Nükleer silah tehditlerinin ardında ne var?

Fotoğraf:  Eduardo Ramon
Fotoğraf:  Eduardo Ramon
TT

Nükleer silah tehditlerinin ardında ne var?

Fotoğraf:  Eduardo Ramon
Fotoğraf:  Eduardo Ramon

Steve Hewitt

Herhangi bir hükümetteki küçük bakanların açıklamaları genellikle dünya çapında dikkat çekmez. Ancak bu sefer durum böyle değildi. Geçtiğimiz Kasım ayında, Binyamin Netanyahu hükümetinde İsrail Miras Bakanı olan Amihai Eliyahu, bir radyo röportajında yaptığı bir açıklamayla, dünya çapında hızla büyük ilgi gördü.

Eliyahu'ya İsrail'in Gazze'deki çatışmayı nükleer silahlarla çözme olasılığı sorulduğunda "Bu bir yoldur" şeklinde cevap verdi. Her yönden hızla gelen eleştiri ve suçlamalar, Netanyahu'nun söz konusu bakanın Kabine toplantılarına katılımını askıya almasına neden oldu.

Belki de cezalandırılmasının nedeni, en azından kısmen, İsrail hükümetinin daha önce hiç kabul etmediği bir şeyi; nükleer silah cephaneliğine sahip olması açıkça kabul etmesiydi. (Eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın 2008'de yaptığı bir açıklamada en az 150 nükleer silaha sahip olduğu söyleniyor).

Son zamanlarda siyasetçilerin nihai silahı kullanma ihtimalini küçümseyerek tehdit etmelerinin başka örnekleri olmasaydı, Eliyahu davası münferit bir olay olarak değerlendirilebilirdi. Bu gerçek kitle imha silahları bir çatışmada yalnızca iki kez kullanıldı; her ikisi de Ağustos 1945'te İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde iki Japon şehrini vuran ABD tarafından. Günümüz nükleer silahlarının çokluğu veya büyüklüğü ile kıyaslanamayan iki atom bombası, Hiroşima ve Nagazaki'de 100 binden fazla insanın ölümüne yol açtı.

Putin'in tehditleri

İsrail'in son tehditlerinden önce, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve yakın çevresi, son iki yıldaki nükleer tehdit tartışmaları ve spekülasyonları nedeniyle büyük ilgi topladı. Tartışmalara ve endişelere yol açtı. Putin, 2022 yılının Şubat’ında Ukrayna'yı işgal ederken defalarca Rusya'nın nükleer silahları kullanma olasılığına işaret etti ve bir keresinde ülkenin nükleer güçlerinin yüksek alarma geçirilmesini emretti.

Rusya'nın nükleer söylemi, Başkan Joe Biden yönetiminden eleştiriler aldı. Ancak, Amerikan başkanlarının da nükleer kapasitenin kullanımını tartışmaktan çekinmedikleri dikkate alınmalı

Aynı yılın Eylül ayında, Ukrayna çatışması bağlamında farklı vesilelerle iki kez nükleer silahların kullanılabileceğini ima etti. Birincisinde Putin “Ülkemizin toprak bütünlüğüne, Rusya'nın ve halkımızın savunmasına yönelik bir tehdit olması durumunda elimizdeki tüm silah sistemlerini mutlaka kullanacağız" ifadelerini kullanmıştı. Putin'in çevresi içinde, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu da konuşmalarında nükleer tehditlerle ilgili açıklamalarda bulundular. Bu, kapsamlı ve koordineli bir stratejiye işaret ediyor ve sadece hafife alınan boş tehditler değil.

frbgb
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Rusya'nın nükleer söylemi, Başkan Joe Biden yönetiminden eleştiriler aldı. Ancak, Amerikan başkanlarının da nükleer kapasitenin kullanımını tartışmaktan çekinmedikleri dikkate alınmalı. Bunu yapan son kişi, Biden'ın doğrudan selefi, Başkan Donald Trump'tı. Trump, birkaç yıl boyunca, özel veya halka açık olsun, defalarca, ABD ordusu tarafından nükleer silahların olası kullanımı hakkında tartışmalara katıldı.

Trump'ın dikkati

2016 başkanlık seçimlerinin öncesinde, o dönem Cumhuriyetçi Parti'nin adayı olan Trump, bir basın toplantısında üç kez ABD’nin neden nükleer silahları kullanamadığını sordu.

2017'de bir toplantıda, Başkan, ABD'nin nükleer cephaneliğini mevcut boyutunun on katına çıkarmayı istediğini ifade etti. Bu, dönemin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın, başkanına ‘ahmak’ demesine neden oldu.

