Suriye’ye insani yardımın azalması açlığı arttırdı

BM, açlık ve yetersiz beslenmeyle mücadele için 134 milyon doları sağlayamıyor!

Fotoğraf: Ewan White
Fotoğraf: Ewan White
TT

Suriye’ye insani yardımın azalması açlığı arttırdı

Fotoğraf: Ewan White
Fotoğraf: Ewan White

Joseph Daher

Aralık 2023'te Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), geçtiğimiz Kasım ayında yaptığı çağrıya rağmen insani yardım finansmanı eksikliği nedeniyle Suriye’deki genel gıda yardımı programının Ocak 2024’ten itibaren sona erdiğini duyurdu. WFP, daha önceki bir açıklamasında Birleşmiş Milletler (BM) örgütünün, Suriye’de 3,2 milyon insanın yaşadığı açlık ve yetersiz beslenmeyle mücadele için önümüzdeki altı ay içinde gıda yardımı sağlamak için gereken 134 milyon doları toplayamaması halinde bu programdan vazgeçeceği uyarısında bulunmuştu. WFP, tahminlerine göre gıda yardımındaki her yüzde 1’lik azalmanın 400 binden fazla insanı kıtlığın eşiğine getirdiğini belirtti.

Genel gıda programının sona erdiğine ilişkin duyuru, Temmuz 2023’te bütçenin yüzde 40 oranında azaltılmasından birkaç hafta sonra geldi. Bu durum, Suriye’de 2,5 milyon yararlanıcıya sağlanan aylık yardımın azalmasına neden oldu.

İnsani yardım finansmanındaki eksiklikler, Ağustos ayında yardımın Irak’ta 38 bin mülteci ve Ürdün’de 50 bin mülteciyle sınırlandırılması gibi komşu ülkelerdeki Dünya Gıda Programı’nı da etkiledi. Bu fon açığı, yalnızca Suriye’yi değil aynı zamanda programların azaldığı ve yakın zamanda daha da azalacağı WFP’nin ülke faaliyetlerinin yarısını da olumsuz etkiliyor. Ancak BM örgütü, bazı çocuk beslenme planlarını sürdürmenin ve çiftçilerin geçimlerini desteklemenin yanı sıra, doğal afetlerden etkilenen ailelere daha küçük programlarla destek sağlamaya devam edeceğini belirtti. Geçtiğimiz on yılda WFP, 4,8 milyon ton gıda sağlamak için 3 milyar ABD doları, 300 milyon ABD dolarından fazla nakit yardımı ve mal ve hizmet sağlamak için 800 milyon ABD doları harcadı.

sef
6 Aralık 2023, İdlib’in eteklerindeki Atma kampında Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, yardım teslimatları durmadan önce yerinden edilmiş insanlara yardım paketleri dağıtırken Suriyeli çocuklar oynuyor (AFP)

Suriyelilerin yüzde 90’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ve BM’nin Suriye’de 15,3 milyon insanı ihtiyaç sahibi olarak sınıflandırdığı bir dönemde WFP’nin Suriye’deki yardım hizmetlerindeki azalma, Suriye krizine yönelik insani ihtiyaçların her düzeyde artmaya devam etmesiyle ortaya çıkıyor. Gıda güvensizliği de artmaya devam ederken, en az 12,1 milyon kişinin gıda güvensizliğinden mustarip olduğu ve koşulların daha da kötüleşmesi durumunda ilave 2,9 milyon kişinin de gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıya kalacağı tahmin ediliyor.

BM, Suriye’de 15,3 milyon insanı ihtiyaç sahibi olarak sınıflandırıyor. En az 12,1 milyon kişinin gıda güvensizliğinden mustarip olduğu tahmin ediliyor.

Peki bu finansman krizindeki ana itici güçler nelerdir? Suriye nüfusu ve Suriye’deki insani yardımın niteliği üzerindeki etkiler nelerdir?

Öncelikle Suriye krizine sağlanan uluslararası insani yardımın giderek azalmasına ilişkin endişeler son birkaç yılda arttı. Şubat 2023’te meydana gelen yıkıcı deprem, bu itici güçleri önemli ölçüde değiştirmedi. Bu durum, 2023 Suriye İnsani Müdahale Planı’nın finansmanındaki büyük açıkta da görülüyor. BM organlarının Mali Takip Sistemi’nin Aralık 2023 rakamlarına göre, gerekli olan 5,41 milyar dolarlık miktarın yalnızca yüzde 33’ü toplandı. Geçen yıl BM öncülüğündeki Suriye İnsani Müdahale Planı 2022 finansman ihtiyacının yalnızca yüzde 37'sini karşılamıştı.

Aynı zamanda, BM’nin Suriyeli özel şirketlerle yaptığı sözleşmelerin değeri de 2021’de 199,7 milyon dolardan 2022’de yüzde 16 düşüşle 167,2 milyon dolara geriledi. Bundan önce BM’nin Suriyeli şirketlerle yaptığı sözleşmelerin değeri 2020’de 244,5 milyon dolar, 2019’da ise 230,7 milyon dolardı.

Ekonomik ve sosyal kriz kötüleştikçe, 2011 yılından bu yana Suriye halkına ve ülkenin yerel ekonomilerine yönelik uluslararası insani yardımın önemi belirgin bir şekilde arttı. 2011 yılında ayaklanmanın başlamasından sonra Suriyedeki sivil toplum kuruluşlarının sayısı önemli ölçüde artış yaşadı. Suriye’ye yapılan uluslararası insani yardımın en önemli finansman kaynakları, ABD ve Avrupa Birliği (AB) idi.

Sivil toplum örgütleri zayıfladı

Bu bağlamda Suriye’deki insani yardım hizmetlerine ayrılan finansmanın azaltılması, STK’ları, BM kuruluşlarını ve sahadaki yerel aktörleri ve onların faaliyetlerini zayıflatıyor. Dünyadaki diğer bağlamlarda olduğu gibi Suriye’de veya komşu ülkelerde bulunan sivil toplum kuruluşlarının büyük çoğunluğu, yabancı ülkelerden, BM kuruluşlarından veya uluslararası STK’lardan gelen uluslararası fonlara bağımlı.

Batı medyası ve yetkilileri, uluslararası insani yardım fonundaki bu düşüşü sıklıkla ‘bağışçıların ilgisizliğinin’ ve daha az ölçüde de olsa Suriye’deki siyasi sürecin tıkanmasının bir sonucu olarak açıklıyor. Ancak bu, dış yardımın bağışçıların diğer siyasi önceliklerine, özellikle de Batılı olanlara yönlendirilmesi olarak anlaşılıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne göre özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmasını ve refahını teşvik eden ve hedefleyen, uluslararası bağışçılar tarafından sağlanan devlet yardımı olarak tanımlanan resmi kalkınma yardımı, 2021’de 186 milyar dolardan 2022’de tarihsel olarak en yüksek seviyesine, 204 milyar dolara yükseldi. Artış iki nedenden kaynaklandı. Birincisi, donör ülkelerdeki mültecilerin hazırlanması ve barındırılmasına yönelik tahsisatlar, 2021’de 12,8 milyar dolardan 2022’de 29,3 milyar dolara önemli bir artış gösterdi. Daha sonra Rus askeri operasyonu ve devam eden savaş sonrasında Ukrayna’ya yapılan resmi kalkınma yardımını artırıldı. Ukrayna’ya yapılan dış yardım, 2021’de 918 milyon dolardan 2022’de 16,1 milyar dolara ulaştı.

Uluslararası finansmanın azalması Suriye’deki insani krizi daha da derinleştirecek, Suriyeli sivil toplum kuruluşlarının geleceğini etkileyecek ve faaliyetlerinin devamını tehdit edecektir. Bu, ülkedeki sosyal ve ekonomik durumun halihazırda devam eden kötüleşmesine katkıda bulunacaktır. İş fırsatlarının olmayışı ve düşük maaşlar, daha fazla genç Suriyeliyi, özellikle de üniversite mezunlarını ve vasıflı çalışanları daha iyi yaşam koşulları arayışıyla ülkeyi terk etmeye itiyor.

Mülteci sayısı ikiye katlandı

Avrupa’ya yasal ve yasa dışı yollardan seyahat etmeye çalışan Suriyelilerin sayısı son birkaç yılda artmaya devam etti. AB sınırından yasadışı bir şekilde geçen Suriyelilerin sayısı 2021 ile 2022 arasında iki katına çıktı ve Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı’na (Frontex) göre 2021’de 46.395’ten 92.472’ye yükseldi. Suriyeli sığınmacıların sayısı da 2022’de ilk kez 116 bin 980’e yükseldi. Almanya, 2021’e göre yüzde 17 artışla en çok tercih edilen destinasyon oldu. Bu durum, aynı zamanda Lübnan üzerinden yasa dışı yollardan ülkeyi terk etmeye çalışan Suriyelilerin sayısının artmasıyla da görüldü.

xsdc
Fotoğraf: AFP

Ocak ve Aralık 2022 arasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), içinde 4 bin 334 yolcu bulunan 51 teknenin yasa dışı geçiş yaptığına dair raporlar aldığını açıkladı.

UNHCR’nin 2022 rakamlarına göre potansiyel göçmenlerin yüzde 62,2’si Suriyeli, yüzde 28’i Lübnanlı ve yüzde 11’i Filistinlilerden oluşuyor. Son yıllarda denize açılmaya yönelik benzer girişimler sırasında, kuzey Lübnan’dan suya indirilen ilkel bir teknenin Suriye’nin Tartus kenti açıklarında batması da dahil olmak üzere ölümcül kazalar meydana geldi. Bu da Eylül 2022’de 150’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bu eğilim 2023’te de devam etti. Ancak tam tersi şekilde… Öyle ki 2023’ün ilk yarısında yapılan Suriyeli başvurularının sayısı, 2015- 2016 mülteci krizinden bu yana yaşanan benzer dönemleri aştı, sığınma başvuruları 66 bin 600’e çıktı.

11 Aralık’ta yayınlanan bir raporda, 2024 yılı İnsani Müdahale Planları, Suriye’deki operasyonların ‘en acil insani ihtiyaçlara yanıt vermeye odaklanacağını ve tamamlayıcı bir kalkınma müdahalesine olan acil ihtiyacın altını çizeceğini’ açıkladı. Bu, Suriye’de son on yılda gıda ve ayni yardım, kupon, nakit ve barınma sağlanması gibi temel ihtiyaçların sağlanmasına odaklanan insani yardıma yönelik ana eğilimin ve itici güçlerin devamı niteliğinde.

Ancak tamamlayıcı kalkınma müdahalesi, acil yardımla karşılaştırıldığında sınırlı kaldı. Ancak son birkaç yılda özellikle Suriye hükümeti tarafından kontrol edilmeyen bölgelerde hafif ilerleme kaydedildi. Bununla birlikte bu projeler, özellikle kuzeydoğuda birkaç istisna dışında, hâlâ büyük ölçüde küçük altyapı rehabilitasyonunu hedefliyor.

Suriye’de faaliyet gösteren insani yardım aktörlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının sayısı giderek artarken, sınırlı düzeyde kalan sürdürülebilir işletmeyi teşvik etmek için yerel altyapının yeniden kurulması veya tarım ve imalat sektörlerine yardımın artırılması da dahil olmak üzere daha iyileşme veya kalkınma odaklı bir yaklaşıma doğru bir geçiş yapılıyor. Bu gelişme, Suriye ekonomisini etkileyen bazı yapısal sorunların çözümü çerçevesinde yaşandı. Büyük ölçekli, uzun vadeli insani yardımın, ekonomik toparlanma için gerekli koşulları yaratmada ve nüfusun yaşam koşullarını iyileştirmede nasıl başarısız olduğuna ve bir yandan da uluslararası yardıma bir tür devlet bağımlılığı yarattığına dair dünya çapında çeşitli örnekler var.

Suriye rejimi, ülkedeki insani ihtiyaçların seviyesinin sürekli artmasından sorumlu olan ana taraftır. 2011’den bu yana Suriyelilere verdiği yıkım ve zarar, bu insani felakete neden oldu.

