Gazze Savaşı: Askeri çözümün yansımaları ve çıkış senaryoları

İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
TT

Gazze Savaşı: Askeri çözümün yansımaları ve çıkış senaryoları

İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)
İsrail ordusunun 19 Aralık'ta dağıttığı fotoğrafta Gazze'de yükselen dumanların önünde bir İsrail askeri (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Beşinci Gazze Savaşı ya da diğer adıyla İsrail’in Gazze’deki savaşı, kısa süreli ateşkesin ardından üçüncü ayına girdi. Olaylar ve yansımaları, ertesi gün ve siyasi çözüm ya da yıkıcı bir savaş ve toplu cezalandırmanın ortasında bir diplomasi fırsat yakalama hakkında konuşmak için henüz çok erken olduğunu gösterdi. Daha da kötüsü bu savaşın ne kadar süreceğini tahmin etmek oldukça güç. İsrail'in belirlediği yüksek ölçekli hedefler, Washington’ın kabul etmeye ve dayanmaya razı geldiğinden daha fazla zaman gerektireceğine şüphe yok.

Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları ve kardeş gruplar, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar’ın söylediği gibi yıpratma savaşına kararlılıkla sürdürmeye ve rehine kartını elinde tutmaya devam ediyor. Bu da savaşın şimdiki hızı ve kapsama alanıyla sınırlı kalması durumunda orta vadeli bir çatışma senaryosuyla ya da kartların yeniden karılıp yeni bir bölgesel tablonun önünün açıldığı geniş çaplı bir bölgesel savaş senaryosuyla karşı karşıya kalacağımız anlamına geliyor. Tüm bu olası senaryolar çerçevesinde ne Filistin halkı ve Filistin’in geleceği ne de bedelini savaşta da barışta da ödeyemeyecek halde olan Lübnan'ın durumu açısından ufukta net bir tablo beliriyor.

Askeri çözümün imkansızlığı

Bundan 75 yılı aşkın bir süre önce başlayan ve bölgedeki en uzun soluklu çatışmalardan biri olan Filistin-İsrail çatışması, özellikle İsrail'in 1967 yılında Golan Tepeleri’ni, Batı Şeria’yı ve Gazze Şeridi'ni işgal etmesinden sonra Ortadoğu'ya küresel bir boyutla damgasını vurdu. İsrail'in 2005 yılında Gazze Şeridi’nden tek taraflı çekilmesinden bu yana, 2021 yılına kadar kesin bir galibi olmayan dört savaş yaşandı.

Askeri düzeydeki kafa karışıklığının, belirsizliğin ve gaddarlığın yanında siyasi geleceğin bilinmezliğiyle birlikte İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki yoğun bombardımanları ve kara harekâtı, daha önce eşi benzeri görülmemiş kayıplara yol açarak devam ediyor.

Gazze’de beşinci kez patlak veren savaşta, özellikle ‘sonsuz savaşların’ yaşandığı bir dönemde geleneksel savaş, hibrit savaş, asimetrik savaş ve İsrail’in Hamas'ın 7 Ekim'de siber duvarlarını etkisiz hale getirmesinden sonra ilk kez bu beşinci nesil savaşta yapay zekayı kullandığı modern savaşın birleştiği belirsizlik hakim.

Çok sayıda batılı askeri ve bilimsel araştırma merkezi, İsrail’in askeri saldırılarında son haftalardaki gelişmelere dayanarak, bu çatışmanın askeri bir çözümünün olmadığı ve İsrail'in şimdiye kadar elde ettiği taktik başarılarının henüz stratejik ilerlemeye dönüşmediği konusunda hemfikir. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in, siviller arasındaki büyük can kaybının ve sivilleri, Hamas'ı desteklemek zorunda bırakmanın İsrail'in elde ettiği her taktiksel zaferi, stratejik bir yenilgiye dönüştürebileceği uyarısı da bu görüşü teyit ediyor.

Hamas, on hafta süren savaşın ardından kararlı ve güçlü olduğunu, İsrail işgalinin sona erdiğini belirtiyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ise İsrail ordusunun Gazze'nin kuzeyindeki kontrolünü güçlendirmeye, güneyine nüfuz etmeye ve yeraltı tünellerindeki faaliyetlerini artırmaya çalıştığını söylüyor. Ancak Hamas'ın tünel ağları, İsrail’in önündeki en büyük engeli oluştururken hem askeri çözümü zorlaştırıyor hem de savaşın süresini uzatıp maliyetini daha da artırıyor.

