Sisi'nin üçüncü döneminin en belirgin zorlukları neler?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4739651-sisinin-%C3%BC%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC-d%C3%B6neminin-en-belirgin-zorluklar%C4%B1-neler
Sisi'nin üçüncü döneminin en belirgin zorlukları neler?
Sisi, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakipleriyle bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır'da, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin üçüncü döneminin en belirgin zorluklarına ilişkin sorular gündeme geldi. Öte yandan Sisi, dün (Salı) cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki rakipleri; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Hazım Ömer, Mısır Sosyal Demokrat Partisi Genel Başkanı Ferid Zahran ve Vefd Partisi Genel Başkanı Abdussened Yemame ile bir araya geldi.
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmed Fehmi'nin yaptığı açıklamaya göre toplantıda Sisi rakiplerinin Mısır siyasi ve demokratik sahnesindeki çoğulculuğu ve çeşitliliği zenginleştirecek şekilde seçim sürecinde ortaya koydukları siyasi performansı takdir etti.
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, toplantıda üç partinin genel başkanlarının "bir sonraki aşamada ulusal kalkınma çabalarının nasıl güçlendirileceğine" ilişkin siyasi vizyonlarını sunduklarını ve Mısır devletinin ve halkının çıkarlarına hizmet edecek şekilde çalışmaya devam edeceklerini" ifade ettiklerini bildirdi. Sisi, "toplumdaki çeşitli siyasi gruplar arasındaki diyaloğun toplumun gelişiminin önemli bir bileşeni ve yeni cumhuriyetin temel özelliği olduğuna" dikkat çekti.
Mısır Ulusal Seçim Kurumu pazartesi günü yaptığı açıklamada, Sisi'nin toplam geçerli oyların yüzde 89,6'sını alarak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığını duyurdu. Sisi toplamda 39,7 milyon seçmenin oyunu aldı. Hazım Ömer ise toplam geçerli oyların yüzde 4,5'ini (1,986 milyon oy) alarak Sisi’yi takip ederken, Ferid Zahran yüzde 4 (1,776 milyon oy) ile üçüncü sırada yer aldı. Abdussened Yemame ise yüzde 1,9 oranında (822 bin) oy alarak dördüncü sırada kaldı.
Uzmanlara göre Sisi'nin üçüncü altı yıllık döneminin gündeminde özellikle siyasi ve ekonomik konular olmak üzere pek çok zorluk yer alıyor. Kahire Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tarık Fehmi, “Benim tahminime göre Cumhurbaşkanı Sisi'nin üçüncü döneminde karşılaşacağı en önemli zorluk, tüm stratejik seviyelerdeki güvenlik ve stratejik zorluklardır. Bu zorluklar mevcut bazı politikaların gözden geçirilmesini ve önceliklerin belirlenmesini içeren ekonomik gerçekliğe yöneliktir.” değerlendirmesinde bulundu.
Fehmi Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Mısır ulusal diyaloğu cumhurbaşkanının öncelikleri arasında yer alıyor. Sisi seçim zaferinin ardından yaptığı konuşmada buna işaret etti. Sisi, ulusal diyaloğu sürdürme sözü verdi. Bu nedenle de bu konuda bir taahhüt var. Bu, zorlukların bir parçası ve gerçekten önemli bir konu. Çünkü diyaloğu başlatan cumhurbaşkanı idi.”
Sisi pazartesi günü Mısır'ın "ulusal diyaloğunu" "daha etkili ve pratik bir şekilde" tamamlama sözü verdi. Geçtiğimiz Eylül ayında Ulusal Diyalog Mütevelli Heyeti, Sisi'nin daveti üzerine geçtiğimiz Mayıs ayında başlayan oturumlarının cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuna kadar askıya alındığını açıklamıştı. Konsey o dönemde yaptığı açıklamada, bu kararın “Ulusal Diyaloğa katılan tüm kesimlerin seçim sürecine 'tam özgürlükle' katkıda bulunmaları için (olumlu ve uygun) bir ortam sağlamak amacıyla alındığını” ifade etmişti.
Mısır Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki rakipleriyle el sıkışıyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısırlı ekonomi uzmanı, Arap Devletleri Ekonomik Kalkınma İşleri Birliği'nin Arap İşgücü Sisteminde Sosyal Kalkınma Arap Birliği Başkan Yardımcısı Eşref Garab ise önümüzdeki dönemde cumhurbaşkanının masasında ekonomik, sosyal, güvenlik ve siyasi birçok dosyanın olduğuna inanıyor. Şarku'l Avsat'a konuşan Garab şu açıklamayı yaptı: “Ekonomi dosyası, başta tarımsal projeler olmak üzere ulusal projeleri tamamlamak; gıda ve stratejik mallarda kendi kendine yeterliliği sağlamak, ithalat hacmini azaltmak ve endüstriyel projeleri ortaya koymak gibi hedefleri kapsıyor. Devlet Mülkiyeti Politikası belgesi uyarınca küçük, orta ve mikro işletmelerin desteklenmesinin ve gelişiminin arttırılmasının yanı sıra, özel sektörün devletin ekonomik faaliyetlerine katkısının artırılması ve bu alanda katılım oranının yüzde 65'e yükseltilmesi hedeflenecek. Bu da ihracat oranını ve hacmini artırmaya, ithalat hacmini azaltmaya ve ticaret açığını kapatmaya katkıda bulunacak.”
Garab, "Fiyatları kontrol etmek için piyasa gözetim aygıtını harekete geçirmenin yanı sıra, enflasyon oranını düşürmenin, yerel para biriminin durumunu iyileştirmenin ve döviz kıtlığının giderilmesinin de önemli bir konu olduğuna" dikkat çekti.
Mısır Kamu Seferberliği ve İstatistik Merkezi Ajansı'nın verilerine göre Mısır şehirlerinde tüketici fiyatlarındaki yıllık enflasyon oranı geçen ağustos ayında yüzde 37,4'e ulaşarak, enflasyon oranının yüzde 36,5 olarak kaydedildiği geçen temmuz ayına göre artış kaydetti. Öte yandan Dolar resmi olarak 30,9 Mısır pounduna eşit.
Garab, önümüzdeki dönemde karşılaşılacak en önemli sosyal zorluklardan birinin “Dayanışma ve Onur” programı kapsamında emekli maaşı alanların sayısında artış sağlanması da dahil olmak üzere, Mısır devletinin sağladığı sosyal koruma programlarındaki artışın devam etmesi olduğuna dikkat çekiyor. Garab, “gıda desteğinde devam eden artış ve Mısır'ın tüm valiliklerinde kapsamlı sağlık sigortasının uygulanmasının” vatandaşların üzerlerindeki yükü hafifleteceğini söyledi.
Mısır Temsilciler Meclisi'ndeki (Parlamento) Tecammu Partisi'nin parlamento organı başkanı Milletvekili Atıf Megaveri, “Ekonomik krizin Mısır vatandaşı üzerindeki yükünü hafifletmeye çalışmak, Mısır'ın en önemli sorunudur.” dedi.
Megaveri Şarku'l Avsat'a : “Mısır vatandaşının rahatlaması ve Mısır ekonomisinin tekrar sağlığına kavuşturulması yararına hizmet edecek şekilde bazı hükümet politikalarını değiştirmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Megaveri, Cumhurbaşkanı Sisi'nin de zaferden sonra (Pazartesi) yaptığı konuşmada işaret ettiği gibi, doğu sınırlarında Gazze'de devam eden savaşla ilgili bir zorluk olduğunu belirtti. Megaveri, “Bu, bize empoze edilen bir zorluktur ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesini önleyecek daha proaktif tedbirlerle bu sorunla yüzleşmek gerekiyor.” dedi.
Mısır, Gazze Şeridi'nde ateşkesin yeniden tesisi için yoğun çabalarını sürdürüyor. Kahire, Şerid'de kapsamlı bir ateşkesin yapılmasını hedefliyor. Mısır, "Filistinlileri kendi toprakları içinde veya dışında zorla yerinden etmeye yönelik her türlü girişimi kategorik olarak reddettiğini" defalarca vurguladı.
Mısırlı parlamenterler Cumhurbaşkanı Sisi'nin üçüncü döneminde karşı karşıya olduğu görevler arasında "Ulusal Diyalog oturumlarını tamamlamak ve sonuçlarını kabul etmek" olduğunu söylüyorlar.
