Savaşın yankısı, Haşimi vesayetinin kaldırılmasına yönelik kıvılcımlarla Kudüs’ü vuruyor

Yerleşimciler, Gazze çatışmalarının başlamasından bu yana geçen 55 gün içinde Mescid-i Aksa’ya 46 saldırı düzenledi.

Mescid-i Aksa’da ibadet edenlere yönelik baskı, Kudüs’te yaygın bir uygulama haline geldi. (Independent Arabia)
Mescid-i Aksa’da ibadet edenlere yönelik baskı, Kudüs’te yaygın bir uygulama haline geldi. (Independent Arabia)
TT

Savaşın yankısı, Haşimi vesayetinin kaldırılmasına yönelik kıvılcımlarla Kudüs’ü vuruyor

Mescid-i Aksa’da ibadet edenlere yönelik baskı, Kudüs’te yaygın bir uygulama haline geldi. (Independent Arabia)
Mescid-i Aksa’da ibadet edenlere yönelik baskı, Kudüs’te yaygın bir uygulama haline geldi. (Independent Arabia)

Filistinlilerin Mescid-i Aksa’ya akın etme çağrılarına yanıt olarak Tayseer, Celal Zağir (25 yaşında) ve Kudüs’ün Eski Belde bölgesinden bazı gençler, Aksa’ya ulaşmaya ve orada kalmaya çalışıyor. Ancak yaklaşık iki ay boyunca her gün camiye girme girişimleri, özellikle İsrail polisinin Gazze’yle savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana şehre ve Mescid-i Aksa’ya kapsamlı ve benzeri görülmemiş bir kuşatma uygulaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı.

İsrail polisi, 50 yaşın altındaki Filistinlilerin ibadet etmek üzere Mescid-i Aksa’ya girmelerini engellemek için Eski Belde’nin sokak ve ara sokaklarına onlarca kontrol noktası kurdu ve asker konuşlandırdı. Mescid-i Aksa’nın avluları ve mescitleri ibadet edenlerden ve ziyaretçilerden neredeyse boş görünürken, İsrail polisi yerleşimcilerin giriş ve saldırılarına kapıları ardına kadar açıyor.

Kudüs’ün ve sokaklarının yalnızca Yahudilere hareket hakkı tanıyan askeri ve polis kışlalarına dönüştürülmesi ışığında kendilerini, Tapınak Toplulukları olarak adlandıran oluşumlar, Işıklar Bayramı (Hanuka) arifesinde Şam Kapısı’ndan başlayıp İslam Mahallesi’nden ve Eski Belde sokaklarından geçerek, şenlikli bir yürüyüşle Mescid-i Aksa’nın batısındaki Burak Duvarı meydanına (Yahudiler buna Ağlama Duvarı diyor) ulaştı. Yahudi yerleşimciler, burada Yedi Kollu Şamdan’ın (Menaro) ilk alevini tutuşturarak, üst üste devam edecek kutlamaları başlattı. Işıklar Bayramı, İbrani takvimine göre Kislev ayının 25. gününe denk geliyor.

Kudüs’teki İslami Vakıflar İdaresi’ne göre savaş öncesinde cuma günleri 50 binden fazla kişi cuma namazı için Mescid-i Aksa’ya girebiliyorken, şu an ise yalnızca 3 bin 500 kişi girebiliyor. Bakanlığın verilerine göre son 55 gün içinde yerleşimciler, Aksa’ya 46 baskın düzenledi ve binlerce yerleşimci, dini ritüelleri gerçekleştirmek için Mescid-i Aksa’nın avlusuna girdi.

Tehlikeli aşama

İsrail hükümetinde Bakanlar Itamar Ben Gvir ve Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm partisinin hakimiyetiyle Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıları eskisinden daha büyük ve daha cesur hale geldi. Son Yahudi tatil sezonunda yerleşimciler Mescid-i Aksa’ya İsrail bayrağını çekmeyi, Tevrat’taki ‘destansı secde’ ritüelini (yere uzanarak) topluca ve tekrar tekrar gerçekleştirmeyi, Yahudi Sukot Bayramı için ‘bitki adakları’ (palmiye yaprakları ve söğüt dalları) sunmayı ve Aksa’nın avlusunda bir ‘haham zirvesi’ düzenlemeyi başardılar.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına höre hepsinden daha tehlikelisi, Tapınak Toplulukları’nın geçen perşembe akşamı Işıklar Bayramı kutlamaları sırasında mevcut savaşta ölen İsraillileri anmak için Haşimi İslami Vakıfları’nın Mescid-i Aksa’daki koruyuculuğunun kaldırılmasını ve tam bir Yahudi kontrolünün kurulmasını talep etmesiydi. İslami Vakıflar İdaresi’nden elde edilen verilere göre Yahudilerin geçen yıl Işıklar Bayramı’nı kutladıkları sekiz günde Mescid-i Aksa’ya bin 795 yerleşimci baskın düzenlemişti.

Kudüs’teki Yüksek İslam Otoritesi de yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Mescid-i Aksa, 1967’de Kudüs’ün kontrol altında alınmasından bu yana tarihinin en tehlikeli aşamasından geçiyor. Müslümanların mescide girmesinin neredeyse tamamen engellenmesi, mescide gerçek anlamda el konulması ve oradaki mevcut durumun değişmesi anlamına geliyor. Aynı zamanda iddia edilen yapının inşaatına hazırlık aşamasında yıkılması veya bölünmesi için de temel sağlıyor.”

Fotoğraf Altı: Mescid-i Aksa şu anda 1967’den bu yana tarihinin en tehlikeli aşamasından geçiyor. (Independent Arabia)
Mescid-i Aksa şu anda 1967’den bu yana tarihinin en tehlikeli aşamasından geçiyor. (Independent Arabia)

Diğer yandan Filistin Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, yerleşimcilerin yürüyüşünü ve bunun Kudüs’teki duruma yansımalarını büyük bir ciddiyetle takip ediyor. Bakanlık, bunun Filistin halkına, Kudüs’teki kutsal mekanların Ürdün Haşimileri tarafından muhafaza edilmesine ve Doğu Kudüs'ün 1967’de işgal edilen Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası ve Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu doğrulayan Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına yönelik açık bir saldırı olduğuna dikkat çekti.

Aynı şekilde Ürdün Dışişleri Bakanlığı da İsrail polisinin yerleşimcilerin yürüyüşüne izin vermesini kınarken, bunu Kudüs Vakıflar İdaresi’ne ve Mescid-i Aksa’yı yönetimine yönelik bir kışkırtma olarak nitelendirdi. Ayrıca bunun, kabul edilemez, kınanabilir ve provokatif bir adım olduğunu vurguladı. Bakanlığın sözcüsü Sufyan el-Kadah şu açıklamada bulundu:

“Tamamı 144 bin metrekarelik alanıyla Mescid-i Aksa, Müslümanların özel ibadethanesi olup Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Kutsal Mekânlar Bakanlığı’na bağlı Kudüs Vakıflar İdaresi de Mescid-i Aksa’nın işlerini yönetme konusunda münhasır yasal hakka sahip olan organdır. Gazze Şeridi'ndeki savaşla örtüşen bu tehlikeli tırmanışın sonuçları, uluslararası topluma Filistin topraklarında devam eden İsrail ihlallerine son vermek için harekete geçme çağrısında bulunuyor.”

Diğer yandan Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Kutsal Mekânlar Bakanı Muhammed el-Halayle de açıklamasında “Dini Siyonizm gruplarının Kudüs Vakıflarına ve Mescid-i Haram’daki Haşimi muhafazasına karşı açık bir yürüyüş düzenleme planı, bölgedeki çatışmayı körükleyecek ve şiddetli savaş ateşini büyütmeye çalışacaktır” dedi.

Çatışmayı körüklüyor

İsrail medyasına göre güvenlik güçleri, Kudüs’te olağanüstü alarm durumu ilan etti. Maariv gazetesi, Eski Belde bölgesi, Mescid-i Aksa ve Burak Meydanı’nda yüzlerce polis memuru ve güvenlik görevlisinin bulunduğunu bildirdi. Aynı şekilde İsrailli muhalefet lideri Yair Lapid, Beni Har Hor Moria, Dağa Dönüş ve Torat Hima gibi aşırı sağcı grupların çağrısıyla yapılan yürüyüşün sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Lapid, X üzerinden yaptığı açıklamada “Kudüs yürüyüşü, daha fazla meydanı ateşlemeye ve daha fazla yıkıma ve ölüme neden olmaya yönelik bariz bir girişimdir” diyerek, “İsrail’de gerçek bir hükümet olsaydı buna izin vermezdi” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf Altı: Mescid-i Aksa'nın avlularında sınırlı sayıdaki yaşlılar ibadet edebiliyor. (Independent Arabia)
Mescid-i Aksa'nın avlularında sınırlı sayıdaki yaşlılar ibadet edebiliyor. (Independent Arabia)

Perşembe akşamı yerleşimcilerin provokatif yürüyüşünün ardından Kudüs’te Filistinliler ile Araplara karşı nefret ve öldürme çağrısı yapan pankartlar taşıyan İsrailliler arasında yoğun gerginlik ve kavga yaşandı. Polis, organizatörlerin yürüyüşün koşullarına uymadığını iddia ederek Bab el-Cedid’deki yürüyüşü durdurmak zorunda kaldı. Bölgede yürüyüşün yansımalarından ve mücadeleye karar veren Kudüslülerle şiddetli çatışmaların patlak vermesinden endişe ediliyor.

Siyasi analist Rasim Ubeydat, İsrailli yetkililerin, özellikle Mescid-i Aksa ve genel olarak Kudüs’teki İslami Vakıfların rolünü silmek amacıyla Kutsal Şehir’e yeni koşullar dayatmak için savaşı istismar ettiğine inanıyor. Ubeydat açıklamasında “Ürdünlü vakıflar muhafızlarını Nazi olarak tanımlayan yerleşimcilerin, Ürdün vesayetini baltalamanın ve aşırılıkçı yerleşimcilerden oluşan mümkün olan en geniş tabanı harekete geçirmenin yolunu açıyor” dedi.

Yeni mahalle

Yerleşimcilerin provokasyonları ve artan saldırıları nedeniyle Arap ve uluslararası açından Kudüs ve Batı Şeria’da Yahudiler ve Araplar arasında çatışmaların yaşanmasından endişe ediliyor. Aynı şekilde polis, Mescid-i Aksa’da genç Filistinlilerin namaz kılmasını engellemeye devam ediyor. Bu gelişmeler ortasında İsrailli yetkililer, 2012 yılındaki Giv’at HaMatos yerleşiminden bu yana Kudüs’te onaylanan ilk büyük ve yeni yerleşim planı çerçevesinde Kudüs’ün güneydoğusundaki Sur Baher kasabası arazileri üzerinde yaklaşık 1.792 yerleşim birimi inşa edilmesi planını onayladı.

Planı ortaya çıkaran İsrailli insan hakları örgütü Ir Amim, planın şehrin siyasi geleceği üzerindeki yansımaları konusunda uyarıda bulunurken, İsrailli yerleşim karşıtı örgüt Şimdi Barış ise yaptığı açıklamada, “Bu yeni yerleşim mahallesinin yarısı Doğu Kudüs’te olacak” ifadesine yer verdi. Örgüt, Giv'at HaMatos ve Har Homa yerleşimleri arasındaki stratejik konumunun onu siyasi açıdan özellikle sorunlu bir proje haline getirdiğini vurguladı.

Kudüslüler, bölgede çok katlı yerleşim mahallesi oluşturularak 21 kata kadar kuleler ve 9 kata kadar binalar dikilecek projenin Sur Baher köyünde 57 bin metrekarelik tarım arazisini kaplayacağına dikkat çekti. Ayrıca İsrail Planlama ve İnşaat Komitesi’nin açıkladığı gibi, bölgedeki ticari ve kamu tesislerinin inşaatı da gözlemcilere göre 120 bin metrekareden fazla alan tüketecek.

Kudüs Belediye Başkanı Moshe Lion, “Ramat Rachel’in güneyinde konut kompleksinin inşası, belediyenin boş alanlarda inşa faaliyetleri yürüterek ve kentsel yenilenmeyi teşvik ederek şehirdeki konutları artırma politikasının bir parçasıdır” dedi. Kudüslü aktivist Fahri Ebu Diyab ise planın Kudüs’ü yerleşim bloklarıyla çevrili Arap çevresinden tamamen izole etmeyi hedeflediğine dikkat çekti.

Red ve kınama

Mısır Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, İsrail’in Kudüs’te yeni bir yerleşim yeri inşa edilmesine onay vermesinin, ‘Filistin topraklarında İsrail yerleşimlerinin yasa dışılığına ilişkin uluslararası kararların ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının açık bir ihlali olduğunu’ söyledi.

Kahire, İsrail’in yerleşim politikalarını kategorik olarak reddettiğini ve bu projenin, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Filistin topraklarının hukuki, tarihi ve demografik statüsünü baltalama girişimi olduğunu dile getirdi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı, etkili uluslararası taraflara, BM’ye ve ilgili organlarına ‘Filistin halkının haklarının korunmasına yönelik sorumluluklarını yerine getirmeleri ve İsrail’in tek taraflı yerleşim operasyonlarını durdurmaları’ çağrısını yineledi.

Fotoğraf Altı: Filistin Otoritesi, uluslararası topluma ve ABD’ye İsrail’in planlarını durdurma çağrısında bulundu. (Independent Arabia)
 Filistin Otoritesi, uluslararası topluma ve ABD’ye İsrail’in planlarını durdurma çağrısında bulundu. (Independent Arabia)

Ürdün Dışişleri Bakanlığı ise Tel Aviv’e ‘uluslararası meşruiyete saygı gösterme taahhüdünde bulunma’ çağrısı yaptı. Bakanlık, yaptığı açıklamada işgal altındaki Doğu Kudüs topraklarında yeni bir yerleşim yeri inşa edilmesini reddettiğini ve kınadığını belirterek, “İsrail’in kararı, uluslararası hukukun ve uluslararası meşruiyet kararlarının, özellikle de işgal altındaki tüm Filistin topraklarında yerleşimlerin yasa dışı olduğunu kabul eden 2334 sayılı Güvenlik Konseyi kararının açık ve ciddi bir ihlalidir” dedi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı ayrıca, uluslararası topluma ‘İsrail'in barışa ulaşma şansını baltalayan tek taraflı ve yasa dışı önlemlerini durdurmak için acilen harekete geçme’ çağrısında bulundu. Bakanlık, “Gazze Şeridi’ndeki savaşla eş zamanlı yürütülen bu tür önlemler, İsrail’in sorumlu olduğu durumun daha da kötüleşmesine ve tırmanmasına yol açacaktır” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Filistin Yönetimi, uluslararası topluma ve ABD’ye planın durdurulması için acil müdahale çağrısında bulundu. Filistin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verdi:

 “İsrail’in Kudüs’ü yerleşim birimleri ve yerleşimcilerle doldurma, mevcut tarihi, siyasi, hukuki ve demografik gerçekliğini değiştirme, Yahudileştirme ve Filistin çevresinden tamamen koparma planları, sömürge planının ayrılmaz bir parçasıdır.”

Planın onaylanmasının, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki kanlı savaşın koşullarını ve dünyanın bununla meşguliyetini iğrenç bir şekilde istismar etmek anlamına geldiğini belirten Bakanlık, bu planın yıllardır hazırlandığına dikkati çekti.

Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.