ABD ve Batı ülkeleri, İsrail’e ‘Gazze'deki Filistinli sivillerin korunmasını ahlaki bir sorumluluk ve stratejik bir gereklilik olarak görmesinin önemli olduğu’ ve ‘iki devletli çözümün bu trajik çatışmadan çıkış için açık olan tek yol olduğu’ yönünde çağrıda bulunmaya devam ediyor. Buna karşın İsrail tarihinin en katı hükümeti olan Binyamin Netanyahu hükümeti, bu tezlerle uğraşmayı reddederek ve çağrılara yüksek ölçekli ‘Hamas Hareketi’ni ortadan kaldırma’ hedefine odaklanarak yanıt veriyor.

Askeri düzeydeki kafa karışıklığının, belirsizliğin ve gaddarlığın yanında siyasi geleceğin bilinmezliğiyle birlikte İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki yoğun bombardımanları ve kara harekâtı, daha önce eşi benzeri görülmemiş kayıplara yol açarak devam ediyor. Öyle ki Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Gazze'deki yıkımın boyutunun, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya şehirlerinde tanık olunan yıkımın ötesine geçtiğini söyledi.

erht4
Gazze semalarında uçan iki İsrail uçağı, 19 Aralık 2023 (AFP)

Filistinlilerin yerinden edilmesinin reddedildiğine dair yapılan tüm açıklamalara ve verilen tüm güvencelere rağmen, Gazze Şeridi'nin yaşanmaz bir yer haline gelme sürecinde olması ve yerinden edilen yüzbinlerce Filistinlinin Gazze'nin güneyine gitmeye devam etmesi nedeniyle ‘komşu ülkeler üzerinde feci sonuçlara yol açmak ve Filistin davasını tasfiye etmek’ gibi gizli hedeflerin olduğu şüpheleri güçleniyor. Bir Arap diplomatik kaynağa göre bu, 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da dört bin kişinin tutuklanması ve onlarca Filistinlinin öldürülmesi de bu gizli hedeflerle bağlantılı.

İsrail'in 7 Ekim saldırısından sonra aldığı uluslararası destek zamanla aşınırken ABD, sivil can kayıplarındaki büyük artıştan ve insani felaketten dolayı daha fazla utanmaya başladı. Ayrıca savaş sonrası döneme ilişkin bir fikir birliği eksikliği de söz konusu. Askeri operasyonlar labirentini siyasi çözümün önündeki engeller takip edeceğinden tam da bu noktada bir çıkmaz kök salıyor.

Savaşın hedefleri sahadaki gerçeklikle çelişiyor

İsrail savaş hükümetinin, başta Hamas Hareketi’nin ve onun askeri yeteneklerinin yok edilmesi olmak üzere belirlediği savaş hedefleri, gerçekçilikten yoksun olmakla birlikte Gazze halkına ödediği yüksek insani bedelle tutarlı da değil. Savaşın sona erdirilmesi için bu aşamada önerilen seçeneklerin hiçbiri Gazze'de askeri bir çözüm olduğu yanılgısını çürütmeyi başaramadı. Burada Hamas'ı vurma ya da askeri yeteneklerini en aza indirme hedefinin rehineleri serbest bırakma hedefiyle çeliştiğini de belirtmekte fayda var. Hamas’ın Gazze’deki yönetimine son verilmesi hedefi ise yerine getirilebilecek alternatiflerin olmayışı, Filistinliler arasında bir düzenleme yapma sorunu ve Washington'ın ‘yenilenmiş ve güçlendirilmiş’ olmasını istediği yeni bir Filistin Yönetimi modeliyle çatışacak.

Hamas, İsrail savaşı durdurmak zorunda kalana kadar Gazze’de hem yer altında hem de yer üstünde kalarak İsrail’in planının başarısız olacağı iddiasıyla hareket etmeye devam ediyor.

Bu durum, İsrail’in ‘Hamas'ın resmi liderlik yapısının parçalanarak kontrol edilmesi’ şeklinde özetlenebilecek olan ve askeri kolu Kassam Tugayları’nın dağıtılması, üyelerinin yerel düzeyde bireyler olarak hizmet verecek şekilde azaltılmasının da dahil olduğu hedefine ulaşmasının büyük zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

İsrail planının, bugünden 2024 ocak ayı sonlarına kadar Hamas'ın askeri yeteneklerinin büyük kısmını ortadan kaldırmaya yönelik stratejik hedefe odaklanmasını gerektirdiği ortada.

Öte yandan Hamas, İsrail'in uluslararası çevrelerden yapılan baskıyla ya da rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik müzakereler kapsamında ateşkes anlaşması yapmaya zorlanıncaya kadar Gazze’de hem yer altında hem de yer üstünde kalarak İsrail’in planının başarısız olacağı iddiasıyla hareket etmeye devam ediyor.

dsfeb
İsrail'in Refah'ta düzenlediği bombardımanda öldürülen Filistinli gazeteci Adil Zarab’ın cenazesi, 19 Aralık 2023 (AFP)

Savaşın yıkıcı yansımaları, ABD Başkanı Joe Biden'ın 12 Aralık'ta düzenlediği basın toplantısının ardından ABD’nin İsrail’e askeri harekata koşulsuz desteğine yaktığı ışık sönmeye başladı. Washington, savaşın başka bölgelere de sıçramasını önleme stratejisinde şimdiye kadar başarılı olduysa da İran destekli Husiler, Kızıldeniz'de İsrail için ek bir zorluk ve stratejik sürpriz oluşturdu. Bu yüzden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Netanyahu hükümetinden savaş için bir takvim belirlemesini istemek üzere İsrail’i ziyaret etti.

İsrailli generaller, Sullivan ile anlaşarak bu yılın sonunu, büyük ölçekli ya da yüksek tempolu savaş için geri sayımın başlamasının yanı sıra yoğun askeri operasyonlardan sınırlı askeri operasyonlara ve Hamas'a karşı savaşta daha hedefli bir aşamaya geçişin takvimi olarak kabul etmiş gibi görünüyor.

Biden yönetimine göre, bu yeni aşamada Gazze’de nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ve bu bölgelerin dışında hareket edecek İsrail ordusunun seçkin güçlerinden oluşan daha küçük gruplar, Hamas liderlerini bulup öldürmek, rehineleri kurtarmak ve tünelleri yok etmek gibi daha hassas misyonları yerine getirecek.

İsrail’in hedeflerini belirlemesi meselesi, gerçeklere uyum sağlayamaması ve önceki deneyimlerden ders çıkaramaması nedeniyle bu hedeflere ulaşmasının zorluğu bir ikilem yaratıyor. Her hâlükârda odak noktası siyasi hasat olacak.

Savaştan çıkış ile siyasi ufuk arasındaki bağlantı

Savaştan çıkış için ortaya koyulan tüm senaryolar çerçevesinde kronik çatışmadan çıkış yolu olarak iki devletli çözümün pazarlanmasının teorik odak noktası olacağı kesin. Ancak Gazze'deki yeni durum ve Batı Şeria'daki İsrailli yerleşimciler gerçeği, uzun vadede bu hedefe her iki tarafta da siyasi irade ve uygun ortamın oluşması halinde ulaşılabilir. Fakat böyle bir irade ve ortamın oluşmasının hiçbir garantisi yok.

Washington, İsrail'in ‘Gazze Nekbesi’ kapsamında ‘Hamas'ı ortadan kaldırma’ çabalarına destek olmak amacıyla ‘bağımsız bir Filistin devleti kurularak daha geniş kapsamlı bir çatışmaya karşı nihai bir çözüm yolunda ilerleme’ başlığı altında hareket ediyor.

Bu başlık her ne kadar şu an için bir serap gibi görülse de ABD’li yetkililerle İsrail savaş kabinesi arasında gelecekte öncelik verilmesi gereken seçenekler konusunda hem üstü kapalı olarak hem de açıktan bir güç testi yapılıyor. Washington, Gazze Şeridi'nin ‘yenilenmiş’ bir Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesi gerektiği konusunda ısrar ederken, İsrail hükümeti bu seçeneği şimdiye kadar reddetti.

Biden yönetiminin Filistin meselesini aşıp, bölgesel normalleşmeye doğru ilerlemenin mümkün olmadığını anlamaya başladığı görülüyor. Suudi Arabistan’ın ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Ortak Zirvesi sonuç bildirgesinde yer alan bu yöndeki taleplerin dikkate alınması gerekiyor. Dolayısıyla ‘Gazze’yi yeniden işgal etme ve Gazze’nin bölünmesi fikri reddedilirken, Gazze ve Batı Şeria’yı tek bir yönetim altında yeniden birleştirmenin gerekliliğine’ odaklanılıyor. Ancak İsrail’in Gazze’deki geçiş dönemi ve takvim konusundaki belirsizliği sürdürme konusundaki ısrarı, eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın da söylediği gibi ABD’nin vaatlerinin yalnızca bunları yapanları bağlayabileceği anlamına geliyor.

Siyasi ufuk çerçevesinde, uzun vadede güvenliği garanti altına almanın tek yolunun iki devletli çözüm olduğu defalarca kez dile getirildi. Ancak Başkan Biden da bu geleceğin artık her zamankinden daha uzakta olabileceğini, ancak bu krizin söz konusu çözümü daha acil hale getirdiğini kabul ediyor.

87l9
Filistinliler 25 Kasım'da Salah al-Din Caddesi üzerinden güney Gazze Şeridi'ne doğru yola çıkıyor (AFP)

Washington, İsrail'in ‘Gazze Nekbesi’ kapsamında ‘Hamas'ı ortadan kaldırma’ çabalarına destek olmak amacıyla ‘bağımsız bir Filistin devleti kurularak daha geniş kapsamlı bir çatışmaya karşı nihai bir çözüm yolunda ilerleme’ başlığı altında hareket ediyor.

Filistin meselesinin yeniden uluslararası gündeme taşınması, 7 Ekim’in doğrudan sonuçlarından biriydi. Ancak tarihi süreç, dini, ideolojik ve bölgesel atmosfer ile Ortadoğu'daki uluslararası çatışma, Filistin-İsrail çatışmasının yeni bir turunu beklerken diğer turun bitmesini beklemeye itiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İran'da rejim değişikliğinin Rusya'nın çıkarlarına yansımaları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan, iki ülke arasındaki Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'nın imza töreninde, Kremlin, Rusya, 17 Ocak 2025 (Reuters)

Anton Mardasov

ABD silahlı kuvvetleri, bilhassa üst düzey liderliği hedef alarak ve askeri ve hükümet yapısını istikrarsızlaştırarak İran'a karşı etkili saldırılar düzenlemesini sağlayacak muharebe gücüne ve sayısına sahip operasyonel birimleri konuşlandırmaya devam ediyor. Buna, çeşitli istihbarat türlerinde önemli bir yoğunlaşma, denizaltı ve savaş gemilerinin hızlıca konuşlandırılması ve önemli hava birimlerinin dikkatlice seçilmiş operasyonel üslere yeniden konumlandırılması eşlik ediyor.

Bununla birlikte en kritik aşama, hedef belirleme, gerekli kuvvet ve kaynakların değerlendirilmesi, bunların farklı eksenlere dağıtılması ve sadece çeşitli askeri oluşumlar arasında değil, İsrail ile de koordinasyon ve etkileşim mekanizmalarının incelenmesini içeren bir acil durum planının geliştirilmesi olmayı sürdürüyor.

Tahran misilleme saldırıları düzenlerse, bunların İsrail içindeki tesisleri ve muhtemelen bölgedeki ABD üslerini hedef alacak orta menzilli balistik füze saldırılarını içermesi bekleniyor. Önceki füzeleri önleme operasyonlarında anti-füze mühimmatındaki yüksek tüketim göz önüne alındığında, rezervlerin yenilenmesi ve güçlendirilmesi acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte, 12 Gün Savaşı'ndan bu yana geçen süre, savunma sanayilerinin bu mühimmatın üretimini daha etkili muharebe operasyonlarını desteklemek için gerekli oranda artıramadığını gösteriyor.

ABD ve İsrail'in, İran'ı sürekli teyakkuz halinde tutup, kuvvetlerini tüketen ve ekonomisine yük getiren askeri eylem tehditleriyle Tahran'a baskı uygulamaya devam etmesi muhtemel. Öte yandan, uzun bir süre boyunca bölgede yüksek düzeyde muharebe hazırlığı ve güçlü bir askeri varlığı sürdürmek, ABD kaynakları üzerinde de baskı oluşturmaktadır. Bununla birlikte, İran'ın ekonomik durumunu dikkate almasak bile, bu tür senaryolarda daha büyük inisiyatife ve stratejik avantajlara sahip olan saldırgan taraftır.

Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmedi

Askeri açıdan bakıldığında, herhangi bir ABD-İsrail askeri operasyonuna İran'ın olası bir yanıtının etkinliği sorgulanabilir. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından İran, o dönemde fırlattığı yüzlerce balistik füzenin somut bir stratejik etki yaratamaması nedeniyle nispeten daha zayıf bir görüntü verdi. Tahran'ın son çatışma (12 Gün Savaşı) sırasındaki tutumu da özellikle petrol tankerlerini hedef almak gibi bu tür durumlarda en etkili baskı taktiklerinden bazılarını kullanmaktan kaçınarak, uzun süreli bir yüksek gerilimden kaçınma arzusunda olduğunu açıkça gösterdi. Bu ihtiyatlılık, her şeyden önce İsrail'in bir caydırıcılık ile karşılaşmadan yoğun ve sürekli hava saldırıları düzenlemesine olanak sağladı.

Bu sefer, teorik olarak, İran stratejisini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Saldırı durumunda, ABD'nin öncelikle deniz birimlerini korumak için ana kuvvetlerini İran'ın balistik ve gemisavar seyir füzelerinin menzilinin ötesine konuşlandırması bekleniyor. Aynı zamanda, İran'a yakın bölgelerdeki ABD askeri üsleri, çok katmanlı ve yoğun hava ve füze savunma sistemleri konuşlandırılarak azami koruma ile güçlendirilecektir.

Görsel kaldırıldı.Umman Körfezi'nde İran, Rusya ve Çin arasında yapılan askeri tatbikatlara katılan gemiler, 12 Mart 2025 (AFP)

Bu bağlamda, Tahran, bölgedeki ABD askeri üslerini, hayati önemdeki petrol altyapısını ve hatta İsrail'in kendisini hedef almakla tehdit etmekten çekinmiyor. Irak'taki İran yanlısı gruplar, özellikle Nuceba Hareketi, Hizbullah Tugayı ve Bedir Örgütü, bu kez askeri destek sağlama konusunda daha net bir kararlılık gösteriyorlar. Irak'taki İran yanlısı silahlı örgütlerden biri olan Seraya Evliya ed-Dem, yaklaşık 86 kilometre menzilli İran yapımı Ebabil/Arman güdümlü füzeler de dahil olmak üzere taktik füzeler için fırlatma rampalarıyla donatılmış bir yeraltı üssünden faaliyet göstermeye hazır olduğunu açıkladı. Bu türden herhangi bir tırmandırma, mümkün olduğunca çok potansiyel bölgesel müttefiki devreye sokmayı İran için son derece önemli hale getirecektir. Zira bu, İran'ın düşmanının çabalarını dağıtmasına ve daha yakın mesafeden ve daha düşük stratejik maliyetle birden fazla Amerikan mevziini hedef almasına olanak tanıyacaktır.

Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor

Bununla birlikte, ABD ve İsrail lehine olan ezici askeri ve ekonomik dengesizlik, Tahran için uzun süreli bir silahlı çatışmada kesin bir zaferi neredeyse imkansız kılıyor. Beklenen tüm senaryolarda, savaşın stratejik ve ekonomik maliyetinin İran için çok yüksek olacağı ve nihai sonucun kesinlikle onun lehine olmayacağı öngörülüyor.

ABD ve İsrail'in tehditlerini yerine getirip mevcut İran askeri ve siyasi liderliğini devirmeyi başardığını varsayalım. Bu, tamamen göz ardı edilemese de gerçekleşme olasılığı belirsiz olduğundan, sadece varsayımsal bir senaryodur. Ancak, böyle bir senaryonun İran rejiminin yapısında hızlı bir değişikliğe yol açmayacağı açık ve net. Eşsiz iç yapısı ve örgütlü muhalefetin zayıflığı nedeniyle, iktidar mücadelesi süreci muhtemelen uzun ve karmaşık olacaktır. Bu tür acil durumlarda, İran Devrim Muhafızları, ülkedeki tüm reformist akımları marjinalleştirerek ve hatta ortadan kaldırarak, “Venezuela senaryosu” olarak bilinen -ılımlı güçlerle barışçıl bir iktidar geçişi- durumundan kaçınmaya çalışabilir. Zira teorik olarak, bu akımlar, uluslararası izolasyonun sona ermesi ve ekonomik durumun iyileştirilmesi karşılığında sadece nükleer programdan değil, füze programından da vazgeçmeye istekli olabilirler.

Görsel kaldırıldı.İran ordusu askerleri, Saddam Hüseyin Irakı'yla 1980-1988’de yaşanan savaşın başlangıcını anma amacıyla Tahran'da düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, 21 Eylül 2024 (AFP)

Bu gerçeklik önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bu gelişmelerin Rusya üzerindeki etkisi nedir? Kanıtlar, Moskova'nın önceki çatışmaya (12 Gün Savaşı) kıyasla bu krize daha fazla dahil olduğuna ve İran rejimine daha net destek verdiğine işaret ediyor. Rusya’nın iç protestoları bastırmak için özel araçlar sağlamasının yanı sıra, Rus Antonov-124 ve Ilyushin-76 gibi ağır askeri kargo uçakları, dikkat çekici ve alışılmadık bir hamleyle Çinli muadilleriyle koordineli olarak İran'a askeri sevkiyatlar gerçekleştiriyor. Sosyal medyada İran'daki Rus Mi-28 saldırı helikopterlerine dair ilk görüntülerin yayınlanması iki anlam taşıyor. Birincisi operasyonel olup, daha önce verilmiş siparişler kapsamında teslim edilen partileri temsil ediyor; ikincisi ise medyatik ve psikolojik olup, devam eden bilgi savaşının bir parçası olarak İran'ın müttefiklerinden önemli askeri “sürprizler” teslim alabileceğini yaymayı amaçlıyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir

Bununla birlikte, bu sevkiyatların doğrudan askeri etkisi, geniş çaplı gerilimi tırmandırma senaryoları karşısında sınırlı kalıyor ve gerçek ihtiyaçlar denizinde bir damlayı temsil ediyor. Yine de değerleri maddi boyutlarının çok ötesine uzanıyor. Bu, stratejik desteğin somut ve pratik ifadesi, siyasi ittifakın diplomatik açıklamaların ötesine geçen somut adımlara dönüşmesidir. Bu bağlamda, İran medyası, İran, Rusya ve Çin arasında şubat ayında Kuzey Hint Okyanusu'nda üçlü ortak deniz tatbikatlarının yapılmasının planlandığını bildirdi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamle, özünde, Batı baskısı karşısında bu güçler arasındaki koordinasyon ve stratejik ittifak düzeyinde ciddi yükselişi yansıtan güçlü bir sembolik siyasi ve askeri mesaj niteliğinde.

Görsel kaldırıldı.İran'ın “Nahid-2” iletişim uydusu Rusya'nın Uglegorsk kenti dışında, Rus Soyuz roketi kullanılarak Vostochny Uzay Üssü'nden fırlatılıyor, 25 Temmuz 2025 (AFP)

Moskova ve Tahran arasındaki gizli askeri-teknik iş birliği ve istihbarat etkileşiminin dinamikleri, uzun zamandır resmi ticari ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak işlemektedir. Ancak, iki ülkenin derin yaptırımlar konusundaki ortak deneyimi, yeni yakınlaşma noktaları yaratmaya başladı. 2022'de uygulanan kapsamlı yaptırımların ardından Moskova, özellikle petrol ticaretinde, karıştırma, yeniden etiketleme ve petrolü üçüncü bir ülkeden gelmiş gibi satma yoluyla yaptırımların etrafından dolaşma konusunda İran'ın birikmiş deneyimine aktif olarak güvendi. Ancak bu ilişkinin derinliği abartılmamalı. Temel ekonomik gösterge olan ikili ticaret hacmi, 2025 yılında 4,8 milyar doları aşmadı. Bu rakam örneğin, Rusya ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacmiyle (12 milyar dolar) karşılaştırıldığında oldukça düşük olup, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın sınırlı kapsamını vurguluyor.

Rusya için olduğu gibi Çin için de İran'daki olası bir rejim değişikliğinin taşıdığı en büyük risk, bir güç boşluğundan kaynaklanabilecek belirsizliktir. Ekonomik ve iş birliği açısından olası en kötü sonuçlardan biriyse, son yıllarda Rusya'nın Ortadoğu ve ötesindeki varlığının ideolojik gerekçesinin temeli olan uluslararası Kuzey-Güney ulaşım koridorunun çökmesidir. Moskova, küresel ölçekte Tahran'ın taktiksel bir müttefik olabileceğini, ancak tam anlamıyla stratejik bir müttefik olamayacağını kabul ediyor; zira bu ittifak, siyasi iradeden ziyade din faktörü tarafından kısıtlanıyor. Uzmanlar, yalnızca ideolojisini paylaşanların İran'ın müttefiki veya dostu olabileceğini, diğer ülkelerin ise bu ideolojik bağlamda sadece birer araç olduğu gerçeğini sıklıkla gözden kaçırıyorlar.


İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
TT

Bisiklet dünyasının en tartışmalı ismini canlandıracak oyuncu belirlendi

Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)
Lance Armstrong, unvanları elinden alınmadan önce 1999-2005'te 7 Fransa Bisiklet Turu kazanarak rekor kırmıştı (AFP)

Gözden düşmüş bisikletçi Lance Armstrong'un hayatı yeni bir filme konu oluyor. 

Konsey'in (Conclave) yönetmeni Edward Berger ve Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni'nin (Springsteen: Deliver Me From Nowhere) prodüktörü Scott Stuber'in imzalarını taşıyacak yapımın senaryosuysa Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar'la (King Richard) bilinen Zach Baylin'e emanet edildi. 

Artık 54 yaşına gelen Amerikalı bisikletçiyi, Austin Butler'ın canlandıracağı açıklandı. 

Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli filmi Elvis'le yıldızı parlayan 34 yaşındaki aktör; Motorcular (The Bikeriders), Masters of the Air, Dune: Çöl Gezegeni Bölüm İki (Dune: Part Two) ve Ölüler Ölmez (The Dead Don't Die) gibi yapımlarla da tanınıyor.

Austin Butler son olarak Darren Aronofsky'nin çektiği Suçüstü'yle (Caught Stealing) hayranlarıyla buluşmuştu. 

29 Ağustos'ta vizyona giren filmin başrolündeki oyuncuya Regina King, Zoë Kravitz, Matt Smith, Liev Schreiber ve Vincent D'Onofrio gibi yıldız isimler eşlik etmişti. 1998'de geçen filmde eski bir beyzbol oyuncusu, kendini New York'un yeraltı suç dünyasında buluyor.

Butler'ın önünde de pek çok iş var. 1980'lerin kült dizisi Miami Vice'ın yeni beyazperde uyarlamasında Sonny lakaplı James Crockett'i canlandıracak. 

1995'te vizyona giren Büyük Hesaplaşma'nın (Heat) yine Michael Mann tarafından çekilecek devam filminde ve Luca Guadagnino'nun yeni Amerikan Sapığı (American Psycho) uyarlamasında da rol alacak. 

2012'de ABD Dopingle Mücadele Ajansı'nın yaptığı soruşturma, Armstrong'u "sporda şimdiye kadar görülmüş en sofistike, profesyonel ve başarılı doping programının" düzenleyicisi ilan etmişti. Armstrong'un Ağustos 1998 sonrasındaki tüm unvanları elinden alınmıştı.

Yıllarca süren söylentiler, suçlamalar ve inkarların ardından Armstrong, 2013'te Oprah Winfrey'e verdiği bir röportaj sırasında doping yaptığını itiraf etmişti.

Bunların ardından 7 Fransa Bisiklet Turu (Tour de France) şampiyonluğu elinden alınmış ve bisiklet sporundan ömür boyu men edilmişti. 

Eski takım arkadaşı Floyd Landis'in de aralarında bulunduğu ihbarcıların ifadelerine dayanılarak hazırlanan 100 milyon dolarlık federal suçlamanın ardından Armstrong, ABD hükümetine 5 milyon dolar ödemişti.

1996'da testis kanseri teşhisi konan Armstrong, kanser araştırmalarına sağladığı destekle de biliniyor. 

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety