Kızıldeniz’in askerî meseleye konu olması ve güvenlik ile ekonomide jeopolitik kesişmeler

İran’ın başta ABD’nin olmak üzere ticaret gemilerine yönelik saldırıları tepkiye neden oluyor.

 Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
TT

Kızıldeniz’in askerî meseleye konu olması ve güvenlik ile ekonomide jeopolitik kesişmeler

 Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)
Husiler, 12 Aralık’ta Norveç bayrağı taşıyan MT Strinda gemisine düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. (AFP)

Halid Hamade

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırısının kanlı sahnesine Kızıldeniz’deki İsrail ve ABD gemilerine yönelik saldırılar da dahil oldu. Bu gelişme üzerine silahlı çatışmanın bölgesel olarak yayılması ve deniz yollarının güvenliğinin tehdit altına girmesi yönündeki endişelerin ciddiyeti arttı. Husi isyancılar yaptıkları açıklamalarda, ‘Gazze’ye yönelik İsrail saldırısı durana kadar’ İsrail’in gemilerini ve çıkarlarını hedef almaya devam edeceklerini belirttiler. Ayrıca ‘İsrail gemilerine koruma sağlayan askerî birliklerin de meşru hedef olarak görülecekleri’ konusunda uyardılar.

İsrail’in Gazze’de başlattığı savaş, Kızıldeniz’deki istikrarı baltaladı. Böylece dünyanın (Süveyş Kanalı istikametinde yılda yaklaşık 23 bin geminin geçtiği) en önemli deniz koridoruna yönelik bu saldırıların oluşturduğu tehdit, Tahran’ın Lübnan’daki, Irak’taki ve Suriye’deki vekilleri üzerinden idare ettiği diğer açık cepheleri geride bırakıyor.

Birinci olarak: Kızıldeniz’in artan önemine dair

Çin’in Bir Kuşak Bir Yol girişiminde önemli bir bağlantı halkası olarak artan önemi Kızıldeniz’i son on yılda jeopolitik rekabetin merkezine yerleştirdi. Böylelikle altyapıya yönelik yatırım Cibuti’den Akdeniz’e doğru genişledi ve başka birçok aktif ülkenin yanı sıra Batı’nın ve Çin’in askerî varlığı gelişti.

Mısır, 2021 yılında Berenice Deniz Üssü’nü inşa etti. Çin’in şu an Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası olan Port Sudan Konteyner Limanı’nı tekrar elverişli hale getirmesi ve genişletmesiyle Mısır’ın güneyindeki Sudan’da da limanlar gelişti. Şehirde ayrıca, Port Sudan’daki lojistik hizmetlere katılmak suretiyle Kızıldeniz’in orta kesiminde bir rol almak isteyen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de faaliyet gösteriyor. BAE, güneyde Babülmendeb’deki Yemen adalarını kontrol ediyor ve kuzeyde Kızıldeniz kıyısındaki konumunu güçlendirecek şekilde Süveyş Körfezi ile Süveyş Kanalı’nın altyapı projesinin yüzde 49’unu elinde bulunduruyor. Buna karşılık Sudan, Kızıldeniz’deki Sevakin Limanı’nın kullanışlı hale getirilmesi ve sivil ve askerî gemileri desteklemek üzere bir askeri liman inşa edilmesi için 2018 yılında Türkiye ile 99 yıllık bir anlaşma imzaladı. Bu da Ankara’ya bölgesel bir zemin sağladı.  

Ticari gemilere yönelik Husi saldırıları, jeopolitik rekabetin sıcak bir noktası olan Kızıldeniz’deki güvenliğin artan kırılganlığını gözler önüne serdi.

Güneyde Eritre limanları da bölgesel ve küresel bir ilgiye mazhar oldu. Nitekim BAE, Yemen’deki Husi karşıtı askerî faaliyetleri desteklemek için Eritre’de bir üs inşa ediyor. Aynı şekilde Moskova da 2018 yılında Eritre’de bir lojistik merkez kurulacağını duyurdu. ABD de deniz filosunu orada inşa etti.

Suudi Arabistan Krallığı da bölgedeki ilişkilerini güçlendirdi. Zira Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, Vizyon 2030’un dayandığı birçok Suudi kalkınma planı için oldukça önemli. Üstelik Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatına alternatif olarak Kızıldeniz’deki Yanbu boru hattı istasyonu da Suudi Arabistan için çok önemli bir tesisi temsil ediyor.

csdv
CMA CGM şirketine ait Palais Royale gemisi, 16 Aralık’ta Kızıldeniz’deki seferlerinin durdurulduğunu açıkladı. (AFP)

Stratejik düzeyde Bir Kuşak Bir Yol girişimine alternatif olarak geçtiğimiz eylül ayında açıklanan ve Kızıldeniz’in rolünü tamamen atlayan Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa Arasında Ekonomik Koridor (IMEC) girişimi, kıyıyı paylaşan ülkelere varoluşsal bir ekonomik zorluktan çok daha fazlasını getirdi ve Kızıldeniz’in istikrarının önceliğini ikinci plana attı. Hindistan’ı Arap Yarımadası’na bağlayan bir doğu koridoru ile Avrupa’ya bağlayan bir kuzey koridorundan oluşan bu girişim, her ne kadar Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler Bir Kuşak Bir ve Yol girişimine imza atmış olsa da Çin’in girişiminden bağımsız birçok bölge ülkesinin ilgisini çeken önemli bir jeopolitik adımdır. Bu koridor, Hindistan’dan Avrupa mal sevkiyatının süresini yüzde 40 oranında azaltacak. Ayrıca Suudi Arabistan’ın küresel bir lojistik merkez olarak konumlanmasına ve BAE ile Hindistan arasında kapsamlı bir ekonomik ortaklığın meydana gelmesine de yardımcı olabilir.

