Federalizm, Suriye'nin kapısını çalıyor

Yeni bir cumhuriyet adına ülkenin kuzeyinde ve doğusunda oluşan bölgenin özelliklerini tanımlayan Toplumsal Sözleşmesi oluşturuldu.

Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.
Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.
TT

Federalizm, Suriye'nin kapısını çalıyor

Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.
Suriye-Irak-Türkiye sınır üçgenine yakınlarında Uluslararası Koalisyon ve SDG ortak askeri tatbikatından bir kare.

Mustafa Rüstem

Suriye'nin doğu ve kuzeydoğu kesimlerinde yaşanan huzursuzlukların ardından Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Genel Konseyi, bölgeye yönelik Toplumsal Sözleşmesi’ni onayladı. Kuzeydoğu topraklarının, yeni sözleşmede Suriye Arap Cumhuriyeti yerine ‘Demokratik Suriye Cumhuriyeti’ olarak tanımlanan bölgeye ait olacağı yönünde resmi duyuru kaydedildi.

Modern Toplumsal Sözleşme’nin başında ‘önsöz’ başlığı altında, bunun bölge halkının bir farkındalığı olduğu, halkların onurlu yaşama taleplerine, Suriyelilerin büyük fedakarlıklarına bir yanıt sayıldığı belirtildi.

Önsözde şu ifadelere yer verildi:

Biz Kürtler, Araplar, Süryaniler, Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler, Çerkesler, Çeçenler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Ezidiler olarak, ırkçı eğilimler, ayrımcılık, dışlama veya herhangi bir kimliğin ötekileştirilmesi olmadan geleceğin Suriye'sinin inşasına temel oluşturmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye'de demokratik bir sistem kurmak için bir araya geldik.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 yıl önce ülkede silahlı çatışmaların patlak vermesiyle, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) doğduğu dönemde kuruldu. Alanı Haseke, Rakka, Deyrizor ve Halep kırsallarına kadar uzanan bölgede, Rojava olarak adlandıran yönetimde Kürt bileşenler hakim olsa da Araplar, Çerkesler ve diğerleri de dahil olmak üzere birçok etnik köken bulunuyor. Rojava, Kürtlerin İran, Türkiye ve Irak'ın bazı kısımlarındaki bölgelere atıftla ‘batı’ anlamına geliyor.

Ademimerkeziyetçilik yolunda

Bu gelişme ışığında, federal ve bağımsız bir sistem yaratma konusunda son derece istekli olan Kürtler, DEAŞ’a karşı savaş başlattıkları 2013'ten beri esasen özerk olan bir bölgenin anayasası için Toplumsal Sözleşmesi’n, temel yapı taşı varsayıyor.

Gözlemciler, 7 Ekim’deki operasyonun ardından Gazze’de patlak veren savaş dahil olmak üzere hızlı gelişmelerin yaşandığı kritik bir döneme denk gelen bu adımın sonuçlarından korkuyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre söz konusu savaş öyle bir boyuta ulaştı ki Suriye'deki ABD üsleri ve İran yanlısı gruplar o zamandan beri çatışma halinde.

Uzmanlardan oluşan bir ekip, Suriye’de iç savaş başladığından bu yana DEAŞ’ın saldırıları ve Türkiye'nin operasyonları sonrasında bölgenin yönetimin temellerini atması gerektiğine inanıyor.

Kürt İnsan Hakları İzleme Ağı'nın dış şube yetkilisi Joan el-Yusuf, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, Toplumsal Sözleşme’nin Suriye'de federalizme değil, ademimerkeziyetçiliğe giden yolu çizdiğini, çünkü bu sözleşmenin kendine özgü bir bölgenin oluşumunu müjdelediğini söyledi. Bu bölgenin demokratik Suriye'nin bir parçası olduğuna dikkat çeken Yusuf, bölge çıkarlarının belirli ve spesifik mekanizmalarla dikkate alınabilmesi yönünde çeşitli bileşenlerinin bu coğrafyanın parçası olabilmesi için Suriye'nin geleceğine yönelik siyasi bir vizyonun geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Ancak Yusuf’un talep ettiği bu vizyon, toplumsal sözleşmede yer almıyor. Zira bu politikayı formüle etmek için yasaya ihtiyacı var.

