Gazze savaşını sona erdirmek için önerilen çözüm: Teknokrat bir hükümet

Hamas'ın nispeten desteklediği ve El-Fetih'in de kabul ettiği Mısır'ın teklifi, İsrail'in taviz vereceğine işaret ediyor.

Mısır, Gazze'deki sivillere nefes alma şansı vermeye çalışıyor. (AFP)
Mısır, Gazze'deki sivillere nefes alma şansı vermeye çalışıyor. (AFP)
TT

Gazze savaşını sona erdirmek için önerilen çözüm: Teknokrat bir hükümet

Mısır, Gazze'deki sivillere nefes alma şansı vermeye çalışıyor. (AFP)
Mısır, Gazze'deki sivillere nefes alma şansı vermeye çalışıyor. (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşa ilişkin hedeflerini yumuşatarak son açıklamasında ‘Hamas yönetiminin devrilmesi gerektiğini’ söylemekle yetindi. Oysa daha önce hep hareketi ortadan kaldırmak ve yok etmek istediğini söylüyordu.

Netanyahu'nun açıklamaları, Mısır istihbaratının Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek için üç aşamalı bir vizyon önerdiği yönündeki haberlerle örtüşüyor. Mısır istihbaratı konuyu Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve İslami Cihad hareketinin lideri Ziyad en-Nehhale ile görüştü. Bu görüşme Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın savaşın bitiminden sonra Gazze'nin yönetimini tartışmak üzere Ramallah'ta yaptığı toplantıyla da aynı zamana denk geldi. Toplantının ardından Sullivan, "Filistin Yönetimi'nin Şeridi yönetecek üyelere sahip olmasını sağlayacak şekilde Gazze'deki yönetim konusunu tartıştık" dedi.

Mısır'ın vizyonu, Gazze'yi yönetecek teknokrat bir hükümetin kurulmasını sağlayacak geçici bir insani ateşkesi, ardından savaşın kapsamlı bir şekilde durdurulmasını, askeri araçların geri çekilmesini, yerinden edilenlerin geri dönüşünü ve çatışan taraflar arasında kapsamlı bir değişim anlaşması yapılmasını içeriyor. Bu vizyonda önemli olan Gazze'yi yönetecek teknokratik bir hükümetin kurulmasıdır, bu da Hamas hareketinin Gazze Şeridi'ni kontrol etme sahnesinde nispeten eksik kaldığı anlamına geliyor. Bu, Netanyahu'nun propagandasını yaptığı şeyin aynısıdır ve ABD önerileriyle de örtüşmektedir.

Hamas ve hükümeti hakkında geçmiş bilgiler

Hamas hareketi ile Gazze hükümeti arasında büyük bir fark var: Birincisi askeri kanadı olan siyasi bir grup olarak görülüyor, ikincisi ise halkla doğrudan bağlantısı olan sivil bakanlıkların denetiminden sorumlu idari organlar olarak görülüyor.

Aralarında da bir bağ var: Hamas hareketi 2006'da parlamento seçimlerini kazanıp Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirdiğinde üyelerinden oluşan bir hükümet kurdu, ancak 2014'teki Filistin uzlaşma anlaşmasından sonra hükümeti tamamen feshetti.

2017'de Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetimini devralması gerekiyordu ancak siyasi anlaşmazlıklar bu konuyu sekteye uğrattı. Bu durum, Hamas'ı veya bazı hükümet kurumlarını Gazze Şeridi'ni ele geçirmek için geçici bir yönetim kurmaya sevk etti ve buna ‘Gazze Hükümeti’ adı verildi.

Hamas defalarca hareketle hükümet arasında büyük bir fark olduğunu iddia etti, ancak İsrail, birçok ülke ve hatta Filistin Yönetimi aralarında net bir bağlantı olduğunu ve birbirlerine hizmet ettiklerini iddia etti.

En iyi çözüm

Her halükarda teknokrat bir hükümetin kurulması, siyasi gözlemcilerin tüm tarafları tatmin edeceğine inandığı bir çözüm. İsrail, Hamas'ı iktidardan uzaklaştırma hedefine ulaşırken hareket de kendi seçeceği temsilcilerle bu hükümete katılabiliyor.

Teknokratik yönetim, karar vericilerin siyasi eğilimlerine göre değil tecrübelerine göre seçilmesi anlamına gelir ve bu sistem devletin belirli sektörlerde geliştirilmesinden ve tüm fonksiyonların işletilmesinden sorumlu olduğundan genellikle toplumsal sorunların çözümü görevini üstlenir.

İnsanlar için önemi

Şu an Gazze'yi siyasetten uzak teknokrat hükümetin yönetmesi düşünülüyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre hükümet stratejilerini hazırlayan araştırmacı Mazin el-Acle, konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Savaştan sonra Gazze'yi yönetecek tarafın omuzlarında çok büyük dosyalar olacak. Dünya ülkeleriyle çizgisinin iyi olması gerekiyor. Gazze'deki yıkımı herkes gördü. Yeniden yapılanma fikri kolay bir iş değil. Dünyanın buna müdahale etmesi gerekiyor. Dolayısıyla teknokratik bir hükümet bu görevi yerine getirmeye daha yakındır. Profesyoneldir, kabul görebilir. Bunu başarabilir. Siyasi yönetimlerin bu dosyayı üstlenmesi zor. Yerinden edilenlerin büyüklüğü ve yıkım göz önüne alındığında, savaştan sonra insanları barındırmak zor. Gazze'nin altyapıya, kanalizasyon ağlarına, elektrik hatlarına, iletişim malzemelerine ve yeniden yapılanmaya ihtiyacı var ve bu teknokrat bir hükümet için kolay olabilir. Uzun bir istikrar dönemini hak eden Gazze'deki insanlar politikacılardan bıkmış durumda ve insanlarla başa çıkmak için fırsatlar ve alternatifler bulabilecekleri yeni bir yön ve teknokratlar istiyor. Büyük sorunlar dünyanın onayı olmadan çözülmeyecektir. Gazze hükümeti ve Filistin Yönetimi'ndeki çalışanlarla ilgili olarak bunlar revize edilecek. İki hükümet kurumundan kişiler seçilecek ve Gazze'nin dizginlerini devralmaktan sorumlu yeni bir resmi organ oluşturulacak.”

Ön onaylama

Siyasete dönecek olursak; İsrail Kanal 13 Televizyonu, adı açıklanmayan bir İsrailli yetkilinin, Mısır'ın önerisini incelediklerini söylediğini aktardı. Özellikle Tel Aviv'in Hamas ve Filistin Yönetimi'nin Gazze'ye dönüşünü reddetmesiyle tutarlı olması nedeniyle bu konunun Savaş Konseyi toplantısında görüşülmesi bekleniyor.

İsrail Yayın Kurumu Kan, teknokrat hükümet teklifinin üzerinde çalışıldığını bildirdi. Tel Aviv'in Filistin Otoritesi’nin Gazze'yi yönetmeye geri dönmesini reddetmesiyle tutarlı olduğu ve Hamas'ın iktidarda olmamasını sağladığı için bu hükümet önerisi için ön onayın olduğu görülüyor. Dolayısıyla Mısır planı İsrail'in fiili teslimiyetine yönelik bir plandır.

Hamas karşı çıkmıyor

Hamas siyasi büro üyesi Hüsam Bedran şu açıklamada bulundu:

“Biz sadece savaşmak istediğimiz için savaşmıyoruz. Biz sıfır sonuçlu bir oyunun destekçisi değiliz. Savaşın bitmesini istiyoruz. Filistin Kurtuluş Örgütü'nün tüm Filistinli grupları içermesi gerektiğini her zaman söyledik ve onlara katılmak istiyoruz. Bu, uluslararası toplumla, özellikle de Hamas'la çalışmaktan çekinen Avrupa ülkeleriyle görüşmeleri kolaylaştıracaktır. Gazze halkına yardım sağlamak ve Şeridi yeniden inşa etmek için gereken büyük sorumlulukları üstlenebilecek kapasiteye sahip bir Filistin teknokrat hükümetinin kurulmasını tercih ediyoruz. Bu hükümet, ulusal fikir birliğiyle oluşturulmalıdır. Batılı algılardan uzak, Filistin'in iç çözümlerine dayalı hiçbir algıyı görüşmeye karşı değiliz.”

Otorite tarafından desteklenen yeni bir dönüm noktası

Hamas liderinin açıklaması, özellikle Başbakan Muhammed Iştiyye de dahil olmak üzere Filistin Otoritesi ile yapılan müzakerelerin ardından geldiği için yeni bir dönüm noktasını temsil ediyor. Bedran, “En iyi senaryo Hamas'ın FKÖ'ye ortak olmasıdır, bu da yeni bir geleceğin kurulmasına yardımcı olacaktır” dedi.

El-Fetih hareketinden Eymen er-Rakab şunları söyledi:

“Hamas hareketiyle son tur diyaloglarda Mısır, siyasetle hiçbir ilgisi olmayan teknokrat bir hükümet kurma fikrini ortaya koydu. Bu hükümetin görevleri seçimleri düzenlemek ve Gazze Şeridi'ni yeniden inşa etmekle sınırlı. Mevcut vizyon, teknokrat hükümetin Filistin'deki duruma yeniden hayat verme görevini üstlenmesi yönünde. Biz bunu onaylıyoruz.”

İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü Baş Araştırmacısı Yohanan Tzurev, teknokratik bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir sorun olmadığı görüşünde. Zira Tel Aviv'in asıl hedefi Hamas'ı iktidardan uzaklaştırmak. Teklif, Gazze'nin yeniden inşasının hızlandırılmasına ve savaşın her iki taraf için de en az kayıpla sona ermesine yardımcı olabilir.



Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
TT

Libya’daki güvenlik sorunları ABD girişimini hızlandırır mı, yoksa engeller mi?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Libya krizindeki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı son oturumdan (BM Güvenlik Konseyi)

Libya’da bölünmüş ülkeyi birleştirmeye yönelik ‘ABD girişiminin’ akıbeti, batıdaki Zaviye kentinde yaşanan güvenlik sorunları ve doğudaki Bingazi’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin öldürülmesinin ardından yeniden gündeme geldi.

Zaviye’de silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalar nedeniyle kanlı olaylar yaşanmıştı. Çatışmalarda, kentteki petrol rafinerisini hedef almak üzere insansız hava araçları (İHA) da kullanılmıştı. Öte yandan Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) Askeri İstihbarat Müdürü Tümgeneral Fevzi el-Mansuri, Bingazi’de aracına düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

 ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)
ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos (AFP)

Soru şu: Sahadaki bu gelişmeler, ABD Başkanı’nın Afrika ve Ortadoğu işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği ‘ABD girişimini’ sekteye uğratıp başarısızlığa mı sürükleyecek? Yoksa giderek tırmanan güvenlik kaosunu kontrol altına almak için ‘tek çözüm’ olarak görülen girişimin hızlandırılmasına ve hayata geçirilmesine mi yol açacak?

Libyalı siyasi analist Hüsameddin el-Abdali’ye göre, ülkenin doğusu ve batısında eş zamanlı olarak tırmanan şiddet, girişimi engellemeye çalışan iç ve dış aktörlerin çabalarını yansıtıyor. Bunun nedeni, ya ABD’nin girişimin hamisi olarak oynadığı role duyulan güvensizlik ya da girişimin kabul edilmesi halinde bu aktörlerin ülkedeki çıkarlarını koruyacak güvencelerin bulunmaması.

Abdali, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, girişimin dayandığı iki gücün nüfuz bölgelerinde yaşanan güvenlik ihlallerinin, bu aktörleri söz konusu sorunlarla ilgilenmeye zorlayacağını ve dolayısıyla girişimin onaylanmasının geçici olarak ertelenmesine yol açacağını söyledi. Söz konusu iki güç, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO ile Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH).

Abdali, değerlendirmesini UBH Savunma Bakanlığının açıklamasına dayandırıyor. Bakanlık, Zaviye’deki tesislerin hedef alınmasını ‘dış güçler tarafından desteklenen sistematik bir düşmanca eylem’ olarak nitelendirmişti.

Boulos ise Libya’daki bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Girişim, ‘seçimlere götürecek birleşik bir yürütme otoritesi oluşturulmasını’ öngörüyor. Siyasi çevrelerde dolaşan bilgilere göre öneri, Dibeybe’nin başbakanlık görevini sürdürmesini, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı görevini üstlenmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (UBH)

Abdali, Zaviye’deki silahlı grupların amacının ‘Dibeybe ve hükümetini kademeli olarak zayıflatmaya devam etmek ve hükümetin meşruiyetini ortadan kaldırmak’ olduğunu düşünüyor. Bunun da girişimdeki temel aktörlerden birinin devre dışı bırakılması anlamına geleceğine dikkat çeken Abdali, yakıt ve elektrik krizinin devam etmesi, dolar kurunun yükselmesi ve özellikle bu olaylarla eş zamanlı olarak Merkez Bankası Başkanı’nın istifa etmesinin ardından halkın UBH’ye yönelik öfkesinin arttığını belirtti.

Libya, yıllardır iki hükümet arasındaki bölünmüşlüğü yaşıyor. Bunlardan ilki UBH olurken, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve Usame Hammad’ın başkanlığını yaptığı, ülkenin doğusu ile güneyin bazı bölgelerini yöneten ve LUO’nun desteğini alan hükümet.

Buna karşılık Libya Güvenlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Eşref Abdullah, eş zamanlı yaşanmış olsalar da ‘farklı olaylar arasında fiili bir bağlantı bulunmadığını’ savunuyor. Abdullah, gelişmelerin ‘ülkede güvenliği sağlayacak birleşik bir hükümet ile birleşik askeri kurumların oluşturulması açısından ideal çözüm’ olarak görülen ABD girişiminin hızlandırılmasına yol açmasını bekliyor.

Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Zaviye’deki gerilimlerin ‘silahlı grupların kaçakçılıktan elde edilen gelirler üzerindeki rekabeti nedeniyle’ artık olağan hale geldiğini belirtti. Son iki yılda 23 silahlı çatışmanın kayda geçtiğini ifade eden Abdullah, bu kez tehlikeli gelişmenin İHA’ların çatışma sahasına dahil olması ve enerji ile elektrik tesislerini hedef almak üzere kullanılması olduğunu söyledi.

Abdullah, Boulos’un, ‘mevcut karışıklıkların, girişiminden dışlanmayı reddeden tarafların verdiği mesajlar olduğu, seçtiği aktörlerin yeterli olmadığı ve bu nedenle girişimi değiştirmesi ya da müzakerelerin tamamını ertelemesi gerektiği’ yönündeki mesajlara itibar etmesini beklemediğini belirtti.

Boulos ise daha önce Zaviye ve Bingazi’deki şiddet olaylarından duyduğu endişeyi dile getirerek, tekrarlanan bu saldırıların, halka güvenlik ve koruma sağlayabilecek birleşik ve profesyonel askeri kurumlara duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etmişti.

LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)
LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (AFP)

Libyalı siyasi aktivist Hüsam el-Kamati ise girişime ilişkin görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlamasını bekliyor. Kamati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde Trablus ve Bingazi’ye gerçekleştirdiği ziyaretin, Libya’daki tarafların girişime ilişkin tutumlarını harekete geçirme çabası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi. Kamati’ye göre son dönemde yaşanan güvenlik sorunları, ‘girişimin başıboş silahlı grupların faaliyetlerine son vermeyi hedeflediği’ fikrinin öne çıkarılması yoluyla anlaşmanın önünü açacak bir katalizöre dönüşebilir.

Zaviye ve Trablus’ta yaşanan gelişmeler nedeniyle Dibeybe’nin müzakerelerdeki konumunun zayıflayabileceği yönündeki değerlendirmelere katılan Kamati, buna karşın Mansuri gibi üst düzey bir ismin öldürülmesinin daha ağır bir darbe olduğunu belirtti. Kamati, bunun, 10 yılı aşkın süredir öne çıkarılan doğu bölgesindeki istikrar varsayımını sarstığını ifade etti. Ayrıca ‘girişimin hem Trablus hem de Bingazi’de durumun istikrara kavuşmasına dayandığını’ vurguladı.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise farklı bir değerlendirme yaptı. Mahfuz, “Girişim, etkin güçler arasında iktidarın paylaşımı ve seçim yasaları konusunda anlaşmazlıkların sürmesi nedeniyle zaten ciddi bir tıkanma sürecinden geçiyor” dedi.

Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Son dönemdeki gerilimler, devleti ekonomi, siyaset ve güvenlik açısından yönetmekte başarısız olan yönetimlere yeniden meşruiyet ve iktidar için bir fırsat verilmesinin mümkün olmadığını savunanların sesini güçlendirdi” ifadesini kullandı. Mahfuz, girişimin ‘mevcut ittifakları, özellikle de ülkenin batısındaki ittifakları zayıflattığını’ belirterek, “Her taraf, hükümetin tutumundan bağımsız olarak kendi çıkarlarının peşine düşmeye başladı. Zira hükümet, kendisine bağlı herhangi bir silahlı oluşum için açık güvenceler olmaksızın müzakereleri tek başına yürütüyor. Bu nedenle herkes kendi başına hareket etmeye başladı. Bunun en açık örneği de Zaviye’de son dönemde yaşanan olaylarda görüldü” değerlendirmesinde bulundu.


Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
TT

Lübnan: Ensar'a düzenlenen şiddetli İsrail saldırılarında 7 ölü ve 3 yaralı olurken, Ali Tahir bölgesi fosfor bombalarıyla vuruldu

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye bölgesinden çekilen fotoğrafta, Ali Tahir bölgesindeki tepeleri hedef alan İsrail hava saldırılarının ardından yükselen duman, (AFP)

İsrail savaş uçakları bugün sabaha karşı Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir tepelerini fosfor bombaları kullanarak hava saldırıları ve topçu atışlarıyla hedef aldı.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığına göre, İsrail savaş uçakları sabaha karşı gerilim bölgesinden kilometrelerce uzakta bulunan Nebatiye ilçesindeki Ensar beldesinde bir sivil evi vurdu. Saldırı sonucunda ev tamamen yıkılırken, 7 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi de yaralandı.

Olayın ardından ambulanslar ve sivil savunma ekipleri hızla hedef bölgeye sevk edilerek enkaz altında kalanları çıkarma çalışmaları başlatıldı; kurtarma faaliyetleri halen devam ediyor.

İsrail savaş uçakları ayrıca Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye el-Fevka beldesinin çevresine saldırı düzenleyerek, eski Sabah Lisesi’nin arkasında bulunan bir evi hedef aldı.

Topçu atışları İklim el-Tuffah bölgesindeki Cebel el-Rafi tepelerini ve Nebatiye bölgesindeki Debşe dağlarını da vurdu.

Öte yandan İsrail ordusu Bint Cubeyl'deki bazı evleri havaya uçururken, güney Lübnan'daki Kinin- Saf el-Hava yolunu da makineli silahlarla hedef alındığı bildirildi.


BAE’den açıklama: ADNOC, gemilerinden biri Hürmüz Boğazı'nda saldırıya uğradı

Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) binası (ADNOC web sitesi)
Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) binası (ADNOC web sitesi)
TT

BAE’den açıklama: ADNOC, gemilerinden biri Hürmüz Boğazı'nda saldırıya uğradı

Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) binası (ADNOC web sitesi)
Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) binası (ADNOC web sitesi)

Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC), gemilerinden birinin dün Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında saldırıya uğradığını açıkladı.

ADNOC, olayda herhangi bir yaralanma bildirilmediğini ve durumun şu anda kontrol altında olduğunu açıkladı. Daha önce de şirkete ait iki geminin perşembe akşamı Hürmüz Boğazı'ndan geçerken saldırıya uğradığı, ancak olaylarda yaralanan olmadığı bildirilmişti.

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanlığı ise söz konusu saldırıyı şiddetle kınayarak reddettiğini belirtti. Bakanlık, bu eylemin deniz serbestliğini vurgulayan ve ticari gemilerin hedef alınmasını ya da uluslararası deniz geçiş yollarının engellenmesini reddeden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2817 sayılı kararının açık bir ihlali olduğunu vurguladı.