İkinci olarak: İran’ın hırsları ile Washington’la kesişmeler arasında Husi saldırıları

Ticari gemilere yönelik Husi saldırıları, jeopolitik rekabetin sıcak noktası olan Kızıldeniz’deki güvenliğin artan kırılganlığını gözler önüne serdi. Gazze’ye yönelik savaş ise ABD’nin, Avrupa’nın ve bölgenin, Kızıldeniz’de yeniden canlanan İran nüfuzu konusundaki ortak endişelerinden hareketle, bölgesel stratejilerinin köşe taşı olan Kızıldeniz’de İsrail-Körfez iş birliğine dayalı daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik yapısı geliştirerek, bu zorlukların üstesinden gelme çabalarını baltaladı.

ABD bu doğrultuda 2021-2022’de İsrail ile bazı Körfez ülkeleri arasında Kızıldeniz’de ortak deniz tatbikatları düzenlemiş ve İsrail’in Ortak Deniz Kuvvetleri’ne dahil olmasının yolunu açmıştı. Ayrıca Tiran ve Sanafir adalarının Mısır’dan Kızıldeniz’e ulaşımı kontrol eden Suudi Arabistan’a devredilmesine dönük diplomatik çabalara da öncülük etti.

ABD Donanması, Kızıldeniz’deki saldırılara nasıl yaklaştı?

Husilerin ticari gemilere birçok kez saldırmasının ardından ABD’li yetkililer, ‘ABD’nin uluslararası müttefikleri ve ortaklarıyla tam koordinasyon içinde tüm uygun cevapları değerlendireceğini’ belirtti. Deniz alanının güvenliği şu an, deniz saldırılarına bir dizi tepki kaydeden çok uluslu ortak deniz kuvvetlerinin sorumluluğunda.

19 Ekim’de USS Carney gemisi, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında üç füzeye ve 15 insansız hava aracına karşı koyarak Kızıldeniz boyunca kuzeye doğru ilerledikleri esnada SM-2 tipi karadan havaya füzeler aracılığıyla düşürdü. Pentagon’dan yapılan bir açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu operasyon, Ortadoğu’da inşa ettiğimiz ve bu önemli bölgedeki ortaklarımızı ve çıkarlarımızı korumak için gerektiğinde kullanımına hazır olduğumuz entegre hava ve füze savunma yapısının bir sunumu gibiydi.” 

USS Carney, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında Yemen’deki Husilerin kontrol ettiği bölgelerden harekete geçen bir insansız hava aracıyla geçen ayın 29’unda çarpıştı. Kaza, Babü’l-Mendeb Boğazı yakınlarında meydana geldi.

Bir aydan az bir süre sonra USS Hudner gemisi, Yemen’den gönderilen bir insansız hava aracını Kızıldeniz üzerine düşürdü. Daha sonra Hudner, Yemen’deki Husilerin kontrol ettiği bölgelerden harekete geçen ve Kızıldeniz semalarında uçan çok sayıda tek yönlü saldırgan insansız hava aracını imha etti. ABD Donanması güçlerinin konuşlandırılmasına aldırış etmeyen Husi isyancılar, 19 Kasım’da Kızıldeniz’den geçmekten olan Bahamalar bandıralı Galaxy Leader gemisine helikopter saldırısı düzenledi. Gemi ve 25 kişiden oluşan mürettebatı halen Yemen’de rehin tutuluyor.  

Bir hafta sonra İran’ın insansız hava aracı Shahed 136, Hint Okyanusu’nda İsrail’e ait M/V CMA CGM Symi gemisine saldırdı. Ayrıca Malta bandıralı konteynır gemisi de hafif bir hasara uğramakla birlikte mürettebatında can kaybı meydana gelmedi.

26 Kasım’da silahlı bir grup adam, Yemen kıyısına yaklaşık 35 mil mesafede İsrailli Zodiac Group’a ait M/V Central Park tankerini ele geçirdi. Muhrip USS Mason, tankerin yardım çağrısına karşılık verdi ve korsanlardan Liberya bandıralı geminin ve 22 kişilik mürettebatının serbest bırakılmasını talep etti. Korsanlar, tankeri serbest bırakırken Amerikan savaş gemisi de onları tutukladı. Bu saldırının ardından Husi isyancılar tarafından fırlatılan iki balistik füze, Amerikan muhribinin yaklaşık 10 deniz mili uzağına düştü.

USS Carney, Kızıldeniz üzerindeki uluslararası hava sahasında Yemen’de Husilerin kontrol ettiği bölgelerden gönderilen bir insansız hava aracıyla geçen ayın 29’unda çarpıştı. Kaza, Arap Yarımadası’nı Afrika Boynuzu’ndan ayıran Babü’l-Mendeb Boğazı’nın yakınlarında meydana geldi. Amerikan muhribi, hızlı bir savaş destek gemisi olan USNS Supply-T-AOE-6’ya ve bölgeye Amerikan askerî teçhizatı taşıyan ABD bayraklı bir başka ticaret gemisine eşlik ederken, İran yapımı insansız hava aracı KAS-04’ün yaklaştığını fark etti.

