Irak: Yerel seçimler Kürt-Arap kutuplaşmasını canlandırdı

Irak’ta Arap ve Türkmen güçlerinin Kürtlere karşı ittifakı, Kerkük’ü olumsuz yola sokacak.

Kürt kadınları, 18 Aralık’ta Kerkük’te yapılan Irak eyalet seçimlerinde oy kullandıktan sonra mürekkep lekeli parmaklarını kaldırıyor (Reuters)
Kürt kadınları, 18 Aralık’ta Kerkük’te yapılan Irak eyalet seçimlerinde oy kullandıktan sonra mürekkep lekeli parmaklarını kaldırıyor (Reuters)
TT

Irak: Yerel seçimler Kürt-Arap kutuplaşmasını canlandırdı

Kürt kadınları, 18 Aralık’ta Kerkük’te yapılan Irak eyalet seçimlerinde oy kullandıktan sonra mürekkep lekeli parmaklarını kaldırıyor (Reuters)
Kürt kadınları, 18 Aralık’ta Kerkük’te yapılan Irak eyalet seçimlerinde oy kullandıktan sonra mürekkep lekeli parmaklarını kaldırıyor (Reuters)

Rüstem Mahmud

Irak yerel meclis seçimlerinin sonuçlarına göre Kürt partileri, Irak Anayasası’nın 140. maddesi uyarınca Kürdistan Bölgesi ile merkezi hükümet arasında tartışmalı bölgeler olarak sınıflandırılan dört vilayet olan Kerkük, Musul, Diyala ve Selahaddin’e siyasi ve idari açıdan geri döndü. Ancak bu dönüş, bu partilerin ‘yasama ve siyasi çoğunluk’ açısından arzuladıkları şeye ulaşamadan gerçekleşti. Özellikle son yıllarda Kerkük vilayeti ve onunla birlikte büyük ölçüde Ninova vilayeti, Kürt siyasi güçleri ile Arap mevkidaşları arasında çatışmaya ve yoğun siyasi kutuplaşmaya konu olmuştur.

Kerkük vilayetinde iki ana Kürt partisi (Yurtseverler Birliği ve Kürdistan Demokratik Partisi) il meclisindeki 16 sandalyeden yalnızca 7’sini aldı. Arap partileri 6 sandalye alırken, Türkmen partileri 2 sandalye aldı ve son sandalye ise Hıristiyan kotasına gitti. Bu sonuçlara göre, geçtiğimiz aylarda söz verdiği gibi, kazanan üç Arap listesinden biriyle ittifak kuramadığı takdirde Kürt güçleri Kerkük’e yeni bir vali seçemeyecek. Ancak özellikle de seçim kampanyası boyunca Arap partiler, Kürt partilerinin 2005- 2017 yılları arasında olduğu gibi Kerkük valiliğini kontrol etmelerini engellemek amacıyla birbirleriyle ve Türkmen Cephesi ile ittifak yapma sözü verdikleri için, söz konusu ittifak olası değil.

Öte yandan iki Kürt partisi, kota listelerinden kazananlar ve bağımsız Kürt isimlerle birlikte, her zaman olduğu gibi Ninova vilayetindeki (Musul) sandalyelerin yaklaşık üçte birini, yani 29 sandalyenin 9’unu elinde tutmayı başardı. Bu durum ona siyasi olarak hareket etme ve her biri il meclisinde iki veya üç sandalye kazanmayı başaran yaklaşık altı Arap listesinden oluşan bir ittifaklar ağı oluşturma yeteneği veriyor.

“2005 seçimlerinde Sünni Arapların boykot etmesi nedeniyle Kürt partileri, Kerkük Vilayet Meclisi’nde sandalyelerin çoğunluğunu kazandı”

Ayrıca vilayette birinci sırayı alan koalisyona, eski valinin oğlu Necm Abdul Caburi başkanlık ediyor. Caburi, 2020- 2023 yılları arasında Ninova valisi olarak görev yaptığı süre boyunca Kürt partilerine yakın olan ve onlarla anlayış içinde olan bir isim.

Diyala ve Selahaddin vilayetlerinde iki Kürt partisi ikişer sandalye kazandı. Bununla birlikte özellikle iki vilayetin doğusundaki Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde idari ve güvenlik pozisyonları elde etme istekleri açısından, valilik pozisyonunu devralmak isteyen siyasi harekete eşit olmayı başardılar.