Yusuf sözlerine şöyle devam etti:

Sözleşmede Özerk Yönetim'in yaptıkları dışında herhangi bir yenilik yer almıyor. Özgürlükler, mahkemeler, dava hakkı, genç ve kadın haklarıyla ilgili birçok paragraftan oluşan teorik bir metin var. Haklara gelince yüzde 25'i hayata geçirilirse harika olur.

Sözleşmenin toplumun bileşenleri arasında benzerlik getirdiğini, dil, yönetim ve diğer konularda Arap, Kürt ve Süryani ayrımı yapmadığını vurgulayan Yusuf, demografiyi korumaya ve bu bileşenlerin hakkını birlikte vermeye olan bağlılığını da dile getirdi. “Ancak Toplumsal Sözleşme’nin açıklama yapmadan ekolojik demokratik bir sistem arayışı gibi ideolojiyle dolu noktalar da var. Bu ne anlama geliyor?” diye sordu.

Toprak bütünlüğü ve tehditler

Suriye sokağı, Suriye ve federal topraklara dair pek çok ünlem işaretiyle birlikte, bütün bir bölgeyi devletin hesapları ve egemenliği dışında etkileyen Toplumsal Sözleşme kararını olumlu karşılıyor. Ancak Şam'daki uzmanlara göre bu bölge yaklaşık 10 yıldır kendi kendini yönetiyor. Toplumal Sözleşme, bölgenin kurumlarının yapısına ilişkin resmi açıklama dışında yeni bir şey eklemiyor.

Akademisyen ve hukuk araştırmacısı İsmail Abdulhak, Kürt çoğunluğa sahip yerel konseylerin yetkileri aracılığıyla bölgenin resmi haliyle doğuşu fikrini savunuyor. Geçtiğimiz eylül ayından bu yana süren şiddetli aşiret savaşının nedenlerinden birinin, Arap çoğunluğun bulunduğu yönetim bölgelerinde Kürtlerin bireyselliği, ayrıca Şam'daki merkezi hükümete başvurmadan tüm toprakları üzerinde kontrol sahibi oluşu olduğuna dikkat çekiyor.

Abdulhak konuya dair şunları söyledi:

“Tarımsal verim, petrol ve gaz kaynakları açısından zengin ve bol olduğu düşünülen topraklardan çıkarılan petrol ve petrol ticareti incelenebilir. Hepsi koalisyon üsleri ve Amerikan güçlerinin yardımı ve korumasıyla gerçekleştiriliyor. Ancak en önemli soru, sözleşmede bölgenin merkezi bir yönetime bağlı olduğu belirtildiği sürece bu merkezin onayı olmadan cumhuriyetin adını değiştirme veya hükümetin yeniden yapılandırılmasından bahsetme hakkı var mıdır?.”

Bu yöndeki kararların yürürlüğe girmesi ve ülke dahilindeki diğer mezhepleri ve bölgeleri teşvik ederek özyönetimin bu şekilde meşrulaştırılmasına ilişkin Suriye halkının endişelerini gizlemeyen Abdulhak, henüz bağımsızlık talep etme noktasına gelmemiş olsalar da bugüne dek halk protestolarına sahne olan Cebel el-Arab gibi güney bölgelerinde hala bağımsızlık ve özyönetim talepleri konusunda yoğun çatışmalar yaşandığını anlattı.

Ancak aynı zamanda PKK’nın güney sınırlarına yönelik giderek artan tehditlerini hissetmesi ve terör listesine dahil etmesi nedeniyle meselenin o kadar da kolay geçmeyeceğine inanıyor. Bu sırada Ankara ise Kürt tehditlerini durdurma gerekçesiyle Suriye silahlı muhalefetinin de üç askeri operasyona (2016-2019) katılımıyla kuvvetlerinin saldırısının ardından kuzeydeki Suriye topraklarından çekilme koşullarını açıkladı.