3 Aralık’ta USS Carney gemisi, Birleşik Krallık’a ait ve Bahamalar bayrağı taşıyan yük gemisi M/V Unity Explorer’a iki füzenin fırlatıldığı Kızıldeniz’in güneyinde Husi isyancıların saldırısına maruz kalmış üç ticari geminin yardım çağrılarına cevap verdi. 6 Aralık’ta ABD’li yetkililer, USS Mason gemisinin, Kızıldeniz’in güneyinde kendisine doğru gelen bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı. 10 Aralık’ta da Fransız firkateyni, iki insansız hava aracını düşürdü.

Ortadoğu’da konuşlandırılan ABD güçleri neler?

ABD, 7 Ekim’de İsrail ile Gazze arasında başlayan savaşın ardından Ortadoğu’da ve Akdeniz’de varlığını güçlendirdi, muhripler ve destek kruvazörleri eşliğinde Gerald R. Ford ile Dwight D. Eisenhower adlı uçak gemilerini gönderdi. Muhrip destek gemileri arasında füzeleri düşürebilen muhrip USS Carney, askerleri ve helikopterleri taşıyabilen USS Bataan ile USS Carter Hall ve USS Thomas Hudner yer alıyor.  

ABD, gemileri hedef alan saldırılara ve Husilerin İsrail’e yönelik balistik füze saldırılarına insansız hava araçlarını ve füzeleri düşürmek için Thomas Hudner ve Carney güçlerini kullanarak karşılık verdi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre söz konusu gemiler, yakın zamanda Umman Denizi’nde mevcut olan ve İran’ı saldırganlıktan caydırmak için gönderilen Ortak Görev Gücü 150 adlı bir başka gücün parçasıydı.

Peki, Ortak Görev Gücü 150 nedir?

Ortak Görev Gücü 150 (Combined Task Forcer 150), Ortadoğu’da çoğu çok uluslu olan beş deniz görevi grubundan biridir ve bölgedeki su yollarında devriye görevlerini dağıtma çabasının bir parçasıdır. Bu gruplar, ABD liderliğinde 38 ülkeden oluşan ve merkezi Bahreyn olan Ortak Deniz Görevi Güçleri (US-led, 38-nation Combined Maritime Task Forces) komutası altındadır.

Deniz Görevi Gücü, ABD liderliğindeki Irak işgali sırasında olduğu gibi geniş kapsamlı bir savaş başlatmak ile sivil gemileri korumak veya bir felakete müdahale etmek arasında değişen belirli görevlere sahip bir gemi grubudur. Bu görev grupları; Somali korsanlığı, terörizm, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi tehditlerle yüzleşti.

2009 yılında korsan saldırıları devam ederken Birleşmiş Milletler yetkisiyle temeli Ortak Görev Gücü 151 olan yeni bir görev grubu kuruldu ve 20 ülke gemiler ve uçaklarla katkı sağlama sözü verdi.

Ortadoğu’daki deniz güçlerinin yetenekleri neler?

Ortak Deniz Görev Gücü 150, 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı sırasında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgaline karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun bir parçası olarak bölgeye gönderilen ilk gruptu. Çatışmanın ardından bu güç, bölgede kaldı ve daha sonra balistik füze ve uyuşturucu kaçakçılığının ve o dönemde Kızıldeniz’in birincil güvenlik tehdidi haline gelen Somalili korsanların saldırılarının durdurulmasında önemli bir rol oynadı. Hızla genişledi ve 2002 yılında İspanya, Almanya ve Japonya, 2005 yılında da sırayla Pakistan, Fransa ve Birleşik Krallık gemileri eklendi.

xscvf
CMA CGM şirketine ait Palais Royale gemisi, 16 Aralık’ta Kızıldeniz’deki seferlerinin durdurulduğunu duyurdu. (AFP)

ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra bölgesel tehditlerin artması, Görev Gücü 151’in oluşturulmasına yol açtı. Kanada’nın da dahil olduğu bu grup, el-Kaide örgütüne karşı görevlere katıldı. Hemen hemen aynı zamanlarda ABD Donanması’na bağlı Görev Gücü 152, Umman Denizi’nde farklı zamanlarda Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt liderliğinde bölgesel komutanları ve bir deniz filosunu içeren ortak güç haline geldi.

2009 yılında korsan saldırıları devam ederken Birleşmiş Milletler (BM) yetkisiyle Ortak Görev Gücü 151’i esas alan yeni bir görev grubu kuruldu ve 20 ülke gemiler ve uçaklarla katkı sağlama sözü verdi. O zamandan beri bu görev grupları; Kızıldeniz’i, Umman Körfezi’ni, Aden Körfezi’ni ve Hint Okyanusu’nu çeşitli bölgelere ayırdı ve her biri ilgili bölgenin güvenliğini üzerine aldı. Bu sayede Somalili korsan saldırılarının azalarak, yılda 100’den fazla iken bugün nadir görülür hale geldi.  

