Rusya’da başkanlık seçim kampanyası başlıyor! Putin başkanlığa yeniden aday oldu

Ukrayna’da savaş suçlarıyla suçlanan bir isim de dahil, marjinal isimler en güçlü liderle rekabet ediyor.

Hediyelik eşya dükkanındaki geleneksel Rus Matruşka bebeği (EPA)
Hediyelik eşya dükkanındaki geleneksel Rus Matruşka bebeği (EPA)
TT

Rusya’da başkanlık seçim kampanyası başlıyor! Putin başkanlığa yeniden aday oldu

Hediyelik eşya dükkanındaki geleneksel Rus Matruşka bebeği (EPA)
Hediyelik eşya dükkanındaki geleneksel Rus Matruşka bebeği (EPA)

Rusya Merkez Seçim Komisyonu, Federasyon Konsey’nin (Senato) gelecek 17 Mart tarihini onaylamasının ardından ülkede yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için kampanyanın başlangıç ​​düdüğünü dün çaldı.

Dikkatler, siyasi ve parlamenter çevrelerdeki yaygın inanış nedeniyle yeni dönem için aday olma niyetini henüz resmi olarak açıklamamış olan Başkan Vladimir Putin’e çevrildi. Her ne kadar siyasi ve sosyal düzeydeki bazı marjinal isimler yarışa katılacaklarını açıklasa da ancak Rusya sokakları düzeyinde bu pozisyon için tek gerçek aday, Putin.

Başkanlık kampanyası başladı

Rusya Anayasası uyarınca cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihini açıklamaya yetkili organ olan Federasyon Konseyi (Senato), dün oy birliğiyle onaylanan ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı tarihin belirlendiği karar metnini yayımladı. Bu gelişme, Seçim Komisyonu’nun başkanlık kampanyasının başladığını resmen duyurması için yasal bir temel sağladı. Konsey Başkanı Valentina Matviyenko, konseyin kararının ‘resmi olarak seçim kampanyasının başlangıcı olduğunu’ açıkladı.

Merkez Seçim Komisyonu Başkanı Ella Pamfilova, senatörlere kararlarından dolayı teşekkür etti. Pamfilova, toplantı sırasında “Seçimlerin onurlu bir şekilde yürütülmesi için gerekli yasal çerçeveyi sağladığınız için teşekkür ederiz. Yaklaşan seçimler büyük ölçüde Rusya’nın bu zorlu jeopolitik savaşta daha fazla gelişmesini ve zaferini sağlayacak” dedi. Komisyon Başkanı, daha önce yürürlükte olan ‘bir günlük oy verme’ geleneği yerine, oy verme işleminin 3 gün süreyle yapılması ihtimalinin değerlendirildiğini de dile getirdi.

sdwefg
Rusya Merkez Seçim Komisyonu Başkanı Ella Pamfilova, Federasyon Konseyi toplantısı sırasında (AFP)

Merkez Seçim Komisyonu başkanına göre, Rusya’nın geçen yıl tek taraflı olarak ilhak ettiği Ukrayna bölgelerine atıfla, yeni bölgelerde de seçim sürecinin aynı anda gerçekleştirilmesi bekleniyor. Ancak bu sürecin Federal Güvenlik Servisi, Savunma Bakanlığı ve bu bölgelerdeki yerel konsey başkanlarıyla koordinasyon gerektirdiğini söyleyen Ella Pamfilova, gazetecilere yaptığı açıklamada ise “Rusya Federasyonu’ndaki seçim sisteminin bir güvenlik marjı var. Sizi temin ederim ki, ülkemizdeki seçim sistemi, önümüzdeki seçimleri tam olarak halkımızın talep ettiği ve beklediği gibi organize etmek ve yürütmek için güçlü bir güce sahiptir. Çünkü bizim için halk, asıl yargıç ve asıl sınavcıdır” dedi. Pamfilova, “Yeni Rusya tarihinde ilk kez başkanlık seçimleri bu kadar zehirli bir jeopolitik atmosferde yapılacak. Zira tüm maskeler düştü, demokratik tuzakların yıpranmış kalıntıları çöktü, partiler kültürel sembollerimizi, ulusal geleneklerimizi ve devletin bağımsızlığını yok etmeye çalıştı” dedi.

Putin’in yerini kim alacak?