Cezayir'de bir yetimhanede çıkan yangın sonrası büyük üzüntü yaşanıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5297017-cezayirde-bir-yetimhanede-%C3%A7%C4%B1kan-yang%C4%B1n-sonras%C4%B1-b%C3%BCy%C3%BCk-%C3%BCz%C3%BCnt%C3%BC-ya%C5%9Fan%C4%B1yor
Cezayir'de bir yetimhanede çıkan yangın sonrası büyük üzüntü yaşanıyor
Yangının çıktığı Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nin (yetimhane) dış cephesi. (EPA)
Cezayir'de dün, başkentin banliyösündeki bir yetimhanede çıkan yangın ülke genelinde büyük üzüntüye yol açtı. Yangında en az 11 çocuk hayatını kaybetti.
Sağlık yetkilileri, başkentteki Zeralda Hastanesi ile Mustafa Paşa Hastanesi'nde en yüksek alarm seviyesini ilan ederek, sabaha karşı doğudaki Muhammediye Belediyesi sınırlarında bulunan Çocuk Koruma ve Kabul Merkezi'nde (yetimhane) çıkan büyük yangında yaralananların tedavisi için acil müdahale başlattı.
Faciada ayrıca 19 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerinde ilk müdahalenin ardından çevredeki hastanelere sevk edildi. Sağlık kaynakları ve sivil savunma ekiplerinin verdiği bilgiye göre, yaralılardan 10'u çeşitli derecelerde yanıklar nedeniyle tedavi altına alınırken, 2 kişinin dumandan etkilenerek solunum sıkıntısı yaşadığı belirtildi. Ayrıca psikolojik travma geçiren 7 kişiye de müdahale edildi.
Yangının çıkış nedeni henüz açıklanmadı, ancak Cezayir'in bazı bölgelerinde, özellikle ülkenin kuzeyinde, günlerdir olağanüstü bir sıcak hava dalgası yaşanıyor.
Suriye, Irak sınırından Hizbullah’a füze ve insansız hava aracı kaçakçılığını engelledihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5296750-suriye-irak-s%C4%B1n%C4%B1r%C4%B1ndan-hizbullah%E2%80%99-f%C3%BCze-ve-insans%C4%B1z-hava-arac%C4%B1-ka%C3%A7ak%C3%A7%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1
Suriye güvenlik güçleri, Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde silahlar, füzeler, insansız hava araçları ve çeşitli mühimmat ele geçirdi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye, Irak sınırından Hizbullah’a füze ve insansız hava aracı kaçakçılığını engelledi
Suriye güvenlik güçleri, Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde silahlar, füzeler, insansız hava araçları ve çeşitli mühimmat ele geçirdi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bugün İçişleri Bakanlığı'ndaki bir kaynağa dayandırdığı habere göre, güvenlik birimleri Suriye-Irak sınırından ülkeye sokulmak istenen gelişmiş silah ve füze sevkiyatını engelledi.
Kaynak, ilk soruşturmaların ele geçirilen sevkiyatın Suriye topraklarından geçirilerek Lübnan’daki Hizbullah’a ulaştırılmasının planlandığını ortaya koyduğunu belirtti.
Irak sınırından gelerek Suriye toprakları üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a gönderilmeye çalışılan silah örnekleri. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Bakanlık, operasyonun sınır hattında şüpheli koşullarda park halinde bulunan bir aracın tespit edilmesinin ardından gerçekleştirildiğini açıkladı. Araçta yapılan aramada uzun menzilli füzelerin yanı sıra tanksavar güdümlü füzeler ve insansız hava araçlarından (İHA) oluşan silah sevkiyatı ele geçirildi.
Sınır Kapıları ve Gümrük Genel İdaresi ise söz konusu sevkiyatın ‘Baniyas kentine gitmekte olan bir petrol tankerinin içine ustalıkla gizlendiğini’ bildirdi.
Açıklamada, silahlar, füzeler ve İHA’ların, gümrük denetimlerini aşmak amacıyla tankerin içine profesyonel bir yöntemle saklandığı ifade edildi.
İçişleri Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, sınırların korunması ve ulusal egemenliğin muhafazasının taviz verilmeyecek öncelikler arasında yer aldığını vurgulayarak, Suriye topraklarının silah kaçakçılığı için geçiş güzergâhı veya Suriye ile komşu ülkelerin güvenliğini tehdit eden faaliyetler için kullanılmasına izin verilmeyeceğini kaydetti.
Irak’tan Baniyas Limanı’na doğru seyreden bir petrol tankerinde çeşitli mühimmat ele geçirildi. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
2024 yılı sonlarında Beşşar Esed rejimini devirerek iktidara gelen yeni Suriye yönetimi, İran’ın nüfuzu ve Esed yönetimi döneminde iç savaş sırasında askeri olarak rejime destek veren Hizbullah’a karşı mesafeli bir tutum benimsedi. Esed döneminde Suriye, Tahran ile Lübnan’daki Hizbullah arasında önemli bir lojistik hat işlevi görüyordu. Hizbullah ise Esed sonrası dönemde Suriye topraklarında herhangi bir varlığı ya da faaliyetinin bulunduğu yönündeki iddiaları reddediyor.
Suriyeli görevliler, Irak sınırından Lübnan’daki Hizbullah’a gönderilmek üzere hazırlanan sevkiyatı inceliyor. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye makamları daha önce de Ocak 2026’da, Lübnan sınırından ülkeye sokulmaya çalışılan füze ve çeşitli mühimmatın da bulunduğu bir silah kaçakçılığı girişiminin engellendiğini duyurmuştu.
Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın son dönemde birden fazla kez Suriye’ye, 2024 ve 2026 yıllarında İsrail ile yaşadığı iki savaşın ardından askeri kapasitesi zayıflayan Hizbullah’la mücadelede rol vermeyi planladığını açıklamasının ardından geldi.
Ancak Şam yönetimi, İsrail ile Hizbullah arasında devam eden kanlı çatışmaların yaşandığı Lübnan’a askeri müdahalede bulunma niyetinde olmadığını daha önce de vurgulamıştı.
Kudüs Uluslararası Havalimanı: Dünyaya açılan kapıdan İsrail yerleşim biriminehttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5296686-kud%C3%BCs-uluslararas%C4%B1-havaliman%C4%B1-d%C3%BCnyaya-a%C3%A7%C4%B1lan-kap%C4%B1dan-i%CC%87srail-yerle%C5%9Fim-birimine
Havaalanı, Kudüs’ü dünya başkentlerine bağlayan hayati bir bağlantı noktasıydı, diplomatik heyetleri ve turist grupları ağırlıyordu (Flash 90 Haber Ajansı)
Kudüs Uluslararası Havalimanı: Dünyaya açılan kapıdan İsrail yerleşim birimine
Havaalanı, Kudüs’ü dünya başkentlerine bağlayan hayati bir bağlantı noktasıydı, diplomatik heyetleri ve turist grupları ağırlıyordu (Flash 90 Haber Ajansı)
Ragide Atme
Filistin-İsrail çatışmasının merkezinde toprak hiçbir zaman sabit coğrafi alan olmaktan öte bir anlam taşımadı. Toprak, 1948 yılından bu yana sistematik olarak yerinde oluşturulmuş gerçekleri dayatan sürekli bir sahneye dönüştü. Sınırlar yeniden çiziliyor, altyapılar ise yerine geçme amaçlı yerleşim projelerine hizmet edecek şekilde yönlendiriliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Kalandiya Uluslararası Havalimanı (Kudüs Uluslararası Havalimanı) bölgesinde kurulacak sözde ‘Yahudi Mirası Merkezi’nin temelini atması, kutsal kentin taş ve tarihi dokusu üzerindeki denetimin yeni ve tehlikeli bir boyutunu daha ortaya koydu. İsrail'in planlama ve inşaat komitelerinin koridorlarında tasarlanan bu proje, gözlemciler tarafından yerleşimcilere yönelik geçici bir konut krizi veya belediye kalkınma projesi olarak değil, siyasi, kişisel, demografik ve çevresel boyutların kesiştiği bütünsel bir stratejik program olarak değerlendiriliyor. Ne var ki proje, geri dönülemez bir jeopolitik gerçekliği dayatacak; bölgenin tarihi anlatısını yeniden şekillendirecek, Doğu Kudüs'ün Filistin çehresinden uzaklaştırılmasını pekiştirecek ve Filistin'in hava taşımacılığına açılan kapılarını yerleşimcilere özel konut mahalleleri ve ideolojik merkezlere dönüştürerek ‘iki devletli çözümün’ maddi temellerini kesin bir şekilde ortadan kaldıracak biçimde titizlikle tasarlandı.
