “Dünyadaki savaşın bir an önce sona ermesi için baskı yapan dostlarımıza” ifadesini kullanarak “Savaşı bitirmemizin ve bunu hızlı bir şekilde yapmamızın tek yolu Hamas’ı ortadan kaldırmak için ezici güç kullanmaktır” dedi.

dfgbtyj
İsrail'in çarşamba günü güney Gazze Şeridi'ndeki Refah'a düzenlediği saldırının ardından yaralı bir adama yardım ediliyor (AFP)

Ancak Kassam Tugayları herhangi bir geri çekilme emaresi göstermiyor. Dün savaşçılarının daha fazla İsrailli subay ve askeri öldürdüğünü, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde ve güneyinde tank ve araçları imha ettiklerini ve evlerde ve askeri bölgelerde siper alan grupları hedef aldıklarını duyurdu.

Kassam Tugayları, Gazze Şeridi’nin çevresindeki İsrail’e ait bölgeleri ve çok sayıda askeri bölgeyi füzelerle bombaladığını duyurdu.

İsrail askerleri öldürülüyor

Kassam’ın Eş-Şucaiyye’deki çatışmalara ilişkin yayınladığı yeni videolarda, ev ev-sokak sokak çatışmalar yaşandığı ve Kassam savaşçılarının sokaklarda ve yıkılmış evlerde ortaya çıkıp İsrail tanklarını hedef alarak birini tamamen ateşe verdiği görülüyor.

Öte yandan İsrail ordusu dün üç askerin öldüğünü duyurdu. Böylece 24 saat içinde ölen asker sayısı 10’a yükseldi. İsrail medyasına göre 7 Ekim’den bu yana isimlerinin yayınlanmasına izin verilen İsrail ordusunda ölenlerin sayısı, 83’ü Gazze Şeridi’ne kara saldırısı başlamasından bu yana olmak üzere 411’e ulaştı.

Karada çatışmalar yoğunlaşırken İsrail uçakları Gazze Şeridi’nde geniş alanları bombalamaya devam etti ve Gazze Şeridi’nin kuzeyi, merkezi ve güneyindeki saldırılarda onlarca kişi hayatını kaybetti.

İsrail uçakları Gazze şehri, Cibaliye Kampı, Beyt Lahiye, Han Yunus, El-Megazi Kampı ve diğer bölgeleri bombaladı.

Gazze Sağlık Bakanlığı’nın tahminlerine göre Filistinli ölü sayısı 16 bin civarındayken yaralı sayısı 40 bine ulaştı. Bu verilere enkaz altında kaybolan insan sayısı dahil değil.



Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
TT

Trump, uluslararası liderleri Barış Konseyi’nin ilk toplantısına davet etti

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ocak 2026’da Davos’ta Gazze için bir ‘barış konseyi’ kurulmasını öngören belgeyi gösteriyor. (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’nin 19 Şubat’ta yapılması planlanan ilk toplantısına bir dizi dünya lideri davet edildi.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıya katılmayı kabul ederken, Fransa, İtalya, Norveç, Çekya ve Hırvatistan liderleri daveti reddetti.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini duyurdu. Dan, ülkesinin Barış Konseyi’nin ilk oturumuna katılıp katılmama konusunda henüz nihai bir karar vermediğini ifade etti.

Dan, kararın ‘Romanya gibi fiilen konsey üyesi olmayan ancak tüzüğünün gözden geçirilmesi şartıyla katılmak isteyen ülkeler açısından toplantının formatına ilişkin Amerikalı ortaklarla yürütülecek görüşmelere’ bağlı olduğunu belirtti.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, toplantıya davet edildiğini ve katılmayı planladığını duyurdu.

Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babis, cumartesi günü Barış Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğini açıkladı. Babis, TV Nova’ya yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği’ne (AB) üye diğer ülkelerle istişare içinde hareket edeceğiz. Bu ülkelerden bazıları konseye katılmayacaklarını ifade etti” dedi.

ABD Başkanı’nın Gazze savaşını sona erdirmeye yönelik planı uyarınca, Gazze Şeridi’nin yönetiminin, Donald Trump’ın başkanlığını yaptığı Barış Konseyi’ne bağlı olarak kurulacak Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından geçici olarak üstlenilmesi öngörülüyor.

Ancak konseyin tüzüğünde Gazze’ye açık bir atıf yer almıyor. Metin, konseye daha geniş bir misyon yükleyerek, dünyadaki silahlı çatışmaların çözümüne katkı sunmayı hedef olarak tanımlıyor.

Konseyin önsözünde ise Barış Konseyi’nin, ‘çoğu zaman başarısız olmuş yaklaşımları ve kurumları terk etme cesaretine sahip olması gerektiği’ vurgulanarak, Birleşmiş Milletler’e (BM) örtük bir eleştiri yöneltiliyor.

Bu durum, başta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva olmak üzere bazı liderlerin tepkisini çekti. Macron ve Lula da Silva, geçtiğimiz haftanın başlarında yaptıkları açıklamalarda, ABD Başkanı’nın çağrısına karşılık olarak BM’nin güçlendirilmesi gerektiğini savunmuştu.

Hoşnutsuzluk

İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise ülkesinin anayasal engeller nedeniyle Barış Konseyi’ne katılmayacağını yineledi.

Tajani cumartesi günü İtalyan haber ajansı ANSA’ya yaptığı açıklamada, “Anayasal kısıtlamalar nedeniyle Barış Konseyi’ne katılamıyoruz” dedi ve İtalya Anayasası’nın, tek bir liderin yönetiminde bir kuruluşa katılmayı öngörmediğini hatırlattı.

Geçtiğimiz cuma günü Brezilya Devlet Başkanı, 79 yaşındaki ABD Başkanı Donald Trump’ı, ‘yeni bir milletler topluluğunun efendisi’ olmaya çalışmakla suçladı.

Lula da Silva tek taraflılığa karşı çoğulculuğu savundu ve BM tüzüğünün adeta parçalanmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Donald Trump, Barış Konseyi’ni geçtiğimiz ocak ayında Davos’ta düzenlenen forumda ilan etmişti.

Tüzüğe göre, Cumhuriyetçi Başkan Trump her şeye tam hâkim; yalnızca o diğer liderleri davet edebiliyor ve katılımlarını iptal edebiliyor. Sadece ‘üye devletlerin üçte ikisinin veto hakkını kullanması’ durumunda bu yetkisi sınırlanabiliyor.

Diğer liderlerin tepkisini çeken noktalar arasında, metinde Gazze’ye açık bir atıf bulunmaması ve üyelik maliyetlerinin yüksekliği yer alıyor. Konseyde kalıcı bir sandalye almak isteyen ülkelerin 1 milyar dolar ödemesi gerekiyor.


Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
TT

Netanyahu’nun Washington’a yapacağı ziyaretin ardında ne yatıyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül’de Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin cumartesi gecesi yaptığı ve çarşamba günü Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini duyurduğu çarpıcı açıklama, İran’la müzakerelerin ele alınacağı ve İsrail’in taleplerinin gündeme getirileceği iddiasına rağmen, bu dosyada gerçekte yeni bir gelişmeye işaret etmiyor. Aksine, söz konusu açıklamanın esas olarak Netanyahu’nun başta iç siyasi hesapları olmak üzere gerçek hedeflerini örtmeyi amaçladığı, bunların da büyük ölçüde İsrail’de fiilen başlamış olan seçim süreciyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Bu değerlendirmeyi güçlendiren bir diğer unsur da Netanyahu’nun Washington ziyaretinin tarihini değiştirmesini gerekçelendirirken, ‘İran dosyasının aciliyeti’ olarak nitelediği unsuru öne sürmesi oldu.

