Elgin Mermerleri tartışmasının tek bir kazananı var: George Osborne

İster fevri deyin, ister aptal ama Sunak, Yunanistan Başbakanı'na yüz vermemekte haklıydı. Bu, ona mermerleri ödünç vermeyi kabul edip Osborne'un halkla ilişkiler tuzağına düşmekten daha iyidir…

Partenon Mermerleri, British Museum'da sergileniyor (Toby Melville/Reuters)
Partenon Mermerleri, British Museum'da sergileniyor (Toby Melville/Reuters)
TT

Elgin Mermerleri tartışmasının tek bir kazananı var: George Osborne

Partenon Mermerleri, British Museum'da sergileniyor (Toby Melville/Reuters)
Partenon Mermerleri, British Museum'da sergileniyor (Toby Melville/Reuters)

Emily Sheffield 

Partenon Mermerleri'nin (eski adıyla Elgin Mermerleri) muhafazası üzerine yaşanan son diplomatik tartışmanın ardından, Rishi Sunak'ın Yunanistan Başbakanı'yla görüşmesini iptal ederek huysuz ve kaba davrandığı yönünde genel bir görüş hızla hakim oldu. Affınıza sığınarak, ben buna katılmıyorum.

Sunak'ın siyasi açıdan hassas bir yılda Başkan Biden'la görüşmek üzere ABD'ye gittiğini ve önce Trump'la görüştüğünü, ardından da hiç gereği yokken televizyona çıkıp ikisi arasındaki tartışmalı bir konuda sert bir dil kullanarak halka açık büyük bir röportaj verdiğini düşünün. Sizce Biden, Sunak'la görüşmesini iptal eder miydi? Kesinlikle evet.

Miçotakis, Sunak'ın baskı altında olduğunu ve İşçi Partisi'nin genç destekçilerinin iadeden yana olduğunu biliyor. Onun nihai hedefi, British Museum'ın mevcut başkanı George Osborne'un sürekli önerdiği gibi "ödünç verme" değil. Miçotakis mermerlerin iade edilmesini istiyor; kendisi bile artık bunu sahip olma değil "yeniden birleşme" diye tanımlıyor.

İşçi Partisi, kızışan tartışmayı çabucak fırsat bilerek mermerlerle ilgili tutumunu değiştirdi. Daha geçen yıl Lucy Powell'ın ofisi bana, mermerlerin iadesine izin verecek şekilde mevzuatı değiştirmeyeceklerini söylemişti. Geçen haftaysa İşçi Partisi'nden bir yetkili, Keir Starmer heykellerin kalıcı olarak Atina'ya götürülmesine izin vermese de (zira 1963 tarihli British Museum Yasasını değiştirmeyecek) "British Museum ve Yunan hükümetinin karşılıklı kabul edeceği bir ödünç verme anlaşması yapılabilirse, bunun önünde durmayacaklarını" söylemişti. Starmer'ı karar alma sürecinden azat eden, zarif bir siyasi numara.

Pek destek gören bir görüş olmasa da Sunak'ın Miçotakis'e yüz vermemeye hakkı vardı. Bu, mutlaka yapılması gereken doğru eylem olmasa bile. Muhtemelen bunun üstesinden gelip Muhafazakar Parti yönetiminde mermerlerin kalacağını alenen tekrar ederek son noktayı koyması daha akıllıca olurdu. Fakat Sunak kaba ya da huysuz değildi; hata, dediğim gibi tam da istediğini elde eden Miçotakis'in siyasi manevralarında. Geleceğin İşçi Partili muhtemel başbakanı, antikalarımızı vermeyi teklif ederek tam da onun ekmeğine yağ sürdü.

Bu tamamen uydurma bir tartışma. Ve ucu bir başka siyasi taktikçiye, halihazırda British Museum'da ikamet eden eski Birleşik Krallık (BK) Maliye Bakanı George Osborne'a uzanıyor. Osborne oraya gelip konuşa konuşa meseleyi şişirene kadar kimse mermerlerden pek bahsetmiyordu. Ve ne harika bir halkla ilişkiler kampanyası oldu; sadece Osborne için değil, aynı zamanda güncel tartışmaların merkezine geri dönen British Museum için de. Zekice bir hareket.

Ve bugün artık Osborne'un gerçek tutumunu, kendisi de eski bir siyasetçi olan ve Victoria ve Albert Müzesi (V&A) Müdürü Tristram Hunt'ın bu sabah Radio 4'daki Today programında aktarması sonucu öğrendik. Tristram galiba kendisiyle Osborne'un 1963 tarihli yasanın yürürlükten kaldırılması isteğinde birleştiğini öne sürerken, bu değişiklik kendilerine müze koleksiyonlarıyla ilgili uygun gördükleri şekilde hareket etme yetkisi verecek.

Öte yandan mermerlerin bize geri verilmesini istiyorsak, onları geri göndermek son derece pervasız bir hareket olur. Bir müze başkanı ya da müdürünün böyle bir yetkiye sahip olması gerektiğini düşünmüyorum. Ayrıca Osborne siyasi ölüm ilanında, yönetimdeyken Avrupa Birliği referandumunu kaybeden, bunun ardından da BK'ye Partenon Mermerleri'ni kaybettiren bir adam olarak anılmak ister mi? Hiç sanmıyorum.

Ama önce Yunan mermerlerinin doğum yerlerine hatırı sayılır bir şekilde ödünç verilmesiyle ilgili yapılan onca konuşmanın altında gerçek bir imkan olup olmadığını değerlendirelim. Hem Starmer hem de Sunak mevcut mevzuatın değiştirilmeyeceğini açıkça belirtiyor; elbette bu değişebilir. Her ikisi de kapıyı, ödünç verme ihtimaline aralık bırakırken Starmer sorumluluğu müzeye attı.

Öte yandan Yunanlıların elinde teminat olarak verebilecekleri eşit değerde hiçbir eser yok. Eğer mermerler evlerine giderse, bir daha asla geri dönmezler. Bunu herkes biliyor. Hiçbir başbakanın ve daha önce de söylediğim gibi British Museum'ın başkanının, istemeden de olsa mermerleri kaybetme riskini göze alacağını sanmıyorum. (Son zamanlarda yeterince kaybettiler). Peki geriye ne kaldı? Birkaç parçayı takas etmek mi?

Daha da önemlisi, Yunanlılar kilit bir noktada ayak diremeye devam ediyor. Halkları, Atina'daki 2 bin 500 yıllık Partenon Tapınağı'nın bir zamanlar parçası olan bu hazinelerin geri dönmesini uzun zamandır arzuluyor. Yakın zamanda inşa edilen Akropolis Müzesi'nde, her biri kayıp heykel parçalarının şeklini titizlikle çerçeveleyen boş kaideler var. Dünyanın dört bir yanındaki ve V&A da dahil Londra'daki müzeler, halihazırda eserleri ait oldukları topraklara hediye ederek geri gönderiyor fakat iade etrafında dönen hararetli tartışmalarda, mermerlerin en çok öne çıkan sanat eserleri olduğu söylenebilir. Ve British Museum'ın stratejisi de karşılıklı ödünç vermeye dayalı bir model oluşturmak. Fakat bunun işe yaraması için Miçotakis'in mermerlerin ödünç verildiğini üstü kapalı kabul etmesi gerekiyor. Ve bunu asla yapmayacak.

Ulusal kimlik Yunanlılar ve dolayısıyla politikacıları için de gerçekten önemli. Komşumuz Fransa'yla tarihimizde savaşlar var ama Yunanistan ve komşusu Türkiye arasında, Türkiye'nin düşmanlıkları yeniden tırmandırması gibi çok gerçek bir tehdit varlığını sürdürüyor. Komşunuzun sürekli tehdidi altında yaşadığınızda ulusal gururunuz kabarır. Mermerler bu ulusal kimliğin kilit bir simgesi haline geldi.