Nisan 2023’te Mısır’ın yakın zamanda liderliğini üstlendiği Ortak Deniz Görevi Gücü’ne yeni bir görev grubu katıldı. Kızıldeniz’de, Babü’l-Mendeb’de ve Aden Körfezi’nde devriye gezmek için kurulan Görev Gücü 153, Bahreyn’de konuşlanmış ABD Beşinci Filosunun Koramirali liderliğindeki 39 ülkelik bir koalisyonun parçasıdır. Mayıs ayında da çok uluslu eğitim çalışmalarına yoğunlaşmak üzere bir başka görev gücü (154) oluşturuldu.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik savaşı devam ederken Ortadoğu’daki Çin savaş gemilerinin sayısı, bu ayın başında altıya ulaştı. Çin Savunma Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamaya göre mayıs ayından bu yana bölgede düzenli operasyonlar gerçekleştiren 44’üncü Deniz Görev Gücü, Umman’ı ziyareti sırasında Umman Donanması’yla ortak bir eğitimi tamamladı. Ardından Kuveyt’e bir dostluk ziyaretine başladı. Çin görev gücüne ait olan ve bir güdümlü füze muhribi, bir firkateyn ve bir tedarik gemisinden oluşan savaş gemileri limana demirledi.

İnsansız hava araçlarıyla ve balistik füzelerle gerçekleşen Husi saldırılarına karşı koymak için belirli savunmalar gerekiyor.

Üçüncü olarak: ABD niçin yeni bir görev gücü oluşturuyor?

Ortadoğu’da halihazırda iki büyük Amerikan uçak gemisi ve destek gemileri dahil olmak üzere beş deniz görev gücünün var olması, ABD ile müttefiklerinin bölgede deniz yeteneklerinden yoksun olmadığı anlamına geliyor. Bununla birlikte Washington’ın başka bir seçeneğe yönelme kararının ardında birden fazla sebep olabilir. Teknik açıdan yeni görev grubunun, Ortadoğu’da korsanlık veya kaçakçılıkla mücadele gibi belirli görevleri yerine getirmek üzere oluşturulan deniz güçlerine benzer şekilde, Kızıldeniz’deki sevkiyat yollarını korumak için detaylı bir şekilde tasarlanması gerekiyor. Ayrıca ABD’nin Husilere karşı tek başına ya da İsrail’le birlikte gireceği bir askerî misilleme operasyonuna sürüklenmekten kaçındığını dikkate alırsak, insansız hava araçları ve balistik füzeler kullanılarak gerçekleştirilen Husi saldırılarına karşı koymak için yüksek irtifa füze savunma sistemiyle donatılmış gemiler gibi belirli savunma güçleri de gerekiyor. Jeopolitik açıdan bu gücün yeteneklerinin artırılmasında en büyük rolü oynayacak olan ABD’nin bölge ülkelerine ve bu güçten faydalanan Avrupa ülkelerine karşı hayata geçirmek istediği ekonomik ve siyasi taahhütler ve ortaklıklar olduğuna şüphe yok.

scvd
Yemenli silahlılar ve arkalarında görülen Galaxy Leader gemisi (Reuters)

Yemen Özel Elçisi Tim Lenderking bu hafta Doha’da düzenlenen bir konferansta, ABD’nin mevcut uluslararası deniz görev gücünü genişletip, bazı kaynakları seyrüsefer özgürlüğünü korumaya tahsis edilen bir uluslararası koalisyona dönüştürmeyi hedeflediğini söyleyerek, “Washington’da Husileri gerilimi durdurmaya sevk edecek gerekli adımlara ilişkin çok aktif bir değerlendirme yapılıyor” dedi ve gruba 19 Kasım’da ele geçirdikleri Galaxy gemisinin mürettebatını serbest bırakma çağrısı yaptı. Lenderking, Washington’ın genişletilmiş koalisyona katılmak için iletişime geçtiği diğer ülkeleri veya sayısını belirtmekten kaçındı. Bununla birlikte bu koalisyonun ‘mümkün olan en geniş koalisyon’ olması gerektiğini ifade etti.

Bu bağlamda Dışişleri Bakanlığı’nın telefon görüşmesine dair yaptığı açıklamaya göre ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, geçen hafta Husi saldırılarının deniz güvenliği için oluşturduğu tehdidi ele aldı. Bu noktada mevcut görev grubunun parçası olmayan Çin’in, Kızıldeniz yolunu yoğun bir şekilde kullandığını ve Husilerin ana hamisi olan İran üzerinde etkinliğe sahip olduğunu belirtmek gerekir.

ABD’nin Yemen’deki Husi milislerin Gazze’yi destekleme bahanesiyle artırdığı askerî gerilime verdiği ‘orantısız’ tepki, Washington’ın kendini tutmasının ve yerel önlemlerle yetinmesinin ardında yatan sebepleri sorgulatıyor.

Ortak deniz gücü kurulmasında ABD’nin bir çıkarı var mı?

ABD’li yetkililerin bir kısmı, Kızıldeniz’deki ticari sevkiyatı korumak için Ortak Deniz Kuvvetleri’nin gözetiminde altıncı bir deniz görev gücü oluşturulması gerektiğine dikkat çekti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’a göre ABD, Kızıldeniz’de ticari sevkiyatın güvenli geçişini sağlayacak ve eşlik edecek yeni bir görev gücü oluşturmak için pek çok müttefikiyle görüşmelerde bulunuyor. Ortak Genelkurmay Başkan Yardımcısı, koalisyona ait savaş gemilerini ve saldırı tehdidi altındaki diğer ticari gemileri savunmak için Ortak Deniz Kuvvetleri tarafından alınan önlemlerin, uluslararası ticareti korumak ve bölgesel deniz çevresinde kurallara dayalı düzeni yeniden sağlamak için meşru ve gerekli olduğunu ve başlangıç olarak yedi ülkenin bunun için gerekli güçlerin temin edilmesini önerdiğini belirtti.

