Federalizm, Suriye'nin kapısını çalıyor

Yeni bir cumhuriyet adına ülkenin kuzeyinde ve doğusunda oluşan bölgenin özelliklerini tanımlayan Toplumsal Sözleşmesi oluşturuldu.

Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.
Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.
TT

Federalizm, Suriye'nin kapısını çalıyor

Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.
Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.

Mustafa Rüstem

Suriye'nin doğu ve kuzeydoğu kesimlerinde yaşanan huzursuzlukların ardından Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Genel Konseyi, bölgeye yönelik Toplumsal Sözleşmesi’ni onayladı. Kuzeydoğu topraklarının, yeni sözleşmede Suriye Arap Cumhuriyeti yerine ‘Demokratik Suriye Cumhuriyeti’ olarak tanımlanan bölgeye ait olacağı yönünde resmi duyuru kaydedildi.

Modern Toplumsal Sözleşme’nin başında ‘önsöz’ başlığı altında, bunun bölge halkının bir farkındalığı olduğu, halkların onurlu yaşama taleplerine, Suriyelilerin büyük fedakarlıklarına bir yanıt sayıldığı belirtildi.

Önsözde şu ifadelere yer verildi:

Biz Kürtler, Araplar, Süryaniler, Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler, Çerkesler, Çeçenler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Ezidiler olarak, ırkçı eğilimler, ayrımcılık, dışlama veya herhangi bir kimliğin ötekileştirilmesi olmadan geleceğin Suriye'sinin inşasına temel oluşturmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye'de demokratik bir sistem kurmak için bir araya geldik.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 yıl önce ülkede silahlı çatışmaların patlak vermesiyle, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) doğduğu dönemde kuruldu. Alanı Haseke, Rakka, Deyrizor ve Halep kırsallarına kadar uzanan bölgede, Rojava olarak adlandıran yönetimde Kürt bileşenler hakim olsa da Araplar, Çerkesler ve diğerleri de dahil olmak üzere birçok etnik köken bulunuyor. Rojava, Kürtlerin İran, Türkiye ve Irak'ın bazı kısımlarındaki bölgelere atıftla ‘batı’ anlamına geliyor.

Ademimerkeziyetçilik yolunda

Bu gelişme ışığında, federal ve bağımsız bir sistem yaratma konusunda son derece istekli olan Kürtler, DEAŞ’a karşı savaş başlattıkları 2013'ten beri esasen özerk olan bir bölgenin anayasası için Toplumsal Sözleşmesi’n, temel yapı taşı varsayıyor.

Gözlemciler, 7 Ekim’deki operasyonun ardından Gazze’de patlak veren savaş dahil olmak üzere hızlı gelişmelerin yaşandığı kritik bir döneme denk gelen bu adımın sonuçlarından korkuyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre söz konusu savaş öyle bir boyuta ulaştı ki Suriye'deki ABD üsleri ve İran yanlısı gruplar o zamandan beri çatışma halinde.

Uzmanlardan oluşan bir ekip, Suriye’de iç savaş başladığından bu yana DEAŞ’ın saldırıları ve Türkiye'nin operasyonları sonrasında bölgenin yönetimin temellerini atması gerektiğine inanıyor.

Kürt İnsan Hakları İzleme Ağı'nın dış şube yetkilisi Joan el-Yusuf, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, Toplumsal Sözleşme’nin Suriye'de federalizme değil, ademimerkeziyetçiliğe giden yolu çizdiğini, çünkü bu sözleşmenin kendine özgü bir bölgenin oluşumunu müjdelediğini söyledi. Bu bölgenin demokratik Suriye'nin bir parçası olduğuna dikkat çeken Yusuf, bölge çıkarlarının belirli ve spesifik mekanizmalarla dikkate alınabilmesi yönünde çeşitli bileşenlerinin bu coğrafyanın parçası olabilmesi için Suriye'nin geleceğine yönelik siyasi bir vizyonun geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Ancak Yusuf’un talep ettiği bu vizyon, toplumsal sözleşmede yer almıyor. Zira bu politikayı formüle etmek için yasaya ihtiyacı var.