Dolayısıyla hâlâ ciddi bir çıkmazın içindeyiz.

Bu satırları okuyan birçoğunuz muhtemelen iade edilmeleri gerektiğine inanıyor. Ama izninizle başka bir görüş ortaya atayım. Lord Elgin'in mermerleri yasal ya da yasadışı yollardan elde edip etmediği hiçbir zaman çözülemeyecek. Pek çok antika, Avrupalı arkeoloji ekiplerinin izniyle kazılıp çıkarıldı ama gerçek duvarlardan parçalar çıkarmanın pek de savunulacak yanı yok gibi görünüyor.

Elgin kurnaz bir fırsatçı mıydı yoksa bu muhteşem kalıntıları daha fazla tahribattan kurtarma amacıyla mı hareket etmişti? Partenon frizlerinin ve heykellerinin çoğu, çok daha önce yaşanan muazzam bir patlamada yok olmuştu ve tarih her iki yönde de ilerleyebilirdi. Elgin bunu bilemezdi. Dahası dünya tarihinin; savaşan ulusların, yeri değişen nüfusların, yerküre üzerinde sürekli hareket eden nesne ve kültürlere dair acımasız bir hikaye olduğunu inkar edemeyiz. Bunda zamanı geri alamayız.

Dileğim, her iki ülkenin de artık yerel ve küresel topluluklar halinde yaşadığımızı kabul edip nadir antika eserleri paylaşabileceğimizde hemfikir olarak kurduğu güvenilir bir ortaklık kapsamında, örneğin her 5 yılda bir bu mermerlerin dönüşümlü olarak yer değiştirdiğini görmeye ömrümüm yetmesi. Ama bunun için gururlu bir ulus olan Yunanlıların çok fazla taviz vermesi ve bizim de çok fazla diplomasi ve güven göstermemiz gerekecek. Ve bu son anlaşmazlık, her iki tarafın da kişisel çıkarlarını yüksekte tuttuğunu ortaya koymaktan başka bir şey yapmadı ve bu durumun yatışacağına dair hiçbir işaret yok. Siyaset kuralları.

Independent Türkçe



Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
TT

Rusya'da 15 yaşındaki saldırgan dehşet saçtı: Nazi sembolü çizdi

Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)
Moskova'da bir polis aracı (Temsili/Reuters)

Rusya'nın Başkurdistan Cumhuriyeti'nde cumartesi günü bir üniversite yurdunda bir gencin bıçaklı saldırı dizisi sonucu en az 6 kişi yaralandı. Yaralananlar arasında öğrenciler de var.

Haberlere göre bıçak taşıdığı belirtilen 15 yaşındaki çocuk, cumartesi günü Ufa'daki Devlet Tıp Üniversitesi'nin yurduna girip öğrencilere saldırmaya başladı. Gencin milliyetçi sloganlar attığı ve Nazi sembolü çizdiği bildirildi.

Rusya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Irina Volk, RTVI haber sitesine yaptığı açıklamada, "Saldırgan gözaltına alınmaya direndi ve bu sırada iki polis memuru bıçaklandı. Ayrıca şüpheli kendine de zarar verdi" dedi. Şüpheli, ağır yaralı halde yerel bir çocuk hastanesine kaldırıldı.

Moskova'nın yaklaşık 1200 km doğusundaki Ufa'daki yetkililer, olayla ilgili üst düzey soruşturma başlattı. Saldırıda yaralanan en az 4 kişi hastaneye kaldırıldı ve birinin durumunun kritik olduğu düşünülüyor. Yaralananlar arasında Hintli öğrenciler de bulunuyor.

Moskova'daki Hindistan Büyükelçiliği, "Ufa'da talihsiz bir saldırı yaşandı. Aralarında 4 Hintli öğrencinin de bulunduğu birçok kişi yaralandı" açıklamasını yaptı.

Büyükelçilik, yetkililerle temas halinde olduğunu ve "Kazan'daki konsolosluktan yetkililerin yaralı öğrencilere yardım etmek üzere Ufa'ya hareket ettiğini" belirtti.

Görgü tanıkları, kaotik anları "her yer kan içindeydi" diyerek anlattı. Ren TV, yaralıların ambulanslarla hastaneye taşındığını gösteren görüntüleri yayımladı.

Yerel Baza kanalına göre, şüpheli yasaklı bir neo-Nazi örgütüne mensuptu. Economic Times'a göre Rusya'daki üniversitelerde 30 binden fazla Hintli öğrencinin eğitim gördüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe


New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
TT

New START anlaşmasının sona ermesinin ardından büyük nükleer güçler arasındaki gerilim tırmanıyor

Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)
Pekin'de İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini anmak için düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare, 3 Eylül 2025 (Reuters)

Rusya ve ABD arasında her iki ülkedeki nükleer silahları sınırlandırmak için imzalanan New START anlaşmasının bu hafta sona ermesinden bu yana, dünyanın önde gelen nükleer güçleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Washington, gelecekteki herhangi bir anlaşmaya Pekin'i de dahil etmek isterken, Moskova ise Paris ve Londra'nın nükleer silahlanma konusunda yapılacak çok taraflı müzakerelere katılmasını talep ediyor. İki nükleer güç New START anlaşmasının kısıtlamalarından kurtulduğundan, uzmanlar her iki tarafın da taviz vermeden kazanç elde etmeye çalışacağı yeni bir silahlanma yarışından endişe duyuyor.

Çin'in belirsiz tutumu

Çin, nükleer silahların yayılmasını sınırlamak için yeni bir antlaşma müzakerelerine katılma fikrini reddetti. Batılı bir diplomat, Pekin'in iki büyük nükleer güce yetişmenin ne kadar zor olacağı konusunda ‘kasıtlı olarak belirsiz’ kalmayı tercih ettiğini söyledi. Çin'in toplamda yaklaşık 600 nükleer savaş başlığı var. Bu sayı, ABD ve Rusya'nın şu anda sahip olduğu toplam bin 700 savaş başlığından çok daha az ve iki büyük nükleer gücün cephaneliklerindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısından da çok daha az. Ancak çoğu gözlemci, Çin'in nükleer savaş başlığı üretimini artırdığı konusunda hemfikir. ABD'nin tahminlerine göre bu sayı 2030 yılına kadar bine, 2035 yılına kadar ise bin 500'e ulaşabilir.

Eski ABD Stratejik Komutanlığı (STRATCOM) Komutanı emekli Amiral Charles A. Richard, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde verdiği ifadesinde, Çin'in yeteneklerinin ‘istihbarat topluluğunun raporlarından’ daha yüksek tahmin edilmesini istedi. Emekli Amiral, bu rakamın gerçeklere daha yakın olması için ‘iki veya üç katına çıkarılması gerektiğini’ de sözlerine ekledi.

Öte yandan Singapur Ulusal Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Ja Ian Chong, Çin'in bu konudaki şeffaflık eksikliğinin birçok soruna yol açtığını savundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye konuşan Ja Ian Chong, “Bu şeffaflık eksikliği ve gizlilik, yanlış hesaplama riskini artırıyor” dedi.

Siyaset Bilimci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı analistler, Pekin'in gerçek kapasitesini gizlemeye çalıştığına inanıyor. Bu, nükleer silahlarını koruyabilir ve potansiyel düşmanlarının karşı önlemler geliştirmesini engellemede belirli bir avantaj sağlayabilir.”

Çin'in nükleer kapasitesini ulusal güvenlik için gerekli minimum düzeyde tuttuğunu ısrarla savunduğunu belirten Chong, “Ancak bu iddiayı bağımsız olarak doğrulamanın bir yolu yok” ifadelerini kullandı.

Sıcak hat... Ancak Çin'in durumu farklı

Rusya ile ABD arasında 1962 yılında neredeyse bir savaşın patlak vermesine yol açan Küba Füze Krizi'nden bir yıl sonra, iki ülkenin liderleri, olası benzer bir acil durumda hızlı bir şekilde iletişim kurabilmeleri için bir sıcak hat (kırmızı telefon) kurdular, ancak Çin'in durumu farklı.

ABD Senatosu komitesine “Rusya ve ABD'nin Soğuk Savaş sırasında öğrendiği şey, bu kadar büyük yıkıcı güce sahip sistemleri sorumlu bir şekilde yönetmekti” diyen emekli Amiral Richard, “Çin'in ise aynı dersleri alıp almadığını bilmiyoruz” diye ekledi.

Diğer taraftan Londra merkezli Chatham House'da araştırmacı olan Georgia Cole, “Çin'in nükleer silahları sınırlamayı amaçlayan görüşmelere katılmakta isteksiz olmasının nedenlerinden biri, diğer iki büyük gücün çok gerisinde kalmasıdır” yorumunda bulundu.

Trump'ın Pekin'in müzakere masasında olmasını istediğini söyleyen Georgia Cole, ancak ‘Çin, Washington ve Moskova ile eşit düzeye gelmedikçe resmi nükleer silah azaltma görüşmelerine katılmayacağını ısrarla vurguladığı için bunun şu anda olası olmadığını’ belirtti.

Rusya'nın manevrası

Rusya ise, ABD'nin Çin'in katılımında ısrarcı tutumuna karşılık olarak, BM Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi olan Avrupa’daki iki nükleer güç olan İngiltere ve Fransa'dan da aynı şeyi talep etti. Rusya'nın Cenevre'deki BM Ofisi Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, ülkesinin katılım isteğinin ‘ABD'nin NATO'daki askeri müttefikleri’ olan İngiltere ve Fransa'nın katılımına bağlı olduğunu söyledi.

Bu arada Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün güvenlik uzmanı Elouaz Fayeh'e göre iki Avrupa ülkesinin toplam nükleer savaş başlığı sayısı 500'den az, ancak Rusya, hepsini Batılı güçler olarak görerek, bunların ABD ile aynı ‘kefeye’ konulmasını istiyor.

Fayeh, bunun iki ülkeyi ‘iki süper gücün pazarlık kozu’ haline getireceğini ve Fransa'nın bunu sık sık reddettiğini belirtti. Nükleer tehditler

Washington'da, New START anlaşmasının eski ABD baş müzakerecisi Rose Gottemoeller, ABD Senato Komitesi’ne verdiği ifadede Pekin'in gelecekteki nükleer müzakerelere katılmasının gerekliliğini vurguladı. Gottemoeller, Pekin'in nükleer tehditler konusunda ABD ile diyalog başlatmanın yollarını bulmaya büyük ilgi gösterdiğini” düşündüğünü söyledi.

Dolayısıyla Pekin silah kontrolü ile ilgili görüşmelere katılmayı reddetse bile, bu tehlikeler ele alınmalı. Silah cephanelerinin ABD’ninkinden çok daha küçük olduğunu belirten Gottemoeller, buna karşın füzelerin ateşlenmeden önceden bildirilmesinin ve acil hat düzenlemeleri gibi hususların, nükleer silahları müzakere masasına getirme ve modernizasyon programlarında yapılanlara dair bu düzeyde bir belirsizliğin sürdürülmemesi konusunda bir diyalog başlatmak için önemli araçlar olduğunu açıkladı.

Gottemoeller, bunun ‘niyetlerini öğrenmek için onlarla konuşmak’ şeklindeki başlıca ve en önemli hedef olması gerektiğinin de altını çizdi.


İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.