Bilindiği üzere Netanyahu, bir hafta önce Washington’a ziyaret talebinde bulunmuş, ABD yönetimi de bu talebi kabul etmişti. Ziyaretin, başta İran dosyası olmak üzere, Başkan Donald Trump’ın Filistin meselesine ilişkin planı ve Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu yolsuzluk davalarında olası bir af konusu gibi bir dizi başlığın ele alınması amacıyla ayın 18’inde gerçekleştirilmesi planlanıyordu. Trump’ın ertesi gün, yani ayın 19’unda Washington’da Barış Konseyi’ni toplantıya çağırması üzerine, Netanyahu’nun da konsey üyesi olması nedeniyle bu toplantıya katılacağı yönünde bir beklenti oluşmuştu.

dfert
ABD Başkanı Donald Trump, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak Netanyahu daha sonra, toplantıya katılma ihtimali konusunda tereddütlerini dile getirdi ve gündemdeki planın ilerlemesi önünde koyduğu engelleri kaldırmasının istenmesinden çekindiğini ima etti. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, ziyaret tarihinin öne çekilmesinin Netanyahu’nun 18’inde planlandığı gibi Washington’a gitmemesine ve dolayısıyla Barış Konseyi liderler toplantısına katılmamasına yol açabileceğini bildirdi. Fiiliyatta Netanyahu’nun, konsey üyelerinin Gazze konusunda yerine getirmesini talep edeceği yükümlülüklerden kaçınmak için toplantıya katılmaktan geri durduğu izlenimi oluştu.

Bu değerlendirme, Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasının, hatta ilk aşamasının uygulanması önüne ciddi engeller koyduğuna dair uluslararası alanda giderek güçlenen kanaate dayanıyor. Tahminlere göre İsrail, anlaşmayı günde üç ila dört kez ihlal ediyor. Refah Sınır Kapısı, sahada yaşananların niteliğine dair bu bağlamdaki örneklerden yalnızca biri olarak öne çıkıyor.

Netanyahu’nun tutumundaki bu değişiklik neden oldu?

Merkezi iddia, İran dosyası etrafında şekilleniyor. İsrail Kan 11 televizyonuna göre Netanyahu, cumartesi sabahı ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘Umman müzakerelerinde olumlu ilerleme’ sağlandığı ve İran’ın gerçekten bir anlaşmaya varmak istediği yönünde bir hissiyat oluştuğuna dair açıklamalarını takip etmesinin ardından, Washington ziyaretini ayın 18’inden öne çekme kararı aldı.

Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, ziyaret tarihinin öne alınmasının gerekçesi olarak İran’ın ‘aldatıcı’ olduğu ve kendisine herhangi bir taviz verilmemesi gerektiği görüşü öne çıkarıldı. Açıklamada, bu tutumu pekiştirmek amacıyla, ‘Tahran’la yürütülecek her türlü müzakerenin, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve İran ekseni olarak tanımlanan yapıya verdiği desteğin durdurulmasını içermesi gerektiği’ vurgulandı. Netanyahu’ya yakın kaynaklar ise İsrail Başbakanı’nın, Trump’tan İran’ın İsrail’i tanımasını ‘gerçek barış niyetinin kanıtı’ olarak dayatmasını talep etmeyi planladığını aktardı.

Kan 11, Tel Aviv’in, Başkan Trump’ın İran’la müzakerelere başlanmadan önce ‘İsrail’le önceden üzerinde uzlaşılan bazı noktalardan geri adım atmasından’ endişe duyduğunu bildirdi. Bu çerçevede İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Netanyahu’nun ofisinin açıklaması bir güç gösterisi olarak yorumlandı; İsrail’in süreci pasif biçimde izlemediğini göstermek ve karar alma sürecinde geç kalınmadan önce ABD yönetimi üzerinde etki oluşturmak amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail’in altı talebi

Siyasi dramanın unsurlarını tamamlamak istercesine Netanyahu, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın da kendisine Washington ziyaretinde eşlik edeceğini açıkladı. Netanyahu, bu adımın amacının, İran’a yönelik bir saldırının gerekliliğini anlatmak olduğunu belirterek, böyle bir darbenin İran’ın kapasitesini felç edeceğini ve özgüvenini sarsacağını savundu. Netanyahu ayrıca dün hükümet koalisyonunu oluşturan parti liderleriyle bir toplantı ve bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu’nun ayrı bir oturumunu toplama çağrısı yaptı.

Netanyahu’nun çarşamba ve perşembe günleri bir dizi görüşme gerçekleştirmesi, cuma günü ise İsrail’e dönmesi planlanıyor. Program kapsamında ABD Başkanı ile görüşmenin yanı sıra, Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı General Brad Cooper ve müzakere dosyasından sorumlu özel temsilciler Steve Witkoff ile Jared Kushner’la da bir araya gelmesi öngörülüyor.

fvev
İsrail'in Demir Kubbe füze savunma sistemi, İran’dan Tel Aviv’e fırlatılan balistik füzeleri önlüyor. (EPA)

Sağcı İsrail gazetesi Israel Hayom, bu çarpıcı ziyareti, Netanyahu’nun İran dosyası konusunda Trump’ı altı İsrail talebini benimsemeye ikna etme girişimi olarak yorumladı. Buna göre ilk iki talep, balistik füze dosyasının müzakerelere dahil edilmesi ve bu füzelerin menzilinin 300 kilometreyle sınırlandırılması ile İsrail’in bölgede ‘vekil güçler’ olarak tanımladığı yapılara verilen İran desteğinin sona erdirilmesini kapsıyor.

Nükleer başlık altında ise İsrail’in dört ek talep ileri sürdüğü belirtiliyor. Bu talepler; İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasının garanti altına alınması, tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması, oranı ne olursa olsun her türlü uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin İran’a geri dönerek nükleer tesislere ani denetimler yapma yetkisine sahip olmalarını içeriyor.

Beyaz Saray’ın içindeki lobi

Gazete, Netanyahu’nun bu yaklaşımı Witkoff ve Kushner’a kabul ettirmeye çalıştığını, ancak müzakereler sürecinde bu iki ismin kendi tezlerine ne ölçüde bağlı kalacağından kuşku duyduğunu aktardı. Bu nedenle Netanyahu’nun, doğrudan Trump’la görüşmenin belirleyici seçenek olduğu kanaatini taşıdığı ve ABD Başkanı’nı ikna edebilecek tek kişinin kendisi olduğuna inandığı belirtildi.

Netanyahu’nun, ABD ekibinin diğer üyelerine kıyasla daha sert bir çizgide gördüğü Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun desteğini arkasına almayı hedeflediği, bu yolla İran’la anlaşmaya varılmasından yana olan eğilime karşı Beyaz Saray içinde bir baskı grubu oluşturmayı amaçladığı ifade ediliyor.

Buna karşılık İsrailli uzmanlar, füze dosyasının nükleer programla ilgili her türlü müzakerenin zaten doğal bir parçası olduğunu vurguluyor. Uzmanlara göre, nükleer başlık taşıyabilecek gelişmiş balistik füzeler olmadan bir nükleer silah üretmenin herhangi bir anlamı bulunmuyor ve ABD’li müzakereciler de bu gerçeğin farkında. Bu nedenle söz konusu çevreler, İsrail’in bu bağlamda sergilediği paniğin büyük ölçüde yapay olduğu görüşünde.

Nitekim daha önce Netanyahu hükümetinde bakan olarak görev yapan ve halen savunma sanayii şirketi Rafael’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Yuval Steinitz’in de dile getirdiği üzere, İsrail’in esasen bir nükleer anlaşmaya varılmasını istemediği belirtiliyor. Bu bakış açısına göre, koşulları ne olursa olsun her türlü anlaşma kötü kabul ediliyor ve yaptırımların kaldırılması ile mali kaynak akışının yeniden başlaması nedeniyle Tahran’daki rejimin gücünü artıracağı savunuluyor. İsrail tarafı, söz konusu kaynakların Hizbullah’tan Iraklı gruplara, Hamas ve İslami Cihad Hareketi’nden Yemen’deki Husilere kadar İran’ın bölgedeki müttefiklerine aktarılacağını öne sürüyor.

cdf
İran’ın başkenti Tahran’da ABD ve İsrail’i kınayan bir duvar resmi (AFP)

Netanyahu’ya yakın isimlerden Steinitz’e göre masadaki alternatifler ya askerî bir saldırı düzenlenmesi ya da mevcut durumun dondurulması. Steinitz, askerî seçeneği en ideal çözüm olarak görürken, böyle bir adımın İran’daki yönetimi zayıflatacağını ve çöküşe giden süreci hızlandıracağını savundu. Mevcut durumun dondurulması ise ikinci en önemli seçenek olarak değerlendiriliyor; zira bu yol, bir anlaşmaya varılmasını engelliyor, yaptırımların yürürlükte kalmasını sağlıyor ve rejimi ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatmayı hedefliyor.

Steinitz, bu bağlamda Netanyahu’nun elinde haziran ayındaki savaşla ilgili önemli bir koz bulunduğunu da vurguladı. O dönemde ağır darbeler indirildiğini, buna karşın tek bir Amerikan askerinin dahi zarar görmediğini hatırlattı.

Steinitz’e göre Netanyahu, her hâlükârda Trump’tan, İsrail’in geleneksel tutumuna destek vermesini sağlamaya çalışıyor. Bu tutum, İsrail’in İran’la yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın tarafı olmadığı ve böyle bir anlaşmanın kendisini bağlamadığı anlayışına dayanıyor. Steinitz, bu yaklaşımın ardında, İran üzerinde savaş tehdidi kılıcını sürekli olarak sallandırma gerekliliğine dair güçlü bir inancın yattığını belirtiyor.

Bu durum, Netanyahu’nun söz konusu tutumu Trump’ın otoritesine zarar vermeden nasıl dile getireceği ve Witkoff ile Kushner’a karşı Beyaz Saray içinde bir lobi oluşturup oluşturamayacağı sorularını gündeme getiriyor. Aynı zamanda Netanyahu’nun, İran liderliğini provoke edecek ve müzakerelerden çekilmeye zorlayacak adımlar atmayı mı hedeflediği, yoksa İranlı yetkililerin yeterli siyasi olgunluk göstererek Netanyahu’nun hamlelerini boşa çıkarıp Trump’la bir anlaşmaya doğru ilerleyip ilerlemeyeceği de tartışma konusu oluyor.

Netanyahu’nun bu aşamada asıl odağının, fiilen başlamış olan seçim süreciyle birlikte derinleşen iç siyasi krizi ve kamuoyu yoklamalarında gerileyen konumu olduğu dikkate alındığında, şu anki temel hedefinin iç kamuoyundaki yerini güçlendirecek bir Amerikan tutumunun ortaya çıkması olduğu değerlendiriliyor. Netanyahu’nun, İran’a karşı duran lider, hatta Trump’ın ifadesiyle bir ‘savaşçı’ ya da ‘kahraman’ olarak sunulmasının, mevcut koşullarda kendisi açısından özel bir önem taşıdığı ifade ediliyor.


Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
TT

Machado: Dün serbest bırakılan Venezuelalı muhalif Guanipa, ağır silahlı adamlar tarafından kaçırıldı

Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)
Muhalefet lideri Juan Pablo Guanipa, cezaevinden tahliye edildikten kısa bir süre sonra (AFP)

Venezuela muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado, muhalefet üyesi Juan Pablo Guanipa'nın dün hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra Karakas'ta "ağır silahlı adamlar" tarafından kaçırıldığını duyurdu.

Machado, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Dakikalar önce Juan Pablo Guanipa, Karakas'ın Los Choros mahallesinde kaçırıldı. Sivil kıyafetli, ağır silahlı dört araç geldi ve onu zorla götürdü. Derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.