Uzun süreli birikim

Iraklı Kürtler ihtilaflı bölgeleri Irak’taki ulusal davalarının biçimlendirici bir parçası olarak görüyor. Yaklaşık 5 milyon kişinin yaşadığı bu bölgeler arasında, Diyala ve Selahaddin vilayetlerinin doğusu, Kerkük vilayetinin tamamı ve Ninova vilayetinin kuzeyi ve batısı yer alıyor. Bu bölgeler ayrıca, her zaman Kürt milliyetçi hareketi ile Irak’ı yöneten ardışık rejimler arasındaki çatışmanın özü olmuştur. Kürtlere göre 1991’de özerk bir bölge elde etmek, Kürt partileri açısından hikâyenin yarısıydı. Çünkü eski Irak rejimi, yukarıda bahsi geçen ve yıllardır Kürt siyasi güçlerinin ifadesiyle Araplaştırma ve demografik mühendislik süreçlerine maruz kalan diğer bölgelerin Kürt kimliğini tanımayı reddederek, yalnızca şu anda Kürdistan bölgesini oluşturan üç Kürt vilayeti olan Erbil, Dohuk ve Süleymaniye’den geri çekildi.

sdever
Bir adam, 18 Aralık’ta Kerkük’te oy kullandıktan sonra mürekkepli parmağını kaldırıyor (Reuters)

Sorun, eski rejimin 2003’te devrilmesiyle, özellikle de 2005’te yeni Irak anayasasının yazılmasıyla aşırı kutuplaşmaya döndü. O dönemde Irak Arap siyasi güçlerinin Kürtlerin Kürt ulusal kimliğine sahip federal bir bölge edinme hakkını tanıma konusunda anlaşmasına rağmen ancak o bölgeye dahil edilmesi gereken alanlar konusunda ciddi bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Kürt siyasi güçleri, Kürt çoğunluğun bulunduğu tüm bölgelerin kendisine dahil edilmesi konusunda ısrar ederken, Arap ve Türkmen muhatapları, eski rejimin 1991’de çekildiği bölgeyi üç vilayet içinde bölgeye dahil olan tek bölge olarak görüyordu.

Irak Anayasası’nın 140. maddesi bir uzlaşma olarak geldi ve bu coğrafyayı, tartışmalı alanlar olarak tanımladı. Ayrıca sorunu, yaygın Araplaştırma politikalarını ortadan kaldıracak bir dizi kararın alınmasından başlayarak, barışçıl mekanizmalara göre çözecek uzun vadeli bir zaman çerçevesine bırakıyor. Madde, dışlanan Kürtleri bölgelerine geri gönderiyor. Orduya alınan Arapları, Kerkük vilayetinin nüfus kayıtlarından çıkararak eski vilayetlerine iade ediyor. Kürtlerin ve Türkmenlerin mülklerinin kamulaştırılmasına ilişkin tüm kararları iptal ediyor ve işe alım yapanların mülk belgelerini inceliyor. Daha sonra tüm bu bölgelerde genel bir nüfus sayımı yapılmasını ve yerel halk arasında idari olarak merkezi hükümete mi yoksa Kürdistan bölgesine mi ait olduklarına karar vermek için genel bir referandum yapılmasını içeriyor.

2005 yılında Sünni Arapların il meclisi seçimlerini boykot etmesi nedeniyle Kürt partileri Kerkük İl Meclisi sandalyelerinin çoğunluğunu, 41 sandalyenin 25’ini kazandı ve o tarihten bu yana vilayette herhangi bir seçim yapılmadı. Aynı şey 2005 yılında Ninova vilayetinde de yaşandı. Ancak aradaki fark 2009 ve 2013 yıllarında yapılan seçimlerde güç dengesinin ayarlanmasıydı. Diyala ve Selahaddin vilayetlerinden de aynı şey yaşandı.

“DEAŞ, 2014 yılında Musul vilayetinin tamamının kontrolünü ele geçirdi. Özgürleştirilmesinin ardından vali, merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki uzlaşmayla atanmıştı.”

Bu uzun dönem boyunca, yani tam yirmi yıl boyunca Kerkük ve Musul vilayetleri, her iki vilayette de valilik mücadelesine dayalı yoğun Kürt- Arap siyasi kutuplaşmasına tanık oldu. Mevcut Irak anayasasına göre vali, yerel yönetimin başı olarak kabul ediliyor. Yerel bütçeyi hazırlamak ve proje ve sektörlere dağıtmak, il meclisinin kararlarını uygulamak ve merkezi yönetim kararlarını uygulamanın yanı sıra, vilayetteki askeri sektörler, üniversiteler ve tüm halka açık yerler dahil olmak üzere kamuya ait tesisleri denetlemek, kamuya açık ve uluslararası etkinliklerde vilayeti temsil etmek gibi geniş yetkilere sahip. Ayrıca kamu görevlilerinin belirli kademelere atanması, üniversite ve enstitülerin kurulmasında da söz sahibi.

2005 yılından bu yana iki ana Kürt partisi (Yurtseverler Birliği ve Kürdistan Demokratik Partisi), Kerkük vilayetini kontrol ediyor, ancak Kürt hegemonyasına karşı yerel protestoların artması ve seçmen kütükleri konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle seçimlerin yapılma ihtimalinin düşmesi üzerine, 2010 yılında Irak’ın eski Cumhurbaşkanı ve Ulusal Birlik lideri Celal Talabani, vilayet içinde yetkileri dağıtacak bir mekanizma bulmayı kabul etti. Öyle ki vali yardımcılığı görevi Arap bileşene verildi, il meclisi başkanı ise Türkmen bileşeninden oldu. Bu durum, bölgede 2017’de bağımsızlık referandumu yapılana kadar böyle kaldı. Merkezi hükümet buna Kerkük vilayeti üzerindeki kontrolü yeniden sağlayarak yanıt verdi. Bu nedenle dönemin Başbakanı Haydar el-İbadi, Kerkük’ün Kürt valisi Necmeddin Kerim’i görevden aldı. Kürtlerin şikâyet ve itirazlarına rağmen yerine vali yardımcısı Rakan el-Caburi, il meclisinin onayı olmadan atandı, daha sonra il meclisi feshedildi ve valinin yetkisi mutlak hale geldi.

scwd
Bir seçim görevlisi, 18 Aralık’ta Kerkük’teki seçim merkezinde bir kadına yardım ediyor (Reuters)

Bu aşamada Irak’taki en önemli Türkmen siyasi gücü ve Türkiye’ye en yakın olan Türkmen Cephesi, Kerkük vilayetindeki ana mevkilerin, her bir bileşen için yüzde 32 oranında olmak üzere, en büyük üç bileşen (Araplar, Kürtler ve Türkmenler) arasında kotalara göre dağıtılmasını ve geriye kalan yüzde 4’lük kısmın ise Süryani- Keldani bileşeninin çocuklarına bırakılmasını öneriyordu. Bu, Kürt güçleri tarafından reddedildi. Çünkü bunu vilayetteki demografik ve siyasi gerçeklerin ihlali ve vilayetteki sandalyelerin çoğunluğuna sahip olan güçlerin anayasal haklarının ortadan kaldırılması olarak değerlendirdiler. Kürt güçleri, bu prensibin Kerkük’ün yanı sıra Diyala, Selahaddin ve Ninova vilayetlerinde aynı anda tüm ihtilaflı bölgelerde genel olması halinde kendileri için kabul edilebilir olacağını söyledi.

“Federal hükümetin Kürtlerin elinde bulunduracağı yerel pozisyonlarla diğer bölgelerden ayrım gözetmeksizin işbirliği yapması, en acil konu.”

Musul vilayetinde de neredeyse benzer bir olay yaşandı. 2005 seçimlerinden sonra Kürt siyasi güçleri Duraid Kashmoula’yı vali ve Kürdistan Demokrat Partisi lideri Hüsrev Goran’ı da yardımcısı olarak atadı. Ancak 2009’daki il meclisi seçimlerine Sünni Arapların yoğun katılımıyla tablo değişti. Kürt partileri il meclisinde çoğunluğu kaybetti. Konsey sandalyelerinin çoğunluğunu kazanan Al Nuceyfi ailesinin liderliğindeki liste, merkezi hükümeti Kürt partileriyle, özellikle de il meclisindeki sandalyelerin üçte birini elinde bulunduran Kürdistan Demokratik Partisi’yle (KDP) siyasi uzlaşma olmadan kurma konusunda ısrar etti. DEAŞ, Musul vilayetinin tamamının kontrolünü 2014’te ele geçirene kadar beş yıl boyunca vilayetin çeşitli bölge ve kurumlarında yolsuzluk ve şiddetli gerginlikler yaşandı. Kurtuluştan sonra vali, merkezi hükümet ile Kürdistan Bölgesel Hükümeti arasındaki uzlaşmayla atandı.

Karmaşık seçenekler

Bu sonuçlara göre bu vilayetlerdeki yerel siyasi/idari koşullar, Kürtlerin buradaki durumu, bunun bölgedeki güvenliğin ve siyasi istikrarın geleceği üzerindeki etkisi ve Irak Anayasası'nın 140. maddesinin uygulanmasına yönelik mekanizmalar üzerindeki etkisiyle ilgili olarak gözlemciler tarafından çeşitli ayrıntılı sorular ortaya koyuldu. 

Peki Kürt güçlerin Kerkük il meclisindeki sandalyelerin yarısından azını kazanması, Kürtlerin il meclisindeki en büyük blok olduğu dikkate alındığında, il meclisi içindeki Arap veya Türkmen bloğuyla ittifak yaparak Kürt bir vali seçmelerine yol açacak mı? Yoksa halk seferberliği, güvenlik kontrolü ve vilayet üzerindeki ekonomik, askeri ve siyasi hegemonya mekanizmaları, Kürtleri valilik pozisyonu için büyük ihtimalle Arap olan bir adayı kabul etmeye zorlamak için mi kullanılacak? Belirtilene göre ikinci olasılık, Kürtlere nüfusun belirgin bir çoğunluğunu oluşturdukları bölgelerde, Çamçemal, Dibs, Kara Hancir banliyölerinde ve şehir merkezinin kuzey mahallelerinde, valinin politika ve davranışlarının rızaya uygun olması koşuluyla idari ve hizmet pozisyonları üstlenerek tazminat ödenmesi karşılığında ortaya koyulacak. Bu durum, Kerkük vilayetindeki Tekaddüm Partisi gibi merkezi, yerel olmayan Sünni siyasi güçlerin desteklediği ve Kürdistan Demokratik Partisi ile mutabakata varılan bir bağlamdır.

Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) lideri ve resmi sözcüsü Saadi Ahmed Bireh, Al-Majalla’ye verdiği röportajda partisinin mevcut pozisyona ilişkin tutumunu, “Rakamlara bakıldığında KYB’nin vilayetteki en büyük siyasi blok olduğu ve demokratik mekanizmalara göre valiyi seçmenin onun hakkı olması gerektiği açıkça görülüyor. KYB, bunun ulusal bir meydan okumaya veya diğer partilere karşı siyasi muhalefete dayanmasını değil, bunun yerine valiliği sessizce ve herkese hizmet eden bir kalkınma stratejisine göre yönetmek isteyen güçlerle açık bir siyasi uzlaşmaya varılmasını tercih ediyor. Ancak Arap ve Türkmen güçlerinin kendi aralarında demir ittifaka gitmesi, Kerkük vilayetini kimseye faydası olmayacak yanlış yollara sürükleyecektir” ifadeleriyle açıkladı.

sdev
Irak Yüksek Seçim Komisyonu Başkanı, 19 Aralık’ta Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Ninova vilayetindeki mevcut duruma değinen Bireh, “Örneğin, Musul’da eski vali Necm el-Cuburi’nin listesinin ilk sıralarda yer almasıyla Kürt güçleri, mutabakata dayalı politikaları sürdürmesi ve valiliğin ve özellikle Sincar ve Ninova Ovası’nda sorunlu bölgelerin ilerlemesi, Musul kentinin ulusal ve dini bir arada yaşama modeline dönüştürülmesi, DEAŞ döneminin ötesine geçilmesi, Musul Barajı meselesi, tarım ve turizm gibi vilayetin stratejik ekonomisine odaklanmak için net bir programı onaylaması koşuluyla vali seçimi konusunda onunla işbirliği yapmaya hazır” dedi.

Başka bir Kürt kaynak ise Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, Kürt güçlerin, özellikle de il meclisi koltuklarının üçte birini elinde bulunduran Ezidi ve Hıristiyan kota koltuklarını işgal edenlerle Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) meclisin kararlarını etkileyebildiğini söyledi. Kaynağa göre KDP, 2009- 2013 yılları arasındaki kutuplaşmaya düşmek istemiyor ve valilik işlerinin en geniş uzlaşma ve oybirliği potansiyeliyle ilerlemesini sabırsızlıkla bekliyor.

Kürt güçleri, özellikle Ninova Ovası, Sincar ve Akra bölgelerinde ‘Kürtlere dengeyi sağlayacak bazı merkezi mevkiler vermek, vali yardımcılığı ve il meclis başkanlığı gibi pozisyonlar vermek, özellikle Ninova Ovası, Sincar ve Akra bölgelerinde ilçe müdürlerini Kürt güçlerinin adayları arasından net bir Kürt çoğunluğuyla atamak ve son olarak Kürt güçleri valiliğin mali ve idari politikalarına dahil etmek olmak üzere üç başlangıç ​​şartına uyması koşuluyla Arap güçlerinin valilik adayına güven oyu vermeye hazır. Aynı durum Kürtlerin kuzey ve doğusunda kapsamlı bölgelere sahip olduğu Diyala ve Selahaddin vilayetleri için de geçerli.

Öte yandan merkezi yetkililerin, özellikle de federal hükümetin, diğer Irak bölgelerinden herhangi bir ayrım gözetmeksizin, Kürt bireylerin sahip olacağı yerel makamlarla işbirliği yapması en acil sorun olmaya devam ediyor. Çünkü bu durum Kürdistan bölgesinin merkezi otorite ve Irak’ın geri kalanıyla olan ilişkisi açısından tüm Irak siyasi sahnesine yansıyacaktır.

*Bu makale  Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
TT

İran'ın pazarlık hamleleri, Gazze anlaşmasının durgun sularını hareketlendiriyor

Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)
Filistinli çocuklar, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında bir çukurun yanında duruyor (AFP)

İran ile yaşanan gerilimler ve Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmaz ortamında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında, önümüzdeki çarşamba gününe ertelenen ve büyük bir merakla beklenen bir görüşme planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yapılması planlanan görüşmenin, Gazze ateşkes anlaşmasındaki çıkmazın aşılması karşılığında İran'a yönelik baskının artırılması konusunda pazarlık içerebileceği ihtimalini göz ardı etmiyorlar.

Amerikan haber sitesi Axios'a göre 19 Şubat'ta yapılması planlanan ve ikinci aşamayı ilerletmesi beklenen Gazze "Barış Konseyi" toplantısı öncesinde, Netanyahu'nun ofisi, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelmesinin beklendiğini belirtti. Açıklamada ayrıca, "İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve bölgedeki İran'ın vekillerine verilen desteğin durdurulmasını içermesi gerektiğine inanılıyor" denildi.

Çarşamba günü yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump'ın Ocak 2025'te göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ve Trump arasında gerçekleşecek yedinci görüşme olacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan, Netanyahu'nun "Barış Konseyi" toplantısından önce Washington'a yaptığı ziyaretin zamanlamasının, "özellikle İran ve Gazze konularında, Washington ve Tel Aviv arasında çoğu noktada varılan anlaşma çerçevesinde" pozisyonların koordinasyonunu yansıttığına inanıyor.

Hassan, özellikle Washington'un "İran'a yapılacak bir saldırının kendi çıkarlarına daha büyük zarar vereceğinin farkına vardığı ve bunun Netanyahu için kabul edilemez göründüğü" göz önüne alındığında, iki konunun geleceğiyle ilgili "uzlaşma" olasılığına işaret etti.  

Filistinli siyasi analist Ayman al-Raqab, "uzlaşmanın mümkün olduğunu" ve Trump'ın "İran ve Gazze'nin birbirine bağlı meseleleri konusunda bir koordinasyon sağlamak isteyebileceğini ve birçok Amerikalı elçiyle, en son Steve Wittkoff ile görüşen ve başta uluslararası istikrar gücü, Hamas'ın silahsızlandırılması, yeniden yapılanma ve İsrail'in çekilmesi olmak üzere çetrefilli konuları ele alan Netanyahu ile meseleleri sonuçlandırmak isteyebileceğini" değerlendiriyor.

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında yıkılmış evler (AFP)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ise dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı telefon görüşmesinde, "ABD başkanının planının ikinci aşamasının gereklerini yerine getirmek için çalışmanın gerekliliğini" vurgulayarak, "Mısır'ın Barış Konseyi'ne desteğini" belirtti.

Abdulati, "Mısır'ın Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi'nin çalışmalarına tam desteğini" yineleyerek, bunun nüfusun günlük işlerini yönetmeyi amaçlayan ve Filistin Yönetimi'nin Şeritteki tüm sorumluluklarını yeniden üstlenmesinin yolunu açan geçici bir çerçeve olduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı, "ateşkesi izlemek, Gazze Şeridi'ne insani yardım ve kurtarma desteği sağlamaya devam etmek ve erken toparlanma ile yeniden yapılanmanın yolunu açmak için uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasının acil gerekliliğini" vurguladı.

Hassan, "Mısır, Gazze anlaşmasının tam olarak uygulanmasına bağlıdır ve gerek Barış Konseyi ve ona katılımı yoluyla gerekse uluslararası ortaklarla yapılan görüşmeler ve toplantılar yoluyla bu sürecin tamamlanmasını desteklemek için her cephede çalışmaktadır" dedi. Al-Raqab, Gazze anlaşmasının kalan konularının "barış sürecinin ilerlemesi için son derece önemli" olduğunu belirterek, İsrail'in "anlaşmada ilerlemenin önüne çok sayıda engel koyduğunu ve Trump ile Netanyahu arasındaki görüşmenin bu konuda çok önemli olacağını" ifade etti.


Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.