Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki en büyük stratejik tüneli keşfetmesinin ardından savaşı sürdürme sözü verdi

Uluslararası çevrelerden Gazze Şeridi’nde ateşkes için yapılan çağrılar artıyor

İsrail ordusunun 15 Aralık'ta Gazze'nin kuzeyinde Hamas’ın en büyük tüneli için düzenlediği basın turu sırasında çekilmiş bir fotoğraf (AFP)
İsrail ordusunun 15 Aralık'ta Gazze'nin kuzeyinde Hamas’ın en büyük tüneli için düzenlediği basın turu sırasında çekilmiş bir fotoğraf (AFP)
TT

Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki en büyük stratejik tüneli keşfetmesinin ardından savaşı sürdürme sözü verdi

İsrail ordusunun 15 Aralık'ta Gazze'nin kuzeyinde Hamas’ın en büyük tüneli için düzenlediği basın turu sırasında çekilmiş bir fotoğraf (AFP)
İsrail ordusunun 15 Aralık'ta Gazze'nin kuzeyinde Hamas’ın en büyük tüneli için düzenlediği basın turu sırasında çekilmiş bir fotoğraf (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Gazze Şeridi'ndeki savaşı sürdürme sözü verdi ve bakanlarına, Gazze’deki çatışmalarda öldürülen askerlerin ailelerinden bu izni aldığını söyledi.

Netanyahu, dün yapılan kabine toplantısında savaşa devam etme ve ateşkes yapmama yetkileri olduğunu belirterek, “Bu bizim görevimiz” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, savaşın Hamas'ı ortadan kaldırma, Gazze’ye kaçırılan tüm rehineleri kurtarma ve Gazze’nin yeniden terör yuvası haline gelmemesini, İsrail Devleti için bir tehdit oluşturmamasını sağlama hedeflerine ulaşana kadar devam edeceğini vurguladı.

Öte yandan uluslararası çevrelerden Gazze Şeridi'nde ateşkes için çağrıları arttı. Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, dün temaslarda bulunmak üzere gittiği Tel Aviv'de ülkesinin ‘acil ve kalıcı’ ateşkes yapılmasını sabırsızlıkla beklediğini açıkladı. İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Colonna, “Çok sayıda sivil öldürüldü” dedi. Ancak Cohen, İsrail’in şu an için ateşkesi reddettiğini ifade etti ve ateşkes çağrılarının ‘Hamas için bir armağan’ olduğunu öne sürdü. Cohen, ‘İsrail'in bölgeyi istikrara kavuşturmak için Hamas'a karşı savaşı kazanmaktan başka seçeneği olmadığını’ söyledi.

 Cohen sözlerini şöyle sürdürdü:

Hamas ortadan kaldırılıncaya, rehineler serbest bırakılıncaya ve Gazze Şeridi'ndeki durum değişinceye kadar savaşa devam edeceğiz.

sfe
Cumartesi günü İsrail'in güneyinden görülen, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne düzenlediği bombardıman sonrası bölgeden yükselen dumanlar (AP)

Colonna’nın ateşkes çağrısından önce İngiltere ve Almanya’dan da benzer çağrılar yapıldı. İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock, Sunday Times'ta yayınlanan ortak makalelerinde, derhal kalıcı bir ateşkese varılması gerektiğini vurguladılar.

Netanyahu'nun Gazze Şeridi'nde savaşın süreceğini vurgulamasıyla birlikte İsrail ordusu, büyük bir direnişle karşılaştığı Gazze’de kara harekatlarını derinleştirmeye devam ederken, Gazze’de çok sayıda bölgeyi bombaladı.

Han Yunus'ta şiddetli çatışmalar yaşanıyor

İsrail ordusu sözcüsü, 7. Tugay’ın Han Yunus'a giden yolu aralamayı başardığını ve bölgede çatışmalar yaşandığını açıkladı. İsrail işgal güçlerinin Han Yunus Tugay Komutanlığı'na, bölgedeki altyapı ve yer altı tesislerine baskın düzenlediklerini belirten sözcü, İsrail güçlerinin Han Yunus'un merkezindeki Beni Suheyla Meydanı’na ulaştıklarını ve buranın operasyonel kontrolünü ele geçirdiklerini sözlerine ekledi. İsrail işgal güçlerinin Han Yunus ve Cibaliye Mülteci Kampı’nda Filistinli grupların üyelerini öldürdüğünü, füzelerin fırlatıldığı noktaları kullanılamaz hale getirdiğini, savaş mühimmatına el koyduğunu, istihbarat araçlarını ortaya çıkardığını ve tünelleri bulup yok ettiğini açıkladı.

zxsc
İsrail ordusunun Hamas’ın Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Erez Sınır Kapısı’na saldırmak için kullandığı öne sürülen tünelde görünen İsrail askerleri (AP)

Öte yandan İsrail ordusu, savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana İsrail'in Gazze'de keşfettiği en büyük tünele odaklanmış durumda.

En büyük tünel

Hamas Hareketi’nin en büyük stratejik tünelini yok ettiğini açıklayan İsrail ordusu, Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın tünel içindeki fotoğraflarını ve arabaların geçebileceği genişlikteki devasa tüneli gösteren görüntüleri paylaştı.

İsrail ordusuna göre, en geniş kısmı yaklaşık 50 metre olan tünelin uzunluğu 4 kilometreden fazla ve Erez Beyt Hanun Sınır Kapısı’na yaklaşık 400 metre uzaklıkta bulunuyor. Ayrıca tünel, kendi içlerinde geniş ve karmaşık bir tünel ağı oluşturan çeşitli kollara ve yan yollara ayrılıyor.

Tünel içinde temizlik, elektrik, iletişim ve telefon altyapısının yanı sıra İsrail ordusunun girişini engellemek için tasarlanmış sağlam kapıların olduğunu açıklayan ordu, araçların geçebileceği genişlikteki tünelde Hamas’a ait çok sayıda silahın bulunduğunu öne sürdü.

İsrail ordusunun açıklamasına göre, tünel kazısında onlarca kişilik bir ekip yer aldı. Tünel inşaatı sırasında Gazze Şeridi'ne kaçırılan özel sondaj makinelerinin yanı sıra Hamas Hareketi’nin sahip olduğu taktik tünellerde henüz keşfedilmemiş malzemeler kullanıldı. Tahminlere göre Hamas, Gazze Şeridi boyunca yer altında bir tünel ağı kurmak için milyonlarca dolar harcadı. Söz konusu tünelden Gazze Şeridi'ndeki çatışmalar sırasında İsrail ordusuna karşı saldırılar başlattı.

İsrail Ordu Sözcüsü Yarbay Richard Hecht, Hamas’ın ‘İsrail Devleti'ne ve halkına saldırmak ve terör eylemlerinde bulunmak amacıyla inşa ettiği’ tünellere çok büyük miktarlarda para harcadığını ve kaynak ayırdığını söyledi.

Yarbay Hecht, sözlerine şöyle devam etti:

Araçların geçebileceği kadar geniş olan bu stratejik saldırı tünelleri ağı, Muhammed es-Sinvar tarafından yönetiliyordu. Tünel, kasıtlı olarak Gazzelilerin çalışmaları ve tıbbi hizmetlerden yararlanması için İsrail'e geçmeleri amacıyla açılan bir sınır kapısının yakınlarında inşa edildi. Hamas için İsrail halkına saldırmak, Gazze halkını destek olmaktan önce gelmeye devam ediyor.

Hamas sessiz

Diğer taraftan Hamas, tünelin ortaya çıkarılmasıyla ilgili herhangi bir yorumda bulunmadı. Ancak Hamas Hareketi, Gazze'deki tüm cephelerde çok sayıda İsrail askerin öldürüldüğünü, tankların ve askeri araçların imha edildiğini açıkladı. Açıklamada Hamas üyelerinin, evlerde saklanan askerleri öldürdükleri ve sahada yerleştirilen bombaları infilak ettirdikleri belirtildi.

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan açıklamalarda ise Gazze Şeridi çevresindeki yerleşim bölgelerinin füzelerle hedef alındığı aktarıldı. Kassam Tugayları, Gazze Şeridi'nin geniş bölgelerinde şiddetli sokak çatışmalarına girildiği görülen günlük videolar yayınlamaya devam etti.

İsrail, savaşmanın zorluğunu ve Hamas'ın askeri yeteneklerini kabul etti. İsrail Ordu Radyosu, ordunun Kassam Tugayları’na karşı aylarca savaşmak zorunda kalabileceğinin tahmin edildiğini bildirdi.

İki İsrail askeri öldürüldü

İsrail ordu sözcülerinden biri, dün sabah yaptığı açıklamada, cumartesi günü Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki ve güneyindeki çatışmalarda iki İsrail askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Böylece Aksa Tufanı Operasyonu’nun düzenlendiği 7 Ekim'den bu yana ölen İsrail askeri sayısı 453'e, Gazze’de kara harekâtının başladığı 27 Ekim'den bu yana ise 121'e yükseldi.

İsrail, bir yandan çatışmalar devam ederken Gazze'de Cibaliye Mülteci Kampı, et-Tuffah Mahallesi, ez-Zeytun Mahallesi, Şeyh Rıdvan Mahallesi, Han Yunus, Refah ve diğer bölgeleri kapsayan geniş çaplı bombardımanlarına devam etti.

Öte yandan Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, İsrail'in kapsamlı işgal saldırısının başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde yüzde 70'ini kadınların ve çocukların oluşturduğu 19 bin 88 kişi şehit edildi, 54 bin 450 kişi yaralandı, çok sayıda kişi ise halen kayıp.

Şehitler arasında 300'den fazla sağlık çalışanı, 86 gazeteci, 35'e yakın sivil savunma ekibi üyesi ve 135 Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) çalışanının olduğu belirtildi.

Gazze'deki Hükümet Enformasyon Dairesi tarafından yapılan açıklamada ise İsrail’in yüzde 70'i çocuk ve kadın olmak üzere 8 bin çocuk ve 6 bin 200 kadını öldürdüğü, kayıp kişilerin sayısının 7 bin 500'e ulaştığı ve 51 bin kişinin yaralandığı bildirildi. Açıklamaya göre, 40 sağlık personeli ve 7 gazeteci İsrail askerleri tarafından tutuklandı, 1,5 milyon kişi yerinden edildi.

zsaxxas
İsrail'in cuma günü düzenlediği hava saldırısının ardından Gazze'deki Ortodoks kilisesinin enkazında kalan cesetler çıkarıldı (AP)

İşgalci İsrail ordusu, Gazze’de ayrıca 126 hükümet binasını, hizmet dışı kalan 90 okul ve üniversitenin yanı sıra 282 okul ve üniversiteyi kısmen tahrip ederken, 112 camiyi tamamen yıktı, 200 camiyi ve 3 kiliseyi kısmen tahrip etti.

İsrail bombardımanları sonucunda Gazze’de 52 bin 500 konut tamamen yıkılırken, 254 bin konut kısmen zarar gördü. 22 hastane ve 53 sağlık ocağı hizmet dışı kaldı. İşgalci İsrail ordusu, saldırıların başlamasından bu yana 138 sağlık tesisini ve 102 ambulansı hedef aldı. Bununla birlikte yerinden edilmeler ve sağlıksız şartlardan ötürü 327 bin bulaşıcı hastalık vakası kaydedildi.



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME