İsrail, Fransa'ya Dışişleri Bakanlığı mensubunun öldürülmesiyle ilgili açıklama yapmaktan kaçınıyor

Fransa Dışişleri Bakanı: İsrail'den açıklama bekliyoruz

Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, pazar günü Filistin Başbakanı Iştiyye ile Ramallah’ta görüştü (AFP)
Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, pazar günü Filistin Başbakanı Iştiyye ile Ramallah’ta görüştü (AFP)
TT

İsrail, Fransa'ya Dışişleri Bakanlığı mensubunun öldürülmesiyle ilgili açıklama yapmaktan kaçınıyor

Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, pazar günü Filistin Başbakanı Iştiyye ile Ramallah’ta görüştü (AFP)
Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, pazar günü Filistin Başbakanı Iştiyye ile Ramallah’ta görüştü (AFP)

İsrail'in güvenli bölge olduğunu söylediği Gazze Şeridi'nin en güneyinde yer alan Refah şehrine İsrail ordusu tarafından düzenlenen hava saldırısında öldürülen Fransa Dışişleri Bakanlığı mensubunun adı, Paris tarafından açıklandı.

Ahmed Ebu Şemle isimli Dışişleri Bakanlığı çalışanı, 2002 yılından bu yana Fransa’nın Kudüs Konsolosluğu'na bağlı Fransız Kültür Merkezi'nde çalışıyordu. İsrail ordusunun geçtiğimiz çarşamba günü 10'dan fazla kişiyi öldürdüğü saldırıda yaralanan Ebu Şemle, cumartesi günü kaldırıldığı Refah'taki Avrupa Hastanesi'nde hayatını kaybetmiş, Paris tarafından geçtiğimiz pazar günü öldüğü açıklanmıştı. Fransa’nın Le Monde gazetesine konuşan bir Fransız diplomatik kaynak, bombalanan evde Gazze'deki Fransız Kültür Merkezi'nin iki çalışanının daha bulunduğunu, adını vermediği çalışanlardan birinin ailesinden 10'a yakın kişinin de aynı saldırıda öldürüldüğünü aktardı. Gazete, İsrail saldırısı sonucu yaşananları ‘korkunç’ olarak tanımladı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada dikkati çeken iki nokta vardı. Bunlardan birincisi, Fransa’nın ‘bir konutu hedef alan ve çok sayıda insanın ölümüne neden olan bombardımanı kınaması, ikincisi ise Paris'in İsrail yetkililerinden olayın koşullarıyla ilgili mümkün olan en kısa sürede açıklama yapılmasını talep etmesiydi.

İronik olansa Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan Gazze'deki Filistinli çalışanının öldürülmesiyle ilgili açıklamanın, Dışişleri Bakanı Catherine Colonna'nın uçağının Tel Aviv’e inişine denk gelen zamanlamasıydı.

Fransız Bakan Colonna'nın İsrailli mevkidaşı Eli Cohen ile Ahmed Ebu Şemle'nin Fransız Kültür Merkezi’nin diğer çalışanlarıyla birlikte sığındığı evin bombalanması konusunu gündeme getirip getirmediği ya da İsrail'in, Fransız yetkililerden olayın gerçekleştiği koşulların açıklanması yönündeki taleplerine kısmen de olsa yanıt verip vermediği bilinmiyor.

Colonna, Cohen'le görüşmesinin hemen ardından gazetecilere çok kısa bir açıklamada bulunarak, İsrail'den ‘açıklama beklediklerini’ söyledi ve detaylara girmedi. Bu da İsrailli yetkililerin pratikte istenen bilgileri sağlamadığı ya da bu bilgilerin yayınlanmak üzere olmadığı anlamına geliyor.

tyemk
Gazze Şehri'nde yıkılan binalar (EPA)

İsrailli yetkililerin Paris'le olan ilişkilerinde şaşırtıcı bir durum söz konusu değil. İsrail ordusu, geçtiğimiz kasım ayı başlarında Gazze'deki Fransız Kültür Merkezi'ni bombalamaktan çekinmedi. Fransız çevreleri, o dönemde Paris'in, bahsi geçen Kültür Merkezi’nin hedef alınmasını önlemek için koordinatlarını İsrail’e çok kez iletmeye çalıştığını vurgulamıştı. Fransa Dışişleri Bakanlığı da İsrail'den, Fransa’ya resmi bir kurum olan Fransız Kültür Merkezi'ne düzenlenen bombardımanla ilgili gerekli bilgilerin sağlamasını istemişti. Le Monde gazetesine konuşan diplomatik kaynak, Paris’in Fransız Kültür Merkezi'nin bombalanmasını haklı çıkaracak kesin ve somut bilgiler verilmesini beklediğini söyledi.

Gazze’de Fransız Kültür Merkezi’nin başına gelenler, Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) Gazze'deki ofislerinin de başına gelebilir. Kültür Merkezi’nin resmi bir kurum ve dolayısıyla Fransız devletine bağlı olduğunu herkes biliyor, ancak Kültür Merkezi’nin bombalanmasından bir gün önce AFP’nin genel merkezi bombalandı. İsrail, bugüne kadar bu üç olayla ilgili herhangi bir açıklama ya da özür yayınlamadı.

Paris'in İsrail saldırısını kınamaktan çekinmediğini söyleniyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından X platformundaki resmi hesap üzerinden yapılan açıklamada da bu vurgulandı. Ancak örneğin ‘en güçlü ifadelerle’ ya da ‘güçlü bir şekilde’ gibi ifadeler eklenebilecekken yalın bir ‘kınama’ yapılması ‘zayıf’ bir açıklama olarak görüldü. Oysa Fransa’nın diplomatik dili, bizi bundan daha az trajik durumlarda dahi bu ifadeleri kullanmaya alıştırmıştı. Bu zayıf kınamanın nedeni, Fransa'da İsrail'e yönelik eleştirilerin, Avrupa ülkelerinde ve ABD’de olduğu gibi, kaçınılmaz olarak bir protesto dalgasına yol açmasından duyulan endişe. Aynı durum, bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 12 Kasım'da İngiltere merkezli televizyon kanalı BBC'ye verdiği röportajda da yaşanmıştı. Macron, İsrail'i ‘sivilleri, çocukları ve kadınları hedef alan saldırıların hiçbir gerekçesi ve meşru yanı olmadığını’ söyleyerek eleştirmişti.

dwv
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Brüksel'deki AB Genel Merkezi’nde düzenlenen AB Zirvesi’nin ikinci ve son gününde düzenlediği basın toplantısında konuşurken, 27 Ekim 2023 (AFP)

Macron, eleştirilerinin yarattığı kaos nedeniyle o gün İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'u arayarak, ‘İsrail'in Gazze'deki Filistinli sivilleri kasten hedef aldığını söylemek istemediğini’ açıklığa kavuşturmaya çalışmak zorunda kaldı. Paris'teki Yahudi çevreler, Macron'un İsrail’e yönelik sözlerini kınarken, daha sonra Macron’un Herzog’u arayıp sözlerine açıklık getirmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

Paris’teki siyasi çevreler, Colonna'nın, Husilerin Aden Körfezi ve Kızıldeniz'den geçen gemileri hedef almasına ilişkin ‘karşılıksız kalamayacağı’ şeklindeki açıklaması da dahil olmak üzere yaptığı açıklamaların arkasında yatan nedeni merak ediyor. Çünkü Colonna’nın ‘bunun karşılıksız kalamayacağı’ açıklaması, Fransa'nın, Husilerin küresel ticaret akışını etkileyen saldırılarının artmasına karşı uluslararası bir koalisyon oluşturma ya da bu tür bir koalisyona katılma gibi bir planı olduğu anlamına geliyor.

cdrevgb
Fransa Dışişleri Bakanı Colonna, pazartesi günü Beyrut'taki Beydettin Sarayı'nın avlusunda, Güney Lübnan'da Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan Fransız taburundan askerlerle sohbet ederken (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Cohen’in, Köln'deki görüşmesinin ardından Tel Aviv ve Paris'in, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Güney Lübnan konulu 1701 sayılı kararının uygulanmasında koordinasyon yapması amacıyla ortak bir çalışma grubu kurduklarını açıklaması da dikkat çeken gelişmelerden biriydi. Paris’teki siyasi çevreler, Fransa diplomasisini yürütmekten sorumlu birinci kişi olan Dışişleri Bakanı Colonna’yı, Tel Aviv yakınlarındaki bir İsrail askeri üssünü ziyaret etmeye iten nedenleri de öğrenmek istediklerini ifade etti. Bilindiği üzere Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, 14 Kasım'da İsrail'i ziyaret etmişti.



Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
TT

Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği yeni yayımladığı raporda Avrupa Birliği (AB) üyelerinden 5'i, hukukun üstünlüğünü "kasten ve sürekli" yok etmekle suçlandı. 6 ülkede de standartların gerilediği bildirildi. 

22 ülkedeki 40 sivil toplum örgütünden alınan verilere dayandırılan raporda Bulgaristan, Hırvatistan, İtalya, Macaristan ve Slovakya yönetimlerinin hukukun üstünlüğüne bilerek zarar verdiği iddia edildi. 

Özellikle Slovakya'ya dikkat çekilirken Moskova yanlısı hükümetin hukukun üstünlüğüne dair tüm başlıklarda ülkeyi gerilettiği ileri sürüldü. 

Robert Fico yönetiminin sivil toplumun denetim ve denge görevi, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve adalet üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi. 

12 Nisan'da genel seçime gidecek Macaristan'da da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının gerilemede "başlı başına bir kategori" oluşturduğu ifade edildi. 

Budapeşte yönetiminin hiçbir olumlu değişim emaresi göstermediği ve yeni kanunların standartları daha da gerilettiği dile getirildi. 

Hukukun üstünlüğüne dair bazı alanlarda 6 ülkenin gerilemeye girdiği belirtilirken bunların Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa ve Malta olduğu açıklandı. 

844 sayfalık raporda Çekya, Estonya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan'ın hukuk devleti nitelikleri açısından ne uzadığı ne de kısaldığı öne sürüldü. 

Letonya'nınsa bu konuda olumlu yönde adım atan tek devlet olduğu bildirildi. 

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği, AB'nin hukukun üstünlüğünü korumak ve teşvik etmek için yeterli mekanizmalara sahip olmadığını vurguladı. 

Avrupa Komisyonu'nun 2025'te hazırladığı hukukun üstünlüğü raporundaki önerilerin yüzde 93'ünün bir önceki yıllarda da dile getirildiği aktarıldı. 

Independent Türkçe, Guardian, Balkan Insight


İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi
TT

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

Pazar sabahı erken saatlerde İsrail birlikleri, Suriye'de kısa süre önce ele geçirdikleri topraklardan güney Lübnan'a kayakla geçti.

Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Dağcı Birliği tarafından gerçekleştirilen bu türdeki ilk sınır ötesi operasyon oldu.

İsrail, haftalardır Lübnan'ın güneyindeki Tahran destekli Hizbullah güçleriyle çatışırken, ülkenin doğusundaki ve başkent Beyrut'taki önemli altyapı tesisleriyle sivil yapılara da hava saldırıları düzenliyor.

IDF'in açıklamasına göre, 810. "Dağlar" Bölgesel Tugayı'nın yedek Dağcı Birliği, "karmaşık dağlık arazide faaliyet gösterdi ve Suriye'deki Hermon'dan güney Lübnan'daki Dov Dağı bölgesine karda tırmanarak geçti; bölgeyi taradı, istihbarat topladı ve bölgedeki düşman terör altyapısını tespit etti".

Bu birlikler, Litani Nehri'ne doğru kuzeye ilerleyen, Lübnan'ın güneyinde bir düzineden fazla köyde faaliyet gösteren daha geniş İsrail güçlerine katılıyor.

vfd
26 Mart'ta Lübnan'ın güneyindeki Kfar Roummane köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerine gelen ilk yardım ekipleri (AFP)

IDF'in bölgedeki operasyonel hedefleri daha da netleştikçe, uzun süreli işgal endişeleri artıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgenin tüm sakinlerinden arındırılacağını ve "temas hattı köylerindeki" evlerin "Gazze'deki Beyt Hanun ve Refah modeline uygun olarak" yıkılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, "Mevcut güvenlik tampon bölgesini daha da genişletme talimatını az önce verdim. [İsrail'in] kuzeyindeki durumu kökten değiştirmeye kararlıyız" dedi.

Lübnan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney'in öldürülmesinin ardından Hizbullah'ın İsrail'e füze fırlatmasıyla ABD - İsrail'in Ortadoğu'da süregelen savaşına 2 Mart'ta dahil olmuştu.

O tarihten bu yana Lübnan’da 1200’den fazla kişi öldürüldü ve bir milyon kişi yerinden edildi; bu da ülke nüfusunun beşte birine denk geliyor.

Hafta sonu öldürülenler arasında üç gazeteci ve 10 kurtarma görevlisi de bulunuyor; böylece İsrail ateşiyle öldürülen sağlık çalışanlarının toplam sayısı 52'ye ulaştı.

Hermon Dağı, Suriye - Lübnan sınırında yer alıyor ancak eski başkan Beşar Esad'ın devrilmesinin hemen ardından Aralık 2024'te IDF tarafından ele geçirilmişti.

Bu, İsrail'in Suriye'de daha önce elde ettiği toprak kazanımlarını genişletmişti. Bunlar arasında 1967'de Golan Tepeleri'nin ele geçirilmesi de yer alıyor; İsrail hükümetinin 1981'de resmileştirdiği bu ilhakı sadece Birleşik Devletler tanıyor.

İsrail, Suriye'nin güneyinde en az 9 askeri üs bulunduruyor; bunlardan ikisi Hermon Dağı'nın Suriye tarafında yer alıyor ve bu üslerden topçu birlikleri 35 kilometre uzaklıktaki Şam'ı vurabiliyor. Ayrıca 1974'te kurulan ve BM gözetiminde olan bir tampon bölgede de 7 üs daha bulunuyor.

İsrail ordusu, buradaki varlığının, "düşman güçlerin" kullanabileceği silahları ele geçirmek için gerekli olduğunu iddia ediyor.

Independent Türkçe


Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
TT

Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)

İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın mirasını tehdit ederken, halef adayları arasında öne çıkan iki isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio üzerindeki siyasi bahisler de artıyor.

Her iki isim de geniş çapta Trump sonrası başkanlık yarışında öne çıkan adaylar olarak görülüyor ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ön plana çıkarılmış durumda. Cumhuriyetçi Parti ise şimdiden Trump sonrası dönemi planlamaya başladı. Vance, ABD’nin savaşa katılımına karşı  temkinli bir tutum sergilerken, Rubio Trump ile yakın bir pozisyonda, askeri harekâtın açık bir savunucusu olarak öne çıkıyor.

Trump, her iki ismin de İran’ı nükleer ve füze programlarını tasfiye etmeye ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin güvenliğini sağlamaya ikna etme çabalarına katıldığını ifade etti. Yaklaşan 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Trump, özel görüşmelerde müttefiklerine ve danışmanlarına “J.D. mi, yoksa Marco mu?” sorusunu yöneltti.

2028 için hazırlık

Analistler ve Cumhuriyetçi yetkililere göre, beşinci haftasına giren Amerikan askeri operasyonlarının seyri, her iki adayın 2028 şanslarını belirleyebilir. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi, “krizlerde sabit bir el” olarak görülen ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürüten Rubio’nun konumunu güçlendirebilir. Öte yandan çatışmanın uzaması, Vance’a Trump tabanında savaş karşıtı eğilimleri temsil etme alanı sağlayabilir.

vcdvdf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ekim 2025’te Washington, D.C.’daki Oval Office’te Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e bir şey fısıldıyor (AP)

Trump’ın kendi konumu da test altında. Reuters/Ipsos tarafından geçen hafta yapılan bir ankete göre yakıt fiyatlarının artışı ve İran savaşına geniş çaplı muhalefet nedeniyle Trump’ın onayı son günlerde %36’ya gerileyerek Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın tercih ettiği üst düzey yardımcıları dikkatle izliyor. Bazıları, Trump’ın Rubio’ya eğilim gösterdiğine dair işaretler gözlemliyor, ancak Trump’ın fikrini hızla değiştirebileceği de kabul ediliyor. Beyaz Saray ise, Trump’ın tercih sinyalleri verdiği iddialarını reddediyor. Sözcü Stephen Chung, “Vance ve Rubio hakkındaki medya spekülasyonları bu yönetimi Amerikan halkı için savaşma görevinden alıkoyamaz” dedi.

Rakiplerden olası mirasçılara

41 yaşındaki Vance, eski bir Deniz Piyadesi mensubu olarak Irak’ta görev yaptı ve uzun süredir ABD’nin dış savaşlara müdahalesine karşı çıktı. İran konusundaki kamuoyuna yönelik açıklamaları sınırlı ve ölçülü oldu. Trump ise aralarındaki “felsefi farklılıklar”a dikkat çekti.

Vance, siyasi kariyerinin başında kendisini “Trump karşıtı” olarak tanımlamıştı. 2023’te Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, Trump’ın ilk dönemindeki en iyi dış politikasının savaş başlatmamak olduğunu savunmuştu. Beyaz Saray ise Başkan ile Başkan Yardımcısı arasındaki olası çatışmayı minimize etmeye çalıştı. Vance, bu ayın başında Trump’ın yanında Oval Ofis’te durarak, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme konusunda Başkan’ın politikasını desteklediğini belirtti.

ferfer
J. D. Vance’in İran’a yönelik askeri harekâtı eleştirme konusunda temkinli davrandığı görülüyor (Reuters)

Vance, Başkan’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilerleme kaydetmesi halinde müzakerelerde daha doğrudan bir rol üstlenebilir. Vance’in sözcüsü, “Başkan Trump liderliğinde Amerika’yı daha güvenli ve refah içinde kılmak için etkili bir ekibin parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Beyaz Saray’daki üst düzey bir yetkili, Trump’ın yardımcılardaki ideolojik farklılıklara, sadık kaldıkları sürece tolerans gösterdiğini belirterek, Vance’in şüpheci tavrının Trump’a tabanının görüşlerini aktarmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Vance, Kasım’daki ara seçimler sonrasına kadar 2028 için aday olup olmayacağına karar vermeyi planlıyor. Conservative Political Action Conference (CPAC) katılımcıları arasında yapılan bir ankette, yaklaşık 1 bin 600 kişi arasından yüzde 53 oy alarak Cumhuriyetçi Parti’nin bir sonraki adayı olarak öne çıktı. Rubio ise yüzde 35 ile ikinci sırada yer aldı; geçen yıl sadece yüzde 3 oy almıştı.

54 yaşındaki Rubio, Vance aday olursa kendisinin başkanlığa aday olmayacağını belirtti ve kaynaklara göre Vance’in yanında bir başkan yardımcısı olarak yer almaktan memnuniyet duyacak. Ancak Vance’in herhangi bir zayıflığı, Rubio ve diğer Cumhuriyetçiler için cesaret verici olabilir. Stratejist Ron Bonjean, “Trump uzun hafızalıdır; Vance’in sadakat eksikliğini hatırlayabilir. MAGA tabanında Trump hâlâ popülerse, bu Vance için olumsuz olabilir” dedi.

dsgfr
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Perşembe günü White House’ta düzenlenen toplantıda Başkan Donald Trump ile birlikte (EPA)

Trump, Vance ve Rubio’nun birlikte aday olmasını önerdi; bunun olası rakipler için kazanmayı zorlaştıracağını düşündü. Rubio’nun 2016’daki başkanlık hedefleri Trump ile sert bir karşılaşma sonrası engellenmişti, ancak sonrasında ilişkileri düzeldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Beigot, Rubio’nun Trump ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel olarak mükemmel bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

Rubio ve Beyaz Saray, bazı açıklamalarının muhafazakar Trump destekçilerini öfkelendirmesi sonrası durumu kontrol altına almak zorunda kaldı. Rubio, savaşta ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi vermişti, ancak Trump sonrasında Rubio’nun askeri harekâta verdiği desteği övdü. Rubio’nun uzun süren bir savaşın siyasi geleceğini etkileyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği sorulduğunda, “Buna tek bir saniye bile düşünmedim” yanıtını verdi.

Belirgin Farklılıklar

CPAC yöneticisi Matt Schlapp, İran’a karşı yürütülen kampanyanın ABD iç siyasetinde önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu savaş hedeflerini başarıyla gerçekleştirirse, insanlar siyasi olarak ödüllendirilecektir. Aksi takdirde maliyeti yüksek olacaktır” dedi.

Anketler, İran politikasının ABD iç siyasetinde keskin bir kutuplaşma yarattığını ortaya koyuyor. Reuters/Ipsos verilerine göre Cumhuriyetçi tabanın yüzde 75’i askeri operasyonları desteklerken, Demokrat seçmenlerde destek oranı yalnızca yüzde 6’da kalıyor. Bağımsızlar ise yüzde 24 ile iki blok arasında sınırlı bir destek sergiliyor.

ugt
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 27 Mart’ta Paris yakınlarında düzenlenen toplantı mekânına varırken (Reuters)

Geçen Perşembe televizyonda yayımlanan bir hükümet toplantısında, Rubio ve Vance’ın yaklaşım farkları öne çıktı. Rubio, Trump’ın İran’a yönelik saldırısını güçlü biçimde savunarak, Başkan’ın böylesi bir tehdidi görmezden gelemeyeceğini söyledi. Vance ise daha temkinli bir tutum sergileyerek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme seçeneklerine odaklandı. Askeri personele seslenirken, “Sizlerin yanındayız ve her adımda desteğimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.