Yabancıların dövizi zorunlu hale geldi

Genel olarak uluslararası insani yardımın azalması ve Suriye hükümetinin mali kapasitesinin azalmaya devam etmesiyle birlikte, bütçe harcamalarının 2022’de 5,5 milyar dolardan 2023’te 2,2 milyar dolara yüzde 60 oranında azalmasıyla da açıkça görüldüğü üzere Suriyeli gurbetçilerden ve göçmenlerden gelen paralar, Suriyelilerin kendi ülkelerinde hayatta kalabilmeleri için her zamankinden daha önemli hale gelecek. Para transfer tahminleri 3 ila 6 milyar dolar arasında değişiyor. Bu para olmadan Suriye halkının büyük bir kesimi, tüccarlardan borç almak ve/veya borçlanmak dışında günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Suriyeli gurbetçilerin gönderdiği paralar, ülkede sayıları giderek artan ailelerin ana mali kaynağı haline geldi. Ancak Suriye’deki birçok yerel girişim, kuruluş ve dernek için finansman kaynağı olmasına rağmen, paraların insani yardım aktörlerinin finansmanında mutlak anlamda önemli bir rolü bulunmuyor. Bununla birlikte göçmen dövizleri, Suriye nüfusunun acısını hafifletmeye yetmeyebilir ve ülkede yaşayan Suriyeli aileler, kötüleşen yaşam koşullarıyla başa çıkmak için çeşitli başa çıkma mekanizmaları ve stratejileri geliştirmeye devam edecektir.

Devlet hizmetleri azalmaya devam ederken temel ihtiyaçlardan yoksunluk da artıyor. Örneğin geçtiğimiz kış sezonu için bazı aileler henüz ödeneklerini alamazken, bu kış sezonunda da sübvansiyonlu kalorifer yakıtı dağıtımında yine ciddi bir gecikme yaşandı. Bu yakıt, her aileye litresi 2000 Suriye lirası olmak üzere 100 litre (akıllı kart sistemiyle iki parti halinde) veriliyor. Bu gecikme karşısında pek çok aile, karaborsadan mazotu, bazı durumlarda litre başına 16 bin Suriye lirasını aşan fiyatlarla satın alıyor. Bu rakam, nüfusun büyük kesiminin satın alma gücünü de aşıyor. Standart gıda sepetinin Eylül 2023 değeri, 2023 başından bu yana yüzde 100 artarak bir önceki yıla göre üç kat arttı ve 938 bin Suriye lirasına (11 bin 557 Suriye lirası resmi kuruyla 81 ABD doları) ulaştı. Buna karşılık Suriye hükümeti, Ağustos 2023’te asgari ücreti ikiye katlayarak 185.940 Suriye lirasına (16,1 ABD dolarına eşdeğer) çıkardı. Bu, Aralık 2021’den bu yana türünün ilk artışı ve Eylül 2023 için standart referans gıda sepeti için gereken miktarın yüzde 19,8’ini temsil ediyor.

İyileşme koşulları ve başkanlık sarayının adamları

Nihayetinde Suriyelilerin ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımların yeterli düzeyde tutulmasının ve uzun vadeli kalkınma hedeflerine yönlendirilerek daha verimli hale getirilmesinin yollarının bulunması gerekiyor. Bununla birlikte insani yardım, daha erken toparlanmaya veya bir ülkenin altyapısına, ekonomisine ve üretken sektörlerine yarar sağlayan kalkınma odaklı insani yardıma geçişi teşvik etmek de dahil olmak üzere, doğru şekilde uygulandığı takdirde ekonomik toparlanma için kritik bir ilerleme sağlayabilir. Ancak Suriyeli göçmen yetenekleri kabul eden, yaptırımlar veya yerli ve yabancı yatırımcılar için güvenlik eksikliği gibi çeşitli kısıtlamalardan arınmış bir ekonomik ortamın varlığı da dahil olmak üzere bir dizi koşul olmadan bu genellikle yeterli olmuyor.

İnsani yardım ileriye yönelik bir ivme sağlayabilir ancak kısıtlamalardan, yaptırımlardan veya güvensizlikten arınmış bir ekonomik ortam da dahil olmak üzere bir dizi koşulun mevcudiyetini gerektiren uzun vadeli ekonomik toparlanmayı sağlamaz.

Ayrıca temel gereksinimlerden biri, nüfusun çoğunluğunun çıkarlarını gerçekleştiren ve hizmet eden ve ekonominin üretken sektörlerini geliştirmeye çalışan kalkınma yaklaşımlarını ve sosyal ve ekonomik politikaları teşvik eden hükümet politikalarıyla ilgilidir. Bu bağlamda Suriye rejimi, ülkedeki insani ihtiyaçların seviyesinin sürekli olarak artmasının ana sorumlusudur. 2011’den bu yana nüfusun büyük kesimlerine verdiği yıkım, zarar, toplumun ortak çıkarı pahasına başkanlık sarayıyla bağlantılı küçük bir iş adamı azınlığına fayda sağlayan ekonomi politikaları, yolsuzluk ve kötü yönetim, insani yardımın istismar edilmesi ve kontrolü dışındaki kuzey bölgelerine aktarılmasının engellenmesi sonucunda hükümet, Suriye’de bu insani felakete neden oldu.

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
TT

Sudanlı Doktorlar: Sudan'ın kuzeyinde Nil Nehri'nde batan feribottan 15 ceset çıkarıldı

Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)
Mavi Nil nehrinin kıyısında yer alan Sudan'ın başkenti Hartum'un silüeti ve şehri yakındaki Tuti adasına bağlayan Tuti Köprüsü (Arşiv- AFP)

Sudan Doktorlar Ağı dün yaptığı açıklamada, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az 27 kişiyi taşıyan bir feribotun Sudan'ın kuzeyindeki Nil Nehri'nde batmasının ardından 15 cesedin bulunduğunu bildirdi.

Grup Facebook paylaşımında, altı kişinin kurtulduğunu, sivil savunmanın ise Shendi bölgesinde batan feribottan kayıp kişileri arama çalışmalarının devam ettiğini belirtti.


Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

TT

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı Zindani, Şarku’l Avsat’a konuştu: Hükümet yakında Aden’e dönecek… Dışişlerini reformları tamamlamak için muhafaza ettim

Yemen Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Dr. Şai Muhsin ez-Zindani, hükümetinin anayasal yeminin üzerinden 24 saat geçmeden ilk hareket sinyalini verdi. Bir sonraki duraklarının Aden olacağını ve bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, yarım kalan yapısal düzenlemeleri sonuçlandırma ihtiyacıyla ilişkilendiren Zindani, hükümetin ülke içine taşınmasının sembolik değil, icrai bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Aden’de varlık göstermenin, karar alma ve uygulama kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini belirterek, önceliğin kurumsal disiplinin yeniden tesisi olduğunu kaydetti.

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD) içinde yer alan SRMG merkezindeki “Eş-Şark” televizyonu stüdyolarında ekonomik baskının arttığı ve siyasi beklentilerin yükseldiği bir dönemde Şarku’l Avsat Podcast özel açıklamalarda bulunan Zindani, “Bu aşama geniş söylemleri kaldırmaz; kademeli ve güveni yeniden inşa eden bir çalışmaya ihtiyaç var. Kurumsal ritmin istikrara kavuşturulmasının, hedeflerin genişletilmesinden önce geliyor” dedi.

Hükümetin oluşumu ve öncelikleri

Hükümetin oluşum süreci, öncelikleri, ortaklarla ilişkiler ve siyasi sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zindani,  yarım asrı aşan kamu hizmeti tecrübesine dair kişisel okumalarını paylaştı.

Hükümetin oluşumunun “salt mesleki kriterlere” dayandığını belirten Zindani, “tercihlerin liyakat, uzmanlık ve tecrübe arasında yapılan karşılaştırmaya göre belirlendiğini, parti dayatmalarından uzak durulduğunu” söyledi. Hükümete özgeçmişler ulaştığını ancak herhangi bir kota talebiyle karşılaşmadıklarını ifade ederek, “Siyasi arka planlardan ziyade dosyaları yönetme kapasitesine odaklandık” dedi.

Açıklanan bakan sayısının fiili portföy sayısını yansıtmadığını kaydeden Zindani, “gerçek bakanlık sayısının yaklaşık 26 olduğunu; devlet bakanlarının ise belirli görevler ve gençlerin sürece katılımını sağlamak amacıyla atandığını” belirtti. Coğrafi ve ulusal dengenin gözetildiğini vurgulayan Zindani, temsilin “kazanç paylaşımı için değil, devletin çeşitliliğini yansıtmak amacıyla” dikkate alındığını söyledi.

Hükümet programının merkezinde vatandaşların yer aldığını ifade eden Zindani “İnsan, hükümetin ilgi odağıdır… Yaşam koşullarının iyileştirilmesi, hizmetlerin geliştirilmesi ve ekonomik toparlanma önceliğimizdir” dedi.

Kurumsal yeniden inşa ve denetimin güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını belirten Zindani, kurumsal yapının zayıflığının geçmişteki aksaklıkların temel nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle elektrik hizmetlerinde Suudi Arabistan’ın desteğiyle nispi bir iyileşme sağlandığını, ancak asıl zorluğun ekonomik reformların sürdürülmesi ve kaynak yönetimi olduğunu kaydetti.

Hesap verebilirlik konusunda ise siyasi kararın birleşmesinin hukukun uygulanması için fırsat sunduğunu belirterek, “Yetki birleştiğinde ödül ve ceza mümkün olur” dedi.

Zindani, hükümetinin oluşumunu yalnızca icrai adımlar çerçevesinde değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirdi. Olağanüstü koşullarda kurulan hükümetin, günlük dosyaları yönetmenin yanı sıra “düzenli performans, güvenin yeniden tesisi ve kamu görevlerinde liyakat ölçütünün hâkim kılınması yoluyla devlet fikrini toplumsal bilinçte yeniden sabitlemeyi” hedeflediğini söyledi.

Bu yaklaşımın, Yemen krizinin yalnızca siyasi ya da güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını; “vatandaş ile yönetim kurumları arasında süregelen bir güven krizi” içerdiğini ortaya koyduğunu belirten Zindani, kalıcı istikrarın ancak bu güvenin yeniden inşasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Ekonomi ve denetim

Ekonomi dosyasında hızlı vaatlerden kaçındığını belirten Zindani, kaynak yönetimi ve önceliklerin yeniden düzenlenmesi diliyle konuşmayı tercih ettiğini söyledi. Toparlanmanın parçalı kararlarla değil, mali yönetimin yeniden yapılandırılması, şeffaflığın güçlendirilmesi ve etkin denetimle mümkün olacağını ifade etti.

Kaynakların disipline edilmesi ve verimli kullanılması, iç güvenin yeniden kazanılması ve dış desteğin çekilmesi için ilk adım olarak görülüyor. Zindani’ye göre mali istikrar, vatandaşların hayatında somut iyileşmenin temelini oluşturuyor.

Hükümetin Aden’e geçişi de bu bağlamda hem pratik hem de ulusal bir gereklilik olarak değerlendiriliyor. Yürütme organının ülke içinde bulunmasının idari bir tercih değil, kararın etkinliği ve sahayla temas kapasitesi için zorunlu bir şart olduğunu belirtti.

İçeriden çalışmanın hükümete toplumun önceliklerini daha iyi anlama ve onlarla etkileşim kurma imkânı sunduğunu kaydeden Zindani, devletin kamusal alandaki varlığının çatışma yıllarında gerilediğini hatırlattı. Riyad’da yemin edilmesini ise dönemin anayasal ve güvenlik koşullarının dayattığı bir durum olarak nitelendirdi; odaklanılması gerekenin sembolik mekân değil, hükümetin icraatı olduğunu söyledi.