Aynı yıl içinde, Trump, temel olarak nükleer yıkım olasılığına işaret eden açık tehditler yöneltti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, ABD'nin ‘Kuzey Kore'yi tamamen yok etmeye hazır olduğunu’ duyurdu ve sosyal medyada Kim Jong-un rejimine, ABD'ye karşı herhangi bir düşmanca eylemde bulunmamaları konusunda uyarıda bulundu. Aksi takdirde, ‘dünyanın daha önce hiç görmediği ateş ve öfke’ ile karşı karşıya kalacakları tehdidinde bulundu. Özel görüşmelerde, Trump, ABD'nin Kuzey Kore'ye nükleer saldırı düzenleyebileceğini ve suçu başka bir ülkeye atabileceğini ima etmeye kadar gitti. Bu da yardımcıları arasında derin endişeye yol açtı.

Özel görüşmelerde Trump, ABD'nin Kuzey Kore'ye yönelik nükleer saldırısının suçunun başka bir ülkeye yüklenebileceğini öne sürecek kadar ileri gitti ve bu da yardımcıları arasında derin endişeye yol açtı.

Tabii ki, Kuzey Kore hükümeti nükleer açıklamalar söz konusu olduğunda uysal bir kuzu değildir. Yıllarca nükleer silaha sahip olma tehdidinde bulundu ve son olarak geçtiğimiz Ekim ayında, Kuzey Kore'nin birincil düşmanı olan Güney Kore'ye ABD uçak gemisi varışından sonra yaptı. İronik bir şekilde, Amerikan gemisi esas olarak Kuzey Kore'nin askeri saldırganlığına karşı koymak için oradaydı.

Kitle imha söylemi mi?

Neden dünyanın farklı bölgelerindeki pek çok politikacı giderek kitlesel yıkımı ele alan bir söylem benimsiyor? Bu olgunun birkaç olası nedeni vardır; bunlardan biri, Soğuk Savaş sonrası dünyada iki Japon şehrinin 1945'teki yıkımına ilişkin anıların silinmesiyle birlikte, nükleer silahlarla ilgili korkuların ve kısıtlamaların da azalmasıdır. Soğuk Savaş sırasında, nükleer silahlar büyük ilgi gördü, bu ilgiye nükleer silahların kaldırılmasına adanmış örgütlü barış hareketleri de dahildi. Ancak bu çatışmanın sonu, ne yazık ki bu son silahların ortadan kaldırılmasına yol açmadı. Bu nedenle, 2023 yılında dünya çapında en az dokuz ülkenin elinde yaklaşık 13 bin nükleer savaş başlığı bulunmasına rağmen, nükleer söyleme getirilen kısıtlamalar giderek hafifliyor. Soğuk Savaş dönemindeki kanlı bölgesel çatışmalara rağmen, Sovyetler Birliği'nin ABD'nin nükleer silahlar üzerindeki tekelini sona erdirdiği 1949'dan Berlin Duvarı'nın yıkılmasına kadar iki süper güç arasında bir tür göreli istikrara tanık oldu.

dsferg
Fotoğraf: Eduardo Ramon

Nükleer bir çatışma durumunda her iki tarafın da karşılıklı yıkım tehlikesiyle karşı karşıya olduğu Karşılıklı Güvenceli İmha (MAD) kavramı, benzeri görülmemiş bir küresel yıkımın içine çekilme korkusu nedeniyle hararetli ve abartılı söylemlere karşı caydırıcı oldu.

Ancak Soğuk Savaş'ın gerilemesi, kitle imha silahları varlığını sürdürürken bile nükleer silahlara yönelik büyük korkuyu ve küresel odaklanmayı ortadan kaldırdı. Bu, bazılarının sıklıkla tarihsel bir emsalden yararlanarak mevcut davranışlarını haklı çıkarmaya çalıştığı gerçeğiyle daha da ironik bir hal aldı. Örneğin, İsrail hükümeti, Gazze'deki askeri harekâtını 11 Eylül saldırılarının ardından ABD operasyonlarıyla ve hatta İkinci Dünya Savaşı sırasındaki ABD ve İngiliz bombardımanlarıyla karşılaştırdı.

Söylemler ve tüketim

Kuşkusuz, nükleer söylemler ve tehditler öncelikle uluslararası tüketim için tasarlanmıştır, ancak bir unsur da yerli siyasi kitlelere yönelik olabilir, bunların bir kısmı bu tür sert söylemi destekleyebilir. Yabancı izleyiciler için nükleer tehditler bir gözdağı aracını temsil ediyor; tıpkı Rusya'nın Batılı ülkelerin Ukrayna'ya askeri desteğini sürdürmesini engelleme arzusu gibi. Nükleer silahlara başvurmak, düşmanlara, yalnızca düşmanın liderliğinin değil, aynı zamanda o ülkelerdeki halkın da gözden kaçmayacağı bir mesaj göndermenin bir yoludur. 2022 Mart ayında Avrupa çapında radyasyondan korunmak için iyot tableti almanın adeta bir çılgınlığa dönüşmesi, Kremlin'in ateşli söyleminin etkisinin bir örneği olabilir. Bu, politikacıların Ukrayna'ya olan desteğini azaltmaları için kamuoyu baskısı oluşturarak bir amaca hizmet edebilir.