Yusuf sözlerine şöyle devam etti:

Sözleşmede Özerk Yönetim'in yaptıkları dışında herhangi bir yenilik yer almıyor. Özgürlükler, mahkemeler, dava hakkı, genç ve kadın haklarıyla ilgili birçok paragraftan oluşan teorik bir metin var. Haklara gelince yüzde 25'i hayata geçirilirse harika olur.

Sözleşmenin toplumun bileşenleri arasında benzerlik getirdiğini, dil, yönetim ve diğer konularda Arap, Kürt ve Süryani ayrımı yapmadığını vurgulayan Yusuf, demografiyi korumaya ve bu bileşenlerin hakkını birlikte vermeye olan bağlılığını da dile getirdi. “Ancak Toplumsal Sözleşme’nin açıklama yapmadan ekolojik demokratik bir sistem arayışı gibi ideolojiyle dolu noktalar da var. Bu ne anlama geliyor?” diye sordu.

Toprak bütünlüğü ve tehditler

Suriye sokağı, Suriye ve federal topraklara dair pek çok ünlem işaretiyle birlikte, bütün bir bölgeyi devletin hesapları ve egemenliği dışında etkileyen Toplumsal Sözleşme kararını olumlu karşılıyor. Ancak Şam'daki uzmanlara göre bu bölge yaklaşık 10 yıldır kendi kendini yönetiyor. Toplumal Sözleşme, bölgenin kurumlarının yapısına ilişkin resmi açıklama dışında yeni bir şey eklemiyor.

Akademisyen ve hukuk araştırmacısı İsmail Abdulhak, Kürt çoğunluğa sahip yerel konseylerin yetkileri aracılığıyla bölgenin resmi haliyle doğuşu fikrini savunuyor. Geçtiğimiz eylül ayından bu yana süren şiddetli aşiret savaşının nedenlerinden birinin, Arap çoğunluğun bulunduğu yönetim bölgelerinde Kürtlerin bireyselliği, ayrıca Şam'daki merkezi hükümete başvurmadan tüm toprakları üzerinde kontrol sahibi oluşu olduğuna dikkat çekiyor.

Abdulhak konuya dair şunları söyledi:

“Tarımsal verim, petrol ve gaz kaynakları açısından zengin ve bol olduğu düşünülen topraklardan çıkarılan petrol ve petrol ticareti incelenebilir. Hepsi koalisyon üsleri ve Amerikan güçlerinin yardımı ve korumasıyla gerçekleştiriliyor. Ancak en önemli soru, sözleşmede bölgenin merkezi bir yönetime bağlı olduğu belirtildiği sürece bu merkezin onayı olmadan cumhuriyetin adını değiştirme veya hükümetin yeniden yapılandırılmasından bahsetme hakkı var mıdır?.”

Bu yöndeki kararların yürürlüğe girmesi ve ülke dahilindeki diğer mezhepleri ve bölgeleri teşvik ederek özyönetimin bu şekilde meşrulaştırılmasına ilişkin Suriye halkının endişelerini gizlemeyen Abdulhak, henüz bağımsızlık talep etme noktasına gelmemiş olsalar da bugüne dek halk protestolarına sahne olan Cebel el-Arab gibi güney bölgelerinde hala bağımsızlık ve özyönetim talepleri konusunda yoğun çatışmalar yaşandığını anlattı.

Ancak aynı zamanda PKK’nın güney sınırlarına yönelik giderek artan tehditlerini hissetmesi ve terör listesine dahil etmesi nedeniyle meselenin o kadar da kolay geçmeyeceğine inanıyor. Bu sırada Ankara ise Kürt tehditlerini durdurma gerekçesiyle Suriye silahlı muhalefetinin de üç askeri operasyona (2016-2019) katılımıyla kuvvetlerinin saldırısının ardından kuzeydeki Suriye topraklarından çekilme koşullarını açıkladı.

Savunma Bakanı Yaşar Güler, bu ayın ortalarında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kuvvetlerinin çekilmesi için iki şart sunduğunu vurguladı:

Suriye muhalefetinin Şam hükümetiyle ülke için yeni bir anayasa konusunda anlaşması ve seçim yapılması.

