Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

Spielberg'in filmi zor ahlaki soruları gündeme getiriyor

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini
TT

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

Münih'ten 7 Ekim'e kadar İsrail'in intikam doktrini

İbrahim Hac Abdi

Ünlü ABD’li yönetmen Steven Spielberg'in tarafından 2005 yılında çekilen ‘Münich’ filminin sonunda, Arap-İsrail çatışmasında karşılıklı şiddetin faydası ve intikam operasyonlarının adaleti sağlayıp sağlamadığı veya çatışma ve düşmanlık döngüsünü artırıp artırmadığı konusunda yankılanan ahlaki bir soru ortaya çıkıyor.

5 Eylül 1972'de Almanya’nın Münih kentinde Filistinli ‘Kara Eylül’ örgütü tarafından gerçekleştirilen ve 11 İsrailli sporcunun ve Filistinli beş saldırganın ölümüne neden olan ayrıca üçünün kurtulduğu ünlü ‘Münih Operasyonu’nun üzerinden yarım asır geçmesine rağmen, Spielberg'in sorduğu soru, İsrail'in Gazze'deki tırmanışı ve Hamas’ın 7 Ekim saldırıları sonrasında İsrail'in örgütten intikam alma telaşı sadece Gazze'de değil, liderlerine ev sahipliği yapan ülkelerde de yaşanıyor.

Ortadoğu'daki çatışmaların karmaşık tarihsel bağlamından ayrı düşünülemeyen 7 Ekim saldırılarına yanıt olarak İsrail'in yoğun bir şekilde çalışmasının ortasında, İsrail liderlerinin açıklamaları, Steven Spielberg'in o filmde intikam eylemlerinin ahlaki ve duygusal sonuçlarını ele alışını belki de abarttığını gösteriyor. Yahudi inancına sahip olan Spielberg’in, 1993'te ‘Schindler'in Listesi’ filmini çıkardığında ve Nazilerin yönetimi altındaki Yahudilerin çektiği acıları ve Holokost’un dehşetini belgelediğinde alkış almasına rağmen Münih filminde insan yönüne güvenmenin çatışmaları çözmenin bir yolu olabileceğine ima etmesi, filmin yayınlanmasının ardından İsraillilerin öfkesini açıklayabilir.

7 Ekim, akıllara İsrail İç Güvenlik Teşkilatı başkanının açıklamalarında da hiçbir muğlaklığa yer vermeyecek şekilde açıkça görülen ‘Münih’ operasyonunu getirdi.

Yeniden inşa edilmiş tarih

"Tarih tekerrür eder" sözü, 7 Ekim'de yaşananlar kadar hiçbir olaya bu kadar uygun düşemezdi. Bu saldırılar, akıllara Münih Operasyonu’nu getirdi. İsrail İç Güvenlik Servisi (Şabak) Başkanı Ronen Bar'ın, "Hamas'ı her yerde takip edeceğiz ve yıllar alsa bile onları yok edeceğiz" şeklindeki açıklamalarında da açıkça görülüyor. Bar, bu açıklamalarıyla İsrail'in Münih Operasyonu’ndan sonraki tepkisini hatırlattı.

rgthy

İsrail medyası tarafından yayınlanan bir kayıtta, Benny Gantz, "Bakanlar Kurulu bize bir hedef belirledi: Hamas'ı yok etmek. Bu bizim Münih'imiz. Bunu her yerde yapacağız, Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da, Türkiye'de ve Katar'da. Bu birkaç yıl sürebilir, ama biz bunu gerçekleştirmeye kararlıyız" ifadelerini kullandı.

İsrail planı, 1972 yılının Ekim ayında Roma'daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) temsilcisi Vail Zuayter'in suikastıyla başladı. Ardından, 1972 yılının Aralık ayında Paris'teki FKÖ temsilcisi Mahmud el-Hemşeri hedef alındı. Sonraki aylarda, farklı başkentlerde Basil el-Kubeysi, Hüseyin el-Beşir ve Muhammed Budiye dahil olmak üzere diğerleri öldürüldü. Ayrıca, Beyrut'ta bir İsrailli grup tarafından düzenlenen bir amfibi çıkarma operasyonunda, bir Filistinli karargahı hedef alındı ve Muhammed Yusuf el-Neccar, Kemal Advan ve Kemal Nasır öldürüldü. Plan, 1973 yılının Temmuz ayında, İsrailli suikast timini, Filistin Kurtuluş Hareketi (FKH) lideri Ali Hasan Selam'a benzer olduğu için Norveç'in Lillehammer kentinde yanlışlıkla bir Faslıyı öldürmesi nedeniyle Avrupalı ​​baskıları nedeniyle durduruldu. Selam, 1979 yılının Ocak ayında Beyrut'ta patlayıcı yüklü bir arabayla öldürülene kadar hedef listesinin başında kaldı.

Sadece ‘aksiyon’ değil

Birçok film, Münih operasyonunu ve ardından gelen İsrail intikamını ele aldı. Ancak bu filmlerin çoğu, yapımcılarının politikasına göre bir taraf veya diğerine bir yanlılık gösterdi. Resmi İsrail anlatısını yansıtan filmler ile benzer şekilde Filistinli bakış açısını somutlaştıran filmler arasındaki bu keskin sanatsal kutuplaşmanın ortasında, Spielberg'in filmi farklı bir şey söylemeye ve bir anlatıyı diğerine tercih etmeden her iki tarafa da aynı mesafeyi korumaya geldi. Münih'te olanlar, iyi ve kötünün basit bir ikiliğine indirgenemez. Spielberg, karmaşık konulara basit yanıtlar veremeyeceğini söylerken bunu açıkça ortaya koydu.

gfthyj

Steven Spielberg, filminde, Tony Kushner ve Eric Roth tarafından yazılan ve Macar gazeteci George Jonas'ın (1934-2016) ‘İntikam’ adlı kitabına dayanan, İsrail suikast timinin, Avustralyalı aktör Eric Bana tarafından canlandırılan Mossad ajanı Avner Kaufman liderliğinde, Münih Operasyonu’nun intikamını almak için Avrupa başkentlerinde Filistinli liderleri takip etmesini anlatıyor.

Film, 164 dakikalık süresiyle, basit bir polisiye gerilim ve aksiyon filmi haline gelebilirdi. Ancak, Er Ryan'ı Kurtarmak’ın yönetmeni, doğru sanatsal bakış açısıyla filmini bu basitleştirilmiş eğilimden kurtarmayı başardı ve filmi, insanların içindeki iyi tarafın bile ‘en korkunç suikastları’ gerçekleştirirken hissedilebileceği daha karmaşık alanlara taşıdı.

Münih'te olanlar, iyi ve kötünün basit bir ikiliğine indirgenemez. Spielberg, karmaşık konulara basit yanıtlar veremeyeceğini söylerken bunu açıkça ortaya koydu

“Hayatı seviyoruz…”

Film, İsrail suikast timi için endişe verici olan etik soruları, gizli operasyonların ve şiddetin doğruluğu, bu önlemlerin etik olarak haklı olup olmadığı ve alternatif seçenekler olup olmadığı konularına odaklanıyor. Özellikle, Arap-İsrail çatışmasıyla ilgisi olmayan siviller, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulundukları için burada ve oradaki patlamalarda hayatlarını kaybettiler. Spielberg, öldürülen Filistinli karakterleri de barışçıl ve dostça karakterler olarak gösteriyor, sanki farkında olmadan Mahmud Derviş'in "Ve biz eğer bir yolunu bulabilirsek hayatı seviyoruz” dizesini, görsel olarak tercüme etmek istemiş.

Buna ek olarak, Spielberg, filmografisi Yedinci Sanat tarihinin parlak işaretleri olarak kabul edilen filmler içeren bir yönetmen olarak, İsrail resmi anlatısını güçlendirmek ve suikastlarını, hedef alınan Filistinli karakterlerin Münih operasyonunda yer aldığı varsayımıyla meşrulaştırmak için kendini bir savunma avukatı olarak konumlandırmak istemedi. Film, eğer varsa, bu bağlantıyı aramakla ilgilenmiyor.  Aksine, bu karakterlerin Münih operasyonu veya planlamasıyla ilgili herhangi bir konuşma olmadan normal, sessiz hayatlarını yaşadıklarını gösteriyor. Bu, izleyicinin onlarla empati kurmasını sağlar. Filmde rol alan Filistinli aktris Hiyam Abbas, bu konuya atıfta bulunarak, önceki bir röportajında şu ifadeleri kullanmıştı: "Münih filmindeki Filistinli, filmdeki diğerleri gibi yemek yiyen, içen, yaşayan, giyinen ve hisseden sıradan bir insandır. Ayrıca, hakkını savunmaktan geri durmaz ve bu hak konusunda taviz vermez. Yani, senaryoda ırkçı bir bakış açısı yoktu."

hyj6

Roma'daki FKÖ Temsilcisi Vail Zuayter, Roma'daki İsrail suikast timi tarafından öldürülen ilk kişidir. O bir edebiyatçı ve diplomattır ve Münih operasyonuyla herhangi bir ilgisi olduğu görünmüyor. Hatta ‘Binbir Gece Masalları’nı İtalyanca'ya çevirmeyi yeni bitirmişti. Kültür ve edebiyat hakkında konuştuğu sahnelerde görünür. Aynı durum, Paris'te öldürülen Muhammed el-Hemşeri için de geçerlidir. O da karısı ve piyano çalan kızı ile sakin bir aile hayatı yaşıyormuş gibi görünüyor. Bir İsrail ajanı, daha sonra elinde patlayacak olan telefona ‘bomba’ yerleştirdiği sırada o, kızının piyano çalışını dinliyordu. Bu, göz ardı edemeyeceğimiz bir ironidir.

Bu durum, filmin anlattığına göre, Münih operasyonuyla hiçbir ilgisi olmadığı açık olan diğer Filistinli karakterler için de geçerlidir. Filistin anlatısı da öldürülenlerin operasyonla hiçbir ilgisi olmadığını doğruluyor. Birçok tanık ifadesi kamuoyuna açıklandı. Bunların en sağlam ve güvenilirlerinden biri, ‘Şahid Ale’l Asr’ (Çağa Tanık Ol) programında yayınlanan birkaç bölümde, öldürülenlerin Münih operasyonuyla hiçbir ilgisi olmadığını ve kendisinin ve 1991 yılında Tunus'ta öldürülen Ebu İyad (Salah Halef) ile operasyonun sorumluları ve yöneticileri olduklarını ortaya koyan lider (1937-2010) Ebu Davud'un (Muhammed Davud Avde) ifadesidir.

dsfgrb

Ebu Davud ayrıca, Münih operasyonunun amacının hiçbir şekilde sporcuları öldürmek olmadığını, planın onları rehin almak ve onları kullanarak İsrail'i yaklaşık 200 Filistinliyi hapishanelerinden serbest bırakmaya zorlamak ve o dönemde Olimpiyat Oyunları gibi dünya çapında takip edilen bir spor forumunda bu süreci hayata geçirerek Filistin davasının sesini dünyaya duyurmak olduğunu söylemişti.

O bölgede uzun yıllardır iki taraf arasındaki cinayetlerde dökülen kandan oluşan bir bataklık var

Steven Spielberg

Bu anlamda, Spielberg'in filmini yapmadaki temel kaygısı, saf insan yaklaşımı ve gizli görevler ve şiddetin bireyler ve toplumları üzerindeki etkisidir. Bu, filmde özellikle, suikast timi lideri Avner Kaufman’ın tepkileri aracılığıyla gösteriliyor. Kaufman özellikle, ekibiyle suikastları gerçekleştirirken karısının doğum haberini aldığı anda, yaptıklarına dair tereddüt, endişe ve hatta pişmanlık anları yaşıyor. Yönetmen, bu olayı, Kaufman'ın karısının doğumunu karşılarken duyduğu şefkat, hassasiyet ve insani yakınlık duyguları ile hedef aldığı karakterleri öldürürken duyduğu intikam ve nefret duyguları arasındaki o çarpıcı çelişkiyi göstermek için kullandı. Sonunda, Kaufman, Mossad'ı terk edip New York'a yerleşiyor. Travma sonrası stres belirtileri ve paranoid bozukluk yaşıyor. Ruhundaki kolay kolay silinemeyecek olan yara ve çatlaklardan kurtulmaya çalışıyor.

Bu noktada, Spielberg'in kendisi tarafından filme yapılan yoruma değinmeyi faydalı görüyorum: "Ben her zaman İsrail'in tehdit altında olduğunda güçlü bir şekilde karşılık vermesini desteklerim. Ancak karşılıklı intikam hiçbir şeyi çözmez... O bölgede uzun yıllardır iki taraf arasındaki cinayetlerde dökülen kandan oluşan bir bataklık var" Spielberg, filmiyle, öldürme ve şiddet dışında bir çözüm olduğunu iletmek istiyor. Ancak, Şin Bet Başkanı’nın son açıklamaları ve diğer açıklamalar, Arap-İsrail çatışmasını her zaman başlangıç noktasına geri getiriyor ve 1948'deki Nekbe’den (Büyük Felaket) bu yana aynı kanlı bölümler tekrarlanıyor.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

İsrail kabinesi, Batı Şeria topraklarının ilhakını genişletme kararlarını onayladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Ynet haber sitesi bugün, İsrail kabinesinin Batı Şeria’daki arazi tescili ve mülkiyet prosedürlerinde temel değişiklikleri onayladığını bildirdi. Yeni düzenlemeler, Filistinlilere ait bazı evlerin yıkılmasına izin veriyor.

Yedioth Ahronoth’un internet sitesi Ynet, yeni kararların İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria’nın A Bölgesi’nde Filistinlilere ait binaları yıkmasına izin vereceğini ve Batı Şeria genelinde yerleşim faaliyetlerinin önemli ölçüde genişlemesine yol açacağını doğruladı.

zsdcfgt
Batı Şeria’daki İsrail askerleri (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrail kabinesinin aldığı kararlar, Oslo Barış Anlaşmaları kapsamında ilk asker çekilme dalgasında İsrail ordusunun çekilmediği tek şehir olan El Halil’de İsrail-Filistin çatışmasını çözmeye yönelik geçici bir adım olması amaçlanan 1997 El Halil Protokolü’nün ilkelerine aykırı.


Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.