Ayrıca seçim tarihinin açıklanmasının hemen ardından dikkatler seçim kampanyalarının niteliğine ve bunlara katılan kişilerin kimliklerine çevrildi. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov’a göre Rusya Devlet Başkanı, ‘uygun zamanda aday olacağı inancına’ rağmen son zamanlarda gazetecilerin yeni dönem adaylığı konusundaki sorularını yanıtlamaktan kaçındı.

drvg
Putin, 4 Aralık’ta Kremlin’de bir konuşma yapıyor (AFP)

Kremlin çevreleri, Putin’in bu ayın 14’ünde düzenleyeceği kapsamlı yıllık basın toplantısında adaylığını resmen açıklayacağına inanıyor. İki gün önce de Peskov, “Vladimir Putin’den sonraki başkan yine kendisi olmalı” dedi. Bir gençlik haber platformuna verdiği röportajda Peskov’a ‘Putin döneminin sona ermesinden sonra gelmesi gereken başkanın karakteri’ hakkında bir soru sorulurken Peskov, “Aynı kişi veya aynı özelliklere sahip başka bir kişi olmalıdır” şeklinde yanıt verdi.

Bir sonraki başkanın Putin'in başarılarını sürdürüp sürdüremeyeceği konusundaki bir soruya yanıt olarak ise Peskov, “Söylemesi zor. Putin henüz başkanlığa aday olma niyetini açıklamadı. Ama gerçekten bunu yapacağına inanmak istiyorum. Seçimi kazanacağından hiç şüphem yok ve başkanımız olmaya devam edeceğinden de hiç şüphem yok” ifadelerini kullandı.

Putin 2000 yılından bu yana Kremlin tahtında bulunuyor ve resmi olarak son görev süresinin gelecek yılın baharında sona ermesi bekleniyor. Ancak 2020 ortasında onaylanan anayasa değişikliği, Putin’e iki dönem daha aday olma fırsatı verdi. Bu da en azından teoride 2036 yılına kadar başkanlıkta kalabileceği anlamına geliyor.

“Sayacın sıfırlanması”

2020 yılında Rusya Temsilciler Meclisi (Duma), Başkan Vladimir Putin tarafından önerilen anayasa değişiklik belgesini, başkana iki yeni başkanlık dönemi için tekrar aday olma hakkı veren bir madde ekledikten sonra onayladı. Devlet Duması temsilcisi ünlü Sovyet kozmonotu Valentina Tereşkova, anayasa değişiklik belgesinin tartışılması sırasında şaşırtıcı bir şekilde değişiklik önerisinde bulundu. Önerisi, değişiklik taslağına ‘güncellenmiş anayasa yürürlüğe girdikten sonra mevcut başkanın da diğer vatandaşlar gibi devlet başkanlığı görevine yeniden aday olma hakkına sahip olduğunu’ belirten bir maddenin eklenmesini içeriyordu.

Bu metin, son döneminin 2024’te bitmesi gereken Putin’in başkanlığı için ‘sayacın sıfırlanması’ anlamına geliyor ve yeniden aday olmasının önünü açıyor. Öyle görünüyor ki bu senaryo önceden hazırlanmıştı. Putin, önerinin açıklanmasının hemen ardından dakikalar içerisinde Konsey’e çıktı ve Tereşkova’nın teklifinin Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanması şartıyla kabul edildiğini duyurduğu bir konuşma yaptı.

Marjinal rakipler

Medyanın ‘ulusun lideri’ olarak nitelendirdiği ve ülkenin en güçlü adamı olarak kabul ettiği Putin’in aksine, şu ana kadar yarışa katılma niyetini açıklayan ‘rakiplerin’ konumu oldukça zayıf görünüyor. Medya kuruluşları, onları ‘varlığı veya etkisi olmayan, yalnızca marjinal figürler’ olarak tanımladı.

Putin ile rekabet edecek en öne çıkan adaylar arasında, Bölgenin Ukrayna’dan ayrıldığının açıklanması ve orada savaşın başlaması sonrasında “Donetsk Cumhuriyeti’nde eski Savunma Bakanı olarak görev yapan İgor Strelkov da bulunuyor. Kendisi, Rusya Federal Güvenlik Servisi’nde eski bir albay. Strelkov, Lahey Mahkemesi tarafından en çok aranan kişi olarak kabul ediliyor ve adı, 2014 yılında Donbas semalarında Malezya Boeing uçağının düşmesiyle ilgili, mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından uluslararası arananlar listesinde yer alıyor. Donetsk’te savaş suçlarından hüküm giydikten sonra Ukrayna’da gıyaben ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

scefvgr
Putin, 4 Aralık’ta Moskova’daki uluslararası bir sergide bir yazıya imza atıyor (EPA)

Dikkat çeken şey, şiddet çağrıları nedeniyle yakın zamanda birkaç ayını Rus hapishanesinde geçiren bir adamın, bu sırada Sol Cephe’nin başkan adayı olması. Cephe koordinatörü Sergey Udaltsov, “Meclis, seçimlere katılacak kendisini temsil edecek bir aday üzerinde anlaşmaya vardı” dedi.

Ukrayna’daki ayrılıkçı faaliyetleri sırasında ‘Girkin’ lakabıyla anılan Strelkov’un yanı sıra Rusya başkanlığı için yarışan isimler arasında gazeteci ve Rusya’nın orta batısındaki Yekaterinburg şehrinin yerel meclisinde eski milletvekili olan Ekaterina Dontsova ile Duma’da eski milletvekili Boris Nadezhdin de yer alıyor. Ayrıca Ulusal Emeklilik Derneği Başkanı Sergey Lipatov ve sağ eğilimli Yabloko partisinin başkent şubesinin eski başkan yardımcısı Anatoly Rabinovich, başkanlık yarışına katılma niyetlerini açıkladı. Ancak iki isim, adaylık dosyalarını henüz Seçim Komisyonu’na sunmadı.



Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
TT

Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)

Antoine el Hac

Uluslararası ilişkiler alanında, analistler arasında giderek yaygınlaşan bir görüşe göre dünya, yeni bir küresel sisteme girmiş bulunuyor. Bu yeni düzende, “hukukun gücü”nün yerini “gücün hukuku”nun aldığı ve yerleşik kurallara dayanan eski uluslararası sistemin etkisini yitirdiği ileri sürülüyor. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin artık uzlaşı ve çok taraflılık yerine güç ve nüfuz mantığıyla yürütüldüğü değerlendiriliyor. Mevcut sistem, farklı büyüklüklerdeki güç merkezlerinden oluşurken, aktörlerin eşitliğe dayalı uluslararası anlaşmalardan ziyade güç kullanımı yoluyla etki alanlarını ve ekonomik kaynaklarını genişletmeye yöneldiği görülüyor.

Herhangi bir katılımcı küresel düzenin birincil hedefinin, sürdürülebilir barışı sağlamak olduğu genel kabul görmektedir. Nitekim Baruch Spinoza barışı, güven, adalet ve iyi niyete dayanan erdem olarak tanımlarken; Albert Einstein barışın zorla değil, anlayış yoluyla sağlanabileceğini vurgulamıştır. Antik düşünürler Platon ve Aristoteles de benzer şekilde barışı toplumsal düzenin en yüksek hedeflerinden biri olarak görmüş; Mahatma Gandhi ise kalıcı barışın, zorluklar karşısında bile ancak adalet temelinde mümkün olacağını ifade etmiştir.

Bununla birlikte tarihsel deneyim, barışın çoğu zaman istisna olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlık tarihinin yaklaşık 3 bin 500 ila 5 bin yıllık yazılı döneminde, büyük savaşların tamamen yaşanmadığı sürelerin toplamı 230 ila 268 yıl arasında kalmıştır. Bu da savaşsız dönemlerin, insanlık tarihinin yüzde 10’undan daha azına karşılık geldiğini göstermekte; dolayısıyla çatışmanın hem bireysel hem de kolektif düzeyde baskın bir olgu olduğunu düşündürmektedir.

Bu bağlamda “uluslararası sistem” ile “küresel düzen” arasında ayrım yapmak önem taşımaktadır. Uluslararası sistem, dünya siyasetinin işleyiş mekanizmalarını; aktörleri, güç dengelerini ve sınırlayıcı unsurları ifade ederken, küresel düzen daha çok siyasi, kurumsal ve kültürel bir inşa sürecini tanımlar. Bu düzen; müzakere, iş birliği ya da zorlayıcı süreçler sonucunda şekillenebilir. Nitekim I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan düzenler, galip ve mağlup ilişkileri üzerinden inşa edilmiştir. Bu açıdan küresel düzen sabit değil, aktörlerin bilinçli tercihleriyle şekillenen dinamik bir yapıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan küresel düzenin önemli kazanımlar sağladığı kabul edilmektedir. Büyük ölçekli savaş ihtimali azalmış, klasik imparatorluk yapıları sona ermiş, ekonomik refah artmış ve birçok devletin egemenliği güçlenmiştir. Bu süreçte Vestfalya Barışı ilkeleri de ulus-devlet sisteminin temelini oluşturmuştur. Ancak bu düzenin, günümüzde yaşanan derin dönüşümlere yeterince yanıt veremediği hususunda güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu durum, küresel ölçekte artan belirsizlik ve kriz algısını beslemekte; hatta nükleer riskler nedeniyle olası bir büyük savaş ihtimaline dair endişeleri artırmaktadır.

Son yıllarda küresel güç dengelerinde belirgin değişimler yaşanmaktadır. Özellikle BRICS ülkelerinin yükselişi, Batı merkezli sistemin tek başına belirleyici olma özelliğini zayıflatmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik ve askeri güç unsurlarını değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel alanları da içermektedir. Batı dışı aktörlerin kendi kimliklerini vurgulaması ve alternatif kalkınma modelleri geliştirmesi bu sürecin önemli parçasıdır.

“Batı sonrası dönem” olarak da tanımlanan bu süreç hem Batı dünyası hem de yükselen güçler açısından ciddi sınamalar içermektedir. İklim değişikliği, siber güvenlik, göç, organize suçlar ve terörizm gibi küresel sorunlar, daha geniş uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Ancak büyük güçler arasındaki rekabet, özellikle ekonomik ve ticari alanlarda yaşanan gerilimler ve zaman zaman ortaya çıkan askeri karşılaşmalar, istikrarlı bir küresel denge kurulmasını zorlaştırmaktadır.

Ayrıca milliyetçilik ve popülist akımların yükselişi de uluslararası iş birliği açısından olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu eğilimler, çoğu zaman uluslararası kurumlara olan güveni zayıflatarak, dar ulusal çıkarların ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle büyük güçler arasında rekabetin artması, küresel sistemdeki dağılmayı daha da derinleştirmektedir.

Bir diğer önemli mesele ise küresel değerler ile ulusal öncelikler arasında denge kurulmasıdır. Tek taraflı dayatmaların, kültürel ve siyasi çeşitliliği göz ardı etmesi nedeniyle sürdürülebilir olmadığı görülmektedir. Bu nedenle esnek, çok katmanlı ve ağ temelli diplomasi yöntemlerinin önemi giderek artmaktadır.

Sonuç olarak mevcut uluslararası sistem, çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yeni güçlerin yükselişi, Batı’nın göreli etkisinin azalması, artan çatışmalar ve küresel sorunlar bu dönüşümün temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu süreçte devletlerin ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruma çabası ise belirleyici olmaktadır.

Gelecekte küresel sistemin nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde uluslararası aktörlerin iş birliği kapasitesine ve değişime uyum sağlayabilme yeteneklerine bağlı olacaktır. Alternatif yaklaşımların ortaya çıkışı bir tehditten ziyade, çok kutuplu dünyayı anlamak açısından bir fırsat olarak görülebilir. Nitekim oluşmakta olan yeni düzen, gücün tek bir merkezde toplanmadığı daha karmaşık bir yapıya işaret etmektedir.

Bu doğrultuda daha çok katmanlı ve çeşitli yönetim modellerinin bir arada var olacağı bir küresel düzenin temelleri atılmaktadır. Ancak bu yeni yapının sağlıklı işleyebilmesi için mevcut kurumların güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda reform ihtiyacı sıklıkla dile getirilmektedir. Sonuç olarak, daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzeninin inşası, farklılıkları yönetebilen ve iş birliğini teşvik edebilen ortak iradenin varlığına bağlıdır.


Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
TT

Trump döneminde sol görüşlü Amerikalılar daha fazla silahlanıyor

Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)
Eğitmen Clara Elliott talimatlarını veriyor (AFP)

ABD’nin Richmond kentine yakın ormanlık bir alanda silah sesleri yankılanıyor. Aralarında Colin’in de bulunduğu çok sayıda Amerikalı burada ateşli silah kullanımı üzerine eğitim alıyor.

38 yaşındaki Colin’in elindeki yarı otomatik silah, hayatında sahip olduğu ilk silah. Colin, ABD Başkanı Donald Trump yönetimine dair endişeleri nedeniyle silah edinmeye yönelen sol eğilimli Amerikalılardan biri. Bu, ülkede silah sahipliğine ilişkin yerleşik algılardaki değişimi gösteriyor.

Tam adının açıklanmasını istemeyen Colin, “Hükümetimden, çevremdeki vatandaşlardan çok daha fazla tehdit hissediyorum” dedi. ABD’nin kuzeyindeki Minneapolis kentinde göçmenlere yönelik geniş çaplı bir operasyon sırasında federal görevliler tarafından vurularak öldürülen Renee Nicole Good ve Alex Pretti olaylarının kendisi için “bardağı taşıran son damla” olduğunu söyledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Colin yaptığı açıklamada, “Hükümet tarafından yetkilendirilmiş, adeta özel ordu gibi sokaklarda dolaşan, insanlara saldıran ve ateş açan bir güç var. Bu, bireyler arasındaki suçlardan çok daha korkutucu” değerlendirmesinde bulundu.

Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).Eğitmen, kursiyerlere tabanca şarjörlerinin nasıl doldurulacağını açıklıyor (AFP).

Silah tartışması

ABD’de silah tartışması oldukça karmaşık ve derin siyasi boyutlar içeriyor.

Genellikle sağ eğilimli olan silah taşıma hakkı savunucuları, konuyu kişisel özgürlük meselesi olarak görürken, ABD Anayasası bu hakkı güvence altına alıyor. Liberaller ise kitlesel silahlı saldırıların yaşandığı ülkede daha sıkı silah denetimlerini savunuyorlar.

Öte yandan, suikast girişiminden sağ kurtulan eski Temsilciler Meclisi üyesi Gabrielle Giffords ve eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi bazı önde gelen Demokrat isimler de silah sahibi olduklarını açıkça dile getirdi.

Colin ve eşi Dani, Silah satın aldıktan sonra sertifikalı tabanca eğitmeni Clara Elliott’ın kursuna katıldı. Elliott, 2024’te Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesinin ardından işlerinin “iki katına çıktığını” söyledi.

Kadınlara ve azınlıklara özel tasarlanan kursların büyük bölümü dolarken, eğitimler herkese açık olmaya devam ediyor. Kolunda Pamuk Prenses dövmesi bulunan Elliott, “Yoğunluk çok fazlaydı” dedi.

Yaklaşık 12 kişinin katıldığı eğitimlerde önce temel silah güvenliği anlatılıyor, ardından atış poligonunda uygulamalı eğitime geçiliyor. Katılımcıların çoğu daha önce hiç silah kullanmamış kişilerden oluşuyor.

Endişe ve hazırlık

28 yaşındaki Cassandra, “ABD’de çok sayıda endişe verici gelişme yaşanıyor. Bu yüzden bilgili ve hazırlıklı olmak iyi bir fikir gibi görünüyor” ifadesini kullandı.

Latin Amerika kökenli 30 yaşındaki Akemi ise “aşırı sağ şiddetinden” korktuğunu ve polisin koruyabileceğine güvenmediğini ifade etti. “Polisle mümkün olduğunca az temas etmek en iyisi” dedi.

ğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma çıktı (AFP)Eğitim tatbikatı sırasında silahlı çatışma (AFP)

Bu sırada bazı katılımcıların, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu’na gönderme yapan hedeflere ateş ettiği görüldü.

Clara Elliott yalnız değil. “Liberal Gun Club” adlı ulusal örgüt, 2026’nın ilk iki ayında 3 bin yeni silah eğitimi başvurusu aldığını açıkladı. Bu sayı, 2025 yılının tamamındaki başvurulardan daha fazla.

Örgütün yöneticisi Ed Gardner, bu tür artışların genellikle büyük siyasi gelişmeler veya kitlesel silahlı saldırılar sonrasında görüldüğünü belirtti. Ancak geçmişten farklı olarak, yeni gelenlerin artık sadece kadınlar ve azınlıklarla sınırlı olmadığını; gençlerden yaşlılara, kırsaldan kentlere kadar geniş bir kesimi kapsadığını ifade etti.

David Yamane ise bu değişimin, insanların silah satın alma motivasyonlarındaki dönüşümden kaynaklandığını belirtti. Yamane, “İnsanlar, haklarını ellerinden alabilecek ya da başkalarını bu yönde cesaretlendirebilecek otoriter bir yönetim ihtimali konusunda endişe taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.


Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
TT

Trump’ın Lübnan hakkındaki paylaşımı Netanyahu’yu şoke etti... Tel Aviv açıklama istedi

(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)
(Soldan sağa) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı bir sosyal medya paylaşımı, İsrail’de şaşkınlık ve soru işaretlerine yol açtı. Paylaşımda, İsrail’in Lübnan’da hava saldırısı düzenlemesinin ‘yasaklandığının’ belirtilmesi üzerine, Tel Aviv yönetimi Beyaz Saray’dan açıklama talep etti.

Axios’un iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve danışmanları, Trump’ın paylaşımı karşısında şaşkınlık yaşadı. Paylaşımın, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın perşembe günü yayımladığı İsrail-Lübnan ateşkes anlaşması metniyle çelişir nitelikte olduğu ifade edildi.

Haberde ayrıca, Trump’ın paylaşımında İsrail’e ‘uyulması zorunlu bir emir verildiği’ izlenimi oluşmasının, önceki ABD yönetimlerinde alışılmadık bir durum olduğuna dikkat çekildi. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre, Netanyahu’nun da söz konusu paylaşımı öğrendiğinde ciddi şaşkınlık ve endişe duyduğu belirtildi.

İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes anlaşması

Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail ile Lübnan’ın 10 gün süreli bir ateşkes anlaşmasına vardığını duyurmuştu.

Washington’un önceki günlerde yoğun çaba harcayarak şekillenmesine katkı sağladığı anlaşmaya göre İsrail, ‘planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı her an meşru müdafaa kapsamında askeri operasyon düzenleme hakkını’ saklı tutuyor.

Axios’a göre ateşkes, Netanyahu açısından siyasi olarak son derece hassas bir konu olmayı sürdürüyor. Netanyahu hükümeti, gerekli görülmesi halinde Hizbullah’a yönelik saldırılar konusunda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını vurguluyor.

Öte yandan ateşkese rağmen, Lübnan’ın güneyi bugün de İsrail saldırılarının hedefi olmaya devam etti. Orta kesimlerde bombardıman seslerinin duyulduğu, bu nedenle bölge sakinlerinin köylerini terk ettiği bildirildi.

Ertesi gün yapılan açıklamalar daha sert

Ertesi gün Trump daha sert bir dil kullanarak İsrail’e yönelik tutumunu yineledi. Trump, “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. Bu, ABD tarafından yasaklandı. Herkes yeterince yaptı” ifadelerini kullandı. Daha sonra Axios’a verdiği röportajda da aynı çizgiyi sürdüren Trump, İsrail’in saldırılarını durdurmasını istediğini belirterek, “İsrail durmalı. Binaları yıkmaya devam edemez. Buna izin vermeyeceğim” dedi.

Diğer yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ateşkes anlaşmasına katkılarından dolayı Trump’a ve Suudi Arabistan’a teşekkür ederek, ‘kalıcı anlaşmalar için çalışma’ aşamasına geçildiğini duyurdu.

Avn, Lübnan halkına hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin artık kendi kararlarını kendisinin aldığını vurgulayarak, “Bugün kendimiz için müzakere ediyor, kendimiz için karar veriyoruz. Artık kimsenin cebinde bir koz ya da başkalarının savaş alanı değiliz ve asla olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Avn ayrıca, “Toprağımı kurtarmak, halkımı korumak ve ülkemi kurtuluşa ulaştırmak için gereken her yere gitmeye hazırım” dedi. Avn, söz konusu müzakerelerin ‘zayıflık, geri adım ya da taviz değil’, aksine Lübnan’ın haklarına olan inançtan kaynaklanan bir karar olduğunu vurguladı.

İsrail hükümeti içinde kafa karışıklığı

Axios’un aktardığına göre Netanyahu ve ekibi, Trump’ın açıklamalarını medya aracılığıyla öğrendi. Bu durum, İsrail siyasi ve güvenlik çevrelerinde kafa karışıklığına yol açtı.

İsrailli yetkililer, Washington’un tutumunda bir değişiklik olup olmadığını anlamak için hızla harekete geçti. Bu kapsamda, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter de sürece dahil oldu. İsrail yönetimi ayrıca, Beyaz Saray’dan resmî açıklama talep ederek, Trump’ın sözlerinin mevcut ateşkes anlaşmasının metniyle çeliştiğini vurguladı.

ABD’den açıklama

Axios’un Beyaz Saray’dan yorum talep etmesinin ardından bir ABD’li yetkili, Trump’ın açıklamalarının anlaşmada bir değişiklik anlamına gelmediğini belirtti.

Yetkili, “Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşması, İsrail’in Lübnan’daki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyon gerçekleştirmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak anlaşma, planlanan, yakın veya devam eden saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını saklı tutmaktadır” ifadelerini kullandı.