Bununla birlikte ABD’nin Yemen’deki Husi milislerin Gazze’yi destekleme bahanesiyle tırmandırdığı askerî gerilime ve Irak ile Suriye’deki saldırılarına verdiği ‘orantısız’ tepki, bu saldırıların gerek deniz güvenliği gerekse bölgenin istikrarı için oluşturduğu tehlikelere rağmen Washington’ın kendini tutmasının ve ortaya konan tehditleri etkili bir şekilde ele almayan yerel önlemlerle yetinmesinin ardında yatan sebeplere dair birçok soru işareti doğuruyor. Bu sorular, ABD’nin Kızıldeniz’in istikrarı ve güvenliği için gösterdiği ilgideki samimiyetine ve Washington’ın bu koridorla temel bir şekilde bağlantılı bölge ekonomilerinin gelişmesine ilişkin tutumuna dair endişelere evriliyor.

Washington’ın bu önemli su yolunu korumak üzere çok uluslu deniz gücünü genişletmek için istediği bedel nedir? ABD’nin tutumu, İpek Yolu’na taş koyma ve Arap Yarımadası üzerinden Avrupa’ya ulaşan Hint Yolu projesine daha fazla şans tanıma bağlamında ek bir unsur teşkil ediyor mu? Amerikan önlemlerinin sınırlılığının ardında, ABD-İran çıkarları arasındaki buluşma noktaları var mı?  Biri Doğu Akdeniz’de, diğeri Basra Körfezi’nde olmak üzere bölgede en az iki vurucu uçak gemisi grubu konuşlandıran ABD’nin askerî gücü, ona bel bağlayanların sandığından daha mı zayıf?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
TT

Çekya Başbakanı Babis: Ukrayna'da barışı Boris Johnson engelledi

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (AFP)

Çekya Başbakanı Andrej Babis, Ukrayna savaşının daha ilk aylarda bitirilmemesinden eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ı sorumlu tuttu. 

Ülkesinin TN.cz adlı internet sitesine cumartesi günü konuşan 71 yaşındaki politikacı, Mart 2022'de İstanbul'da başlatılan müzakereleri işaret etti. 

2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olan Boris Johnson'ın meseleye karışmasından önce Rusya ve Ukrayna'nın nihai anlaşmaya varmaya çok yaklaştığını savunarak şöyle dedi:

Aslında Nisan 2022'de anlaşma tamamlanmak üzereydi ama sonra Boris Johnson belirdi. Bu çatışmanın sürmesinden çıkarları vardı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da önceki aylarda verdiği bir röportajda "Dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın talebi ve Avrupa'nın buna itirazsız bir şekilde rıza göstermesiyle, ki suç ortaklığı da yapmış olabilirler, İstanbul anlaşmaları bozuldu" ifadesini kullanmıştı. 

Babis, Donald Trump yönetiminin arabuluculuk çalışmalarından umutlu olduğunu belirtti:

Müzakereler yoğun. Savaşı bitirip Ukrayna için istikrarlı güvenlik güvenceleri yaratacakları uzun vadeli bir çözüme yaklaşıyorlar gibi görünüyor. Avrupa bunu Donald Trump olmadan beceremez.

2026, Washington, Kremlin ve Kiev arasındaki üçlü görüşmelerin hız kazandığı bir yıl oldu. 

Taraflar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başkenti Abu Dabi'de iki tur müzakere gerçekleştirdi. 

Kapalı kapılar ardından gerçekleşen görüşmelere dair ayrıntı vermekten kaçınılıyor. 

İkinci turu perşembe günü düzenlenen görüşmelerde Kiev ve Kremlin, toplamda 314 savaş esirinin takası için anlaşmıştı. Ayrıca Washington ve Moskova arasında "acil askeri iletişim hattının" tekrar açılacağı bildirilmişti. 

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan güvenlik yetkilileri, ABD'nin martta ateşkes imzalanmasını hedeflediğini aktarıyor. 

ABD ve Ukrayna arasında yürütülen temaslarla belirlenen bu takvimin "fazla iddialı" olduğunu vurgulayan kaynaklar özellikle toprak tavizi ve güvenlik garantisi konularında henüz uzlaşı sağlanamadığına dikkat çekiyor. 

Rusya halihazırda Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini kontrol ediyor. Bu topraklar arasında Donbas'ın sanayi merkezi Luhansk ve Donetsk'in büyük bir kısmıyla Zaporijya ve Herson'un bazı bölgeleri ve Kırım yer alıyor.

Independent Türkçe, RT, Reuters


ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
TT

ABD’ye güven azalırken Rus tehdidine karşı Avrupa sahada: Orion 26 neyi hedefliyor?

Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)
Fransız Donanması’na ait «Tonnerre» helikopter gemisinin içinde görülen çok amaçlı zırhlı araçlar (Reuters)

Pazar gününden bu yana, 30 Nisan’a kadar sürecek olan “Orion 26” tatbikatları başladı. Tatbikatlara çoğunluğu Avrupa ülkeleri olmak üzere 24 ülkeden birlikler katılıyor. ABD ve Kanada’nın yanı sıra Japonya, Avustralya, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de yer alıyor. İki Arap ülkesi Fas ve Katar da tatbikata iştirak ediyor.