Savunma Bakanı Yaşar Güler, bu ayın ortalarında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kuvvetlerinin çekilmesi için iki şart sunduğunu vurguladı:

Suriye muhalefetinin Şam hükümetiyle ülke için yeni bir anayasa konusunda anlaşması ve seçim yapılması.

Yeni sözleşme

Kürt Özerk Yönetimi 2013 yılında kontrolü sıkılaştırmış, DEAŞ’a karşı savaşmak için ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçleriyle yerel müttefik askeri kol olan SDG kurulmuştu. Ancak bugün Fırat Nehri'nin doğusunda kontrolü altındaki tüm bölgelerdeki belediyelerin yapısına ilişkin daha fazla ayrıntı ortaya koyuyor.

Sözleşmede en önemlisi Suriye Demokratik Cumhuriyeti adının getirilmesi olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye Halk Konseyi'nin Özerk Yönetim Genel Konseyi olarak adlandırılması, gözetim kurumları, üniversiteler ve diğerlerinin oluşturulması gibi 134 madde yer alıyor.

Yusuf bu hususta şu açıklamada bulundfu“Bir dizi gözlem, belki de en öne çıkanı, Toplumsal Sözleşme'nin kapitalizme karşı sosyal demokratik bir sistem kurmayı amaçladığıdır. Bu konuda temel bir kusur var çünkü Özerk Yönetim'i koruyanlar Amerikalılar. ABD kapitalist bir ülke. Bir başka açıdan bakıldığında tüm dünya ekonomik piyasa modellerine yöneliyor. Sosyalist ya da kapitalist bir sistem yok. Bunun yerine açık, kapalı ya da karma piyasalardan oluşan çoklu ve çeşitli ekonomik modeller var ve bu piyasaların biçimleri bir şekilde düzenleniyor.”

Henüz etkisi altındaki bölgeler için yeni bayrağı seçmeyen Toplumsal Sözleşme, bir anayasaya, toplumsal, politik ve ekonomik hayatın kanunlaştırılmasına daha yakın görünüyor.

Sözleşme açıklandığı gün Özerk Yönetim Konseyi tarafından yapılan basın açıklamasında, taslağın ayrıntılarını tartışmak ve teklifleri karşılamak üzere Kuzey ve Doğu Suriye'deki yönetimin tüm bölgelerinde çeşitli toplantılar ve halka açık toplantılar yapılacağı kaydedildi. Aynı zamanda aralık ayının başında dört günlük bir süre boyunca Rakka şehrinde bir araya gelen taslak hazırlama komitelerine sunuldu.

Özerk Yönetim Ortak Başkan Yardımcısı Gabriel Shamoun'un basın açıklamalarında söylediğine göre ilk veriler, Toplumsal Sözleşme’nin kabulü ardından ikinci sayılan, seçim hazırlıklarının yapılması, bu amaçla bölgesel düzeyde bir komisyon oluşturulması ve yedi ilde seçimlerin başlatılması yönünde adım atılması anlamına geliyor.

Şam hükümeti ile muhalefet arasında yakınlaşacak ve fikir birliğine varacak tepkiler bekleyen Yusuf, başta koalisyon ve onun askeri, siyasi oluşumları olmak üzere muhalefetin Türk iradesi dışında bir vizyonu olmadığını öne sürerek şunları söyledi:

Bu girişimle ya da Toplumsal Sözleşme ile ciddi ya da eleştirel bir zihinle ilgilenilmesini beklemiyorum. Bu noktada muhalefet ve Şam otoritesi hemfikir. Her konuda görüş ayrılıklarına rağmen Kürt ruhu taşıyan her projeye karşı çıkma konusunda hemfikirler.

Siyasi düzeyde bölge koşullarının ne olacağı, Sahadaki herhangi bir duruma ilişkin belirsizliğin bir yandan Ankara'yı, diğer yandan Şam'ı belki de Rusya’nın katılımıyla veya katılımı olmadan askeri harekata ittiği konuşuluyor. Kuzey ve Doğu Suriye'nin kontrolünün yeniden ele geçirilmesi, stratejik konumunun, bol miktarda gıda ve petrolün elde edilmesi hedefiyle ABD ile çatışılmaması üzerine duruluyor.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.