Soğuk Savaş'ın gerilemesi, kitle imha silahları varlığını sürdürürken bile nükleer silahlara yönelik büyük korkuyu ve küresel odaklanmayı ortadan kaldırdı.

Geçmişten gelen bir hikâye, günümüzdeki nükleer durumu açıklayabilir. Bu hikâye, düşmanları korkutmak için kasıtlı tehditler ve ateşli söylemin kullanılmasını anlatıyor. Bu, bir ulusun liderinin niyetini ve tepkisini tahmin etmenin zor olduğu izlenimini yaratarak yapılır. Richard Nixon'ın başkanlığının ilk günlerinde, o zamanki yeni başkanın pervasız davranabileceği ve bu da nükleer silahların kullanılmasına yol açabileceği izlenimini yaratmak için kasıtlı bir strateji kullanıldı. Bu organize kaos, ‘deli adam teorisi’ olarak bilinir.

Bu tehditler ister dürtüsel olsun ister ‘deli adam teorisinin’ modern versiyonuna benzer kasıtlı bir stratejinin parçası olsun, nükleer silahların kullanılma olasılığında gerçek bir artışa işaret ediyor. Rusya'nın Ukrayna'da nükleer silah kullanımına ilişkin olası söylemini takiben, ABD istihbaratı Rusya'nın gerçekten nükleer silah kullandığına dair herhangi bir belirti tespit etmedi. Ancak tehlike, bu tür söylemlerin yalnızca bir tehdit olarak değil, aynı zamanda yakın bir taahhüt olarak görüldüğü bir senaryoda yatıyor. Böyle bir yanlış yorumlamanın, yalnızca tehdit edenler için değil dünyanın geri kalanı için de geniş kapsamlı sonuçları olabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.


Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
TT

Netanyahu, Trump'a İran nükleer projesinin tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurgulayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida'da düzenledikleri basın toplantısında (Reuters)

İsrail haber sitesi Ynet dün, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'a İsrail'in İran nükleer projesini tamamen ortadan kaldırma kararlılığını teyit edeceğini bildirdi.

İnternet sitesi, iyi bilgilendirilmiş bir kaynağa atıfta bulunarak, "İsrail'in tutumu, İran nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması, uranyum zenginleştirmenin durdurulması, zenginleştirme kapasitesinin durdurulması ve zenginleştirilmiş uranyumun İran topraklarından çıkarılması konusunda ısrar etmek olacaktır" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre kaynak, "İsrail, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin İran'a geri dönmesini ve şüpheli bölgelere sürpriz ziyaretler yapılmasını talep ediyor" ifadelerini kullandı.

Ynet haber sitesi, kaynağın şu sözlerini aktardı: "İran ile yapılacak herhangi bir anlaşma, İsrail'i tehdit edemeyeceklerinden emin olmak için füze menziline 300 kilometrelik bir sınır getirmelidir."

Ofisi dün yaptığı açıklamada, Netanyahu'nun önümüzdeki çarşamba günü Washington'da Trump ile görüşeceğini duyurdu.


Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
TT

Maskat’taki müzakereler uranyum zenginleştirme meselesi nedeniyle belirsizliğini koruyor

Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)
Arap Denizi'nde Nimitz sınıfı bir uçak gemisinin güvertesinde bulunan bir ABD askeri uçağı (AFP)

Maskat'ta Washington ve Tahran arasında yapılan ilk dolaylı müzakerelerin ertesi günü, ikinci turun kaderi uranyum zenginleştirme meselesinin çözülmesine bağlı gibi görünüyordu. ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yeni bir müzakere turunun ‘önümüzdeki hafta’ yeniden başlayacağını duyurdu.

ABD yönetimi ‘sıfır zenginleştirme’ talep ederken, Tahran uranyum zenginleştirmeyi ‘egemenlik hakkı’ olarak nitelendirerek buna karşı çıkarak bunun yerine ‘güven verici’ bir zenginleştirme seviyesi önerdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, müzakerelerde ele alınan konuların genişletilmesine karşı çıktı. Füze programının ‘şimdi ve gelecekte müzakere edilemez’ olduğunu vurgulayan Arakçi, programı ‘tamamen savunma amaçlı’ olarak nitelendirdi.

İran’ın saldırıya uğraması halinde bölgedeki ABD üslerine saldıracağı yönünde yeni bir uyarıda bulunan İranlı bakan, ülkesinin ‘savaşı önlemeye olduğu kadar savaşa da hazır’ olduğunu vurguladı.

Öte yandan ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, Arap (Umman) Denizi'ndeki Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret etti.

Diğer taraftan İsrail'de müzakerelerin sonuçlarına şüpheyle yaklaşılıyor. İsrailli yetkililer ‘anlaşmaya varılamayacağını’ söylerken Tel Aviv dün akşam, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da Trump ile İran meselesini görüşmek üzere bir araya geleceğini duyurdu.