“Orion 26”, üç yıl önce “Orion 23” adıyla gerçekleştirilen tatbikatın ikinci versiyonu. Her iki tatbikatın ortak özelliği Fransa’nın girişimi ve liderliğinde yapılmaları olsa da, “Orion 26” hem kapsam hem de içinde gerçekleştiği son derece karmaşık jeostratejik ortam bakımından öne çıkıyor. Zira ABD’de Başkan Donald Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Washington artık NATO’nun Avrupa kanadı için eskisi kadar güvenilir bir müttefik olarak görülmüyor. Bu durum Avrupalıları, savunmalarını güçlendirmeye ve kendi orduları ile kapasitelerine daha fazla dayanma arayışına itiyor.

Avrupa’nın endişelerini artıran bir diğer unsur ise Trump’ın, egemenliği NATO ve AB üyesi Danimarka’ya ait olan Grönland üzerinde kontrol kurma yönündeki söylemleri oldu. Ayrıca Washington’un, Kuzey Kutbu’ndaki yeni deniz geçitlerinde Rusya ve Çin’in emellerine dikkat çekmesi de bu tatbikatların hedeflerinden ayrı düşünülemiyor.

cdf vcfv
Fransız Donanması’na ait Tonnerre helikopter gemisi, Fransa kıyılarında Toulon üssü açıklarında Akdeniz’de gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında askerî manevralara katılırken (Reuters)

Ukrayna’daki çatışmalar uzadıkça, Avrupa’da Rusya’nın yeni hedefler belirleyebileceği yönündeki endişeler de güç kazanıyor. Özellikle Almanya ve Fransa’daki askerî planlama birimleri, Moskova’nın Kuzey Avrupa’yı veya 1991’e kadar Sovyetler Birliği’nin parçası olan Baltık ülkelerini hedef almasının ihtimal dâhilinde olduğunu belirtiyor.

Rus saldırısına karşı senaryo

Bu çerçevede, Fransa Genelkurmay Başkanlığı tarafından planlanan “Orion 26”, bir Avrupa ülkesine yönelik hayali bir saldırıya karşı koordineli savunma planını simüle ediyor. Tatbikatta hayali adlandırmalar kullanılsa da, hedefin olası bir Rus saldırısını püskürtmek olduğu açık. Amaç, farklı milletlerden kuvvetler arasında müşterek çalışmaya uyum sağlamak; bu tür tatbikatlara NATO çerçevesinde zaten alışkın olan birliklerin eşgüdümünü pekiştirmek.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un göreve gelişinden bu yana Avrupa Birliği ülkelerini kendi savunma kapasitelerini inşa etmeye teşvik eden Fransa, tatbikatın lideri olarak en büyük kuvvet ve teçhizat katkısını sağlıyor. Kara ve hava tatbikatları Fransa toprakları ve hava sahasında, deniz tatbikatları ise Kuzey Atlantik’te icra ediliyor.

dfrvgf
Akdeniz’de düzenlenen bir tatbikat sırasında, Tonnerre helikopter gemisinin güvenliğini sağlamak üzere bot üzerinde görev yapan Fransız Deniz Kuvvetleri askerleri (Reuters)

Fransa, toplam 12 bin 500 askerin 8 binini, 140 uçak ve helikopter, 1200 insansız hava aracı, 6 hava savunma sistemi, ülke geneline yayılmış 10 hava üssü ve 2500 zırhlı araç ile tatbikata katılıyor. Deniz kuvvetleri kapsamında ise “Charles de Gaulle” uçak gemisi, refakat grubu ve 25 deniz muharebe unsuru görev alıyor. Tatbikat için biri Akdeniz’de, diğeri Atlas Okyanusu kıyısında olmak üzere iki deniz üssü hazırlandı. Operasyonların yönetimi için, katılımcı ülkelerden subayların yer aldığı müşterek bir karargâh kuruldu.

Mevcut bilgiler, tatbikatların amfibi harekâtlar, kara operasyonları, hava indirme, hava üstünlüğü, siber savaş, sızma riski taşıyan bölgelerin korunması ve güvence altına alınması gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Tatbikatın hedefleri üç başlıkta toplanıyor:

  • Yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık (hibrit savaş senaryoları dâhil)
  • Katılımcı kuvvetler arasında müşterek çalışabilirliğin test edilmesi
  •  Farklı kuvvetler ve müttefikler arasında müşterek komuta usullerinin ve operasyonel alanlar arası entegrasyonun sınanması.

Kuzey Atlantik’in korunması

Orion 26’nın en dikkat çekici boyutu, özellikle Kuzey Atlantik’teki deniz operasyonları. Askerî raporlar, bu bölgede Rusya’nın farklı biçimlerde artan “düşmanca” faaliyetlerine işaret ediyor. Bu durum, Avrupalıların bölgenin korunması konusunda yeterince çaba göstermediğini savunan ABD baskılarından bağımsız değil. Nitekim Trump, Grönland üzerindeki iddialarını bu argümanla gerekçelendirmişti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin girişimleriyle Trump’ın, askerî güç kullanımını da içerecek şekilde Grönland’ı kontrol altına alma niyetinden şimdilik geri adım atmış olması, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, Avrupalılar ve NATO’nun ciddiyetle ele alması gereken gerçek bir güvenlik krizi bulunduğu vurgulanıyor.

Bu nedenle başlayan tatbikatlar, Batılıların bu stratejik deniz bölgesinde atacağı adımların bir “ön hazırlığı” olarak görülüyor.

Le Parisien gazetesinin pazar günkü sayısına konuşan ve tatbikatlardan sorumlu isimler arasında yer alan General Goudellier, “bir güç gösterisi” olarak tanımladığı tatbikatın temel hedefinin, “kapasiteleri bizden geri olmayan, hatta eşdeğer bir rakiple yüksek yoğunluklu çatışmalara hazırlık seviyesini yükseltmek” olduğunu söyledi. Goudellier, bu hazırlıkların uzay, siber, elektronik ve bilgi harbi tehditlerinin yanı sıra uydu istihbaratı ve elektromanyetik karıştırma gibi yeni nesil savaş unsurlarını da kapsadığını vurguladı.

General Goudellier, hava üstünlüğünün önemine dikkat çekerek, “Hava-uzay muharebesi kilit bir unsurdur; hatta düşmanın iradesini ve hareket özgürlüğünü kırmanın ön koşuludur” dedi. Bu nedenle, savaş alanının kontrolünün sağlanmasında hava hâkimiyetinin belirleyici olduğunun altını çizdi.


Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Vance: İran’la müzakerelerde “kırmızı çizgileri” yalnızca Trump belirler

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, bugün Erivan’da düzenlenen basın toplantısında konuşurken (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede “kırmızı çizgilerin” belirlenmesine ilişkin kararın münhasıran Başkan Donald Trump’a ait olduğunu söyledi. Vance’in açıklaması, Tahran’ın nükleer kapasitelere yaklaşmasına dair ABD’li yetkililerin söylemlerinin sertleştiği bir dönemde, Washington’da İran dosyasına nasıl yaklaşılması gerektiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Trump, pazar akşamı yaptığı açıklamada, geçen haziran ayında İran’ın nükleer tesislerini hedef alan ABD saldırısı gerçekleşmeden önce Tahran’ın “bir ay içinde” nükleer silaha sahip olmanın eşiğine geldiğini söylemişti. Bu ifade, Ortadoğu’daki en önemli jeopolitik dosyalardan biri olan İran meselesinin nasıl yönetileceğine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Vance’e, müzakereler çerçevesinde İran’ın sınırlı düzeyde uranyum zenginleştirmesine izin verilip verilmeyeceği ya da bunun “kırmızı çizgi” olup olmadığı sorulduğunda, “Kırmızı çizgilerin nerede çizileceğine ilişkin nihai kararı başkan verecek” dedi. Pazartesi günü Ermenistan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, “Müzakerelerde sınırın tam olarak nerede çekileceğini başkanın netleştirmesine bırakıyorum” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray içinde iki ana kamp bulunuyor: İran’ın nükleer ve füze kapasitelerini zayıflatmak için kesin askeri müdahale çağrısı yapan şahinler ve bölgesel tırmanmayı önleyecek bir anlaşmaya varmak amacıyla diplomatik müzakere yolunu savunan güvercinler.

Bu bölünmeye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sert koşullar dayatılması yönündeki baskısı da ekleniyor. Netanyahu, taleplerinin karşılanmaması hâlinde tek taraflı saldırılarla tehdit ediyor.

Çarşamba günü Washington’da yapılması planlanan Trump–Netanyahu görüşmesi öncesinde, gözlemciler anlaşmaların adamı olarak anılan Trump’ın hangi yönde karar alacağını yakından izliyor. Önde gelen ABD’li analistler, bir yanda tırmanma risklerine karşı uyarılarda bulunurken, diğer yanda diplomasiye öncelik verilmesi çağrıları yapıyor.

Şahinler cephesi

ABD yönetimi içindeki şahinler ve en sert kanat, İran’ı dizginlemenin tek yolunun askerî baskı olduğu görüşünde. Bu çizginin başında Savunma Bakanı Pete Hegseth yer alıyor. Hegseth, son açıklamalarında Pentagon’un Tahran’ın müzakereleri reddetmesi hâlinde “tamamen hazır” olduğunu belirterek, güvenlik ve komuta unsurları, balistik füze tesisleri ya da nükleer zenginleştirme programını hedef alabilecek askerî seçeneklere işaret etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndaki (CENTCOM) bazı sertlik yanlısı danışmanlar da Trump’a, İran’ın füze kabiliyetlerini felce uğratmayı hedefleyen “kararlı” önleyici saldırı seçenekleri sundu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, füze programı ve bölgesel vekil güçler dosyasını içermeyen müzakerelerin anlamlı olmadığı görüşünü savunarak askerî baskının temel bir araç olduğunu vurguluyor. Bu ekip, yalnızca diplomasinin, özellikle Aralık 2025’ten bu yana 6 bin 400’den fazla göstericinin hayatını kaybettiği protestoların bastırılmasının ardından, İran rejimini “meşrulaştırma” riski taşıdığı görüşünde.

Saldırı senaryoları

Şahinler, esas olarak USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubundan ve ABD ya da Avrupa’daki üslerden kalkacak stratejik bombardıman uçaklarından düzenlenecek saldırılara dayanan birden fazla senaryo hazırladı. Bu paketler, hayalet uçaklar, hassas güdümlü mühimmat ve İran hava savunmasını şaşırtmayı amaçlayan eşgüdümlü bombardımanları içeriyor; ABD uçaklarının kayıplarını asgariye indirmeyi hedefliyor.