Yeni sözleşme

Kürt Özerk Yönetimi 2013 yılında kontrolü sıkılaştırmış, DEAŞ’a karşı savaşmak için ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçleriyle yerel müttefik askeri kol olan SDG kurulmuştu. Ancak bugün Fırat Nehri'nin doğusunda kontrolü altındaki tüm bölgelerdeki belediyelerin yapısına ilişkin daha fazla ayrıntı ortaya koyuyor.

Sözleşmede en önemlisi Suriye Demokratik Cumhuriyeti adının getirilmesi olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye Halk Konseyi'nin Özerk Yönetim Genel Konseyi olarak adlandırılması, gözetim kurumları, üniversiteler ve diğerlerinin oluşturulması gibi 134 madde yer alıyor.

Yusuf bu hususta şu açıklamada bulundfu“Bir dizi gözlem, belki de en öne çıkanı, Toplumsal Sözleşme'nin kapitalizme karşı sosyal demokratik bir sistem kurmayı amaçladığıdır. Bu konuda temel bir kusur var çünkü Özerk Yönetim'i koruyanlar Amerikalılar. ABD kapitalist bir ülke. Bir başka açıdan bakıldığında tüm dünya ekonomik piyasa modellerine yöneliyor. Sosyalist ya da kapitalist bir sistem yok. Bunun yerine açık, kapalı ya da karma piyasalardan oluşan çoklu ve çeşitli ekonomik modeller var ve bu piyasaların biçimleri bir şekilde düzenleniyor.”

Henüz etkisi altındaki bölgeler için yeni bayrağı seçmeyen Toplumsal Sözleşme, bir anayasaya, toplumsal, politik ve ekonomik hayatın kanunlaştırılmasına daha yakın görünüyor.

Sözleşme açıklandığı gün Özerk Yönetim Konseyi tarafından yapılan basın açıklamasında, taslağın ayrıntılarını tartışmak ve teklifleri karşılamak üzere Kuzey ve Doğu Suriye'deki yönetimin tüm bölgelerinde çeşitli toplantılar ve halka açık toplantılar yapılacağı kaydedildi. Aynı zamanda aralık ayının başında dört günlük bir süre boyunca Rakka şehrinde bir araya gelen taslak hazırlama komitelerine sunuldu.

Özerk Yönetim Ortak Başkan Yardımcısı Gabriel Shamoun'un basın açıklamalarında söylediğine göre ilk veriler, Toplumsal Sözleşme’nin kabulü ardından ikinci sayılan, seçim hazırlıklarının yapılması, bu amaçla bölgesel düzeyde bir komisyon oluşturulması ve yedi ilde seçimlerin başlatılması yönünde adım atılması anlamına geliyor.

Şam hükümeti ile muhalefet arasında yakınlaşacak ve fikir birliğine varacak tepkiler bekleyen Yusuf, başta koalisyon ve onun askeri, siyasi oluşumları olmak üzere muhalefetin Türk iradesi dışında bir vizyonu olmadığını öne sürerek şunları söyledi:

Bu girişimle ya da Toplumsal Sözleşme ile ciddi ya da eleştirel bir zihinle ilgilenilmesini beklemiyorum. Bu noktada muhalefet ve Şam otoritesi hemfikir. Her konuda görüş ayrılıklarına rağmen Kürt ruhu taşıyan her projeye karşı çıkma konusunda hemfikirler.

Siyasi düzeyde bölge koşullarının ne olacağı, Sahadaki herhangi bir duruma ilişkin belirsizliğin bir yandan Ankara'yı, diğer yandan Şam'ı belki de Rusya’nın katılımıyla veya katılımı olmadan askeri harekata ittiği konuşuluyor. Kuzey ve Doğu Suriye'nin kontrolünün yeniden ele geçirilmesi, stratejik konumunun, bol miktarda gıda ve petrolün elde edilmesi hedefiyle ABD ile çatışılmaması üzerine duruluyor.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.