Güvenlik ve askeri yapı

Güvenlik alanında temkinli ama gerçekçi bir dil kullanan Zindani, geçmiş yılların birikiminin kısa sürede silinemeyeceğini belirtti. Ancak güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonun ve siyasi kararın birleşmesinin sahada nispi bir iyileşme sağladığını ifade etti.

Protestoların geçiş dönemlerinde kamusal hayatın bir parçası olduğunu kabul eden Zindani, bununla birlikte eylemlerin yasal çerçeve içinde kalmasının istikrarın korunması ve toparlanma sürecinin sekteye uğramaması açısından hayati olduğunu vurguladı.

Askeri güçlerin yeniden düzenlenmesine ilişkin olarak ise komuta birliğinin sağlanması ve birliklerin şehir dışına konuşlandırılmasının devlet otoritesinin pekiştirilmesi ve güvenlik-askerî roller arasındaki örtüşmenin azaltılması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemdeki çoklu sadakat yapısının kurumların işlevselliğini zayıflattığını belirten Zindani, bunun aşılmasının istikrarın yeniden inşası ve hükümetin icra kapasitesinin güçlendirilmesi için temel teşkil ettiğini kaydetti.

Dış politika ve bölgesel ilişkiler

Zindani’nin açıklamaları, siyasi temsilin netliğinin Yemen’in uluslararası konumunu güçlendirmedeki önemine işaret etti. Birleşik karara sahip bir hükümetin diplomatik etkileşimi kolaylaştıracağını ve Yemen’e daha güçlü ve tutarlı bir hukuki temsil sağlayacağını belirtti.

Dışişleri portföyünü muhafaza etmesini, bakanlık ve dış temsilciliklerin yeniden düzenlenmesiyle başlayan reform sürecini tamamlama ihtiyacıyla gerekçelendiren Zindani, diplomatik işleyişin düzenli hâle getirilmesini devlet kurumlarının yeniden inşasının doğal uzantısı olarak gördüğünü söyledi.

Suudi Arabistan ile ilişkileri “geleneksel desteğin ötesine geçen, çok boyutlu bir ortaklık” olarak tanımlayan Zindani, son yıllarda sağlanan desteğin hayati sektörlere yansıdığını ve mevcut aşamada iş birliğinin kalkınma ve ekonomik istikrar alanlarında genişletilmesinin hedeflendiğini belirtti. Bu ortaklığın, bölgesel karmaşıklıklar içinde istikrarın temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti.

Husilere ilişkin olarak ise hükümetin barış sürecine esneklikle yaklaştığını ancak anlaşmalara bağlılık konusunda sorun yaşandığını söyledi. Son askerî ve ekonomik gelişmelerin grubun pozisyonunu zayıflattığını öne süren Zindani, gelecekteki müzakerelerin açık referanslara dayanması gerektiğini vurguladı. Husilere karşı güçlerin birleşmesinin, hızlı bölgesel ve uluslararası değişimler ışığında hükümete daha güçlü ve tutarlı bir müzakere konumu sağladığını belirtti.

Yarım asırlık kamu hizmeti

Mesleki kariyerine değinen Zindani, elli yılı aşkın bir tecrübeye sahip olduğunu; genç yaşta eğitim alanında başlayan kariyerinin diplomatik görevlerle devam ettiğini anlattı.

Yemen’in derin dönüşümler yaşadığını, bunun kurumsal yapının kırılganlığını ortaya çıkardığını ve devlet istikrarını etkilediğini söyledi. Buna rağmen geleceğin geçmişten ders çıkararak okunması gerektiğini belirten Zindani, nihayetinde kalıcı olanın makamlar değil, vatandaşın çıkarı olduğunu vurguladı.

Mevcut aşamadaki iyimserliğin siyasi bir söylem değil, karmaşık koşullar karşısında pratik bir tercih olduğunu ifade eden Zindani, asıl bahsin devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden inşa etmek ve bölgesel ile uluslararası ortaklarla ortak çalışmayı güçlendirmek olduğunu söyledi. Bunun, Yemen’i istikrar ve toparlanma rotasına yeniden yerleştirecek bir aşamanın kapısını aralayabileceğini sözlerine ekledi.


Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”