Pentagon yetkilileri, hipersonik silah teknolojilerindeki ilerlemelerin yanı sıra elektronik ve siber harp alanlarındaki kabiliyet artışının ABD’ye sahada ciddi avantajlar sağlayacağını ifade ediyor. Buna karşılık, İran’ın olası bir askerî senaryoya hazırlık kapsamında kritik altyapısını tahkim ettiği, varlıklarını coğrafi olarak dağıttığı, yedek komuta-kontrol ağları oluşturduğu ve ilk saldırı dalgalarına dirençli geniş yeraltı tesisleri inşa ettiği de kabul ediliyor.

Güvercinler cephesi

Buna karşılık “güvercinler”, askerî tehdidi bir baskı aracı olarak kullanan, ancak ilk seçenek olarak görmeyen “güç yoluyla barış” ilkesine dayalı diplomatik bir hattı savunuyor. Bu yaklaşımın öncülüğünü Özel Temsilci Steve Witkoff yapıyor. Witkoff, geçen cuma Umman’ın Maskat kentinde yürütülen dolaylı müzakere turunu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

dvfe
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı’nın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte “Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde (ABD Donanması–AFP)

Trump’ın damadı Jared Kushner de Witkoff’a, Arap Denizi’nde USS Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaretinde eşlik etti. Bu ziyaret, müzakerelerin askerî güç gölgesi altında yürütüldüğü mesajını verirken, görüşmelerin nükleer dosyayla sınırlı bir anlaşmaya odaklandığını gösterdi. Başkan Yardımcısı Vance de bu çizgiyi destekleyerek aceleci saldırıların ters sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Güvercinler, ABD taleplerinin zenginleştirmenin durdurulması, füze programının sınırlandırılması ve bölgesel müttefiklere desteğin sona erdirilmesini içerdiğini; İran’ın ise füzeler ve bölgesel dosyaların “müzakere edilemez” olduğu görüşünde ısrar ettiğini belirtiyor.

Bu ekip, askerî bir saldırının İran’ı en güçlü kozlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya sevk edebileceği uyarısını yapıyor. Günde yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, küresel arzın yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Böyle bir adımın petrol fiyatlarını varil başına 200 dolar ve üzerine taşıyabileceği, ciddi ekonomik hasara yol açabileceği belirtiliyor. Güvercinler, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen Tahran’ın herhangi bir Amerikan zaferini son derece maliyetli hâle getirebileceğini savunuyor.

sdfrg
ABD uçak gemisi “Abraham Lincoln” ve taarruz grubu, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) harekât sahasında (AFP)

Beyaz Saray kaynakları, Witkoff ekibinin müzakereler yoluyla rasyonel kararların alınabileceğine inandığını ve İran’ın, kendi ekonomisine vereceği ağır zarar nedeniyle Hürmüz’de seyrüseferi aksatma riskini göze almayacağını düşündüğünü aktarıyor. Witkoff’un ayrıca Mısır, Türkiye ve Katar’dan kıdemli diplomatların önerilerini masaya koyduğu; bu çerçevede İran’ın üç yıl boyunca zenginleştirmeyi durdurması, zenginleştirilmiş stoklarını ülke dışına çıkarması ve balistik füzeleri “kullanmamayı taahhüt etmesi” gibi maddelerin yer aldığı belirtiliyor.

Müzakerelerin anlamı

Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığı analize göre  Trump’ın uzun soluklu müzakerelere sabrının sınırlı olduğunu İran’ın muhtemel tepkilerine karşı bölgedeki ABD kuvvetlerini takviye etmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Gazete, Trump’ın diplomasiye bir şans verebileceğini, ancak bunun süresine dair soru işaretleri bulunduğunu kaydetti.

zxvdfgbh
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı kolaj fotoğraf (AFP)

Fox News’te ulusal güvenlik analisti olan emekli General Jack Keane ise pazartesi sabahı, İran’la müzakerelerin geçmişte de askerî operasyonlardan önce tekrar eden bir aşama olduğunu belirterek sürecin faydasına şüpheyle yaklaştı. Keane, “İran’ın bu süreçte iki amacı var: Birincisi, olası bir ABD askerî harekâtını geciktirmek için müzakereleri mümkün olduğunca uzatmak; ikincisi ise ekonomisi kötü durumda olduğu için yaptırımların hafifletilmesini sağlayacak bir anlaşma elde etmek” dedi.

1999–2003 yılları arasında ABD Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Keane, tercih edilmesi gereken seçeneğin askerî yol olduğunu savundu. Keane’e göre, bir anlaşma sağlansa bile İran “hile yapmaya ve Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam edecek”; rejimin ömrünü birkaç yıl daha uzatmak “mantıklı değil”.

Keane, en iyi seçeneğin İran rejiminin çöküşüne zemin hazırlamak olduğunu, İsrail ve ABD’nin ortak bir operasyon yürütmesinin muhtemel bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, İran’ın misillemelerine karşı bölgeye askerî kaynak transferinin sürdürülmesi, operasyonun sınırlı ve kısa süreli değil; rejimin tüm unsurları ve destekçileriyle birlikte askerî, özellikle de füze kapasitelerinin yok edilmesini hedefleyen kapsamlı bir kampanya olması gerektiğini savundu.