1920 yılında İngiliz Mandası döneminde kurulan Kudüs Uluslararası Havalimanı, Filistin siyasi ve toplumsal hafızasında son derece sembolik ve egemenlik açısından büyük değer taşıyor. Havalimanı, o dönemde Ürdün yönetimi altında gerçek bir gelişim ve geniş çaplı bir kalkınmaya tanıklık etti. Kudüs'ü Arap ve dünya başkentlerine bağlayan hayati bir damar niteliği taşıyan havalimanı, diplomatik heyetleri, turist grupları ve önemli şahsiyetleri ağırlıyordu. Ancak 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’nın ardından İsrail makamlarının havalimanı üzerindeki denetimi ele geçirmesiyle birlikte havalimanı, askeri kullanımlara ve sınırlı iç ticari uçuşlara dönüştürüldü. 2000 yılında ikinci Filistin İntifadası'nın patlak vermesiyle birlikte tamamen kapatıldı.
İdeolojik hedefler
İsrail’in havalimanı bölgesindeki dev projesi, yalnızca ideolojik ve imar amaçlı hedefler taşımıyor. Aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu'nun siyasi ivmesine ve kişisel-ailevi boyutuna da dayanıyor. Bu boyut, 1976 yılında Uganda'daki Entebbe Operasyonu’nda İsrail komando birimi Sayeret Matkal’a komuta ederken öldürülen kardeşi Yonatan'ın anısını ölümsüzleştirme çabasıyla bağlantılı. Netanyahu'nun tarihi havalimanı binasında Yahudi Mirası Merkezi’nin temelini atması, sadece bir onurlandırma adımı değil, bölgeyi ‘İsrailleştirme’ye ve havalimanının sembolizmini tarihi Filistin-Arap sivil tesisinden İsrail'in askeri ve güvenlik anlatısının kalesine dönüştürmeye yönelik açık bir girişim niteliği taşıyor. Bu merkez, ziyaretçiler ve yerleşimciler için tarihsel anlatıyı yeniden şekillendirmek ve toprağın ulusal miras kisvesi altında müsadere edilmesini meşrulaştırmak amacıyla propaganda aracı olarak kullanılacak. Plan, Kalandiya Uluslararası Havalimanı'ndan geriye kalan mimari yapılar içinde İsrail havacılık tarihini tanıtan bir müze veya uzmanlaşmış bir merkez kurulmasını içeriyor.
Proje aynı zamanda, bölgeyi İsrail’in gelişim sürecinin özgün parçasıymış gibi tasvir eden yeni bir teknolojik ve askeri anlatıyı yerleştirmek amacıyla, geçmişte var olan Filistin ve Ürdün sivil havacılığının görsel ve tarihi izlerini silecek. Bu durum, yeni yerleşimcilere bölgeyle tarihi bir bağ hissi kazandırmayı hedefliyor. Bu doğrultuda İsrail hükümeti, müze ve Yahudi Mirası Merkezi’nin yanı sıra, yaklaşık 50 bin İsrailli yerleşimciyi barındırmak üzere yaklaşık 9 bin yerleşim biriminden oluşan dev bir konut bölgesi inşasına ilişkin yapı planını onayladı. Bu planda özellikle, Kudüs içinde ağır konut krizi yaşayan dindar Yahudiler (Harediler) kesimine odaklanılıyor. ‘Atarot’ adıyla bilinen proje, bu kesime hükümet destekli geniş bir imar alanı sunacak ve birkaç yıl içinde bölgenin demografik dengesini değiştirecek hızlı bir nüfus akışını garanti altına alacak.
Yerleşimcilik uzmanı Halil Tüfekçi'ye göre Haham Ovadia Yosef'in adını taşıyacak yeni yerleşim birimi, 1997 yılında kurulan Ebu Ganim Dağı'ndan sonra en büyük yerleşim projesi olacak. Tüfekçi, bu projenin, Filistin egemenliğinin simgelerinden birini yok etmeyi amaçlayan stratejik hedefler taşıdığını vurguladı.
Yasalar ve mekanizmalar
İsrail makamları, Atarot Projesi’ni uygulamaya koymak için Filistinlilerin mülkiyet ve toprak haklarını aşmaya yönelik bazı yasalara ve düzenleyici mekanizmalara dayanıyor. Bu projeyi açık bir yeni toprak müsaderesi süreci olarak sunmak yerine, havalimanı arazisini ‘devlet arazisi’ olarak sınıflandırmaya başvurdu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre özellikle bu sınıflandırma, İngiliz Mandası dönemi ve Ürdün yönetimi dönemine dayanan eski belge ve müsadere kayıtlarına dayanıyor. Toplam yüzölçümü yaklaşık 1,2 milyon metrekare olan arazi, kamu yararına tahsis edilmişti. Ancak bu kavram münhasıran Yahudi yerleşim birimi inşası lehine dönüştürüldü. Gözlemcilere göre bu durum, işgalci gücün işgal altındaki topraklarda kamu mülklerinin kullanım niteliğini kendi vatandaşları lehine değiştirmesini yasaklayan uluslararası insani hukukun temel bir ihlalini teşkil ediyor.
Planın kapsadığı toplam alan, Kudüs'ün kuzeyindeki Kalandiya, Beyt Hanina ve Kefer Akab beldelerinden Filistinlilere ait özel mülkiyetli geniş arazi parçaları ve cepler içerdiğinden, İsrail düzenleme komiteleri, projeyi durdurabilecek uzun hukuki itirazlardan kaçınmak amacıyla ‘yeniden birleştirme ve ayrıştırma’ olarak bilinen düzenleyici bir araca başvuruyor. Bu araç yoluyla bütün araziler (özel ve kamu) tek bir düzenleme havuzunda birleştiriliyor, ardından inşaat payları ve haklar yeniden dağıtılıyor. Bunun sonucunda Filistinlilere ait özel mülkler marjinal köşelere sıkıştırılıyor veya bağımsız inşaat kapasitesinden yoksun bırakılıyor, hayati alanları ise yeni yerleşim birimine hizmet edecek sokaklara, kamu tesislerine ve parklara dönüştürülüyor. Bu da hukuk kisvesine bürünmüş fiili bir müsadereye işaret ediyor.
Yerleşim hançeri
Uzmanlara göre Kefer Akab, Kalandiya Mülteci Kampı, Er-Ram, Beyt Hanina ve Bi’r Nabala gibi büyük kentsel yerleşim bölgeleriyle çevrili, son derece hassas bir bölgenin tam merkezine 50 bin dindar yerleşimciyi barındıracak bir yerleşim birimi inşa edilmesi, Kudüs'ün kuzeyindeki Filistinli nüfus çoğunluğunu kırmayı amaçlıyor. Buranın inşası beraberinde yoğun ve silahlı yerleşimci varlığı, sıkı askeri koruma, yeni kontrol noktalarının kurulması ve özel dolambaçlı yollar getirecek. Bu ise komşu yerleşim bölgelerindeki Filistinli vatandaşların hayatını, güvenlik kısıtlamaları ve hareket ablukasından oluşan günlük bir cehenneme dönüştürecek. Başta Kefer Akab ve Er-Ram olmak üzere havalimanı çevresindeki Filistin mahallelerinin doğal genişlemesini boğarak ‘adacıklara’ dönüştürecek anlamına geliyor. Zira bu bölgeler zaten büyük nüfus yoğunluğu, ağır bir konut krizi yaşıyor ve ayrımcı belediye politikaları nedeniyle asgari düzeyde yeşil alan, okul ve kamu tesisinden yoksun. Havalimanının boş arazisinin, hukuki ve planlama açısından, gerçek toprak sahiplerinin doğal genişleme ihtiyaçlarını karşılamak için tahsis edilmesi gerekirken, yerleşim biriminin kurulması onları son yedek arazilerinden mahrum bırakacak ve mahallelerini beton ve yerleşim duvarlarıyla kuşatarak, birbirinden kopuk kentsel ‘gettolara’ veya adacıklara dönüştürecek.
1920 yılında kurulan Kudüs Uluslararası Havalimanı, Filistin siyasi ve toplumsal hafızasında son derece sembolik ve egemenlik açısından büyük bir değer taşıyor (Filistin Dijital Müze Arşivi)
Kudüs Sosyal ve Ekonomik Haklar Merkezi Müdürü Ziyad el-Hamuri'ye göre yıllardır gündemde olan plan, esasen 20 ila 22 bin yerleşim birimini kapsıyor. Hamuri, ruhsatlandırılan 9 bin birimin yalnızca ilk aşamayı oluşturduğunu vurguladı. Bu projelerin oteller, ticaret merkezleri ve çeşitli tesisleri de kapsadığını, bunun da yaklaşık 80 ila 100 bin yerleşimciyi barındırmaya zemin hazırladığını belirtti.
Yerleşimcilik konusunda araştırmacı ve Uzman Suheyl Haliliyye ise çok sayıda çocuk sahibi olmalarıyla bilinen Haredimlerin bölgeye yerleştirilmesinin, Kudüs'teki demografik dengeyi kesin bir şekilde Yahudi yerleşimciler lehine kbozmayı amaçladığını belirtti.
Sürgün aracı
Atarot Projesi’nin taşıdığı tehlikeler yalnızca siyasi ve demografik boyutlarla sınırlı kalmıyor. Önceki planlama aşamalarında bazı İsrail bakanlık ve çevre kurumlarının tepkisini çeken keskin çevresel ve sağlık tehditlerini de kapsıyor. Kalandiya Uluslararası Havalimanı, İsrail'in Kudüs'teki en büyük ağır sanayi bölgelerinden biri olan mevcut Atarot sanayi bölgesine tamamen bitişik konumda. Bu bölge, beton ve inşaat malzemeleri fabrikalarını, katı atık ayrıştırma ve geri dönüşüm için büyük tesisleri ve kimyasal fabrikaları barındırıyor. Bu fabrikalara sıfır mesafede dev bir konut alanının kurulması, çevre bölgelerdeki Filistinlileri tehlikeli düzeyde hava kirliliği ve zehirli gaz emisyonlarına maruz bırakabilir.
Toprağın iyileştirilmesine yönelik girişimler için devlet bütçesi ayrılmasına rağmen, çevresel tehlikeler devam ediyor ve genişlemesini sürdürüyor. Havalimanı arazisinin ve çevresindeki bölgenin denetimsiz askeri ve sınai kullanımının onlarca yıl sürmesi nedeniyle yer altına muazzam miktarda hidrokarbon madde, yağ ve kimyasal atık sızmasının yanı sıra, binlerce konut biriminin inşası için gerçekleştirilecek büyük çaplı düzleştirme ve derin kazı çalışmaları, toprakta gizli kirleticileri harekete geçirecek. Bu durum, kirli tozun havaya yayılma riskini ve kirleticilerin bölgenin yer altı su havzasına akmasını artıracak, özellikle ilhak ve genişleme duvarının arkasında kalan Filistin mahalleleri, Kudüs Belediyesi'nin kasıtlı ihmali nedeniyle zaten kanalizasyon ağlarının çökmesi, atık birikimi ve sürekli su kesintileri gibi sorunlarla boğuşuyor. Yeni dev bir yerleşim kütlesinin bölgeye eklenmesi, su ve elektrik kaynaklarının devasa boyutlarda tüketimine yol açabilir. Mevcut politikalar çerçevesinde en iyi hizmetler ve çevresel altyapı yeni yerleşim birimine hizmet edecek şekilde yönlendirilecek, olumsuz çevresel sonuçlar ve atık sular ise Filistin yerleşim bölgelerine doğru akıtılacak. Bu da bölgedeki çevresel ve sağlık açısından bozulmayı daha da derinleştirecek.
İsrail manevraları
Kalandiya Uluslararası Havalimanı'nın son derece yüksek jeopolitik önemi nedeniyle, Atarot Projesi uzun yıllar boyunca uluslararası muhalefetle karşılaştı. Bu muhalefet, süregelen bir diplomatik kulis mücadelesine dönüştü. Art arda gelen ABD yönetimleri (özellikle Demokrat yönetimler) ve Avrupa Birliği (AB), havalimanı bölgesinde yerleşim birimi inşasını ‘kırmızı çizgilerin aşılması’ olarak değerlendiriyor. Diplomatik görüşmelerde bu planın durdurulması yönünde doğrudan ve güçlü baskılar uygulandı. Zira uluslararası toplum bunu, iki devletli çözüm seçeneğini tamamen ortadan kaldırabilecek bir kurşun olarak görüyor. Kalandiya Havalimanı olmadan, gelecekteki bir Filistin devleti sadece coğrafi olarak bağlantılı ve Doğu Kudüs'te bağımsız bir hava kapısına sahip bir başkent seçeneğini kaybetmekle kalmayacak. Batı Şeria da tek hava çıkışı olarak kabul edilen havalimanının egemenlik altyapısını kaybedecek. Bu durum, gelecekteki herhangi bir Filistin oluşumunun bağımsız hava sınırlarına sahip olmasını veya İsrail geçiş noktalarından geçmeden dış dünyayla doğrudan bağlantı kurmasını da engelleyecek.
Bu yoğun uluslararası baskılar karşısında İsrail hükümeti, projeyi tamamen iptal etmek yerine adım adım taktiksel erteleme ve toprak yutma stratejisini izliyor. Dış baskılar yoğunlaştığında plan bölgesel komitelerde donduruluyor veya uluslararası topluma karşı gecikmeyi meşrulaştırmak amacıyla çevresel etki çalışmalarının tamamlanması gerektiği bahanesine başvuruluyor. Uluslararası baskılar azaldığında veya dünya başka krizlerle meşgul olduğunda ise plan yeniden şekillendirilerek inşaatın nihai onay aşamalarına doğru yeniden ilerletiliyor; özellikle İsrail'in açıklanan resmi siyasi tutumu, fiili durumu dayatma ilkesine dayanıyor. İsrail hükümetleri, Kudüs'ün İsrail'in ‘birleşik ve egemen başkenti’ olduğunu, Atarot Planı’ndaki inşaatın ise konut krizlerini çözmeye yönelik iç belediye meselesi olduğunu iddia ediyor.
İsrail meseleleri üzerine uzman yazar Mazin el-Ca'beri, bu projenin hayata geçirilmesinin yalnızca Kudüs'ün kuzeyinde yaşayan, aralarında İsrail kimliği taşıyanların da bulunduğu Filistinli sakinlerin yerinden edilmesi tehdidini taşımadığını, aynı zamanda ‘Büyük Kudüs’ kavramını pekiştirdiğini ve bağımsız, egemen bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini ortadan kaldırdığını vurguladı. Ca'beri, İsrail'in uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı yeni gerçekleri sahada dayatma konusundaki ısrarının, uluslararası topluma hiç aldırmadan projesini sürdürdüğünü şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladığını belirtti.
Üç boyutlu saldırı
Kalandiya Uluslararası Havalimanı'nın kontrol altına alınması ve Atarot Planı’nın yerleşim birimi ile İsrail askeri miras merkezine dönüştürülmesi projesi, yalnızca bir mühendislik imar planı değil, Filistinlilerin coğrafi ve tarihsel belleğini silme politikasının canlı bir tezahürü niteliğinde. Uluslararası ve Filistin bakış açısından bu plan, üç boyutlu bir saldırı teşkil ediyor. Bunlardan birincisi hukuki boyut, yasaların çarpıtılması ve özel mülkiyetin aşılması yoluyla saldırı. İkincisi demografik boyut, Filistin yerleşim bölgelerini boğan devasa bir nüfus kütlesinin yerleştirilmesi yoluyla saldırı. Üçüncüsü çevresel boyut, kirliliğin dışa vurulması ve çevredeki Arap mahallelerinin kıt kaynakları üzerindeki baskı yoluyla saldırı. Güç kullanılarak dayatılan bu gerçekler karşısında gözlemciler, havalimanı arazisi üzerindeki mücadelenin, iki tarafın anlatısı arasında açık bir çatışma olarak devam edeceğini değerlendiriyor. İsrail tarafı, ilhakı pekiştirmek ve geçmişi silmek için buldozerleri ve ideolojik müzeleri kullanmaya çalışırken, Filistin tarafı ise Kudüs Uluslararası Havalimanı’nın Filistin'in dünyayla bağlantısının bir tanığı ve özgürlük ile bağımsızlığa dair her türlü gelecek ufkunda vazgeçilmez temel taşı olarak egemen ve tarihsel kimliğine sahip çıkmaya devam ediyor.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة